Ve yine bir başka araştırma yapıp bu yazıyı buldum gerçkten çok kapsamlı bir konu Maria Puder tebrikler yani resmen şuan karma karışık oldu beynim
Her şeyden önce Osmanlı, Hiç bir zaman ve hiçbir şart altında, İslam Hukuku’ndan kopup, başka bir kaynağa yönelmemiştir. İslam’ın yasakladığı bir saltanat sistemini sürdürmüş olsa da, bu uygulamanın, İslam Fıkhındaki azami karşılığı ‘Fıska girmek’ ten öteye geçmez..
Bu durumda, O’nun Müslüman olama vasfı devam eder.
Osmanlı’nın her vilayetinde icra-i faaliyet gösteren Şeriat Mahkemeleri mevcuttu.
Bu mahkemeler, Şeriata mugayir her hangi bir fiilin vukuu durumunda veya böyle bir fiilin ihbarı yapıldığında harekete geçer ve gereken yargılamayı İslam Şeriatına göre yapar, ülkedeki dirlik ve düzenin, Allah’ın Şeriatına göre sağlamış olurlardı…
Dolayısı ile Osmanlı, bu mahkemeler eli ile toplumun -Allah’ın dinine uyması- hususunda ciddi bir denetlemeye sahipti! Bu mahkemelerin varlığı bile tek başına Osmanlı’nın hangi renkte olduğunu gayet net olarak ortada koyarken, artık Osmanlıya yakıştıracak başka bir sıfat aramanın gereği var mıdır?
Ve bilindiği üzere, daha sonra bu mahkemeler, Sekülerist sistemi kuran kesim tarafından, 4 Ekim 1926 günü tamamen ortadan kaldırılmıştı!
‘İmparatorluk’ ifadesi etimolojik olarak ‘Emperyalist, sömürgeci’ anlamlarına da gelir.
‘Yayılımcı ve sömürgeci’ ülkeler için kullanılan bu ifadeyi Batı’lılar Osmanlı için de ısrarla kullanmaya çalışırlar..
Batılı Emperyalistlerin bir yakıştırması olan ‘Osmanlı İmparatorluğu’ ifadesini, bizde aksi yönde ve ısrarla Osmanlı için kullanmıyoruz, kullanmayacağız!
Osmanlının kendisi, kendi için kullana geldiği ‘Osmanlı Devleti Aliyesi’ ifadesini tercih etmekten bir beis görmüyoruz. Zira Osmanlı, çağdaşları gibi hiçbir zaman ‘sömürgeci’ olmamıştır. “Yeryüzünde fitneyi bitirip, dini yalnızca Allah’a has kılmaya…” çalışarak, Üç kıtayı İslam’ın nurlu yoluna açmaktan başka bir emeli olmamıştır.
Osmanlı, bazı hata ve eksiklerine rağmen, ‘İslami Ümmet’ çizgisini sürekli muhafaza ederek; bütün ırk ve kavimleri bu potanın içinde eritip; ‘İslam Milleti’ olabilmenin tarihi güzel örneklerini vermiştir.
Batı hayranı ve taklitçisi yalancı tarihçiler ne derse desin; İslami temelde, hataları ve eksikleri hizmetlerinin yanında çok cüz-i kalmış olan Osmanlı, Kuran’a ve Şeriat-ı Ğarra’ya bağlılığı ve özellikle Ümmet’e Hamiliği ile son devrin en büyük ve en yiğit İslam Devleti olmuştur.
Bu gün şayet Osmanlı ayakta olsaydı, bu Batı’lı Harami’lerin Ümmetin topraklarında, Ümmetin namusunu böyle pay-ı mal etmeleri, Ümmet coğrafyasını böyle kan deryasına çevirmeleri mümkün müydü?
Bırakın bunları yapmayı, acaba söz konusu Batılı bu haramiler, ‘bu bölgeye gelmeyi’ dahi akıllarında geçirebilirler miydi?!
…
Nihai olarak, Hiçbir zaman ve hiçbir şart altında yasalarını İslam dışı bir kaynaktan almamış ve tek yasama kaynağı ‘İslam’ın kendisi’ olan ve asırlarca İslam’ın ve Müslümanların hamiliğini yapmış olan
Osmanlı, gayet net olarak İslam Devletidir.