Yaşamın güzellikleri yanında zor yanları da var şüphesiz. Yakınlarımızla ilişkilerimiz, çalıştığımız işle ve oradaki insanlarla ilişkiler, büyükşehirlerde yaşayanlar için trafik karmaşası, yapmak zorunda hissettiklerimiz, bize öğretilen ‘sen sınırlısın’ inanç sisteminin günlük yaşamdaki binlerce karşılığı ve toplumdan sürekli akan dengeden çıkmış duygular, bazen insanı çok zorlayabiliyor.
Bir de yaşamdaki bütün bu çılgınlığı sorguluyorsanız, bu karmaşa sizi daha da yoracak bir hal alabiliyor. İşte bu durumda şu olası seçimler yapılabilir; tüm bunları gerçekten yaratan bensem bunun sorumluluğunu almalıyım ve kendime ve yaşamıma bakmalıyım ya da bütün bunları ben yaratıyor olamam, dünyada başkaları da var ve onların bilinçleri de bu hikayenin parçası ve dolayısıyla hepsi bana ait olamaz.
İkinci olası seçim, bir yanıyla doğru, bir yanıyla değildir. İnsan tam bir sorumluluk alıp, kendi hikayemi ben yaratıyorum deyip, başına gelen her deneyimde, o deneyimi nasıl yarattığını görüp sorumluluk alarak yoluna devam ederse, zamanla hangisi ona ait, hangisi değil çok kolaylıkla anlayabileceği bir farkındalığa erişebilir. İkinci olasılıktaki gibi, bazı şeyler için sorumluluk alıp, hoşuna gitmeyen taraflar için, bu başkasına ait demeye başlarsa, bireysel yaşamda karmaşa devam eder. Çünkü deneyimdeki uygunluğa kabul verememe, teslim olamama ve dolayısıyla da basitçe ve gerçek farkındalıkla gelecek cevaplara ve çözüme kapalı olma hali yaşanıyor demektir. Bir de azıcık alınan sorumluluk, ruhsal bilgilerle süslenmişse, zamanla hiçbir şey bana ait değile dönüşen bir kapana kısılma durumu ortaya çıkar. Peki bu durumda ne olur?
Bazı durumlarda, kişi kendi kabuğuna çekilip, yaşamdan, insanlardan, yani deneyimden kaçmaya meyil eder. Özünde kendinden kaçmaya çalışır. Kendini bir düzeyde görüyor olsa da, bu kadarı da benim olamaz deyip, yaşamdan ve insanlardan kopmaya başlar.Tam sorumluluk almayınca, şeyleri bırakmak ve değişime, dönüşüme açık olmak zorlaşabilir. İşte bu noktada, kişinin yaşamının yaratıcısı olduğunu deneyimlemesini sağlayacak olan seçimler yapmasının önü kapanmış olur. Seçim yapılmadığı için, yaş***** girebilecek yeni potansiyeller, örneğin yeni iş potansiyelleri, yeni insanlar, yeni fırsatlar gerçekliğe akacak aralığı bulamaz. Son noktada, insanın sıkışıp kalmasına, hareket edememesine ve yaşamın güzelliğini yaşayamamasına sebep olur.
Sorumluluktan kaçmak, bazı durumlarda biraz daha uç sonuçlara neden olabilir. Örneğin, çok zor diye tabir edebileceğimiz deneyimler yaşandığı zaman -ki hakikaten bu tür deneyimler insanı acıtabilir- deneyimin yaşandığı insana ya da deneyimle ilgisi olmayan başka insanlara, suçu atmak ve dram yaratmak şekline de dönüşebilir. Ve bazen sorumluluk almak öylesine zor olabilir ki, tüm problem diğer insanınmış diye düşünme yanılgısına düşülebilinir. İşte bu noktada yapılan, insanın kendisiyle olan ilişkisini başkalarının üzerinden yaşamasıdır. Ve sorumluluk alındığı yanılgısıyla, tam olarak sorumluluktan kaçma halidir.
Bunu yapan insanlar, günlük yaşamda bolca var. İster uyanış yaşıyor olsun, ister olmasın, kendisiyle ilişkisini ve yaşamdan yansıyan zor deneyimlerin acısını, başkalarının üzerinden yaşayan insanlar her yerde mevcut. Ailelerimizde, arkadaşlarımızda, işyerinde, sokakta, kısacası yaşamda her yerde görmek mümkün, öyle değil mi? Bunun biraz daha tehlikeli olanı, insanın ruhsal bilgiyle bu davranışa haklı sebepler yaratması ve davranışlarını fark edemeyeceği, kendisini göremeyeceği bir noktaya taşımasıdır. İnsanlara canının istediği gibi davranabileceği yanılgısına düşmesidir. Bunun adına da ‘özgürleşme ya da uyanış’ demesidir.
Bireysel yaşamımda hep söylediğim gibi, kıymetli olan önce ‘insan olmaktır’. Bir insana güzel insan, sevgi dolu ve şefkatli insan demek için, uyanış yaşıyor olması gerekmiyor. Yaşamıma baktığımda, ister fiziksel kan bağı olsun, ister olmasın, benimle koşulsuzca sevgisini ve desteğini paylaşmış olan çok güzel insanlar tanıdığımı görüyorum. Zaman zaman bu insanlarla sorunlar yaşamadım anl***** gelmesin, yaşadım. Ama içlerindeki sevgi ve şefkat hiçbir zaman kaybolmuyordu. Bu anlattığım insanların kendileriyle olan ilişkilerinde sorun yok mu? Hepimizin, tüm insanlığın var. Ama ortak yönleri, kendileriyle ilgili sorunlarını başkalarının üzerinden yaşama meyillerinin az oluşu, sorumluluk alma düzeylerinin yüksek oluşu ve en önemlisi ilişkide olduğu insanın kendisine, deneyimlerine ve seçimlerine saygı duyuyor olmaları.
İşte bana göre, ilişkilerin kolay yaşanmasının anahtarı da bu. Karşılıklı saygı, iyi niyet ve kendi sorumluluğunu alabiliyor olmak. Tanımını yaptığım diğer insanlar ise, ilişkide olunması çok zor insanlar olup, sizi çok zorlayabiliyorlar. Bu noktada insan içinde bir ikilem yaşayabiliyor. Yakın bir bağı olan bu insanla, ilişkiye devam etmeli miyim, ( bu arada ilişkiyi bitirmekle ilgili suçluluk duygusu bolca yaşanıyor olabilir ) yoksa kendimi mi seçmeliyim? Seçim her zaman deneyimleyene ait : ) Bu tür bir ilişkiyi bitirme seçimi, bazen yıllar alabiliyor. Bunda da yanlış bir şey yok aslında. Çünkü insanın o noktaya gelmesi için, kendisiyle ilişkisine farkındalıkla bakması, o insandan neden beslendiğini görebilmesi ve nihai noktada bu insanı yaşamından çıkarabilmesi için, önce kendisiyle ilgili pek çok şeyi bırakması gerektiğini anlaması gerekebiliyor.
Bütün bu paylaşımdan sonra diyorum ki, evet yaşam zor olabilir, özellikle uyanış süreciniz ve dünyada yaşanan bilinç değişimi sizi çok zorluyor olabilir. Ama önce insan olalım ki ‘kamil insan’ olmak kolaylaşsın.
Sevgilerimle..