Toz Kaçtı..!

Konu sahibi son olarak 3168 gün önce görüldü
4m26u.gif


Sana bu kadar ağlamış olan gözlerimin
bi kere de olsa seni görmeye hakkı olmalıydı​
 
Yara bantlarının ulaşamadığı yaralar da vardır.

Nolursa olsun geçmeyen yaralar hemde..
Çok sey istemiyorum aslında sadece biri beni tanısın istiyorum. Sevilmekten cok gectim. Biri beni tanısın. Bir bakışımdan anlasın aslında hiçte iyi olmadığımı. Gülmelerimin öylesine olduğunu. Sadece mutlu görünmek için güldüğümü. Aslında hiçte güçlü olmadığımı görsün. Omzumdaki yüklere yardımcı olsun. Kabuk tutmuş yaralarımı kanatmasın. Hatta onları tamamen kapatsın. Destek olsun istyorum birisi. Gercekten yanımda olsun.
Biride anlasın artık lafla peynir gemisnin yürümiceni. Bende öğrenmeliyim olmucak dualara amin dememeyi.
Öyle biri olsun ki içimden geceni korkmadan söyleyebiliyim. Ve o beni yanlıs anlamasın. Neyi söylemek istediğimi bilsin. Art niyetli olmucamı , aslında tek istediğimin azıcık huzur ve onun iyiliği oldugunu bilmeli.
Belkide cok sey istiyorum.
Bilmiyorum.
Ama en cok insanlar sevgimden korkmasın istiyorum.
Cok sevilmekten korkmasın istiyorum.​
 
Dışarda deli gibi yağmur yağıyor..
Ben sadece pencereden izleyebiliyorum bu yağmuru..
Çünkü biliyorum dışarı çıksam sırf onun sıcaklığı yok diye yanımda üşütüp hasta olucam.
Sonra bi sürü doktor ilac tantana.
Üstelik beni azarlayarak ilac içmemi hatırlatcak biride olmıcak.
Bu yüzden uzaktan izliyorum yağmuru..
Pencereyi açtığımda ki o müthiş toprak kokusu aslında toprak kokusundan fazlası..
Huzur mesela..
Şimdi dışarda binlerce çift yağmura aldırmadan sarmas dolaş geziyolar.
Yağmur onları bizim kadar etkilemez.
Onun derdi bizimle o sadece gözyaşlarımızı saklamak istercesine bizim yüzümüze düşer.
Ben seninle elele ona karşı umursamaz davranmayı tercih ederken sen beni yağmurlar da bir başıma ıslanmaya terkettin..
Bugün yağan yağmur cok sey vurdu yüzüme aslında.
Yanlızlıgımı , terkedilmişliğimi , umutlarımın boşunalıgını , yalanları ..
Ve daha birçok şeyi..
Ruhum yıkansın isterken gözyaşıma karıştı..
Bulut misali ağlıyorum bende hatta yarışıyoruz tabir-i caizse.
Ben hıçkırdıkça yağmur bastırıyor..
Oysa ben ağlamayı bile senin gögüsünde seviyordum.
Sahi öyle bi yer yoktu dimi ?
O da benim hayali ihracatlarımdan biriydi..
Yağmur yağıyor sevdiğim.
Yağmur yağdıkca eksiliyor duygularım.
Yağdıkça daha çok özlüyor seni sol yanım..
 
Eğer sevdiğimiz kişiler bizden çalınmışsa onları yaşatmanın yolu onları sevmeyi bırakmamaktır.
Binalar yanar, insanlar ölür,
ama Gerçek Aşk ölümsüzdür...
 
01rx7.jpg


kadın adamı çok seviyordu...
Yemyeşil ovalarını verdi adama
Yaşam fışkıran.
"Beni seviyor musun?"
"Evet" dedi adam...
Güneşini ayını verdi kadın
Yıldızları taktı bir bir adamın omuzlarına...
"Beni seviyor musun?"
"Tabi" dedi adam...
kadın çağladı
Gürül gürül akan pınarını verdi adama.
"Beni seviyor musun?"
"Elbette" dedi adam...
kadın bağlandı
Yaşam ipini adama verdi.
Bir oldular tek oldular adamla.
"Beni seviyor musun?"
"Biliyorsun" dedi adam...
kadın dağlarını verdi adama
Tırmandılar doruklara.
"Beni seviyor musun?"
Aşağılara baktı adam zirveden.
Başkalarını gördü
Sustu adam...

02vw4.png


Ağladı kadın...
Gözyaşını verdi adama
Almadı adam...
kadın onurunu verdi adama
Şaşırdı adam...
Sordu yine usulca kadın
"Beni mi seviyorsun?"
"Onu da seviyorum seni de" dedi adam...
Sustu kadın...
Verecek bir şeyi kalmadığında...
"Senin yüreğine ihtiyacım var" dedi adam
Başkasını sevebilmek için...
Çıkarıp yüreğini verdi kadın.
Korktu adam...
"Beni sevmiyor musun?" dedi adam.

03kh2.png


Sesi yoktu kadının söyleyemezdi.
Gözleri yoktu kadının ağlayamazdı.
Kalbi yoktukadının sevemezdi.
Onuru yoktu kadının yaşayamazdı...​
 
Harika bir yazı ...


Kocam bir mühendisti.
-
Onunla sakin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sakin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı…

Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sakinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.

İş ilişkiye gelince oldukça içli, hatta aşırı hassas bir kadınım. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdumduymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.

Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum.

Şaşkınlıktan gözleri açılarak ‘niye?’ diye sordu.

‘Gerçekten belli bir sebebi yok’ dedim, ‘sadece yoruldum.’

Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!

Sonunda sordu: ‘seni caydırmak için ne yapabilirim? ‘

Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu.

‘İşte mesele tam da bu’ dedim. ‘Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim. ‘

‘Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hatta ölümüne mal olacak. Bunu benim için yapar mısın?’
Yüzümü dikkatle inceledi ve ‘Sana bunun cevabını yarın vereceğim’ dedi.

Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.

Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı.

‘Sevgilim’ diye başlıyordu,

‘O çiçeği senin için koparmazdım’ Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.

‘Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.’
‘Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.’

‘Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.’

‘<Sadık arkadaşın>ın her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.’

‘Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.’

‘Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin – gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.’

‘Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.’

Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu.

Gözyaşlarım mektuba düşüyordu.

‘Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lütfen kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.’

Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.


Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.

Bu gerçek aşktı.



İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.

Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil… Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz… Ama hep oralarda bir yerdedir.

Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.

Hayat tam da böyle bir şeydir...
 
386qs.gif


Keşke hayat toz pembeden olsaymıştı.
Çünkü arkadaşların arasında kavga olmaz küslük olmazdı.
Şimdilerde güvenebileceğin ne de söz tutan bir arkadaşın olmadığını fark ediyorsun.
Belki hayattım sokakta ip oynayarak veya top oynayarak geçmedi ama insan az da olsa o yılları anımsar gibi özlüyor gibi oluyor.
O zamanlarda insanlar daha bi huzurlu daha bi mutlu yaşıyordu.
Şimdi ki insanlar kendi çıkarları için arkadaşlarını kullanıyor.

HAYAT BÖYLE BİRŞEY DEMEKKİ.​
 
" - Aşk ağır yükler bindirdi küçülen omuzlarıma.. "

İlk vizeleri atlatıp koştum geldim hemen yine net başına.. Geç Kaldım Sanki ;p
= Kan Revan İçindeyim'den bi alıntıyla başladım sana qünlükçük ölümsüz olsun iyice bu şarkı .. =
Neyse asıl konuya dönelim..
Nasıl mutluyum bu aralar bi bilsen =)
ßana değer veren beni kocaman seven aşkımla çok güzel günler geçiriyoruz..

( Aman Rabbim nazarlardan saklasınnn .. )


Özlemi tam anlamıyla bu sene anladım ben şeker..
Eskişehirdeysem Ailemin Özlemi..
İzmirdeysem Arkadaşlarımın Özlemi..
Her Nerede Olursam Olayım Bıtanem'ın Özlemi..
Zormuşsun Be Özlem Hissi Çok Zor..
.. . . . ..​
 
komikask2lu7.jpg

Çok qüzel bi karikatürmüş ya
..
Uyur muyum elini tutmadan ..​
 
Yalnızlığı Çok Seversek,
Bir Gün O'da Çekip Gider'mi ?​
 
92423347.jpg


Seninle yaşlanmak istiyorum. Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyım istiyorum. Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım

Yaşayalım kı, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Sen çok dertlenip, içip, arkadaşlarınla eve gelmelisin. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.

Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim. Güzel günlerimizi, evimizde, bır şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız. Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek... Böylece yaşamalıyız işte.

Sonra çocuğumuz olmalı, düşünsene, senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız. Sen arada mızıkçılık yapmalısın. Ve ben söylenerek sıranı almalıyım. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.

Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden. Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı. Saçlara düşünce aklar ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehırden.

Kavgasız, her sabah gürültüyle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz. Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip, benden kahve istemelisin. Çocuklar gelmeli zıyaretimize, geçmışteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız...

Öyle sevmelisin ki beni, bu yazdıklarım korkutmamalı seni. Tebessümler açtırmalı yüzünde. Bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde, birbirimizi sevmenin gururu olmalı "herşeyde".

CAN YÜCEL​
 
Yaşamın güzellikleri yanında zor yanları da var şüphesiz. Yakınlarımızla ilişkilerimiz, çalıştığımız işle ve oradaki insanlarla ilişkiler, büyükşehirlerde yaşayanlar için trafik karmaşası, yapmak zorunda hissettiklerimiz, bize öğretilen ‘sen sınırlısın’ inanç sisteminin günlük yaşamdaki binlerce karşılığı ve toplumdan sürekli akan dengeden çıkmış duygular, bazen insanı çok zorlayabiliyor.

Bir de yaşamdaki bütün bu çılgınlığı sorguluyorsanız, bu karmaşa sizi daha da yoracak bir hal alabiliyor. İşte bu durumda şu olası seçimler yapılabilir; tüm bunları gerçekten yaratan bensem bunun sorumluluğunu almalıyım ve kendime ve yaşamıma bakmalıyım ya da bütün bunları ben yaratıyor olamam, dünyada başkaları da var ve onların bilinçleri de bu hikayenin parçası ve dolayısıyla hepsi bana ait olamaz.

İkinci olası seçim, bir yanıyla doğru, bir yanıyla değildir. İnsan tam bir sorumluluk alıp, kendi hikayemi ben yaratıyorum deyip, başına gelen her deneyimde, o deneyimi nasıl yarattığını görüp sorumluluk alarak yoluna devam ederse, zamanla hangisi ona ait, hangisi değil çok kolaylıkla anlayabileceği bir farkındalığa erişebilir. İkinci olasılıktaki gibi, bazı şeyler için sorumluluk alıp, hoşuna gitmeyen taraflar için, bu başkasına ait demeye başlarsa, bireysel yaşamda karmaşa devam eder. Çünkü deneyimdeki uygunluğa kabul verememe, teslim olamama ve dolayısıyla da basitçe ve gerçek farkındalıkla gelecek cevaplara ve çözüme kapalı olma hali yaşanıyor demektir. Bir de azıcık alınan sorumluluk, ruhsal bilgilerle süslenmişse, zamanla hiçbir şey bana ait değile dönüşen bir kapana kısılma durumu ortaya çıkar. Peki bu durumda ne olur?

Bazı durumlarda, kişi kendi kabuğuna çekilip, yaşamdan, insanlardan, yani deneyimden kaçmaya meyil eder. Özünde kendinden kaçmaya çalışır. Kendini bir düzeyde görüyor olsa da, bu kadarı da benim olamaz deyip, yaşamdan ve insanlardan kopmaya başlar.Tam sorumluluk almayınca, şeyleri bırakmak ve değişime, dönüşüme açık olmak zorlaşabilir. İşte bu noktada, kişinin yaşamının yaratıcısı olduğunu deneyimlemesini sağlayacak olan seçimler yapmasının önü kapanmış olur. Seçim yapılmadığı için, yaş***** girebilecek yeni potansiyeller, örneğin yeni iş potansiyelleri, yeni insanlar, yeni fırsatlar gerçekliğe akacak aralığı bulamaz. Son noktada, insanın sıkışıp kalmasına, hareket edememesine ve yaşamın güzelliğini yaşayamamasına sebep olur.

Sorumluluktan kaçmak, bazı durumlarda biraz daha uç sonuçlara neden olabilir. Örneğin, çok zor diye tabir edebileceğimiz deneyimler yaşandığı zaman -ki hakikaten bu tür deneyimler insanı acıtabilir- deneyimin yaşandığı insana ya da deneyimle ilgisi olmayan başka insanlara, suçu atmak ve dram yaratmak şekline de dönüşebilir. Ve bazen sorumluluk almak öylesine zor olabilir ki, tüm problem diğer insanınmış diye düşünme yanılgısına düşülebilinir. İşte bu noktada yapılan, insanın kendisiyle olan ilişkisini başkalarının üzerinden yaşamasıdır. Ve sorumluluk alındığı yanılgısıyla, tam olarak sorumluluktan kaçma halidir.

Bunu yapan insanlar, günlük yaşamda bolca var. İster uyanış yaşıyor olsun, ister olmasın, kendisiyle ilişkisini ve yaşamdan yansıyan zor deneyimlerin acısını, başkalarının üzerinden yaşayan insanlar her yerde mevcut. Ailelerimizde, arkadaşlarımızda, işyerinde, sokakta, kısacası yaşamda her yerde görmek mümkün, öyle değil mi? Bunun biraz daha tehlikeli olanı, insanın ruhsal bilgiyle bu davranışa haklı sebepler yaratması ve davranışlarını fark edemeyeceği, kendisini göremeyeceği bir noktaya taşımasıdır. İnsanlara canının istediği gibi davranabileceği yanılgısına düşmesidir. Bunun adına da ‘özgürleşme ya da uyanış’ demesidir.

Bireysel yaşamımda hep söylediğim gibi, kıymetli olan önce ‘insan olmaktır’. Bir insana güzel insan, sevgi dolu ve şefkatli insan demek için, uyanış yaşıyor olması gerekmiyor. Yaşamıma baktığımda, ister fiziksel kan bağı olsun, ister olmasın, benimle koşulsuzca sevgisini ve desteğini paylaşmış olan çok güzel insanlar tanıdığımı görüyorum. Zaman zaman bu insanlarla sorunlar yaşamadım anl***** gelmesin, yaşadım. Ama içlerindeki sevgi ve şefkat hiçbir zaman kaybolmuyordu. Bu anlattığım insanların kendileriyle olan ilişkilerinde sorun yok mu? Hepimizin, tüm insanlığın var. Ama ortak yönleri, kendileriyle ilgili sorunlarını başkalarının üzerinden yaşama meyillerinin az oluşu, sorumluluk alma düzeylerinin yüksek oluşu ve en önemlisi ilişkide olduğu insanın kendisine, deneyimlerine ve seçimlerine saygı duyuyor olmaları.

İşte bana göre, ilişkilerin kolay yaşanmasının anahtarı da bu. Karşılıklı saygı, iyi niyet ve kendi sorumluluğunu alabiliyor olmak. Tanımını yaptığım diğer insanlar ise, ilişkide olunması çok zor insanlar olup, sizi çok zorlayabiliyorlar. Bu noktada insan içinde bir ikilem yaşayabiliyor. Yakın bir bağı olan bu insanla, ilişkiye devam etmeli miyim, ( bu arada ilişkiyi bitirmekle ilgili suçluluk duygusu bolca yaşanıyor olabilir ) yoksa kendimi mi seçmeliyim? Seçim her zaman deneyimleyene ait : ) Bu tür bir ilişkiyi bitirme seçimi, bazen yıllar alabiliyor. Bunda da yanlış bir şey yok aslında. Çünkü insanın o noktaya gelmesi için, kendisiyle ilişkisine farkındalıkla bakması, o insandan neden beslendiğini görebilmesi ve nihai noktada bu insanı yaşamından çıkarabilmesi için, önce kendisiyle ilgili pek çok şeyi bırakması gerektiğini anlaması gerekebiliyor.

Bütün bu paylaşımdan sonra diyorum ki, evet yaşam zor olabilir, özellikle uyanış süreciniz ve dünyada yaşanan bilinç değişimi sizi çok zorluyor olabilir. Ama önce insan olalım ki ‘kamil insan’ olmak kolaylaşsın.

Sevgilerimle..
 
dsdasdo.png


ɢöẕüʍüи öиüи∂єи ɢɨтʍɨγʀ ќღќµи
imagemt8.gif
 
0tumblr_lnm8woVDbW1qezjdpo1_500.gif


Ey gönlümün sol yarısı,
Aklıma koydum seni, aklım almadı,
Kalbime koydum seni, sana doymadı...
 
Gül yüzlülerin kirini gülsuyu kokan gözyaşları alır…

Ve damla damla gül dökülen ellerde gül kokusu kalır.

Tohumu eken bilir
Göz yaşın döken bilir
Gül kadrin diken değil
Çileyi çeken bilir

Ve ey gözyaşım,
Bulutuna sadık yağmurlar gibi gel, ve kadim bir dostu uğurlar gibi git… Bir atımlık mesafede yalnızlığın kurşunlanan coşkusuyla gel, geleceği savaşa mecbur annelerin korkusuyla git… Geceyi içine döken tomurcukların yeşiliyle gel; goncayı açılsın diye bekleyen bülbülün diliyle git…Bülbüller konan dallarda yaprak gibi gel, ve derinlerde bendini yıkan bir ırmak gibi git. Yalınkalem savaşlara meftun acılarla gel, pişmanlık dolu yüreklerden sancılarla git…

Ve ağlamaktan korkma gözüm!..
 
Geri