Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Kendimi Kaybetmek İstiyorum Bu AraLar...
Çünkü Ne Zaman KayboLsam, Kendimi Sende BuLuyorum...
Ya da Sen Gecenin En Koyu SaatLerinden Birinde,
En GüzeL Ses TonunLa Beni Arıyorsun Ve Şu SözLeri MüjdeLiyorsun Bana... "Bendesin"
Hiç mi susmaz iç seslerim..
Susturamadığım dilime inat lal olmuş kelimelerle yazsam sana..
Sevmiştim be..! desem..
Hep mi kör bakar gözlerin..
Hepsi mi yalandı..
Bir ışık görseydim Ah bir dokunabilseydim..!
Yansaydı kanatlarım sonra kül olsaydım..
Kimin umrunda be..!
Sevmiştim ya kime ne..!
Sanane..
Dilim sussa da kalem susmaz ki..
Susmadı işte..
Bak her satırda sen..
Ya da bakma..
Kör olmuş gözlere destan yazsan ne fayda..
Kalbine dinleteyim desem, kalp yok..
Göğüs kafesi başka yare mekan olmuş o yarin..
Yalanım yok be..!
Sevdim seni..
"Hani gitmiştin" deme..
Hiç gitmedim ki..
Kal demeni bekledim..
Yıllanmış bir şarabın,
Sabrının sonunu selamete bağlıyorum beyaz gecelerde..
Ben, seni şuurunu kaybetmiş bir şiirin içinden çağırırken,
Sen, sahte âlemlerin ‘’uçkuruna’’ kurulu aşkların
‘’Üç kuruşluk’’ dünyasından sesleniyorsun bana..
…"Gelmeli miyim?"
Sesimin sol anahtarını kaybettiğimden beri
Sana söylemek istediğim şarkıların
Kapısından dönüyorum.
‘’Hayat’’ adı başlığı altında
Can çekişen bir paragrafın
Açıklayıcısı olan bir dipnot olarak düşürülüyorum
Birbirine aykırı cümlelerin sonuna..
Hıçkırıklarımın, iç’ kırıklarımı bastırdığı beyaz gecelerde
Sırf sen uyanma, sen duyma diye
Eklediğim sahte gülücüklerin
Hesabını veriyorum şimdi mutluluğa…
Oysa sen hep yağmurdun sokağıma
Halbuki din’(le)seydin
Anlatacaktım..
Dökecektim eteğimdeki taşları bir bir sana
Hani şimdi sen yine yoksun ya
Yine sensiz yol alıyorum beyaz bir gecede
Uçsuz bir karanlığa..
Hem de eteğimde ki koca koca taşlarla…
Adının anlamını lügatıma aldığımdan bu yana
Sana nitelenmek için kendini adayan sıfatlarımın
Suratına tükürüyor şimdi kalemim…
Sana artık ne desem
Ne söylemek istesem
Aşkı yokuşa vuruyor cümlelerim..
Şimdi yine beyaz bir gecede
Seni sevmelerde
Fazla mesai yapıyorum.
Cenabet tasvirler üretiyorum şiirlerime..
Ne yazsam, ne söylesem
Anlatım bozukluğu oluyor şimdilerde..
Sensizlik
Nasıl anlatılabilir ki zaten doğru dürüst bir şekilde..
Ey! Olmayacak duamın öznesi...
Sus biraz, dinle beni
Aşkın abdestini gözlerinin yaşından aldığımdan beri
Benden götürdüklerin bir daha dönmedi geri…
Karanlığa bakıp umutlanmak
Şeytana uyup ‘’sevaba’’ girmek gibiydi ‘’seni sevmek’’..
Öylesine zıt, öylesine aykırı işte
Unutma sevgilim!!
Yine beyaz bir gecede
Sözün bittiği yerde
Seni bekliyor olacağım..!
Ağlıyor şehir,
Hırkasında tarifsiz bir koku.
Ellerimde belirsiz parmak izleri…
Sen gitmedin; ben, kendi kendime çıldırdım sevgili!..
Sokaklar her zaman kuduruyordu,
Zaten yoktu eskiden bu yana denizin dibi!..
Sen gitmedin,
Ben, kandırıyorum kendimi…
İnanıyorum desem,
Başın omzumda, saçların derime sızıyor;
Gözlerimden mevsimler atıyor gözlerini;
Dudaklarımdan öpüyor hiç duymadığım bir melodi
Ve dudaklarımın “Dur!” derken giyindiği şekil…
Sesini öpmeye çalışırken yakalıyorum tenimi,
Gölgelerden sal yapıyorum,
Kalışını salarken, çamurlu bir suda gırtlağıma kadar seni özlüyorum…
Geberdiğimi susuyorum,
Son defa kal diyebilmek adına…
Sen gitmesen bile,
İçimden giden bir şey var muhakkak…
Geberdiğimle kalıyorum!..
Ağlıyor şehir,
Şehir gibi ıslanmayan yerlerim çürüyor…
Bekleme, dönmeyeceğim;
Ne var ki artık hep dönüşünü bekliyorum…
Elvedanın son harfi,
İsminden kalkan son gemi gibi dirhem dirhem uzaklaşıyor bedenimden!..
Kimse neden ağladığımı sormuyor!..
“Sana yaklaşsam ölüyorum”
Sahipsiz bir piyano çalıyor uzakta,
Seni çalıyor belki…
Her şeye rağmen sen gitmiyorsun,
Kendimi kandırıyorum!..
Birkaç duvar sıkıştırıyorum resmine,
Ve artık resmin bile titriyor
Ama Sen gitmedin; SEN’im gitti sadece!..
Büyütecek bir şey yok;
Bir çocuğumuz bile
Sen gidemem dersin
!
Şehir yüzsüzlüğünü yutar.
Hayat bitmekten usanır.
İmtihanını sınayan, iliklerine kadar işleyen bağımlıkların
Sustuklarımın melodisi cızırdıyor, kurşun kalemimin ucunda..
Uzuvlarımda susan sabit ses tonun çarptıkça kulaklarıma,
Sen ”gidemem” dersin..
Tabiri caizse, gidersin..!
Anadan doğma umutlarım var benim.
Yokluğuna cismen hükmeden,
Sessizliğini dudaklarında sobeleyen, dudaklarıma öğretecekken kimsesizliği..
Bir ses çıkar gelir:
Sen ”gidemem” dersin.
Tabiri caizse, gidersin..!
Hüznüm kurşun bile geçirmez.
Gözlerine değdikçe,
Eşikten atlıyor tuttuğum yaşlarım..
Yaşlanıyorum sevgilim..
Bunadığımı farzedip aynı şeyleri tekrarlatıyor geçmiş!
Sen ”gidemem” dersin.
Tabiri caizse, gidersin..!
Varlığına sunduğum, en maceralı gözyaşıydı benimkisi.
Konuşmaya hazırlandığımda, genzimi yakıyor vedaların.
Sonra herkes ”ölümden” bahsediyor.
Kanser diyorlar,
Verem diyorlar,
Savaş diyorlar,
Umursamıyorum.
İki elimle kapatıyorum yaşamın dudaklarını, ve ağzından kanayan cümlelerin dökülüyor kulaklarıma; sen ”gidemem” dersin.
Satırlara bağlı bir yaşamı solukluyorum Anne…
Üzerime handikaplar yürüyor büyük harfler görünümünde.
Anne…
Sessiz bir uykudan düşerken düşüme,
İlmeğini sen çekiyorsun kendi ellerinle.
Kaç kez yüzün vurur sensizliğin doğusundan gözlerime
ki görülmemiş yüzünden hayalime düşen “Anneliğin” tırnak içi bir kelime kaldı bende…
Büyüdün Anne…
Büyüdün ve yaşlandın içimde.
Oysa görmüyorsun…
Büyüdüm Anne…
Saklı çekmecemde saklı yaralarım hep adına sanıldı.
Yalandı…
En büyük nefretler en büyük sevgilerin ayak izlerinde mi dolaşırdı ?
İkindiye dönük ağıtlar yakarken dilim
Ağzımda süslenmemiş adını yutuyordu beynim.
Ardına bakmadan gidişinden sonra söyle anne suçlu ben miydim?
Çocukluğumun kelimesizliğinden sana seslenemedim…
Belki biraz bekleseydin gitme derdim…
Şimdi tüm kelimelerim ağzımda.
Gel demicem..!
Oyunlarıma inat terk edilişler büyütürken sol sızımda
Bir ölümün kırkına ulanmıştı ilk sesim
Ve oyuncağımdı bütün yokluklar…
Denenmemiş yolları eklesem rotama çıkar mı karşıma seni bulmalar ?
Anne…
Bir savaşın arefesindeyken ben, hangi mağlubiyetin kaçışlarındaydın sen.
Bu yorgunluğum neden ?
Yoksa…
Yoksa ayaklarında kalbimi mi taşıyordun giderken ?
Giden yılların kucağına düşerken sevgim
Oyunlarımda yanıyor hep yokluğuma bulaşan hayalin…
Biliyorum sumak için girdin dünyama.
Terk etmek için çaldın kapımı..!
Anne…
Hatırlar mısın yüzümü ?
Ben ise unuttum adını…
ANNE
Ana rahminden düşmüş şiirler yazıyorum sana !
Kelimeler iç kanama geçiriyor
Bir sedyede yatan ağır sen’lerim
Yanı başımda söz’lerini aç diyen hemşireler
Bir şırıngaya çekiyorlar önce iç seslerimi
Sonra çığlıklar basıyorlar damarlarıma
Yar/aralarım acıyor o anda.
Gülüşlerim kriz geçiriyordu
Kahkahaya boğluyordu acılarım.
Ölümün eşiğinden dönmekte neyin nesiydi ?
Serin dedim leşimi "o" eşiğe
Aklımın üzerine basa basa ezip geçsin
Ritim tutsun ayakları yetim kalmış kalbime.
Sonra narkozun etkisi geçiyor usulca
Gözlerim pusu kurmuş sesizce izliyor etrafı
Doktor iyimisin diyor !
Sizce diyorum nasılım ?
Bu gün çok iyisin diyor.
O bile farkındaydı
Ben sadece bu gün iyiydim…
Ve taburcu oluyorum düşlerimden,
Bebeksi bakışlarımdan,
Çaresiz çocukluğumdan,
Bitap gençliğimden,
Üzerime bulaşmış bir yalnızlıkla !..
Alıp başımı gidiyorum yine sana
Çünkü bir intihar borcum vardı
Kalp atışlarıma..
Arkamdan sesleniyorlar !
Allah bir daha hastalık yüzü göstermesin
Amin diyorum
Allah bir daha "yüzünü" göstermesin
!
Sabrımın Bittiği Yerde Sen de Bitersin...
Uzak kalamaksa en doğrusu uzaksın bana...
Yasaksa Her yaptığım yasaklan bana...
Madem üzüyorsun, beceremiyorsun ağlatmadan dokunmayı..
O halde dokunma bana..!
Yanımda kalmak mı istiyorsun..?
Hangi Hakla..?
Hakkın mı kaldı bende..?
Son gidişinle alıp götürmedin mi verdiğinin bin katını..?
Sabrımı taşırma...
Aklını başına al ve Sor ayanlardaki sana..?
Kimsin, nesin, neyin peşindesin?
Sor vicdanına, Allah aşkına Sor içindeki sese?
Ve dinle...
Sonra Otur da ağla çığlık çığlığa aldığın cevaba..!
Hala bendesin..
Unutma..!
O halde Sabrımı Taşırma..!
Çünkü bil ki..
Sabrımın bittiği yerde...
Sen de bitersin
!!!
Sevgililer gidiyordu,
Dost dediklerimiz
Sırtımızda bıçağı esirgemeyenler gidiyordu,
Yabancılar gidiyordu,
Kalabalıklar gidiyordu,
Yol gidiyordu
Ve katiller gidiyordu
Şehir gidiyordu…
Ve nedense,
Kötü biri olduğumu söylüyorlardı hepsi,
Oysa Bilmiyorlardı,
İyi niyetlerimin katli vacip halleriydi zamansız gidişleri
!
Bazen gitmeli insan...
Gelişlere aldırmadan uzun yollara çıkmalı...
Sadece gitmeli...
Düşünmemeli dünü, yarını...
Düşünmemeli Onu, bunu...
Sadece gitmeli işte...
Hayal kurar gibi olmalı gidişler...
Bitişlere gebe kalmalı her adım...
Sessizce gitmeli...
Susar gibi yapıp avaz avaz bağırmalı aslında...
Kin kusmadan, öfke saçmadan en aşık Halinle aşka küsmeli...
Ve bazen gitmeli insan...
Aşka Susar gibi...
Aşka küser gibi...
Aşktan kaçar gibi olmalı bu gidiş...
Hayır hayır..! ÖLÜM gibi olmalı...
Soğuk olmalı ve sessiz...
Öyle bir gidiş olmalı ki...
Dönüşü olmamalı..!
ÖLüm gibi yani...
Yüreğimin dudaklarında kaldı sahte öpücüklerin
Çok mu pahalıydı bu sevda
Ucuz bir aşka sattın
Dilsiz insanlar yorumlasın bu aşkı
Sağırlar dinlesin onları
Ben ise ücra bir köşede,hayallerimi asıyorum
Ağlayan darağaçlarında…
Alt tarafı ölüyorum, bir daha sevmem merak etme…
Bir daha sevmem…
Merak etme...
Artık atan bir kaLbim yok biliyor musun ?
BiLmiyorsun, ardından yaptıkLarımı.
Ben, senden gittiğimde neLerden geçtim ?
sen, benden geçip neLere gittin ?
Şerefi kaçkez katLettin ?
Gururumun öLmesini bekLeyemedin mi ?
AcizLik sancıLarına merhemini buLdun mu ?
Artık kaLdırımLar üşütmez oLdu vücudumu.
Sahtekar sevinçLere vuruyorum ruhumu.
Herşeyin sahte olduğu şu günLerde,
öLüm umuduyLa avutuyorum emeLLerimi ve ağLamayı seçmiyorum,
başım eğiLmesin diye…
Kaçkez öğüt verdim kendime “ Layık oLana yan! ”
Sonra tekrar sana küL oLdum!
Azap doLu geceLerime son ver dememi bekLeme!
ZebaniLerine emir verme ki merhamete geLmesinLer.
Virane konakLarımdan heybetLi göLgeni sökme; masum kaLıyor küfürLerim.
HapsoLduğum gamma af-ı verme ki cehennem tatiL konağım olsun.
Ben kafiyeLerimin de katiLi oLurum, sen hissizLiğimde takıLı kaL!
Ben Serzen’inde kaLemini kırarım, düşLerimden düşünü sök aL!
Yok Olma
Kimsenin yokluğu bu kadar korkutmazdı beni.
Kendimi zor günlerin kadını görürdüm ya, hiçbir güçlüğün beni, bırak yıkmayı, sendeletmeyeceğini bile düşünürdüm.
Oysa şimdi yarımım.
Ve sen böylesine uzakken benden, hiçbir zaman tam olamayacağımı da biliyorum.
“Tasalanma” diyeceksin, tasalanmayayım; ama, kendime bakıyorum da birkaç umut kırıntısı dışında hiçbir şey göremiyorum.
Nerede olduğunu bilmek ya da döneceğin umuduyla yaşamak da kandırmıyor beni.
Her sabaha sensiz uyanmaktan, her günün sensiz geçmesinden korkuyorum artık.
Bu yüzden uyanmak istemiyorum “uyuduğum uykuları”…
Ve geceler…
Ne yıldızları görüyorum ne gecenin sesini duyabiliyorum.
Saniyelerin ne kadar uzun olduğunu görüp şaşırıyorum.
Bildiğim bütün hasret şarkılarını art arda ekleyip söylüyorum.
Sesimi kendim bile duymuyorum.
Senden bir iz göreceğim diye sokaklara çıkmıyorum artık.
Bu kentin her yerinde sen varsın biliyorum.
Yokluğunu kabul etmek böylesine zorken hiç olmama ihtimalini düşünemiyorum bile.
Bekleyeceğim seni.
Zor olacak, çok zor olacak; ama, bekleyeceğim.
Bu yarım yüreğin diğer yarısı,
Yani SEN…
Geleceksin değil mi?
Bana yalan söyle son bir kez daha…
Hadi utanma!
Bir yalan söyle bana…
Seni seviyorum de mesela.
Mesela beni sevdiğini haykır dünyaya…
Son bir kez evet son kez yalan söyle bana!
Hadi sevgili!
Hadi susma…
Susma da konuş!
İhtiyacım var yalanlarına.
Susma konuş Allah aşkına.
Son bir kez…
Son kez, bir yalan söyle bana!
Yeniden, tıpkı eskisi gibi yalan.
Sadece yalan söylesin dilin umarsızca…
Hadi!
Susma…
Bak konuş diyor yüreğim ilk kez sana.
Bir tane…
Tek bir tane daha yalan söyle bana!
Tüm yalanlarının üzerine yüreğin; tek bir yalan daha eklesin anlamsızlığın(m)a…
Anlamsızlığımıza…
Bize…
Bana ve sana…
Sebepsiz…
Nedensiz…
Tek bir yalan daha…
Son bir kez yalan söyle bana!
Gözlerimin içine bak yine eskisi gibi…
Ve…
Ve bir yalan daha savur dünyama.
Tek fark son olsun bu seferki,
Senin bildiğin…
Benim ise hala gerçekliğine inanmak istediğim…
Hadi!
Utanma…
Son bir kez daha yalan söyle bana…
Dünyanın neresinde olursan ol özleyeceğim de mesela.
Mesela…
Mesela hep bekleyeceğini söyle bana.
Bekleyeceğim de sevgili…
Son kez söyle…
Bekle de bana!
Beklemeyeceğini bilsem bile,
Çekinme yalan söyle bana…
O yalanınla mutlu et beni.
Evet…Evet son kez…
Son bir kez yalan söyle sevgili.
Ve o yalanınla ağlat yüreğimi…
Sebepsiz…
Nedensiz…
Gözyaşlarımı akıt yanağıma…
Son yalanlarını da söyleyip git sonra.
Hep yaptığın gibi…
Hep yaşattığın gibi,yaşat acın(m)ı bana…
Biliyorum ki giderken sen sevgili, sebepsiz hıçkırıklar düğümlenecek boğazıma.
Cümlelerim iflasın eşiğinde debelenecek yine çaresiz.
Çaresiz gecenin soğuk teni işleyecek bedenime.
Bir zamanlar ellerinle ısıttığın titrek kalbimin atışları zayıflayacak belki de…
Belki de martılara eşlik edecek delici çığlıklarım gecenin karanlığında hüzünle…
Ama olsun…
Sen yine de son bir kez yalan söyle bana!
Söyle ve git sonra…
Ölüp ölüp dirilecek olsa da ruhum sen giderken uzaklara…
Aldırma!
Aldırma asla bana.
Çünkü..
Çünkü, her ölümde ilk sen geçeceksin gözlerimin önündeki film şeridinden.
Ve her dirilişte, sana sarılacağım sebepsiz,yeni doğmuş bir bebeğin hıçkırıklarında…
Her dirilişte ilk seni görecek gözlerim..
Sonra sen kaybolacaksın bir yalan gibi yavaş yavaş, ölüm anında çıkana kadar karşıma…
Son kez sevgili…
Son kez sussun da dilim sen konuş…
Sen konuş Allah aşkına…
Son bir kez..
Son kez,bir yalan söyle bana…
Seni seviyorum de mesela…