Duygyusal şiirler arşivi

A
  • Kullanıcı aXi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Şiirler
Dostum Dediğin...

Kahraman dediğin;
Ata binmez, silah kuşanmaz!
Ağzı hoş sözlüdür, küfretmez!
Alkol almaz, sigara kullanmaz!
Kazandığı helalinin lokmasıdır...

Dindar dediğin;
İçi dışı bir... Emin müslümandır,
Sadaka zekat veren rıza düşkünüdür,
Kusuru kendinde arar, nefsini düzeltendir
Sahiplenmez, her an öldüğünü bilendir...

Dostum dediğin;
Hem kahramandır hem de dindar
İyi günde kötü günde kanka, yarendir
Doğanın sesi... doğal ruhuna aynadır
Anahtarı, kainat efendisinin hayatıdır!
 
Dostum Yarim Demeliyim...

Bahar hep özlemdir yüreğimde,
Çünkü her şeyin başı, doğum gizlidir ilk günlerinde...
Her nefesimde,
Her bakışımda,
Selam veririm
Yeni gelen dostlarıma...

Arıların uçarken maden keşfeder gibi çiçeklere,
Sineğin ısrarla dokunuşu var ya tenime,
Sivrilerin sıcakla bunalttığı sulak yerlerde,
Volkanik patlama şimşek sesiyle irkildiğinde,
Çağlayanlara karışır sesim
Sessiz ve dostsuz yalnızlıklarımda...

Dostlarım gerçek sevgi baharısınız yüreğimde...
Uzun süre anmayıp bakmadınız mı,
Kış köşelerine atarım çıldırmış gibi kendimi!
İçim titrer, ayağım kayar karla kaplı yollarda,
Acıyan bedenim değildir, ruhumdur...

Kainat efendisinin Ebu Bekir’indedir sıcaklığın,
Malını, canını her şeyini vermişti çekinmeden,
Dostluğu yaşadım ıslak gözlerimle sevincinden,
Yaylasında çektim taze nefesini torosların yeşilliğinden!

Çanakkale kan gölü... Irak’ta ölüm... Mescid’i Aksa kazılırken,
Adem’den beri sevgi benlik kasırgasına kapılırken,
Gönül viraneleri uçsuz bucaksız çöllere bırakılırken,
Güvensizlik virüsüne ne dostluklar feda oluyor...

İki kişi ortak olursa üçüncüsü ben olurum diyor Allah!
Ticaret yinede düzen tutmuyor
Demek ki itimat yok Mevla’ya vah, vah...

Söz ve özlem dilde maddesiz olmuyor,
Paraya tamah olunca şükür-ibadet yoruluyor,
Yeri yok yaşarken ruhumuzda yangın alev...
Oysa Allah öyle dost ki, özleminden durulmuyor!

Kapım çalınmazsa ne manası kalır yaşamın,
Kötü günümde oluyorsa virane yatağım...
Derman olmazsa insan ölür oracıkta acıdan!
Kusurmuş, gururmuş geçeceksin saflık yalan...
Mevla için seveceksin dostu, güleceksin sabrından!

Her an diğerine benzer dön dur dolan oyalan,
Ne kadar alsak yaşasak kazansak yok tatmin olan,
Zenginsen çok dostun zayıfsan virüs gibi çok oyan,
Allah yeter tek başına itaatten başka ne ister ki...
Bol rızkla var mı başka misafirini ölene kadar doyuran?

Allah’ı dost tutan gerçek dost bulur,
Yediğinde tat yaşadığında vardır huzur,
Yılan gibi gömlek değiştiren yüzler varsın olsun
Dostum yarim demeliyim... Nefsim her yüzden kurtulur!
 
Dönemem…

İstanbul’a geldim, kaybettim
İzlerini...
Yeni cami avlusunda, izledim
Geçmişimi...
Onca insanın içinde besteledim,
Sensizliğimi...
Her şeyde vardır hayır, frenledim
Nefsimi…

Yedim, içtim... Kaçtım soğuk nemden!
İnsan selinden,
Telaş yelinden,
Denize daldım boğazda, hayatın ezberinden
Kederlere büründüm!

Düş yollarıma, düş sokaklarıma…
Yalnızlığın hüznüm, düş kollarıma!
Son vapur kalkıyor şimdi Kadıköy’den,
Düşeceksen düş, düş oturağıma!
Ne olur… Yaşam-ölüm arasında bırakma!

El salladım senden başka her şeye,
Gözyaşım muson yağmuruyla yarıştı…
İnandı âşık yüreğim artık gelmeyeceğine,
Soğuk, matem havasında acı vermekteydi!

Yunus’un duası sigara dumanıma karıştı,
Meçhule gitmek doldurdu yalnızlığımı,
Film şeridinde izlerken senli anılarımı,
Dönemem asla, artık… Çıldırsam da geriye!

Gelecek varsa, hayatı anlamak değil
Anı yaşamak istiyorum, şu günden!
Uzak kalsın yüreğim üzenden…
Sahiplenmek ne haddime, nefsim sefil
Haberini aldım her şeyin ölümünden!
 
Dönence Ötesi…

Ben seni yalan görüyorum…
Sende beni yalan görüyorsun…
Aldandığını,
Aldattığımı,
Yalanlarımı,
Söylüyorsun…
Bakmayı bilmiyoruz desene!

İnsanlar birlikte yiyorlar içiyorlar,
Her anda neşeyle neleri diliyorlar,
Sen olmazsan olmaz diyorlar,
Öyle an geliyor ki silah elde, düşmanca
Kin nefret sinir harbine giriyorlar!

Tanımak asırlarca anlatmak değil,
“Oku” ayetini düşün, ruhunda sarsıl…
İnsan kendinden başka neye benzer,
Başkasında kendini gör aynanda eğil!

Alışkanlıklara aldanma,
Hazır ol değişim savaşına,
Okuduklarını yaşa ama illaki yaşa…
Günümüz kahramanlarıdır çünkü onlar!

Keşfet sendeki beni,
Anlamak için ruhundaki cevheri…
Beden kefene gizlenmiş ölüm,
Yalanlar oyunlar sadece eyleyen serseri!
Sadece Allah’a ol kul,
Her seste dinle yeniden kendini…

Martı özgürlüğünde yaşasın doğum!
Denizden-topraktan taşısın gök kubbeye aşkın mucizesini!
 
Dönence...

Sırlanmış kale duvarları,
Nice fetihlere açmış kapılarını,
Şahit ihtiras, heves ve kanlı savaşlara
Ve saklamış acılarını…

Dönen saksının sesi,
Ustanın sabrında hüneri,
Antika değerinde dirilir gibi sonra süsleri…
Kalenin içine sinmiş,
Yüzyılların yaşanmışları, aynıları ve düşleri!

Hangi mutluluk,
Hangi kulluk,
Hangi zenginlik, yoksulluk,
Ağlanan, yağan, akan suların künyelerini
Tatmadı ki bir, bir her kalabalık...

Doğum sevinç ve heyecan,
Ölüm acı ve gözyaşı…
İki değişim iki farklı yaşanan
Tarih aynı, ders alır azları...

Kalenin duvarlarında otlar,
Viraneye dönmüş içinde olmayınca oturanlar,
Uzağında yükselir gökdelenler,
Aynı tarih sıkışır dar mekanlara...
 
Döner ikiden bire...

İyi –kötü,
Şehirli-köylü,
Gezgini- kötürümü,
Denizi-çölü,
Erkek-kadın...

Çizgiler iki sevgili,
Aynı mekânda evli,
Çocuk meyvesi
Ortası yok neden?

Bu dünyada bir tek,
Kâbe tek!
Güneş’e bakın
İnsan anlar dönerek...

Bitki nesline benzer,
Hayvan huyda kalır ezber,
İnsan farklı görüntü izler...
Cansız, ölümdür hayalin!

Dünya döner,
Et döner,
Köşe döner,
Demek dönmek, ibadettir insanın!

Uçlar döner birbirine yaklaşır,
Çok soğukta - sıcakta teni yakar,
Sevgidir-nur zıtlıklara akar...
Simetri, kuralı yaşamın!

Döner ikiden bir’e,
Allah’ı zikretmeye,
Kul olmak mesele,
Olur, manasını anlayanın!
 
Dövme, sev...

Dayak atma ve şiddet gösterisi,
Bir nevi iletişim teorisi...
Güçlü olan güçsüzü bastırır,
Radyo frekansları yayar gibi!

Benlik ve sabırsızlık hava-i fişek,
Çürümüş tende ağrılar, şişerek...
Rabbine dua, ağlar hal ve dilek
Ruhunda izler, bedeni sızlatır...

Kazaktır erkek, yüreğe kazmadır!
Benlik doruğunda sinir, azmadır...
Söylerler dayak, cennetten çıkmadır!
Neresi din-iman, cahillik bidat’tır...

Resul her işi kendisi yaparmış,
Muhtaç olmadan kimseye yaşarmış,
Dövme, sev içten… Sünnete ayarmış!
Dinsizin fitnesi, şer söz sanattır!

165
 
Dur Demeli...

Ne at ne kılıç ne bir ok,
Nede prenses artık yok!
Ne duygu nede ülkü tok,
Dur demeli bir an önce...

Sanki cennettir dünya,
Ölüm yokmuş gibi güya...
Zehirler sanal ve rüya,
Dur demeli bir an önce...

Mahremleri öldürdüler,
Sınırları kaldırdılar,
İnsanları kandırdılar,
Dur demeli bir an önce...

Sevgi çöpe kin yan cebe,
Kimliksiz döl artık gebe...
Sarılmalı her sebebe,
Dur demeli bir an önce...

Ne kötü ki lazım afet,
Sönmeyecek yoksa gaflet!
İmanım yunmalı saffet,
Dur demeli bir an önce...
 
Duvarcı Ustası...

Her insan duvarcı ustası,
Başkasının duvarını örmekte... Çalar güftesi!
O Kurbanlarından biriydi,
Açmıştı duvarcı ustası paftasını...

İsmi Şeref’ti, elinde aynası
Söğüdün altında ilk önce süslenir, neyse manası?
Karşımızdaki apartmanın köşesine gelir,
Kalınca bıyıklarıyla oynaya oynaya,
Her gün üçüncü kattaki kıza bakmaktı kederi!

Her dikizde kızda balkonda olur, el sallardı,
Gülerdi, acımayla karışık öpücükte yollardı,
İşte böylesi deliydi...
İkisi de her gün bu anı kollardı
Vazife yeri belliydi!
O bir delimiydi diye söylenir o an, hayranlıkla izlerdim deliyi...
Bu filmin tek seyircisi, koltuklar benle dolardı!

Gezdiği her sokakta duyulurdu iniltisi,
Tanımayanlar içmiş sanırlardı,
Ardından küfür ederlerdi!

Zaten, kadın olsan fahişe,
Çocuk olsan afacan afişte,
Kusur bulmaksa aşta,
Dikilirdi ön yargı yuları…

Daha neler, neler... Vurulsun hele damgası,
Koyuvermek kolaydı lakabı!
Başkasının duvarına örmeye meraklı, vitrinde eli kanlı kasabı
Görmeli ucube vaazı, üstelik de çoktan verilmiş kararı!
Gerçeği anmak mümkün müydü hazırken gıybet özürü...

Şeref çocukların oyun fesiydi,
Peşinden cümbüş bestelenirdi,
Taklitleri, usta büyüklerinin eseriydi...
Fırsatını bulan ustacıklarda onu eylerdi!

Ustası delirten, delide patlar celali
Deli-evin sokağından geçen- habersiz... Bilmez helali,
Taşırdı, bedeniydi tek hamalı!
Bu durum kime, ne kazanç sağlardı?
Aranan belli, açıktı tercih kanalı
Başkasında ayıpla alay, söndürmüştü hayır fenerini!

Kendisindeki kusuru düzeltmek yerine
Kibir evini ören ustanın eğlencesine
Ne demeli birde pirim verenlere…
Anlamıyorum göklere çıkartılan bu pirleri!

Duvarcı ustaları her aklıma geldiğinde, hatırlarım kumarı,
Acıdan ve perişanlıktan başka şey değildir şiştikçe damarı,
Umudu kör eden kaybedileni tekrar kazanma şamarı,
“Ya tutarsa, göle maya”, Nasrettin hoca misali yine zar attırır...
Ya o an her şeyini vermişsindir,
Yâda umduğun son murat, çileyi kabul etmişsindir...
Yoksa hayalle gerçek aynı teraziye girer?
Sırf macera olsun diye uç yaşayıp bitmişsin
Yâda neyin entelektüel tekeri?

Kumar değil yaşam, yaşanmaz ahla
Bizi değiştiren ruhtur...
Mana hissettiğimiz ölçüde şekerlenir,
Yoksa her sahiplendiğimizde ölüm vardır!
Sadece boyut farkı zamanla parlar,
Bir başka zamanda göz açılıp sabahlanır!

Nerede adalet peşinde el, hayırda doruk
Nerede şerri besleyen aynalara yumruk!
Neden güzeli dileyen felsefe hala koruk!
Duvarcı ustalarını öldürseler,
Duvarlarını buldozerler yıksa, baksalar buruk...
Dökmem bir damla gözyaşı, derisini yüzseler!

Öldü dediler deli Şeref, şiirini yazıyordum!
Ne o apartmanın köşesini arar,
Nede o söğüdün altını artık süzüyordum!
Sevgilisi ne yaptı bilmiyorum, ya anası, babası ona tek yar...
Duvarcı ustaları kesmişti o söğüdü ve gölgesini,
Üzerine yeni bina yaparlar!
Artık *********di birde, o apartman köşesi...
 
Dünya Masalı...

Ölüm mahkumunun son dileği,
İçer bir sigara sonra veda!
Film şeridinde yaşam gel-gitleri,
Ayrılmak zor... Kor makam zevkleri!

Üzdükleri ağlar sanki yanında,
Yetim hıçkırır maidesinde,
Münkerler çullanır üzerine
kıyamet yaşar son nefesinde!

aczinden utanır oh denilmekte,
dediğim dedik nefs dilenmekte,
şirkle dolu yüreği sevinmekte,
birazdan kurtulacak vazifeden!

İp hayrına gerilmeye hazır,
Cellat kör bakar gören zor sanır,
Nede olsa can bu kıyılmakta
İbret bakışa şükür yakışır!

Yaratan hemen görmez hesabı,
Sabırla bekler tövbe yapanı,
Şer açlığına Fare kapanı,
Ecelle biter dünya masalı...

Seyirciler yorumla dağılır,
Üç gün konuşulur paralanır,
İbret pınarı kurur yeniden
Şer koruna kul hakkı dağlanır!
 
Dünya oy…

Oy, yalan dünya oy…
Kimine balon kimiyle eğlenen dünya oy…
Her gün sabah başlar aynı,
Bir iş peşinde, enerjik tazı…
Her gün katlanırsak da bazı-bazı
Şikâyet içimizde, haykıran dünya oy…

Kimi iş bitirdiğini sanır,
Kimi ne bulursa sahiplenir,
Kimi işim çok der, övünür
Ölümü unutturan dünya oy…

Ne akraba nede dostluk baki,
Çıkar girmiş gönüle, elde fani
Yalan dolan dilde gani gani,
Nefsi azdıran dünya oy…

Dünya’da yaşamak büyük dert…
Fazla fazla var sıkıntı, zafiyet, afet!
Her şeye rağmen istemeyense namert,
Kendine kul, kaptıran dünya oy…

Ölene üç gün ağlanır,
Yine aynı dertlere bağlanır,
Bin sıkıntıyla yürek dağlanır,
Tokluğa sevindiren dünya oy…

Cennet herkesçe biliniyor,
Cehennem sevdası her an yenileniyor!
Kur’an-sünnet söylüyor, neler erteleniyor
Aklı eriten dünya, sen neysin oy…
 
Dünyanın Özeti...

Pireler, dertten derde zıplatan erler
Bitler, her derdin içinde acı verir
İzleri, pamuk-diken misali karışıktır
Yaşam bu döngünün özgün portresi...

Yağmur, her pisliğe karşın rahmet
Kar, doğacak yeni doğaya işaret
Sıcaklık, her canlıda denge-kor saat
İlahi kudrette korunan sır perdesi...

Hisler, insan fıtratından cengaver
Hevesler, onun gölgesinde oturur
Düşünmek, insan olmakta karar
Sorgulamalı kapanırken penceresi...

Pireler, bitler ve izleri görünmez
Yağmur, kar ve sıcaklık alınmaz
Hisler, hevesler ve düşünmek söylenmez
Topu dünyanın kaynayan tenceresi...
 
Düş olamazsın…

Potrende o kadar cıvıl cıvılsın ki,
Bir ayağım sanki dokunduğun yere değdi...
Kendimi Mona Lisa’nın etkisinde,
Hissettim Leonardo Vinci paletinde...

Belki de kıyamete kadar müthiş resimde,
Özlem duyarım Ömer Hayyam şiirlerine!
Cennet şarkılarına karıştı gitarımın sesi...
İspanyol serenatları gibi,
Pencerenin önünden ayrılmak gelmiyor!
Sen bir düş olmalısın belki...

Seher yıldızı güneşe teslim olmuyor,
Sıcacık bakan gözlerinde...
Güneş varsın olmasın demek geliyor,
İçimde geceler ve karanlık yazgından dekor,
Binlerce tiyatro sahnesinde aynı oyun sergileniyor
Bahar dansımıza bir adım kala...
Çiçeklerin açacak toprağı dele, dele
Belki de çiğdemler kardan fışkırdı şimdilerde,
Yansır fısıltılarla yüreğinin eşsizliğine...

Sen sanırım düş olmalısın...
Yağmursuz Ankara’da ikindi yağmurları çukurlara doluyor
Ve toprağa karışmış izlerin mis gibi kokuyor...
Seni Âdem’den beri tanıyorum galiba!
Aynan ruhuma yansıyor,
Kır at altımda,
Yelesi sağdan sola gülüşünde oynar küheylan şahlanışında...

Sen düş olamazsın... Olamazsın!
Yüzümü yıkadım bir çok defa, Kevser ırmağında yıkandım!
Yıldızlar kaydı gözüm önünden gerçeksin anladım.
Hala gülüyor resmin, kızlar gülüşüyor çeşme başında,
Ağaç arkasında gizlenmiş erkek bakışlarında...

Martı özgürlüğünde şafakta doğmalısın!
Gözünde gölgende olmalıyım artık...
Düştü damlan yüzüme gölgen ruhumda sarsıntın,
Yanardağ lavlarıyla yakar, yakar aşkın!

Hala gülüyor resmin, kızlar gülüşüyor çeşme başında,
Ağaç arkasında gizlenmiş erkek bakışlarında...
 
Düş Sokağında...

Aslan terbiye ediciyi yemiş,
Fıtratından böyle esinlemiş,
Fazlasını beklemek anlamsız
O hayvan sonuçta biz insanız!

Beklenti duygularımızda fikrimizde,
Yansıyan aynamız buğulu kirinde,
Özlem bizi kuşatır başkasında hikâye,
Şükür Allah var, dünyada yalnız değilim!

Her madde eskir ölür kefene sarılır,
Sahiplenmiş direkler gün gelir sallanır,
Geriye dönülmez kabuller yasalaşır,
Bir yalnız adam yürür Âdem’den beri aynı kaldırımda!

Yatağım yiyeceğim içeceğim yaşatır,
Sevgi var olanı paylaşmakla şahlanır,
Elimde fırçam boyalarım ve tuvalim karalanır,
Çöl bile arkadaş olur ruhunu hisset yeter ki!

Hayvan bitki doğa hepsi bize eğlence,
Sunulmuş kâinatın halifesine,
Bir tek insan insanı edemez deşifre,
Düş sokağında rüyada uykularımız!
 
Düşmanız Kendimize…

Kendime düşmanım, vursam ya başa…
Ağzımdan küfürler çıkar peş peşe,
Dilim-elim acır, haram ye-okşa,
Gönlüm ne arzular, bakmadan yaşa!

Beynim hesap bilmez çöllerde yaban,
Özüne işkence elinde saban,
Çağına uygunsuz yaşar, gariban
Acıyla kıvranır varsa da neşe…

Halime bakmadan kader suçlarım
Acıyla inlerken dostu haşlarım
Meyhaneler dostum harbi ağlarım
Her şeyi bilirim tanrı gibi, hâşâ!

Ruhum, ne yedirdim nede suladım
Bilmeden taşıdım her an payladım
Yalnızlık halimde horca dağladım
Beden pişkinliğim sana bin tasa!

Beden-ruh emanet korumak gerek
Şımartmak yerine, terbiye gerek
Huzursa ilk önce benliğe direk
Hakkı dağıtmalı biz diyen eşe!
 
Düşün Ki...

Her varlığın etrafında,
Bulunma nedeni ayrı...
Yarım, aciz, fakir, tarif...
Cennetse, cehennem gayrı!

Ayna herkese nur yansır,
Gözler oynaşla bir yandır,
Sonuç nefisten kör andır,
Neyle meşgulse o seyri...

Gökte büyür Samanyolu,
Yerde toprak sırlar dolu,
Düşünen kul arar yolu,
Kopyadadır amel ecri...

Yoksa her an zevk yaşansın,
Yerçekimsiz saf alınsın,
Başıboş kalınsın, diye,
Rabbim yaratmadı yeri...

Sınav sonucuna yanma
Her an çalış gül sonunda
Varken nimetlere kanma
Kulak ver, izle rehberi...
 
Düşünki Hüzün...

Toprağa atılan buğday taneleri,
Eğer yağmurlara doymazsa yeşermez!
İnandım deyip de yaşamayan fani,
Buğday gibi kurur inanç kalbe düşmez!

Kalbim temiz diyen kişinin gövdesi,
İbadette alnı, olmazsa tövbesi!
Üstünde duru su altında bataklık
Benzer bu misale aldatır övgüsü...

Bir ömür görünen ufuk gibi kısa,
Hevesler mum gibi yangındır bakışa,
Amel hesabını sor karıncalara...
Aklından gönlüne dilendirme hayrı!
 
Düşünmek Zamanıdır…

Ey güzel Müslüman insan,
Eline bir hortum alsan,
İçindede olsa sigara dumanı veya alkol…
Çok para teklifi ile deseler onu Kâbe’ye boşaltacaksın
Boşaltabilir misin?
“Bu nasıl teklif bu nasıl yol…”
“Günahım bana yeter sağ ol…”
Diyerek reddedersin o an!

Kâbe’nin mimarı bilir misin kimdir?
Halil İbrahim peygamber ve oda insandır…
Senin mimarın ise Allah’tır!
“Anlayacağın sen Kâbe’den daha önemlisin.”
“Sen olduğun için Kâbe vardır.”
“Peki, neden Kâbe’ye hâşâ! Derken vücuduna hala akar sigara, alkol? ”
Artık düşünmek zamanıdır!
 
Düşünmek....

Darağacına bağlanır beşikler,
Doğan büyürken asılır beylikler,
Kısır döngüde neler birikse de
Akıl perişan tükenir azıklar!

Fikirler bayat metadadır hayat,
Öğüde azat sipariştir sanat,
Dünya tatlıdır ölüm acıksa da...
Yokluğa ağıt dolmayandır kağıt!

Vicdan yalnızdır kalabalık sevmez,
Acı naradır, ruh bedeni övmez
Bin kez tövbe etse, kapı açıksa da...
Sorgusu elim şeytanı savamaz!

Ana rahminde kırk günü dolunca,
Bir melek gelir üç şey verir, alırda
Can, rızk ve amel ceninin dalında,
Değişmez kural bu inkara kalksa da!

Sabır etmektir tevekkül sonrası,
Ne yersek şükür kanaat doğası!
Mahkum inkarda, beşiğe yazık da
Mesaj tazedir on dört asır öncesi...
 
Düşününce…

Her insan gibi düşününce geçmişimi,
Hep olacakların peşinde anladım,
Tükenmiş anlarım…
Kaplumbağa zırhına bürünür ahlarım,
Deve kuşu gibi kafamı gömer kuma ağlarım!

Neden sevgilimin bilemedim kıymetini,
Gül gibi soldurdum yaşattım her eziyeti,
İlk kır sardı sonbaharda saçımı…
Dün gördüm aynada aczi yetimi!

Çetin kavgalar var içimdeki bende,
En çok hayallerim üzer oturduğum divanda,
Zoraki bir tebessüm doğar okunan ezanla…
Seccadeye sığar ağıtlarım dökerim açlığımı!

Kurumuş buket güller bakar acı-acı,
Duvardaki resimler görünür yabancı,
Halıda toz toprak birikmiş dert haracı,
Alır sanki içimde kaybettiğim onur tacımı…

Dışarıda çocuklar oyun oynuyor,
Güneş sıcacık tenime dokunuyor,
Nefesim havanın ahengine kanıyor
Eyleyen heveslerime bırakır seçimi!

Ölüm beklemekle gelmiyor,
Yaşamıma mana salmıyor,
Dünya yalanda olsa onsuz olmuyor
Tuz yemeye mahkûm ettim bugün, inatçı keçimi!

178
 
Geri