Duygyusal şiirler arşivi

A
  • Kullanıcı aXi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Şiirler
E-Portreler…

Dinde dinsizlikte yaşar sembolik,
Nefsi sarmış az-çok bir madde-kolik!
Salyalar dökülür alırken soluk,
Savaşmış, afetmiş kim umursar ki…

Barajlarda su yok, yağmur yağmasın
Tarlada geçim yok, faiz sağ-olsun
Ahlakta sınır yok, yeterki sağsın
Bugünü kurtardık, kim umursar ki…

Japon dinsiz ama nasıl çalışkan,
Hıristiyan kural koymuş alışkan,
Yahudi zirvede misyon yapışkan,
Müslüman’a geçmiş, teselli baştan!
İç başka dış laçka, kim umursar ki…

Ülkemde dinsizler sözde okurlar,
Papağan misali taklit dokurlar,
Çobanı düşünmez karnı tokturlar,
Maske takmasını kim umursar ki…

Şüpheyle bakıyor herkes zengine,
Torpiller akıyor cahil ehline,
Mühendis haklıyor çağı delince,
Hakkı, adaleti kim umursar ki…

İçimde Eyyübi, gözümde yaşı…
Edirneli yasta bilmez Maraşlı…
Antalya satılır gelişmez Kars’ı!
Cepler doluyorken kim umursar ki…

Osmanlı mirası batının gözü,
Anadolu cennet istemez bizi,
Din, tarih, bütünlük… O çalar sazı!
Nesil özenirken kim umursar ki…

İçimizde birlik, kardeş el ele…
Bilin gönderirken çoban meclise!
Sonra eleştirme verse fezleke,
Acımızdan ölsek kim umursar ki…

Kur’an hediye Rabbim güç verir,
Hakkıyla yaşasak neler erişir…
Dudak her an söyler, boşlukta erir!
Mirasyedi malı kim umursar ki…
 
Edep yahu!

Utanma, arlanma ayarın yok mu?
Edep yahu, insan mısın sen sahi?
Tüküren, üzdüren, güldüren hep sen
Her kılıkta dahi, kaç yüz var sahi...

Şöhrette, refahta, her tür hilede,
Kahkahana bile para filede,
Dünya özetisin şer yar illede,
Sanır gibi baki, yaşarsın sahi...

Cehennem ehline dünya cennettir!
İmanı paradır, yalanı tattır,
Dili on numara, haram afiyettir,
Edep yahu, insan mısın sen sahi?
 
Ekran Aklanmalı…

Sütçü imamın kemiklerini sızlatan buz dansı,
Fakirin umudu popstar alaturka müzik yarışması,
Gırgır adına ardı ardına küfür filmleri…
Haksızlık bahane kurşun yağmurunda mafya dizileri!

Hayal ediyorum bunlardan birini seyredeni,
Dilde iman namazda sevgi yemini olsa da…
Her gece bakarsa kim yener böyle nefsini,
Yetişen nesil tüketir ahlak pınarlarını, yarınlarını…

Sarhoş, esrarkeş, kapkaç çeteleri, haksız kazançları
Görmeye alışırız çoğalan hırsızları…
Kutlasak da cumhuriyet, çocuk, zafer bayramları
İyiyi tavsiye eden olmazsa eğitim ocakları…
Bekçisi, polisi, her an çalışan aileler nasıl önlem alsın!

Çöllere dönen baharsız iklimde özgür yürekler isyan eder,
Acilen önlem alınmazsa eğer,
Yağmur yerine dolduracak barajları annelerin gözyaşları…
 
Ellerim Açtım...

Mekan daralıyor evren sığmaz bedenime
Ne güllere bakmak ne yaylada gezinmek
Ne paraşütle atlamak nede avlanmak silah elimde
Sıkıyorlar kabir azabında çukur iki metrekare
Daha az belki de...

Maganda kurşunu deşer yüreğimi
Masumluğum ispatlansa neye yarar
Ahlasalar ağıtlar yaksalar katilime şahit bulsalar
Sıkışan benim...

Alışkanlıklarım terk etti
Giydiklerim etiket eskitti
Kızgın demirde ruhum dağlar sebebi
Değişmek zor,
zor yeniden başlamak geleceği...

Ellerim açtım ağlayarak duaya
Zor anların unutulmaz şuurunda
Her zaman sığındığım hazinesi bol
Abdestin yıkanmışlığı safi şükürle
Allah’a...
 
Elmas Rüyalar…

Yorgunum,
Üzgünüm,
Enerjisi hülyalara gizlenmiş
Çalıştığım heyecana küskünüm…

Farklı güneşe ihtiyaç duyar gibi,
İçimde üşüyen ruhuma sıcaklık, aradığım belki!
Uzak yakın ne fark eder ki,
Yaşarım kimliğimden sürgün...

Başımı kaldırsam anılar,
Eğsem yığın yığın işler!
Damarlarımda özlem sevgiler,
Geceleri yatağa düşerim sürüngen!

Ahu gözü arar,
Hala umutla bakar!
Ne kıyas,
Ne kıstas,
Nede bilir naz!
Rüyamda kovalar,
İsteklerim kıvranır çekingen!

Eylül gibi duygusal,
Yanaklarım kızarır al al,
Tutunsam kırılmaz, hamdır hala dal!
Mahkûm gibi,
Engin sezgileri...
Bir umut belkide hayal,
Gölge gibi izler geçmişimden!
 
Elmas…

Kara elmas, toplanır ocakta
Ölüm kol gezer, göçüklerinde!
Teri yayılır siyah alında,
Yaşamak buysa, umut akmakta!

Evde soba, kestane pişmekte
Başka bedele keyif çatmakta!
Karbon monoksit hazır tetikte,
Saklanır ölüm, uyku anına…

Tedbir almaksa aklın tek yolu,
Aczimize ders bağlar her kolu,
Elmas bir maden rengi soluğu,
Ak, kara, parlak sürükler zan’a!
 
Emekli…

Kahve ev arası geçen bir süre,
An öldürmek esas, yemek suare!
Sigara kokusu, kumar dokusu…
Sinir harbi vaki, nöbette sara!

Aman iş olmasın, hastalık dursun!
Çaylar hazırlansın, kahve köpürsün…
Bana ne isterse toplum kudursun,
Huysuz tatsız dede, ölüm yolcusu!

Oysa yaşamdan zevk almak gerekir,
Her yaşta çalışmak erdem demektir,
Mazi tecrübedir, baki erektir…
Yeni nesilleri saran olgusu!
 
Emeklilik...

Her gün aynı tempo üzer iştekiler,
Ekip falan derken yorar baştakiler,
Emeklilik düşler benim yaştakiler,
Bir nevi umuttur, yoktur mut ardında!

Evde dinlenemez her şeye karışmaktan,
Zevk almaz kimseler zorla tanışmaktan,
Bir yere sığamaz geyik konuşmaktan,
Umudu olmayan işkence aslında!

Ya kahvede kurum hızlanacak ölüm,
Ya camide durdum istemez bir dölüm!
Her gezinti ahım, acı verir belim...
İtilir kakılır bu dönem faslında!

Acısız bedelsiz ne var şu alemde?
Her yaşanan sınav, sabır şart eleme!
Her şeyin fıtratı bozulmuş, ilmide...
Emeksiz emeklilik, harami tadınca!
 
Ensar’lar Nerede?

Kyoto Kopenhag kriterleri,
Avrupa insan hakları mahkemesi,
Egemen gücün barış felsefesi,
Aşamaz Medine kardeşliğini!

Kainat efendisi muhacirleri,
Medine’de Ensar’ın misafiri...
Neleri varsa böldüler ikiye,
İnfak ettiler ilan ettiler kardeşliklerini!

Elbette vardı aralarında sözler, yazılar...
Muhalefeti ancak nefislerinde aradılar!
Ne kin vardı, ne nefret, nede maddi çıkar
Allah rızasını en içten paylaşarak yaşadılar...

Biz yayla havasına deniz kenarına tembellik anlarına,
Keyif peşinde kul haklarının bol çeşidinde kaygısızlıkla,
Viraneye benzemiş yüreklerimiz haramla çöl yangınlarında...
Alay eder gibi yaşarız her kişi alim kendi aklınca!

Yayla havası kardeşlikte özlemdi cennet kokusu,
Mübarek resulün arkasında namazla aşardı coşkusu,
Örnekti fakir çadır erzakı Ebu Zer'in hesap korkusu...
Asır Medine kardeşliğine hasret, Ensar’lar nerede?
 
Eskişehir…

Bir masal yazsam,
Kaf dağını aşsam,
Gözlerinden baksam
Bütün çiçekler sıraya girer
Kokun yayılır yürekten, aşkımdan...

Eskişehir... Ah Eskişehir...
Kızların dumanlı,
Sıcacık, ateşimde hummalı
Acır yalnızlığında Osmanlı turalı
Ne çay ne kahve teselli olmuyor merhem,
Nede oralı...

Ah... Eskişehir... Ah!
Sarıl bana Anadolu kıracına razıyım
O gözler elmas gibi pırıltılı su gibi kanarım
Hamamlarında terler Muradım...
 
Eşsiz Geceler...

Gece en olgun tastır abdest suyuna
Çöller aşar uzanır sahabenin yurduna
Kainat efendisinin sohbetine doymaya
Gece namazıyla silkinir boyutlar ötesi

Camilerde kilit ibadetler siner evlere
Ruh miracını aşar bahar cemresinde
Okur karanlık sokakları tefekkürle
Allah ve meleklerin varlığı hissedilir

Aynanın yansıyan yüzü hep yalnızlıktır
Tembelliktir uykular bedene dargınlıktır
Ruh bedenden çıkar gider ne ilginç andır
Ceset her gece tabutuna uzanır yatağında
 
Eşya ve Tutkular...

Asrı saadet medeniyet zincirinde,
Ebu Zer yaşarmış çölde, çadırda!
Üç beş eşyası var yok bir fakirane...
Sahabeler utanmış teklif etmişler altın!
“Al eşyalar ki, olsun saray şu virane...”
Üzülmüş mübarek bakınca haline,
“Haşr’da hesabım çok çetin derken,”
“Şu üç beş eşyayı ve beni düşünürken,”
“Nasıl kalkarım altından bunla zararın? ”
“İhtiyacım yok onlara, başkasına verin...”

Kredi ile banka aşıranlar,
Piyango ile arsız yarışanlar,
Kredi kartını taşıranlar,
Mal yığıp hala ağlaşanlar...
Sahabe gibi size getirdim altın,
Öbür dünya hesabınızı tartın,
Sizde bir Ebu Zer olun, redde koşanlar!
Yiğitseniz bu illetlerden vazgeçin...
 
Ey Hayırsız Oğul…

Ayağına kangren girsin hayırsız evlat!
Neden yok içinde bir damla şefkat?
Annen yatalak bende yok takat,
İşin şaka, gırgır, çalmak dümbelek...

Tarot muskasına güvenen öğrenciler,
Ayakları yere basmayan ezberciler,
Annesinin boğazını kesen keşçiler,
Sonun nice olur onlara Özenerek!

Haram yedirmedim, aş-susuz bırakmadım,
Hastalığında titredim başından kalkmadım,
Sevgimi, bilimi, dinimi öğretmeden işime bakmadım,
Kimlere eş oldun be oğul anlat ha, bilek!

Sen cahilsin be adam neden anlarsın,
Üç beş kuruş verince babalık taslarsın!
“Hep yaptım” bedeline başın yaslarsın,
Moralimi bozma konuşup zehir zemberek!

Araba mı aldın üzerime şık giysiler?
Ya okul yada iş hep çalış dedin, saysalar…
Öğüt verdin benim için gelse geyşalar,
Üç günlük dünyada yaşamadım sevinerek!

Ey oğul sağlık, ahlak, iman zenginliktir!
Anne, baba, kardeş öz yuva, ak gelinliktir!
Buna şükretmemek ne kötü azgınlıktır…
Derdim bana yeter üzme böyle deşerek!

Ey oğul para, kadın, beden emanettir!
Hoş araç, sonsuz lüks ne güzel keramettir!
Dünyada aradığın sensin her iz şahittir…
At şer gözlüğünü konuş bir bir düşünerek!

Ey oğul bu dünyada yaşamak hep derttir!
İyiye giden sağlam yol binlerce meşakkattir!
Rabbini bil sünnete sarıl ölüm nihayettir…
Sanal hayaldir, acı bedeldir… Ödersin sürünerek!

Ey oğul biz cahilsek de sevgimiz baki,
Nelere sahip olduysak paylaştık sahi!
Kul hakkı, almadık mazlumun ahını…
Yaşatma günlerimizi sana küstürerek!
 
Eyvah..

Karanlığıma mahşerde sonsuz ışık olmalı,
Güneş cennet köşkümde hayırla doğmalı,
Sürüklenen mazimde kalan son olgunluk yıllarım
Gerçek saadetim yerine, bir an önce oturmalı…

Yaşadıklarım gerçek özgürlük değil ki,
Son ağıt, son duamda kefenle gizlendi
Aradığım nedir, nedir benliğimin şahidi
Hayalinin içinde kıvranıyorum böyle!

Utandım sahnemden son prova yapılırken,
Utandım kendimden, belli sus pus halimden,
Utandım boşa geçen yıllarımın filminden,
Kendime güldürecek değişime ihtiyacım yok!

Fıtratımda toprak kuru, zor sürümü,
Hissediyorum ruhumu üzdüğümü,
Her yaşanmış acınası hatıra izler bırakırken…
Anlamadım dünyanın ne gecesi nede gündüzünü
Son uyku vakti hızla benlerime yaklaşırken!

Perdenin arkası karanlık, yüreğimde fitnesi
Ne güzel süsleniyor günah, ne garip cilvesi
Ahşap masaya değen bedenimin, çıldırtan masalı
Makyaj yapılsa da, anlatılır hep çirkin tarafı
Çeker kendine akıllı geçinen zavallı bizleri
Ormandan çöle bir adım kalır eyvah, eyvah...
 
Ezan...

Dil söyler sanki abes,
Kulak örter zalim fes...
Sanma ezan basit ses,
Mevla çağırır yahu...

İş aş bırakan nerde?
Kulakta kat kat perde...
Sözü ilahi beste,
Mevla çağırır yahu...

Cami zengin bir evdir,
Namaz engin görevdir...
Aşığa kan, alevdir
Mevla çağırır yahu...

Minare selvi boylu,
Duruşu asil soylu...
Felahtır kentli, köylü
Mevla çağırır yahu...

Huzura tek bilettir,
Ne hoş rehber, adettir...
İki dünya davettir,
Mevla çağırır yahu...

Rabbim koymasın onsuz,
Koymasın gönlü yönsüz!
Kıyamet kadar sonsuz,
Mevla çağırır yahu...
 
Fakirin Duası...

Soba yanmıyor, banyo soğuk...
Elektrik, su kesik!
Umudun adı kopuk,
Dolap beygiri, şikayet bitmez!

İş istenecek olsa dilenci muamelesi,
Dayı torpili aranır, diploma güvencesi!
Hani komşu hakkı, kesenler din diyeti...
Yaşamak dert, ölmek ayrı... Fakirlik gitmez!

Özelleştirme dediler işten çıkardılar,
Memur maaşı kıt kanaatti onu da aldılar,
Garibim güvencem yok, çaresiz bıraktılar...
Ne karın doyar, ne eşimde ayar... Çaresiz, mutsuz!

Satmaktan evde eşya kalmadı,
Hastalıktan sefa kalmadı,
Duadan başka deva kalmadı,
Neden bizi gören yok, haşa, yaşarken onca minnetsiz!

Rabbim senden başkasına etme muhtaç,
Koyma bizi perişan-aç,
Şükür, sabır yalnızca sana... İmanım başıma taç,
Bir yol göster aciz kuluna, diyetsiz!
 
Fal...

Bilinmeyenin gelecek merakı,
Kahve izinde gerçek hile döker...
Yalandır sözü, şeytandadır özü
Meraklı bakış, güzel sözde akar!

İki gün sonra öleceksin dese,
Hazırdır o an intihar etmeye!
Üzüntü basar boş yere peş peşe,
Boş yere canı, o çıkan söz yakar!

İki gün sonra şans dönecek birden,
Elde avuçta ne varsa der yardan,
Şans oyununa yatar umut kardan,
Acılar patlar, bin umutlar yıkar!

Yaşandığında gelecek bilinir,
Gizde heyecan, yaşam eğlenilir...
Adalet aynı, kulda eşitlenir
Yarışma değil, has tevekkül kokar!
 
Fena…

Piyango bileti,
Kazı kazan,
At yarışları,
İddia...

Sayısal loto,
Spor toto,
On numara,
Beş artı bir,
Borsa…

Koy parayı kazan milyonlar,
Emek mezara alın teri çöle…
Bulamasan da çok çal
Gezersin göstere, göstere…
Kap kaç istediğin eve dal,
Bedavadır kapış, kapış al…

Her gün reklâmını gör medyada,
Çalma kazanma teknikleri videoda,
Eğitimde her an budama ruhta yama,
Gidişatımız fena, nasıl da fena!
 
Feryat Eder...

İnsandır kadın erkek tartışsak ne farkeder,
Cesed sarılmış kefene sonsuz kere sabreder
Azap varsa toprak altında vay dünya derdine
Haşra düşer ah ölüm sonsuz kere feryat eder!
 
Fetih-Mirasyediler…

Kırışmış yüzde dilencinin narası,
Karanlık gecenin çırpınır firakları,
Sessizliğe korku karışır öcüler böcüler
Uykuyu yarılar çocukların ağıtları...

Silkin derim teheccüd namaz vaktidir,
İstanbul fethediliyor arifesi aralanır,
Küfür fitne Bizans kralının küpeleri
Halk yeni doğan hak güneşe hazırlanır…

Bağlayın ellerimi eğer özgürlük şirkse,
Allah’tan başka sevgi nefsime hoş gelirse,
Boğazın suları Ayasofya’ya ezanla yansır
Can resulün iltifatı ayna, Fatih'in yüreğinde!

Âdem’den beri şehitler sıra sıra girer,
Arkasından Fatih'te tebessüm halkı seyreder,
İman Kâbe’den köprü İstanbul ezberler,
Yürüyün aslanlar gazanız mübarek olsun...

Her pisliği her sevinci saklayan geceler,
Eşitlik yakışmaz seherine siner kederler,
Kalbe mühür gözler kör her adımda eğlenceler…
İstanbul fethini anlamaz son mirasyediler!
 
Geri