"Boşluk. Hiçlik. Gecenin karanlığı. Değil. Yeterince karanlık değil. Gece dediğin katran gibi olmalı. Denizde yalpalayan ışıklar, gelip geçen art arda bir kuyruk oluşturan araçların farları... Böylece işte, ne gece ne gündüz. İkisi arası bir şey. Benim gibi. Ben de bir şeyin ikisi arasıyım. “Tant de bruit pour une omlette!” Onca kıçını yırt, sonuç... Bunu düşünüyor olarak bile; (bunu düşünüyor olarak bile, deyince hele) boşluk hapı yutuyor. Hiçlik piç oluyor. Puşt Ruslar–! Onlar da adam kandırdılar. Onların düşünürleri de, yazarları da, sanki her bir şeyi ve her bir kişiyi tek tek yaşamışlarmış, YAŞAMIŞLARMIŞ gibi ya şu, ya
bu deyip çıktılar... Ne o, ne bu. Bu inançsızlığın, o bunalımın ve yorgunluğun, bezginliğin sonu bilmem nereye varırmış... Niye varmadı peki? O sıralar üç buçuk duyarlı aydının mı vardı yoksa kendini asabilecek? Sıra kendine gelince de, Allaha sığın, paçayı kurtar. Oldu mu şimdi? Bir inançtan kaç, ötekine tosla. Bizde böylesi çok. Her zaman çok. Kendini asan hiç yok. Haa, o çocuklar mı, o çocuklar çağdaş birer müntehir, öyle mi? Çünkü her şey gelişiyormuş, her yöntem de... Evet gelişiyor, evet gelişiyor. Yukardakine hiç selâm çakmadan ve çağdaş bir müntehir de olmadan, yaşama ölümlü kılmak canını. İşte benim gelişmiş okulum da bu. Belki tam gelişmiş bir okul değil daha. Ya da geri kalmış devrimcilerimizin en ilerisi kadar gelişmiş. Neden başka türlü olsun ki?"
diyor Tezel.