Her etkinin bir tepki yaratacağı fizik kurallarınca yaşadığımız gezegene ait bir kural olarak ortaya konmuş bulunmakta. Toplum dinamiklerindeki eğilimleri ve değişimleri bu minvalde değerlendirmek tarihsel süreçteki sebep sonuç ilişkilerini daha iyi kavramayı sağlayacaktır.
Suçlamaya odaklı, belirli düşüncelerle tek düze yapılan araştırmaların ve öğrenmelerin hiçbir zaman gerçeği kavramaya yeterli olmayacağı bilinmekte.
Hayatları boyunca okumadıkları yazarlardan ve kitaplardan ahkam kesenler yazdıklarıyla en azından ismi geçen eser ve yazarları bilenler için sığlıklarını ispat halindedir.
Bence bu duruma sebep olan en temel süreç dinin kullanılmasıdır. Dinin para için kullanılması, dinin siyaset için kullanılması, dinin rant için kullanılması, dinin mevki için kullanılması...
Ekonomide "yeşil sermaye" gibi bir terim varken ve din parayla ilintiliyken bu ilişki çerçevesinde saygı azalıyor.
"Para tekkeyi bozar" söylemi hayatın her alanında karşımıza çıkıyor. İşlerinin bozulmaması için yurt dışına fuhuş turlarına çıkan (iş gezisi maskesiyle elbet), yurt içinde, gündelik yaşamda ve ticari ilişkilerde sofu takılan çok insan tanıyorum. Bir tanesi Almanya'da başka bir tüccara yakalanınca, kendisine pahalı hediyeler göndermek zorunda kalarak, uzlaşma yoluna gitti.
Burada bu insanlara mı kızmalı, bu insanların böyle bir baskı altında kalmalarına sebep olanlara mı?
Birileri "din din din" diye bağırdıkça karşılarında "başka bir din başka bir din başka bir din" nağraları eksik olmayacaktır. Yıllardır dinler arası mücadele devam etmekte, inanç sistemleri birbirleriyle olan mücadelelerine inançsızları da saf olmadıkları, kendilerinden yana olmadıkları gerekçesiyle sürüklemektedir.
Beni düşman göreni, bana saygı duymayanı, beni sevmeyeni benim sevmeme gerekçe nedir? Nefreti eken ben değilim.
Kâfirleri dost edinen, Allah’ın dostluğunu bırakmış olur. Al-i İmran 28
Ey Nebi, kâfirlerle [silahla] ve münafıklarla [öğütle, delille, belgeyle] cihad et, [öğüt de kâr etmezse] onlara sert davran! Onların gidecekleri Cehennem, ne kötü yerdir. Tevbe 73, Tahrim 9
Eshab-ı kiram (Kâfirlere gazap ederler, birbirlerine merhametlidirler) diye övülüyor. (Feth 29)
İsyan edenlere düşmanlık ederek, Allah’a yaklaşın! Deylemi
Kâfirlerle mal, can ve dilinizle cihad edin! Redd-ül-muhtar
Ebu Musel Eşari hazretleri anlatır:
Halife Ömer'e (Hıristiyan kâtibim çok işe yarıyor) dedim. “Niçin bir Müslüman kâtip almadın? (Ey müminler, Yahudi ve Hıristiyanları sevmeyin) âyetini işitmedin mi sen?” dedi. Ben de, “Onu dini için değil, kâtipliği için aldım” dedim. “Allahü teâlânın hakir ettiğine ikram etme! Onun zelil ettiğini aziz eyleme! Allah’ın uzaklaştırdığına yaklaşma” dedi. “Ama Basra’yı onunla idare edebiliyorum” dedim. “Hıristiyan ölürse ne yapacaksan, şimdi onu yap! Hemen onu değiştir” dedi.
Ey müminler, mümin olmayan kâfirlerle dost olmayın! Âl-i İmran 118
İbrahim ve Onunla beraber olan müminlerin sözlerinden ibret alın! Onlar, kâfirlere dediler ki: Biz sizden ve putlarınızdan uzağız. Dininizi beğenmiyoruz. Allah’a inanıncaya kadar, aramızda düşmanlık, nefret vardır. Mümtehine 4
Fazla uzatmaya gerek yok. Fazlası var. Son olarak kafirin ne olduğunu bilmeyenlere izah edelim ki, "burada size düşmanlık yok" demesinler.
Kâfir, (Arapça: كافر - kāfir, çoğulu: كفّار - kuffār, kadın için kâfire kullanılır, çoğulu: kevâfir) İslam dini terminolojisinde küfür işleyerek dinden çıktığı düşünülen veya hiç Müslüman olmamış kişiye denir.