Biz Bize Tarih ..

🕒 Konu sahibi 1 saat önce aktifti
Deliler ya da Azaplar. Osmanlı ordusunun ön safında düşmana karşı psikolojik üstünlük sağlayan, ölüme karşı kayıtsız, özel kostümleri olan, düşmana hoş geldiniz(:d) seremonisini yapan güruh kfjf Hem çok iriler hem çok hızlılar, en hafif silahları onların kullandığı söyleniyor. Yeniçerilerden bahsedince aklıma geldi, yeniçeri ocağından zormuş deliler ocağına girmek. Osmanlı askeri tarihinin en az bilinen gruplarından. Osmanlı tokadının mucidi bunlar diye biliyorum jdjd Zırhsız kurt postuyla savaşırlarmış. Dosta güven düşmana korku :d Sloganları da şeymiş “kaderde ne varsa, o gelir başa”
Filmini izleyip etkilenmiştim, şamanist öğelerle bezeli bir anlatısı vardı gibi hatırlıyorum. Bu noktada yanılıyor olabilirim. Trt bir belgeselini de çekmiş galiba.
Vakit bulunca daha çok araştıracağım. Yazarım yine belki bir şeyler.

Yeniçeri askeri küçük yaşta alınır ve sen katolik kültürden, ben müslüman, şu arkadaş şaman gibi bir mevzu yoktur onlarda. Tek tip yetiştirilirler. Her biri ok atmayı, kılıçla ya da kılıçsız dövüşmeyi, tüfeği, gürzü, savaşta ne yapılması gerekliyse onu bilir. Bazısı ok atmaya daha hevesli ve yatkındır, onu okçu yaparlar. Kılıçta iyi olanı o yönde uzmanlaşır. Kimisi malzeme taşır, kimisi tünel kazar. Kimisi iyi yemek yapar ya da elindeki malzemeyle iyi yemek çıkarmasını bilir...

Azaplar, deliler, dervişler, bunlar gönüllü, destek ya da akıncı askerlerdir. Padişah sefere çıkınca Kırım Han'ı da ordusuna katılıyor, Eflak ve Bogdan Beyleri de. Akıncısı da gönüllüsü de. Cümbüş.
 
Efendiler! Yarın, Cumhuriyet'i ilan edeceğiz.

Peki neden 29 Ekim ?

Mustafa Kemal'in hiçbir adımı tabi ki tesadüf değildi..29 Ekim tarihini seçmesinin de ayrı bir yeri vardı..30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütakeresi ile esaret altına giren Türk milletinin 4 yıl 364 gün sonra öcünü almıştı..Mustafa Kemal batılı devletlere ; ben 30 Ekim'i tanımıyorum, sizden bir gün öndeyim siz 29 Ekim'i tanıyacaksınız demiştir..


Screenshot_20251028_201156_Chrome.jpg
 
1 Kasım 1922 , saltanat kaldırıldı..

padişahın kullarım dediği halka ; Atatürk , efendiler diye seslendi..
 
selllaammm (;

şahane bir şehirde yaşıyorum, her taşından tarih, her köşesinden efsaneler fışkıran, canım istanbul'ummm veeee üsküdar'ımmm tabi kii
35 senedir üsküdar'dayım, taşı toprağı tarih ve efsanelerle dolu eski çoook eski, insanlıktan da eski bir yer burası belki
boğazın incisi, bizi yeşile ve maviye doyuran eşsiz semtimiz

istanbul efsaneleri kitabımı karıştırırken üsküdar'la ilgili bir kesite de rastladım, bu konuda olmalı diye düşündüm ve paylaşmak istedim

eeen eski ismiyle hrisopolis'tir üsküdar, neden bu isim verilmis diye de bir sürü efsane var tabi ki
altın şehir demekmis hrisopolis, iranlılar galibiyetlerinden sonra buraya gelip hazinelerini kurmuş ve çevre illerden aldıkları vergileri burada toplamaları nedeniyle verilmis een eski ismi

güneşin batarken bu semte verdiği sarı renkten dolayı da altın sehir deniliyormuş, demekki çok ayırt edici bir sarı renk yansımış (:

hrisopolis adından sonra 11.yy da skutari adını alıyor..bu ismi almasının sebebi de üskutari adında bir donanmanın bulunması, aynı ismi taşıyan bir imparator sarayı da bulunmasıymış..

evliya çelebi, kadıköy semti kurulduktan sonra üsküdar evleri kadıköyün yeni evleri karşısında eski ve dar kaldı demiş ve bunun üzerine eskidar denmis bir süre, zamanla bu isim üsküdar'a dönüştü diye de eklemiş..

ulaşım olsun, konaklama, ticaret, askeriye bakımından çok stratejik bir yermiş , hala da öyle
eski ve yeni olan her sey iç içe çok uyumlu, insanları da öyle

boğaziçi alanında olmamız, köprümüz, kız kulemiz, saraylarımız, askeri kışlalarımız, camiler, hamamlar, külliyeler, tarihi çeşmeler veee hem deniz seviyesini hem de en tepe noktasını sınırlarına alan güzel semtim, hangi birini sayayım (:

böyle işteee, amma övdüm bende ama az bile .p
 
ayrılık çeşmesi ismini özellikle istanbul'da yaşayan çoğu kişi duymuştur ve bilir..isim çok romantik ve duygusal amaaaa, içinde hüzün, drama ve umut da barındırıyor..şu anda kadıköy'de metro ve marmaray duraklarının ismi olsa da bir hikayesi var elbette..

bu çeşmenin 17. Yüzyılın başlarında bir namazgâh ile birlikte yaptırıldığı söylenir..doğuya ve batıya yapılan seferler öncesinde tüm askerlerin hazırlıklarını yaptığı ve yola çıkılmak için toplandığı yermiş..ordular bu çeşmeden yola çıkıp, bugün bağdat caddesi olarak adlandırdığımız bağdat yolu’na doğru ilerlermiş..insanlar sevdiklerini savaşa gönderirken, bu çeşmenin olduğu yerden uğurlamaya gelirmiş..hacca giden hacılarda buradan uğurlanırmış..

sadece osmanlı zamanında değil, bizans döneminde de bizanslı askerlerin savaşa uğurlandığı yer olması sebebiyle tarih boyunca birçok vedaya sahne olmuş..o zamanda çeşme yok tabiki sadece lokasyon olarak..

aslında bugünde eskisinden pek farkı yok, yine insanlar buradan bir yerlere gidiyor, yine vedalar ve yine kavuşmalar yaşanıyor..totem gibi bir yer olmuş konum bakımından, oradan her geçtiğimde gözümde geçmiş ve şimdiki zaman telaşesinin evrimleşmiş hali canlanır.

Screenshot_20251120_202537_Chrome.jpg
Screenshot_20251120_203546_Chrome.jpg
Screenshot_20251120_203619_Chrome.jpg
 
deliyimmm gözü kara deliyimmm, yakarım roma'yı da yakarımmmm diyerekteeenn imparator neron'a bir yolculuk yapıyoruz
gerçekten de roma'yı yaktı mı neron?
herkesin nefret etmeyi sevdiği bir imparatordur neron..yetkin bir yönetici ve yanında da çok yetenekli adamların olduğu biriydi..hocası seneca da buna dahil..ancak neron tartışmasız bir katildi..katliamlarına üvey kardeşi britannucus ile başlar, çünkü iktidarı paylaşması gerekiyordur..daha sonra karısının ölümünü planladı..sevgilisi için karısını terketti ve uydurma bir zina suçlamasıyla karısı octavia'yı idam ettirdi..
neron kendi annesini de öldürttü..ancak içinde annesinin olduğu tekneyi batırma girişimi istediği gibi olmayınca annesini döverek öldürttü..sevgilisi poppaea'yı da öldürüyor hamileyken hem de, kendisi alıyor canını..
gelelim yangın konusuna..efsanelerin aksine büyük roma yangınını neron başlatmıyor..şehir yanarken de keman ve lir de çalmıyor..hatta afetzedeler için yardım çalışmaları düzenliyor, şehri yeniden imarını planlıyor..ancak neron'un kendi müziğine ve şiirine olan düşkünlüğü senatörleri resitallerini izlemeye zorlaması yüzünden insanlar bu görüşe inanıyor..
neron'dan nefret edilme sebeplerinden biri, roma'nın merkezindeki kamusal alanın yıkıntıları üzerine devasa altın ev kompleksini inşa ettirmesiydi..hristiyanlara baya zulmetmişti..
yunanistan'daki olimpiyat oyunlarında yarışları kazansa da kazanmasa da defne yapraĝından taçları alma konusundaki çocukça ısrarı da imparatorluğun itibarını zedeliyordu.sonunda neron, kontrolden çıkan bir ordu isyanıyla devriliyor ve iç savaşlar falanlar derken ms 54 ve 68 yıllarını kapsayan dönem olarak kısaca özetleyebiliyoruz

Screenshot_20251212_200653_Facebook.jpg
 
Nero,Sporos isimli bir genc köleyi hadm ettirerek,kendisine "kari" yapiyor.

Kaynak: sueton

Psikolugun ilginç bir yansimasiydi rahmetli.
 
fransa"da çok meşhur bir sözlük vardır; Larousse.. bu sözlükte bir kelime var; "décapiter"...
bu kelime, 1931 yılındaki sözlükte; "boynunu vurmak" diye ifade ediliyor..kelimenin bir başka anlamı daha var; "kazığa oturtmak", yani sivri bir kazık hazırlamak ve kazığın bir ucu insanların ağzından çıkacak şekilde üzerine oturtmak..vahşi bir uygulama..

burada, kazığa oturtmak deyiminin manasını açıklığa kavuşturmak için örnek veriliyor:
"türkler, bugün bile esirlerini kazığa oturturlar."

atatürk bunu öğrenince, fransız büyükelçisi"ni yemeğe davet ediyor..elçi, diğer elçilere böbürleniyor, caka satıyor; atatürk tarafından davet edildiği için..

köşke geliyor, yemekler yeniyor..atatürk tabii bir şekilde, elçiye bu kelimenin anlamını soruyor..
o da bildiği anlamı söylüyor..

atatürk; "kelimenin başka bir anlamı var mı?" diye sorunca, büyükelçi; "bunu söylemek için sözlüğe bakmam gerekir" diyor..

atatürk; daha önce hazırlamış olduğu ve çalışanlarına öğütlediği şekilde larouse"u getirtip, büyükelçinin önüne koyduruyor..

elçi, daha işin nereye kadar gideceğinin farkında olmadan hevesle okumaya başlıyor..
ancak kelimenin karşısında "kazığa oturtmak" konusunda verilen örnek cümleye gelince, ancak yarıya kadar okuyabiliyor ve yarısından sonra yutkunarak atatürk"ün yüzüne bakıyor..

atatürk diyor ki:
"demek ki biz türkler; bugün de esirlerlerimizi kazığa oturtuyoruz öyle mi, öyle mi sayın sefir? sözlüğünüze böyle yazmışsınız, bu doğru mu?"

sefir, hemen sözlüğü biraz karıştırıyor ve bir kaçamak noktası bularak diyor ki; "efendim bu sözlük; katolik kilisesi"nin matbaasında basılmış, bildiğiniz gibi biz laik ülkeyiz, kilisenin yaptıklarının bizim hükümetimizle bir ilgisi yok..bizi ilgilendirmez ve biz kiliseye karışamayız."

atatürk:
"öyle mi efendim, siz laik bir ülke olduğunuz için demek ki kiliselere karışamıyorsunuz..öyleyse ben de yarından itibaren istanbul"daki kiliselerin kapılarına koca birer kilit astırıyorum" diyor..

bunu duyan sefir, birden ayağa kalkıyor ve; "ekselans, protesto ederiz" diyor..

bunun üzerine atatürk;
"hani sizi ilgilendirmiyordu, karışmıyordunuz?" diyor ve ilgililere dönerek; "sefire yolu gösterin" diyerek, bir anlamda onu kovuyor..

tabii fransız hükümeti; laiklik söylemlerini bir tarafa bırakıyor, hemen o sözlük toplatılıyor ve yeni baskısında o cümle çıkarılıyor..
 
veeee ocak ayının gizemli hikayesine bir bakalım diyorummm

neden january deniliyor mesela ingilizce'de ocak ayına hiç merak ettiniz mii?

yine roma'ya gidiyoruz, ama roma mitolojisine..janus'a..iki yüzü olan tanrı janus'a..

janus eşiklerin ve geçişlerin tanrısıdır..bir yüzü geçmişe bir yüzü de geleceğe bakar..

roma'da eskiden yıl 10 aydan oluşuyor ve kış döneminin ismi yok..ocak ve şubat ayı sonradan ekleniyor ve takvim bir anlam kazanıyor..

janus'un takvime girişiyle ocak, sadece yeni bir yılın başlangıcı deĝil, aynı zamanda geride kalanla yüzleşip henüz gelmeyene doğru yönelme anı oluyor..bir geçiş eşiği gibi..

bu yüzden ocak, doğanın en sessiz ama zihnimizin en kalabalık olduğu aydır..janus'un iki yüzü gibi..bu ayda bir ayağımızı geçmişe , diğerini de geleceğe atarız..

Screenshot_20260104_215243_Instagram.jpg
 
Ianus diyorsunuz... Eğer ki eliniz altında bir Pierre Grimal sözlüğü varsa, orada J harfi aramayın, çünkü J harfi klasik latincede yoktur.

Roma tanrılarının, en eski tanrılarındandır Janus.

Derin, yerim dar.
 
ABD'nde yaşayan bir çocuk , Atatürk'ten kendisi için küçük bir not yazmasını ve bir de imzalı fotoğrafını göndermesini ister..çocuk, mektubunda cumhuriyet rejimi ile kurulan devletin ilgisini çektiğini ve bir gün muhakkak ziyaret etmek istediğini yazar..küçük bir çocuktan gelen bu mektup, Atatürk'ün ilgisini çeker ve büyük bir ciddiyetle cevap verir..imzalı fotoğrafını da yollar..bu mektup aslında batılı devletlere gönderdiği ilk mektuptur..

curtis, 85 yaşındayken ABD'de yaşayan bir Türk vatandaşıyla tesadüfen tanışır..1998 yılında Türk elçilik görevlileri mektubu inceler ve Curtis, Bülent Ecevit'in talimatıyla Türkiye'ye davet edilir..Ankara'yı ziyaretinde hayatımın en duygulu anını yaşıyorum der..o mektubu da anıtkabir müzesine armağan eder..1938 yılında Atatürk öldüğünde 25 yaşında bir gençtim ve niye ağladığımı kimse anlamamıştı der..

iste Curtis'in mektubu ve Atatürk'ün cevabı

Screenshot_20260111_172328_Chrome.jpg

Screenshot_20260111_172334_Chrome.jpg
 


Tarih yalnızca savaşlar ve büyük kararlarla mı ölçülür? Padişah 2. Mahmut, saray hayatının resmi yüzü olmanın ötesinde, kış günlerinde kartopu oynayarak adeta çocuk ruhunu yaşatıyordu!

Padişah II. Mahmud, kar yağdığında içindeki çocukla yeniden buluşurmuş. O kadar heyecanlanırmış ki, kar topuyla oynamak ister, fakat padişah olarak bu davranışın münasip olmadığı düşünülürmüş. Bu yüzden içi burkulurmuş.
Bir kış günü, sarayın tüm Enderun’unu toplar, “Hadi bakalım, kar topu oynayın!” dermiş. O an, yüzbinlerce askerin ve saray mensuplarının arasında, o küçük ama neşeli oyun başlamış. Padişah, bu sevinçli kalabalığı keyifle izler, çocukların ve gençlerin coşkusunu görmenin tadını çıkarırmış. Sonrasında ise, bu güzel anı paylaşanlara hediyeler dağıtarak herkesin yüzünü güldürürmüş.

Derin Tarih Dergisi ve Hâfız İlyas Efendi’nin hatıratlarına göre, kış ayını en çok seven Osmanlı Padişahı işte böyleymiş. Düşünün, yüzbinlerce asker, krallığın tüm imkânları; ama en küçük bir kartopu oyunu yüzünden içsel bir eksiklik hissediyormuş. Hem çok eğlenceli hem de bir o kadar dokunaklı..

- Alıntı
 
Mustafa Kemal sofya'da askeri ateşe iken 1 Mart 1914'te yarbaylığa yükselir..1914'ün mayıs ayı başında, bulgarların 11 Mayıs 1914'deki ulusal gününde verilen bir baloya davet edilir..Mustafa Kemal bu baloda manevi bir üstünlük sağlamak ister..geniş ve bol ışıklı salonda devam eden muhteşem gecede, gösterişli bir yeniçeri kıyafetiyle içeri girer..Mustafa Kemal'e çevrilen bütün gözler o'na hayranlıkla bakar..orada bulunan bulgar kralı ferdinand, Mustafa Kemal'i yanına davet ederek iltifatlarda bulunur, kıyafetinden ve başarısından dolayı da tebrik eder..

çünkü gecenin en güzel kıyafeti onun giydiği kıyafettir..

Mustafa Kemal o gece baloda giydiği yeniçeri kıyafetini, müzeden alınıp yollanmasını ister.. Sofya'dan trenle İstanbul'a giden bir arkadaşı dönüşünde kıyafeti aksesuarlarıyla birlikte kendisine getirir..

sabaha kadar devam eden balonun bitiminde,ispanya maslahatgüzarı, Mustafa Kemal'i evine davet etmiş ve evinin şark köşesinde o'nun yeniçeri kıyafetiyle bu fotoğrafını çekmiştir..

Screenshot_20260120_000828_Chrome.jpg
 
veeee leonardo da vinci'nin istanbul hayaline gelelim şimdi de
ii. beyazıt'a bir mektup gönderir da vinci, haliç üzerine galata ile eminönü'nü birleştirecek yüksek kemerli bir köprüyü önerir..köprü , yelkenli gemilerin geçişine de uygun yükseklikte olacaktır..ayrıca boğaz için açılır ve kapanır bir köprü tasarlayacağını da belirtir..ancak bu teklif dönemin şartları nedeniyle kabul edilmez..

bu mektubun kopyası bugün topkapı sarayı arşivindedir..belge, dönemin resmi üslubuyla "ceneviz'den leonardo adlı kafirin gönderdiği mektubun suretidir" başlığı olarak kayda geçmiştir..

bu satırlar rönesans ile osmanlı dünyasının en ilginç temaslarından birine şahitlik etmiştir..

leonardo'nun tasarladığı köprü projesi, uygulama fırsatı bulunmasa da tarihte büyük yankı uyandırmıştır..eğer yapılsaydı dönemin en uzun ve en ileri teknik köprüsü olacaktı..galata ile eminönü arasındaki köprü 1836 yılında inşa edilebildi..

leonardo'nun o köprü tasarımı 2001 yılında norveç'in aas kasabasında , sanatçı vebjorn sand öncülüğünde 500 sene sonra hayata geçirildi..

leonardo'dan birkaç yıl sonra rönesans'ın bir diğer büyük ismi michalangelo da papa ile yaşadığı sorunlar yüzünden istanbul'a sığınmayı ve haliç'e köprü yapmayı düşündü..papa ile arası düzelince bu plan rafa kaldırıldı..

Screenshot_20260120_235656_Chrome.jpg
 
agincourt savaşı efsane bir savaş ve çok iyi hazırlanan bir belgesel..
paylaşmak istedim, v.henry'nin şerefine o vakit (:

 
yıldırım bayezit neden genelde arkaya dönük bakarken resmedilmiş ?
bütün padişahların düzken resimleri bir tek yıldırım bayezit'in arkaya dönüktür..
tahta geçer geçmez balkanlara büyük fetihler yapar ve devleti de gerçek merkezi bir devlet haline getirir..diğer beyliklerin çoğu sindirilir..rakibi karamanoğulları'nı tam yok edecekken timur buna engel olur..timur bayezit'ten kendisine tabi olmasını ister..timur ona aşağılayıcı bir mektup yazar..onun cevabı da sert olur..1402 de ankara ovası'nda iki ordu karşılaşır..savaş sırasında tatarlar saf değiştirip timur'un yanına geçerler, savaşın kaybedileceği anlaşılır..hatta savaşın komutanı oğlu süleyman çelebi de savaşı terkeder..diğer oğulları isa çelebi ve ileride padişah olacak birinci mehmet de aynı şekilde..ordu dağılmaya başlamıştır..bayezıt eşi ve diğer iki oğluyla timur'a esir düşmüştür..hatta yıldırım'ın eşi esir düşünce şarap dağıtıcılığı yaptırıldığı söylenir..bu olaydan sonra savaş alanına artık sultanlar götürülmemiştir..artık elinden hiçbir sey gelmiyordur..bayezıt kendisine yapılan ihanetlere ve geçmişe hapsedilsiği kafesten hüzünlü bir şekilde bakar..
ressamlar da onu genelde arkasına bakarak resmetmiştir yani arkasını kollayarak, yani bana ihanet eden var mı bakışıyla..bazı sanat tarihçileri de şanlı geçmişine son kez bakıyor derler..

Screenshot_20260213_091449_Chrome.jpg
 
istanbul boğazı gerçekten dondu mu?

yıllardır anlatılan bir şehir efsanesi bu 1954 yılında istanbul boğazı'nın donup insanların yürüyerek karşıya geçmesi..
1954 şubat ayında çok sert bir kış yaşanıyor ama boğaz buz tutmuyor..tuna nehri'nden kopup karadeniz üzerinden sürüklenen büyük buz kütleleri boğaz'a birikince boğaz donmuş gibi görünmüş..gazeteler deniz ulaşımının aksadığını hatta istanbul trabzon vapur seferlerinin iptal edildiğini yazıyor ama boğazın donduğuna dair kayıt yok..sadece insanlar biriken buz kütlelerinin üzerine çıkıp kısa mesafeli yürüyüşler yapmış..o da güvenlik sebebiyle yasaklanmış..

istanbul'un gerçekten donduğu zamana gelelim..
1857 de haliç buz tutuyor ve insanlar halıcıoğlu'ndan eyüp'e yürüyerek geçiyor..bunun kayıtları var..
1929 yılında da yine haliç ve boğazda buz kütleleri görünüyor..

Screenshot_20260226_101659_Instagram.jpgScreenshot_20260226_101650_Instagram.jpg





bizim yapay zekaya sordum boğaz şu anda buz tutsa nasıl görünürdü diye
veeeee .p

1772090631494.png
 
Geri