Biz Bize Tarih ..

🕒 Konu sahibi 1 saat önce aktifti
532 yılında konstantinopolis alevler içindeydi..şehir, bizans tarihinin en büyük ayaklanmasıyla parçalanıyordu..bu olay daha sonra nika isyanı olarak anılacaktı..her şey hipodromdaki araba yarışları sırasında başladı..o dönemde bu yarışlar günümüzün futbol maçları kadar büyük bir tutkuydu..şehir iki büyük gruba bölünmüştü..venetoi yani maviler, prasinoi yani yeşiller..normalde birbirlerinin ezeli düşmanı olan bu iki grup, o gün imparator i. justinianus'a karşı birleşti..hep bir ağızdan bağırdılar.."nika!" yani zafer..şehir kısa sürede kaosa sürüklendi..isyancılar kiliseleri ve sarayları ateşe verdi..justinianus kaçmaya hazırlanıyordu..ama tam o anda imparatoriçe theodora ayağa kalktı..sakin bir şekilde kocasına şöyle dedi..bir imparator olarak ölmek sürgünde yaşamaktan daha iyidir..mor, uğruna ölmeye değer bir renktir..bu söz yalnızca imparatorlara ait olan mor ipeğe bir göndermeydi..justinianus kaçmaktan vazgeçti, ordusuna acımasız bir karşı saldırı emri verdi..generali, isyancılarla dolu hipodromu kapattı..ardından katliam başladı..tek bir günde yaklaşık 30.000 kişi öldürüldü..bu sayı şehrin nüfusunun neredeyse beşte biriydi..ama bu felaketin küllerinden yeni bir simge doğdu..isyanın yıkıntıları üzerinde yükselen yapı bugün hala ayakta duran bir başyapıttı..ayasofya..bir imparatorluğun neredeyse çöktüğü anın taşa dönüşmüş hatırası..

Screenshot_20260227_180344_Chrome.jpg
 
Suriçi’nde Bizans’a ait daha fazla yapıt kalabilseydi keşke. Bukaleon Sarayı restorasyonunu izliyorum uzaktan.

Diğer tarafta Tekfur Sarayı(müzesi) yenilenmiş ama sönüktü.

Yahya Kemal’in Aziz İstanbul’u ile şehri fethettim ama surları gezemedim daha. Metrobüs ile geçerken Edirnekapı’da şehri gözleyen Fatih’i konumlandırıyorum bir yerlere.

Bir yeri tarihi ile gezmek hoşuma gidiyor.
 
bugün hakkında bir şeyler öğrenmek için araştırma yaptım, kanlı kontesimiz seri katilimiz ile ilgili (bu arada miz ekini kullanıp sahiplenmelere girişim .p )

ilk bilgiler genç kalabilmek için 650 genç kızın kanıyla banyo yaptığı ve çeşitli işkencelere maruz bıraktığı gibi bilgilerdi..

şu bilgi ilgi çekiciydi, Bathory'nin ilham verdiğine inanılan karakter ve hikâye Pamuk Prenses hikâyesindeki kötü kraliçenin olduğu..

kendisi hem soylu, hem güzel ve eğitimli bir kadınmış ve soylu kızlara öğretmenlik de yapıyormuş.

Bathory'nin kurbanlarından bazıları balla kaplanıp böceklerin yemesi için dışarıda bırakılıyor, yılın daha soğuk dönemlerinde genç kadınlar çırılçıplak soyulup ölümcül buz banyolarına zorla sokulabiliyormuş.. Bathory bazen kızlara parmaklarına iğne batırarak, burunlarını veya dudaklarını keserek ya da ısırgan otlarıyla kırbaçlayarak işkence ediyormuş..bazı kurbanlarının omuzlarını ve göğüslerini ısırır, cinsel organları da dahil olmak üzere etlerini yakarmış..

kendisi suç üstü yakalanıyor fakat güçlü bir ailenin üyesi olduğu için yargılanmıyor. bunun yerine, Čachtice Kalesi'nde tecrit edildi ve 1614'teki ölümüne kadar orada kaldı..hizmetçileri de ortak olduğu için onlar infaz edilmiş sadece..

bazı kaynaklar uydurma olduğunu da söylüyor..cadı avı histerisinin ve siyasi entrikaların masum bir kurbanı denilerek..
Bu Amerika'daki ada davasıyla alakalı olabilir mi En azından esinlenme bakımından.
 
Bu sayfayi seviyorum.<3
 
veeeeee geçen gün konusunu geçirdiğimiz vaka-i vakvakiye olayından bahsetmek istedim
nedir bu vakvak ağacı

doğu mitolojisinde hint okyanusu’ndaki adalardan biri olan ve adaya ismini veren vakvak ağacı, meyveleri insan ya da hayvan şeklinde olan, haziranda olgunlaşıp yere düştüğünde vak vak diye sesler çıkaran ve sonrasında toprağa karışan efsanevi bir ağaçtır..bu ağaçla ilgili ilk yazılı belgelere 8. yüzyılda çin kaynaklarında rastlanır..

vakvak ağacı, islam mitolojisinde ise cehennemde bulunan ve meyveleri insan kafası olan efsanevi bir ağaçtır..öte yandan; osmanlı döneminde tarihsel bir olaya da “vakvak ağacı” adını vermiştir..

vaka'ya gelirsek deeee

sultanahmet meydanındaki alman çeşmesi, osmanlı döneminde vakvak ağacı veya kanlı çınar olarak bilinen bir ağacın bulunduğu alana inşa edilmiştir..bugün var olmayan çınar ağacı ile ilgili olay şöyle başlar: 1655 yılında girit savaşı’ndan dönen yeniçeriler, düşük ayarda akçe aldıkları için isyan ederler. 4. Mehmet yeniçerilerin kellesini istedikleri kızlar ağası ile kapı ağasını boğdurtarak cesetlerini isyancılara verir..isyancılar cesetlerin kafasını keserek at meydanı'ndaki çınara asarlar.. bu çınar ağacına sonrasında o kadar çok adam asılmış ki bu ağaca “şecere-i vakvak”, insanların bu ağaca asılmasıyla oluşan olaya da ‘vaka-i vakvakiye’ denilmiştir..ayrıca, 2. Mahmut 1826’da yeniçeri ocağını kaldırmasıyla isyan eden yeniçerileri idam ettirir ve kesik başlarını vaka-i vakvakiye olayının yaşandığı çınar ağacının dibine koydurtur..

meyvesi insan olan ağaç böyle resmedilmiş

Screenshot_20260305_222633_Chrome.jpg
 
çözemiyorsan parçala..

gordion düğümü..

binlerce kişinin çözmeye çalıştığı düğüm, tek hamlede nasıl ortadan kalkmıştı ?
m.ö 333 yılındayız, frigya'nın başkenti gordion'da bir kağnı duruyor..boyunduruğu kimsenin çözemediği bir düğümle bağlı..kehanet şöyle : bu düğümü kim çözerse asya'nın efendisi o olacaktı..
bu düğümü çözmek için her rütbeden binlerce insan uğraşıyor ama düğüm bir türlü çözülmüyor..sonra genç bir adam geliyor, büyük iskender..düğümü inceliyor ama parmaklarla bunun çözülemeyeceğini anlıyor..kılıcını çekiyor ve tek hamleyle düğümü ortadan parçalıyor..problem çözülmüyor ama ortada bir problem de kalmıyor..

bu bir iskender hamlesi olarak tarihe geçer..düğüm, hayatımızdaki karmaşık ve içinden çıkılmaz sorunları ; kılıç ise bazen kuralları yıkıp geçme cesaretini temsil eder.

iskender'in kılıcı bir bakış açısını temsil eder aslında..karmaşık sorunları radikal yollarla çözmek..bazen çok basit ve kısa yöntemlerle..

Screenshot_20260306_095807_Chrome.jpg
 
türkiye'nin ikinci dünya savaşına katıldığını biliyor muydunuz? bilmiyordunuz çünkü ben uydujhsajdh.. hayır, uydurmuyorum.

savaş boyunca dönemin cumhurbaşkanı ismet paşa liderliğinde türkiye, her iki tarafla dai lişkilerini sürdürerek ülkeyi sıcak çatışmanın dışında tutmayı başarmıştır. türkiye, savaşın sona ermesine çok az bir süre kala, 23 şubat 1945'te nazi almanyası ve japon imparatorluğu'na resmen savaş ilan etmiştir.

bu karar, askeri bir gereklilikten ziyade siyasidir. müttefik devletler, kurulacak olan birleşmiş milletler'e sadece 1 mart 1945'e kadar mihver devletlerine savaş ilan eden ülkelerin kurucu üye olarak kabul edileceğini bildirmiştir. türkiye, bu uluslararası organizasyonda yer alabilmek için bu adımı atmıştır. fakat herhangi bir askeri çatışmaya girilmemiştir.
 
rivayete göre, ankara savaşından sonra esir edilen bayezid, elleri zincrli şekilde timur'un otağına getirilir. oğlu shahrukh ile satranç oynayan timur, bayezid'i görünce sırıtmaya başlamış. "felaketimle alay mı edersin" diyen bayezid'e timur'un cevabı: "maksadım alay etmek değildir. allah'ın cihanı senin gibi bir kör ile benim gibi bir topala bıraktığına gülüyorum."

 
Sultan unvanının kime verildiği kadar nasıl verildiği de önemlidir.
Sultan Alparslan
Sultan Mehmet
Cem Sultan
Mihrimah Sultan
Sultan Süleyman
...

Sultan unvanı erkeklerde ismin önüne, kadınlarda isimden sonra gelirken tek istisna kaçak Cem Sultan'da.
İnce bir küçümseme.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Olaylar 1789 yılında, Sultan III. Selim döneminde geçiyor. Osmanlı, o dönem hem Rusya hem de Avusturya ile aynı anda savaştadır ve işler pek parlak gitmemektedir. Sultan Selim, o anki sadrazam Koca Yusuf Paşa'ya sinirlenip onu görevden alır ve yerine Hasan Paşa'nın getirilmesini emreder.

Hasan Paşa'ya sadrazamlık mührünü (Mühr-ü Hümayun) ve yeni makamının görkemli kıyafetlerini (hil'at) teslim etmek için yola çıkan elçiler, ordugâha vardıklarında küçük çaplı bir şok yaşarlar. Karşılarında devletin en yüksek makamına oturacak "kudretli" bir komutan değil; ağır hastalıktan yataklara düşmüş, rengi solmuş, nefes almakta zorlanan, kelimenin tam anlamıyla "ha gitti ha gidecek" bir adam bulurlar.

Paşa o kadar kötü durumdadır ki, mührü hasta yatağında, yorganın altından titreyen elleriyle zor teslim alır. Etraftaki herkes "Adam birkaç saate ölecek, padişah devleti kime emanet etti?" diye düşünür. İşte bu dramatik ve biraz da mizah kokan tablo yüzünden, ordu ve halk arasında anında lakabı yapıştırılır: Cenaze Hasan Paşa.
 
"Avrupa'nın tam ortasında bulunuyoruz. En az üç cepheden bize saldırılabilir. Tanrı bizi öyle bir konuma yerleştirmiş ki, komşularımız yüzünden bir an bile tembellik ya da çalışmamazlık edemeyiz. Tanrı bir yanımıza savaşı en çok seven ve en huzursuz ülkeyi, Fransa'yı koydu. Ve Tanrı önceki asırlarda hiç olmadığı kadar düşkünlük gösterilen savaşçılığın Rusya'da büyümesine izin verdi. Dolayısıyla, Avrupa denizinde yüzen ve bize dişlerini gösteren bu köpek balıkları nefeslerini ensemizde hissettirerek bizi kamçılamakta, tetikte olmaya zorlamakta ve çaba göstermeye mecbur etmektedir."

“Amerikalılar çok şanslı insanlar. Kuzeyde ve güneyde zayıf komşularla, doğuda ve batıda ise balıklarla çevrililer.”

Otto von Bismarck

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Napoleon Bonaparte’a göre bir ordunun gücü matematiksel olarak hesaplanabilir. Napoleon, bu durumu şöyle ifade ediyor:

“Bir ordunun gücü, tıpkı mekanikteki momentum gibi, kütle ile hızın çarpımıyla hesaplanır.”

Ordunun Gücü = Ordunun Kütlesi x Ordunun Hızı

Fizikte momentum için kullanılan sembol kalın p harfidir, m kütle, v hızdır. Şimdi bunu formülize edecek olursak; p = m.v sonucuyla karşılaşırız. Yani Napoleon’a göre, bir ordunun gücünü hesaplarken kullanacağımız formül p = m.v'dir.

Napoleon, burada kütleyi ordunun sayısal büyüklüğü olarak, hızı ise stratejik/taktik hareketlilik, ani atak ve hızlı manevra kabiliyeti olarak görüyor. Yani ordunun etkin gücü sadece sayıdan değil, bu sayıyı ne kadar hızlı ve etkili şekilde kritik noktalara yoğunlaştırılabildiğinden geçiyor. Napoleon'un başarılarının temelinde de tam olarak bu var. Düşmanından daha hızlı hareket ederek kuvvetleri parçalı halde yenebilmek (divide and conquer). Örneğin, Austerlitz veya Jena-Auerstedt muharebelerinde, daha büyük koalisyon ordularını hızlı manevralarla bölüp parçalamıştır.

Tabi ki savaş çok karmaşık bir sistem; moral, liderlik, arazi, lojistik, teknoloji, istihbarat, hava koşulları gibi sayısız değişken var. Bunları tek bir p = m.v formülüne indirgemek fazlasıyla basitleştirmek olur. Ama Napoleon bu ifadeyi kullanırken, savaşın tüm karmaşıklığını değil, kâğıt üzerinde, soyut bir stratejik değerlendirme için bir çerçeve sunuyor. Yani "eğer diğer tüm etkenler eşitse" varsayımı altında, bir ordunun etkin gücünü belirleyen en kritik iki değişkenin sayısal üstünlük ve hız olduğunu söylüyor. Ve Napoleon'un dehası, bu basit fikri sahada ustalıkla uygulamasında yatıyor.
 
Bismarck in agirligi hep ic siyaset idi.

Napoleon un formülü, Rusya seferinde Mikail e yenik düstü.
Beresina nehrinde strateji acilmadi.
 
Bismarck in agirligi hep ic siyaset idi.

Napoleon un formülü, Rusya seferinde Mikail e yenik düstü.
Beresina nehrinde strateji acilmadi.

"Soylu Prusyalılık"ın ruhuna dua okutuyorlar.

Kütlesini ve hızını kaybeden her ordu çakılır Rusya bozkırlarında. Napolyon'u küçültmez bu
Rusya'nın savaş kozu kütle ve alan.
 
“Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğü Metternich için adeta bir iman meselesiydi.”

Sir Adolphus Slade

19. yüzyılda, Lord Palmerston, Stratford Canning gibi İngiliz devlet adamları, Osmanlı'nın toprak bütünlüğünün korunması gerektiği tezini ateşli bir şekilde savunmuş ve bu görüşü İngiliz dış politikasında bir doktrin haline getirmeyi başarmışlardı. Ancak Yunan bağımsızlığı sürecinde Hem Palmerston hem de Canning aynı yüzyılda popülerleşen Philhellenism (Yunan kültürüne duyulan hayranlık, Yunanperver veya Yunansever) romantikliğine yenik düşmüş, benimsedikleri Viyana Kongresi'nin güç dengesi ilkelerine aykırı hareket etmişlerdir. Sir Slade’ın söylediği gibi, Palmerston ve Canning’den çok daha tavizsiz bir biçimde, Osmanlının toprak bütünlüğüne bir iman meselesi gibi yaklaşan Klemens von Metternich, pragmatist davranarak kriz boyunca politik inancını kararlılıkla korumayı sürdüren tek Avrupalı devlet adamı olmuştur. Muhalefetinin kökeninde Yunanlara karşı bir nefret değil, bağımsızlık hareketlerinin Avrupa'yı kaosa sürükleyeceği ve Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflamasının bu istikrarsızlığın katalizörü olacağı yönündeki stratejik ve ideolojik bir korku yatıyordu.

Metternich, 1815 Viyana Kongresi ile kurulan Napoleon sonrası korumacı Avrupa düzeninin mimarıydı. Bu muhafazakâr çerçeve, monarşilerin gücünü pekiştirerek ve milliyetçilik de dahil olmak üzere devrimci ideolojileri bastırarak Avrupa'da istikrarı yeniden sağlamayı amaçlıyordu. Metternich'e göre, Osmanlı yönetimine karşı Yunan isyanı, diğer devlet adamlarının yaklaşımının aksine asil bir mücadele değil, tehlikeli bir emsaldi. Almanlar, Macarlar, Çekler, İtalyanlar ve Slavlar gibi çeşitli etnik gruplardan oluşan Avusturya İmparatorluğu, dağılmayı önlemek için merkezi otoriteye güveniyordu. Yunan bağımsızlığını desteklemenin, kendi sınırları içinde de benzer ayaklanmalara yol açacağını ve imparatorluğun bütünlüğünü ve daha geniş bir çerçevede Avrupa güç dengesini tehdit edeceğini savundu.

Metternich'in stratejisinin temel unsurlarından biri, Osmanlı İmparatorluğu'nu istikrarlı bir yapı olarak korumaktı. Osmanlı İmparatorluğu'nu, Avusturya'nın güneydoğu kanadının savunmasız olduğu Balkanlar ve Doğu Avrupa'ya Rus yayılmasına karşı kritik bir tampon olarak görüyordu. Rusya'nın Osmanlı'yı zayıflatmak ve Ortodoks nüfuzunu genişletmek için gizlice desteklediği Yunan Bağımsızlık Savaşı, bu dengeye doğrudan bir tehdit oluşturuyordu. Metternich, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünün bir güç boşluğu yaratacağından, Rusya'nın bölgeye hâkim olmasına ve Avusturya çıkarlarına tecavüz etmesine olanak tanıyacağından korkuyordu. Bu endişe, Yunan mücadelesiyle aynı zamana denk gelen 1828-1829 Rus-Türk Savaşı ile daha da arttı.

Metternich'in dünya görüşü, milliyetçiliğin kontrol altına alınmadığı takdirde Avrupa'yı tanımlayan çok etnikli imparatorlukları çökerteceğine olan inançla şekillenmişti. "Fransa hapşırdığında Avrupa nezle olur," sözü, devrimin yayılması konusundaki endişesini yansıtıyordu. Navarin Muharebesi aracılığıyla Büyük Güçler tarafından desteklenen Yunan isyanı, bu tehlikeye örnek teşkil ediyordu. Metternich'e göre, Osmanlı İmparatorluğu içindeki bir azınlık grubuna bağımsızlık vermek ister Avusturya ister Rus İmparatorluğu veya Osmanlı topraklarında olsun, diğerlerine isyanın başarıya ulaşabileceği ve potansiyel olarak ayrılıkçı hareketlerin domino etkisini tetikleyebileceği sinyalini verecekti. Bu bakış açısı, onu diğer Avrupalı liderlerle karşı karşıya getirdi. İngiltere ve Fransa, başlangıçta ihtiyatlı olsalar da sonunda Rus nüfuzuna karşı koymak için Yunanistan'ın bağımsızlığını desteklerken, Rusya bunu etki alanını genişletmek için bir fırsat olarak gördü. Ancak Metternich, her zaman eski düzenin kalesi olarak kaldı, statükoyu savundu ve devrimci akımlara direndi.

Metternich'in korkuları kısmen kehanet niteliğindeydi. 1840'lara gelindiğinde, ekonomik zorluklar (mahsul kıtlığı, endüstriyel işsizlik ve artan gıda fiyatları) siyasi baskılarla birleşerek hoşnutsuzluğu körükledi. Kısmen Yunanistan'ın başarısından ilham alan liberallerin anayasa reformu ve bağımsızlık talepleri ivme kazandı. Metternich'in muhalefeti bastırmak için sansüre ve gizli polise bel bağlaması, özellikle Viyana, Budapeşte ve Milano'daki öğrenciler ve büyüyen orta sınıf arasında hoşnutsuzluğu daha da derinleştirdi. Mart 1848'de istifaya zorlandı. Metternich, Prusya üzerinden İngiltere'ye kaçarak Avusturya politikası üzerindeki 39 yıllık hakimiyetine son verdi. Bu ayrılış, Metternich Sistemi'nin çöküşü anlamına geliyordu. Milliyetçiliğin imparatorlukları çökerteceği konusunda uyarıda bulunmuştu, yöntemleri onları engelleyememiş olsa da öngörüsünü kanıtladı. Sürgünde yazdığı anıları, düşüşünün geçici bir aksilik olduğuna dair inancını yansıtsa da şekillendirdiği imparatorluk çağa uyum sağlamakta zorlanırken 1859'da Viyana'da hayatını kaybederek bir daha asla iktidara dönemedi.
 
"Soylu Prusyalılık"ın ruhuna dua okutuyorlar.

Kütlesini ve hızını kaybeden her ordu çakılır Rusya bozkırlarında. Napolyon'u küçültmez bu
Rusya'nın savaş kozu kütle ve alan.
Napolyon u kücültmedi, kovulmasina neden oldu ve halk kirildi.

Ondan sonra yaklasik 200 yil Avrupa nin esamesi okunmadi Rusya topraklarinda.
 
Napolyon u kücültmedi, kovulmasina neden oldu ve halk kirildi.

Ondan sonra yaklasik 200 yil Avrupa nin esamesi okunmadi Rusya topraklarinda.

Eskiden ülke yönetmenin onuru ve bedeli büyüktü.

200 çok oldu ya, 100’de anlaşalım. Alman-Avusturya birlikleri ilerledi biraz Dünya Savaşı’nda. Kızıllar kolay geçmedi başa.
 
tahtakale semtinin adi tahtadan gelmez aslı arapçada "tahte-l kale" dir. yani kalenin altı demektir. alın bu bilgiyi ne yaparsanız yapın...
 
Geri