Biz Bize Tarih ..

🕒 Konu sahibi 1 saat önce aktifti
selaammm (:

birçoğunuz biliyordur iran, ingiltere, şeker ve mollalar mevzusunu

eski dönemlerde iran'da çaya hurma ve üzüm katılarak tatlandırma yapılıyormuş ve bu ingilizler'in hiç hoşuna gitmiyormuş tabi..
iran'a şeker satmayı bir türlü başaramıyorlar haliyle..en sonunda iran'da mollalarla işbirliği yapmak için masaya oturuyor ingilizler..mollaların vereceği fetvaya karşılık kazançlarının yüzde onu olan bir teklifle..mollalar kabul ediyor bunu ve cuma hutbelerinde allah'ın nimeti olan hurma ve üzümü nasıl çaya katarsınız diye insanlara vaaz veriyorlar..artık çaya seker katılacak fetvası üzerine insanlar şeker kullanmaya başlıyorlar..

bir süre sonra ingilizler yüzde onluk paylarını vermemeye başlıyor mollalara ve bunun üzerine mollalar hemen bir cuma hutbesinde gavur icadı şekeri çaya katmak caiz değildir diyor ve halk bütün sekerleri yollara döküyor..ehh ingilizlerin tabi canı sıkılıyor bu duruma ve tekrar masaya oturuyorlar, bu sefer yüzde yirmi istiyor mollalar ve kabul ediyor ingilizler..tekrar bir cuma hutbesinde biz çaya şeker katmayın dedik ama sokaklara dökün demedik diyorlar..bundan sonra sekeri çaya batıracak ve gavur icadına boy abdesti aldıracaksınız diyorlar..hemen uygulamaya geçiyor bu sistem tabi ki..

fıkra gibi ama gerçekten de yaşanan bir olay bu, sömürünün en kolay yolu din üzerinden yapılanlar
hiç kimse de çıkıp dememiş ne oluyoo diye, sıkıysa desin tabi (:


burada biz bize tarih konusalım, paylaşmak isteyenler varsa aklına gelen seyleri cok sevinirim
 
Son düzenleme:
Bir tane de benden.

Zong Davası;

ingiliz köle gemisi Zong, Gana'dan kapasitesinin çok üzerinde bir sayı ile kölelerle birlikte yola çıktı. Geminin sahipleri, güya seyir hataları sebebiyle ulaşımın uzun sürdüğü ve bu süreçte gemideki suyun azalması sebebiyle mürettebatın kölelerin bir kısmını denize attığını söyleyerek sigortadan para talep etti. Çünkü kölelerin mal gibi görüldüğü ve sigortalandığı bir tarih olan 1781’den bahsediyoruz. Sigortacılar ödemeyi reddettiler ve bunun üzerine gemi sahipleri sigortacılara dava açtı.

Zong davasının önemi şurada ki köleliğin kaldırılması mücadelesini ve bu mücadeleyi veren kişilerin elini güçlendirdi. Çünkü sigorta ödemesi için katliam gerçekleştirilmişti (yeterince su kaynağı olduğu iddia ediliyor)

Zong davası, ayrıca 2013 yapımı Belle filmine de konu oldu. Hatta davaya bakan yargıcın mahkeme salonunda yaptığı konuşma çok etkileyicidir-gerçekliği muamma elbette, filmdeki konuşmaya bakalım:

Yargıç lord mansfield:
"görevim köle gemisi zong ile ilgili kararı açıklamak.

uzayan yolculuk sebebiyle içme suyu kıtlığı baş gösterince kaptanı ve mürettebatı kesin ölümden kurtarmak için kölelerin acilen denize atıldığı iddia ediliyor. açık ve net bir şekilde belirtmeliyim ki bir gemide su sıkıntısı çekilmesi başlı başına tehlikeli bir olaydır. susuz ve saldırgan köleler en kötü senaryodur, en iyi ihtimalle bile çok az kalmış su rezervinin hayatta kalanlar arasında paylaşımı imkansızdır. bütün bunlar denizciler için ciddi hayati tehlike anlamına gelir. bu tarz acil durumlarda kanunlarımız çok açık ve kesindir. kölelerin denize atılması yasaldır. ve bu, sigortacıların karşılaması gereken bir hasardır. ancak zong'da yaşananlar bu şekilde cereyan etmemiştir. kölelerin denize atılma sebebi su kynaklarının azalması değildi. elimizdeki kanıtlar gösteriyor ki, gemi su ikmali yapmadan sekiz limanın önünden geçiyor. bulgular bana kölelerin denize atılarak öldürülme sebebinin, zong'un sahiplerinin köleleri taşımak için sıkışık düzeni tercih etmeleri olduğunu gösteriyor. bu, bilerek aldıkları bir riskti, zira bu taşıma üslubunun köleler arasında hastalıklara sebebiyet verdiği herkes tarafından bilinen bir gerçektir. bu hastalıklar da zong kölelerini satılamaz kıldı. sigortadan tazminat alabilmek için canlıları denize atmak yasal değildir. atılan can ister at olsun ister insan olsun, köle olup olmadıkları fark etmez. bu ne yasaldır ne de doğru bir uygulamadır. sadece maddi çıkar elde etmek için boğulan köleler üzerinde tazminat talebinde bulunarak bir dolandırıcılık girişiminde bulunulduğu açıkça ortadadır.

şahsi fikrim şudur ki kölelik müessesesi öyle aşağılık bir mertebededir ki bunun savunulacak bir yanı yoktur.

hak yerini bulsun, gökler başımıza yıkılsa dahi! (let justice be done though the heavens fall)

kararım sigortacıların lehinde. alt mahkemenin hükmünü bozuyorum”

Gerçekte de dava, sigortacıların lehine sonuçlandı ve bu karar, ingiliz köle ticaretinin kaldırılmasının ilk sağlam adımlarının atılmasına vesile oldu.
 
Son düzenleme:
Elizabeth Bathory'i de bi tartissaniza...

bugün hakkında bir şeyler öğrenmek için araştırma yaptım, kanlı kontesimiz seri katilimiz ile ilgili (bu arada miz ekini kullanıp sahiplenmelere girişim .p )

ilk bilgiler genç kalabilmek için 650 genç kızın kanıyla banyo yaptığı ve çeşitli işkencelere maruz bıraktığı gibi bilgilerdi..

şu bilgi ilgi çekiciydi, Bathory'nin ilham verdiğine inanılan karakter ve hikâye Pamuk Prenses hikâyesindeki kötü kraliçenin olduğu..

kendisi hem soylu, hem güzel ve eğitimli bir kadınmış ve soylu kızlara öğretmenlik de yapıyormuş.

Bathory'nin kurbanlarından bazıları balla kaplanıp böceklerin yemesi için dışarıda bırakılıyor, yılın daha soğuk dönemlerinde genç kadınlar çırılçıplak soyulup ölümcül buz banyolarına zorla sokulabiliyormuş.. Bathory bazen kızlara parmaklarına iğne batırarak, burunlarını veya dudaklarını keserek ya da ısırgan otlarıyla kırbaçlayarak işkence ediyormuş..bazı kurbanlarının omuzlarını ve göğüslerini ısırır, cinsel organları da dahil olmak üzere etlerini yakarmış..

kendisi suç üstü yakalanıyor fakat güçlü bir ailenin üyesi olduğu için yargılanmıyor. bunun yerine, Čachtice Kalesi'nde tecrit edildi ve 1614'teki ölümüne kadar orada kaldı..hizmetçileri de ortak olduğu için onlar infaz edilmiş sadece..

bazı kaynaklar uydurma olduğunu da söylüyor..cadı avı histerisinin ve siyasi entrikaların masum bir kurbanı denilerek..
 
bugün hakkında bir şeyler öğrenmek için araştırma yaptım, kanlı kontesimiz seri katilimiz ile ilgili (bu arada miz ekini kullanıp sahiplenmelere girişim .p )

ilk bilgiler genç kalabilmek için 650 genç kızın kanıyla banyo yaptığı ve çeşitli işkencelere maruz bıraktığı gibi bilgilerdi..

şu bilgi ilgi çekiciydi, Bathory'nin ilham verdiğine inanılan karakter ve hikâye Pamuk Prenses hikâyesindeki kötü kraliçenin olduğu..

kendisi hem soylu, hem güzel ve eğitimli bir kadınmış ve soylu kızlara öğretmenlik de yapıyormuş.

Bathory'nin kurbanlarından bazıları balla kaplanıp böceklerin yemesi için dışarıda bırakılıyor, yılın daha soğuk dönemlerinde genç kadınlar çırılçıplak soyulup ölümcül buz banyolarına zorla sokulabiliyormuş.. Bathory bazen kızlara parmaklarına iğne batırarak, burunlarını veya dudaklarını keserek ya da ısırgan otlarıyla kırbaçlayarak işkence ediyormuş..bazı kurbanlarının omuzlarını ve göğüslerini ısırır, cinsel organları da dahil olmak üzere etlerini yakarmış..

kendisi suç üstü yakalanıyor fakat güçlü bir ailenin üyesi olduğu için yargılanmıyor. bunun yerine, Čachtice Kalesi'nde tecrit edildi ve 1614'teki ölümüne kadar orada kaldı..hizmetçileri de ortak olduğu için onlar infaz edilmiş sadece..

bazı kaynaklar uydurma olduğunu da söylüyor..cadı avı histerisinin ve siyasi entrikaların masum bir kurbanı denilerek..
Dönemin Osmanlı padişahı onu yakalanmış kızları kurtarmış diye okumuştum bir yerde
 
  • Beğen
Tepkiler: W
Kanada 'da mühendisler neden çelik yüzük takar ?

Kanada'da ağustos 1907 yılındayız..st. lawrence nehri üzerinde quebec köprüsü inşaatı devam etmektedir..bir işçi köprü vidalarında bir esneme fark eder ve ustabaşına bağırarak durumu anlatırken köprü büyük bir gürültüyle yıkılır..yıkım çok şiddetli olur ve quebec şehrinde insanlar deprem olduğunu sanarlar..86 işçiden 75i orada ağır demirlerin altında ezilerek can verir..suçlunun köprünün kibirli mühendisi teodor cooper olduğu anlaşılır..köprüyü dünyanın en büyük köprüsü yapmak istiyordur ve tabiiki dünya tarafından da tanınmak...fakat para az bunları yapmak için ve en büyük olmak için...böylece düşük maliyetle dünyanın en büyük köprüsünü yapmayı tercih eder...sonucu çok ağır olur tabi...iki yıl boyunca yıkılan köprünün çelik kolonlarını nehirden temizlemekle uğraşırlar...o günden sonra Kanada , mühendislerine bu olayı sürekli hatırlatmak ve ölenleri anmak için iron ring denilen yüzüğü mühendislerine takma geleneği getirir...mezun oluncada törenle bu yüzük verilir..amaç ise çelik köprünün yıkımına neden olan mühendisin yükümlülüklerini, sorumluluklarını ve disiplini hatırlatmaktır...teodor cooper'in iş bilmezliğini tüm mühendislere mal etmis olur böylelikle Kanada devleti...
 
Maraton Koşusunun Tarihi

Maraton koşusu, genellikle MÖ 490 yılında gerçekleşen Maraton Savaşı ile ilişkilendirilir. Antik dönemde Atinalıların Perslere karşı kazandığı bu zafer, bugün hâlâ hafızalarda bir haberci koşusuyla anılır. Peki bu olayın gerçekliği nedir?

En çok bilinen rivayete göre Atinalı bir haberci olan Pheidippides, Maraton’dan Atina’ya (yaklaşık 40 km) kadar koşmuş, zaferi haber verdikten sonra yorgunluktan ölmüştür. Ancak bu hikâye tarihsel belgeler ışığında tartışmalıdır.

1. Herodotos’un Anlatısı (MÖ 5. yüzyıl)
Olaydan yaklaşık 50 yıl sonra yazan Herodotos (Histories, Kitap 6), Pheidippides’ten bahseder ama onun Maraton’dan Atina’ya değil, Atina’dan Sparta’ya koştuğunu aktarır. Herodotos’a göre Pheidippides, Atinalılardan yardım istemek için Sparta’ya gidip gelmiştir. Bu mesafe yaklaşık 240 km’dir. Maraton’dan Atina’ya koşu Herodotos’ta geçmez.

> “Pheidippides, Atinalıların mesajcısı olarak Sparta’ya gönderildi ve iki gün içinde oraya ulaştı.”
(Herodotos, Histories 6.105)



2. Plutarkhos ve Lucian’ın Anlatıları (MÖ 1. yüzyıl – MS 2. yüzyıl)
Maraton’dan Atina’ya koşu hikâyesi, ilk kez yaklaşık 500 yıl sonra yazan Plutarkhos’ta (Moralia, “On the Glory of Athens”) geçer. Ancak Plutarkhos’un anlatısında haberci “Thersippos” veya “Eukles” olarak geçer.
MS 2. yüzyılda Lucian (On Mistakes in Greeting) ise habercinin adını “Philippides” olarak verir ve ünlü “Νενικήκαμεν” (Nenikēkamen – “Kazandık”) sözünü onun ağzına koyar. Bu, Maraton koşusunun en erken formudur ama Herodotos’tan farklıdır.

3. Modern Maratonun Doğuşu
1896’da Atina’da düzenlenen ilk modern Olimpiyat Oyunları’nda Fransız tarihçi Michel Bréal, bu antik efsaneden esinlenerek bir “Maraton Koşusu” fikrini önerdi. Böylece 42 km’lik modern maraton doğmuş oldu. Bugünkü standart mesafe ise 1908 Londra Olimpiyatları’nda (42,195 km) belirlendi.

Sonuç: Tarih mi Efsane mi?
Maraton’dan Atina’ya koşu hikâyesi, antik kaynaklar açısından tartışmalı ve muhtemelen mitolojik bir anlatıdır. Herodotos’un tanıklığına göre Pheidippides gerçekten koşmuştur ama Sparta’ya. Maraton’dan Atina’ya koşu fikri ise yüzyıllar sonra ortaya çıkmıştır. Ancak Antik Yunan’da uzun mesafeli koşular yapan hemerodromoi (gündüz-koşucuları) gerçekten vardı. Dolayısıyla hikâyenin tamamen uydurma olduğunu söylemek zor, fakat bugünkü haliyle efsaneleştirildiği açıktır.

file_00000000803c61f6a4f39c80b67b35e5.png
 
Efsane oldugu soylenir ama Lady Godiva hikayesi de ilginctir. Ayy konun cok guzel takibe aldim :kalp:

çook teşekkürler w hanımcım ♡

evet o hikayeyi biliyorum ben de, çok cesur bir kadın
eşinin halka uyguladığı vergilerin çok fazla olmasından dolayı , kendisi eşine karşı halkın yanında duruyor ve eşi de ona bir teklif yapıyor..sokaklarda çıplak ve atın üzerinde sadece saçları vücudunu kapatacak şekilde dolaşırsa vergileri azaltacağını söylüyor, tabi adam cesaret edemeyeceğini düşünüyor ama Godiva bu geçişi yapıyor..insanlar ona saygı duyduğu için hiç dışarıya çıkmıyorlar, bakmamak için..
yaşadığı dönem, konumu gibi şeyleri düşünürsek cidden çok cesur
kocası da vergileri indiriyor tabi ki
 
çook teşekkürler w hanımcım ♡

evet o hikayeyi biliyorum ben de, çok cesur bir kadın
eşinin halka uyguladığı vergilerin çok fazla olmasından dolayı , kendisi eşine karşı halkın yanında duruyor ve eşi de ona bir teklif yapıyor..sokaklarda çıplak ve atın üzerinde sadece saçları vücudunu kapatacak şekilde dolaşırsa vergileri azaltacağını söylüyor, tabi adam cesaret edemeyeceğini düşünüyor ama Godiva bu geçişi yapıyor..insanlar ona saygı duyduğu için hiç dışarıya çıkmıyorlar, bakmamak için..
yaşadığı dönem, konumu gibi şeyleri düşünürsek cidden çok cesur
kocası da vergileri indiriyor tabi ki

Saygıdan kimse dışarı çıkmıyor, herkes pencerelerini örtüyor, efsane odur ki sadece thomas adlı kişi gözetlemek istiyor, kör edildiği söylenir hatta. Ve buradan “peeping tom” deyimi kullanıma giriyor yani röntgenci, dikizci:d

aslında hafızamı tazelemedim ama şöyle de anlatılıyor hikaye bazı varyantlarda, leydinin soyluluk nişanelerinden arınarak geçişi yaptığını anlatır, yani mücevherinden, armalarından vs. Bazıları saçlarıyla örtünerek, bazıları ise çırılçıplak olarak geçiş yaptığını anlatır.

Güzel bir hikaye. Ben de severim.
 
Saygıdan kimse dışarı çıkmıyor, herkes pencerelerini örtüyor, efsane odur ki sadece thomas adlı kişi gözetlemek istiyor, kör edildiği söylenir hatta. Ve buradan “peeping tom” deyimi kullanıma giriyor yani röntgenci, dikizci:d

aslında hafızamı tazelemedim ama şöyle de anlatılıyor hikaye bazı varyantlarda, leydinin soyluluk nişanelerinden arınarak geçişi yaptığını anlatır, yani mücevherinden, armalarından vs. Bazıları saçlarıyla örtünerek, bazıları ise çırılçıplak olarak geçiş yaptığını anlatır.

Güzel bir hikaye. Ben de severim.

heykelini de yapmışlar, güzel hikaye gerçekten
 

Hanedanlığın Çöküşüne Sebep Olan Genetik Bozukluk: Habsburg Çenesi​


Habsburglar tarihleri boyunca birçok farklı ülkeyi yönettiler. Egemenliklerinin son zamanlarında İspanya, Avusturya ve diğer ülkelere yayılan Habsburg'ların soy ağacı bir hayli karışık. Etki alanı Portekiz'den Transilvanya'ya kadar uzanan bir Alman-Avusturyalı yönetici aile olan Habsburglar genellikle uzun ve asimetrik çeneleriyle anılıyor.

Alt çenenin anormal düzeyde öne doğru çıkık olması durumundan muzdarip Habsburg Hanedanı'nın bu hale gelmesindeki etken ise soy içi üreme. Pek çok kraliyet ailesi gibi Habsburglar da güçlerini pekiştirmek için genellikle yakın akrabalarıyla stratejik evlilikler yapmıştı.


Habsburg hükümdarlığının genlerinde akraba evliliği ile meydana gelen ve nesilden nesile ilerleyen anormallikler vardı. Bunlardan en yaygın olanı alt çene prognatizmi yani bir diğer adıyla Habsburg çenesiydi. Keskin çıkıntılı çeneler, kalın alt dudaklar, dışa dönük göz kapakları, alışılmadık şekildeki kafalar, şekilsiz ve uzun burunlar o zamanlarda bir kişiyi Habsburg olarak tanımlamak için yeterliydi.


Habsburgların önemsedikleri soy içi üreme stratejisi nihayetinde sonlarını getirdi. Yapılan akraba evlilikleri Habsburg çocuklarının hayatta kalma şansını gittikçe azaltıyordu. II. Charles’ın resesif genleri ise bardağı taşıran son damla olmuş ve bir mirasçı bırakamaması hanedanlığın yok olmasına neden olmuştu.


Screenshot_20250722_215618_Chrome.jpg
Screenshot_20250722_215629_Chrome.jpg
 
Geri