Biz Bize Tarih ..

🕒 Konu sahibi 3 saat önce aktifti
Bitlisli Belkıs?

.p

muratcım, belkıs korkunc bir büyücüymüş ya .p
dabbe 5 e konu olmuş
bunların köylerinde bebekler engelli doğuyormuş hep ve insanlar da buna gelmis bu konu için belki yardım eder diye
ayin falan yapmışlar ve o sırada bebekler gölgelerin içine cekilmis,kaybolmuşlar ve belkıs da bebekleri alıyor ama geri getirmiyormuş kaçırıyormuş,köydekiler bunun evine gittiğinde sanki o evde hiç yaşam yokmuş gibi bir görunüm varmış

gercek yaşandı mı bu olay bilinmiyor bende hiç duymamıştım (:
 
Sokrates’in Ölümü


Tarih ve Kaynaklar

Tarih: M.Ö. 399

Yer: Atina

Kaynaklar: Platon (Apologia / Savunma, Phaidon), Ksenophon (Sokrates’in Savunması), Diogenes Laertios (Ünlü Filozofların Yaşamları)


Olayın Arka Planı

Peloponez Savaşları’ndan yenik çıkan Atina, iç politikada çalkantılı bir dönem geçiriyordu.

Demokrasi yeniden kurulmuş, ama şehir hala korku, paranoya ve suçlamalarla doluydu.

Sokrates, gençlere sorgulamayı öğreten bir filozoftu. Onun öğrencileri arasında Alkibiades gibi tartışmalı politik figürler vardı.

Bu ortamda üç suçlama getirildi:
1️⃣ Tanrılara inanmamak (asebeia)
2️⃣ Devletin tanrılarına saygısızlık
3️⃣ Gençleri “yoldan çıkarmak”


Mahkeme ve Savunma

500 kişilik halk jürisi önünde yargılandı.

Sokrates, Platon’un aktardığı Savunma’da şöyle dedi:

“Ben kimseye bir şey öğretmedim, sadece sorular sordum. Sizin bildiğinizi sandığınız şeyleri sorgulattım.”


Kendini savunurken ceza teklif etmesi istendiğinde alaycı bir şekilde:

“Bana ceza değil, şehrin bana ücretsiz yemek vermesi gerekir; çünkü Atina’nın ruhunu iyileştiriyorum.”


Bu sözler jüriyi öfkelendirdi ve ölüm cezası oylandı.


Baldıran Zehri ve Son Anlar

Cezanın infazı hapishanede yapıldı.

Arkadaşları kaçmasına yardım etmek istedi, ama Sokrates şöyle dedi:

“Yasalarla savaşırsam, şehrin ruhunu kurtarmaya çalışmam boşuna olur. Kaçarsam felsefem ölür.”


Platon’un Phaidon diyalogunda son anlar şöyle anlatılır:

Zehir bardağı eline alırken:

“Ölümden korkmak, bilmediğimiz bir şeyi bilirmiş gibi yapmaktır. Belki de ölüm, tanrıların bize en büyük armağanıdır.”

Baldıranı içtikten sonra yavaş yavaş bedeni uyuştu.

Son sözlerinden biri:

“Asklepios’a bir horoz borcumuz var, onu unutmayın.”
(Bunu “ölüm, ruhun iyileşmesidir” diye yorumlayanlar vardır.)
 
@elazulreal,

Platon'un bahsettiği Atlantis kıtasının var olabileceğini düşünüyorum ayrıca Anadolu başta olmak üzere çok farklı yerlerdeki yeraltı şehirlerinin de batan kıtalar ile bağlantısı olabilir. Araştırmalar devam ediyor ve benim de çok merak ettiğim konular arasındadır.
 
jeolojik olarak böyle birşeyin mümkün olmadığı söyleniyor ama okyanusların taban haritalanması henüz üst seviyelere gelmediği için yine de bir umut var. suyun altında kalmış çok sayıda toprak parçası olduğu kesin ama aralarında atlantis var mıdır net olarak bilemiyoruz maalesef. başlığımıza gösterdiğin ilgi için de teşekkürler :bahar:
Yeni gelişmeleri umutla bekliyorum.:)

Başlık çok faydalı oldu, keyifle okuyoruz.
 
Screenshot_20250804_000721_Instagram.jpg

veeeeeee üzerinde yunanca neşe ya da neşeli ol hayatını yaşa yazan iskeletli mozaik
roma imparatorluk dönemi. ms 3. yy
2013 yılında antiocheia antik kentinde bir evin yemek odasinda bulundu..antakya/hatay

hafifçe uzanarak bir yastığa dayanmış, bir elinde içki kabı tutan iskeletin yanında şarap amforası , ekmek ve greekçe neşe kelimesi bulunuyor..ölümün sonsuzluğuna karşı, hayatın neşesine katılmak gerektiği anlatılıyormuş..


mozaik üzerinde üç sahne olduğu belirtiliyor, bu sahneler Roma döneminde elit sınıf için önemli olan şeyleri yansıtıyor olabilir..“Roma döneminde elit sınıfın arasında sosyal etkinlik olarak iki şey çok önemli..biri hamam olayı, ikincisi ise akşam yemeği”

mozaikte de bu etkinlikler yansıtılıyor: “birinci sahnede bir siyahi, kürekle ateş atıyor. bu, hamamı simgeliyor..orta sahnede ise güneş saati, ve ona koşan giysili bir genç ile arkasında çıplak kafalı bir uşağı var.”

orta sahnedeki güneş saati 9 ile 10 arasında. Saat 9.00 Romalılarda hamam saatidir..saat 10.00’da ise akşam yemeğine yetişmek zorunda..eğer yetişmezse çok ayıp karşılanıyor..orta sahnede böyle bir anlatım var..sahne üzerinde yemeğe geç kaldığını belirten bir yazı bulunuyor..diğerinde de zaman kavramını anlatan bir yazı yer alıyor.”

“son sahnede ise ehli keyif bir iskelet var..elinde içki kasesi yanında bir ekmek ve şarap testisi..onun üzerindeki yazıda da Grekçe ‘Neşeli ol hayatını yaşa’ yazıyor.”

Screenshot_20250805_000526_Chrome.jpg
 
Sakinleri tarafından Rapa Nui olarak da bilinen Paskalya Adası, Moai denilen insan figürlü taş heykelleriyle ünlü.

Mo1.jpg


MS 1000’lerden 17. yüzyılın ikinci yarısına kadar yapılmış yaklaşık 900 moai bulunuyor. Bunlardan bitmiş halde bulunanların en uzunu 10 metre ve 86 ton ağırlığında. Yalnızca 14 moai bazalttan yapılmışken, geri kalanı adanın daha yumuşak volkanik tüfünden oyulmuş.

Kesin anlamı ve amaçları tam olarak bilinmese de, birkaç teori bulunuyor. Teorilerden biri, Moai’lerin muhtemelen ata figürlerini temsil etmesi ve topluluklar için bir odak noktası oluşturan ritüel etkinliklerle bağlantılı olmasıydı. Heykeller genellikle platformlar olan ahu’nun üzerine yerleştirilmiş ve denize karşı sırtlarını dönmüş şekilde konumlandırılmışlardı. Teorilerden bir diğerine göre, halk bu heykellerin tarımda bereketi sağladığına ve dolayısıyla kritik durumdaki yiyecek kaynaklarını artırdıklarına inanıyorlardı. Son araştırmalara göre ise, bu heykeller tatlı su kaynaklarının nerede bulunduğunu göstermenin de bir yolu olabilir.
Mo3.jpg



Heykellerin nasıl yapıldığı ve taşındığı uzun süre gizemini korumuş olsa da, arkeologlar ve araştırmacılar, büyük olasılıkla ağaç kızakları ve halatlar kullanılarak taşındıklarını düşünüyorlar.

Rapa Nui halkının tarihindeki en büyük gizemlerden biri, adanın nüfusunun ve kültürünün nasıl çöktüğü. Teoriler arasında çevresel tahribat, kaynakların tükenmesi, savaşlar ve Avrupalıların getirdiği hastalıklar yer alıyor.

Mo2.jpg
 

Takvimdeki Politik İki Ay: Temmuz ve Ağustos Neden Art Arda 31 Gün?​


Roma İmparatorluğu döneminde kullanılan Jülyen takvimi, bu gücün somut bir örneğidir. Jülyen takviminden önce Roma’da kullanılan sistem, ay döngülerine dayanan ve politik müdahalelere açık bir yapıdaydı. Bu eski Roma takvimi 355 günlük bir yılı esas alıyor, ayların uzunluğu senato kararlarıyla değiştirilebiliyor ve yıl içine keyfi olarak günler eklenip çıkarılabiliyordu. Bu durum, özellikle seçim tarihlerinde manipülasyona açık bir ortam yaratıyordu.

M.Ö. 46 yılında Julius Caesar, dönemin bu düzensiz ve güvenilmez sistemine son vererek Mısırlı astronom Sosigenes’in önerileri doğrultusunda Güneş’e dayalı yeni bir sistem oluşturdu. Bu yeni Jülyen takvimi, yılı 365.25 gün olarak hesaplıyor ve her dört yılda bir artık yıl (leap year) ekliyordu. Böylece mevsimlerin kayması engellenmiş ve zaman ölçümünde daha tutarlı bir sistem kurulmuş oldu.

Caesar, bu reformun ardından Quintilis adlı ayı kendi onuruna "Julius"(yani Temmuz) olarak yeniden adlandırdı. Bu ay, Jülyen takvimi düzenlenirken 31 günlük aylar arasında yer aldı. Gün sayısının özellikle Caesar’a atfen artırıldığına dair doğrudan bir kanıt olmasa da, onun adını taşıyan ayın daha kısa olmasının uygun görülmediği düşünülüyor.

Peki Ya Augustus?​

Takvimdeki asıl karmaşa ise Caesar’dan sonra gelen yeğeni ve halefi Augustus döneminde baş gösterdi. Rivayet o ki Augustus, Julius Caesar’ın isminin verildiği ayın 31 gün olmasına içerledi ve bu durumun kendi statüsünün büyüklüğüne yakışmadığını düşündü. Kendisinin de benzer bir ayrıcalığı hak ettiğine inanarak, o zamana kadar "Sextilis" adıyla bilinen ayı "Augustus" olarak yeniden adlandırdı ve bu ayın da 31 gün olarak düzenlenmesini sağladı. Böylece art arda iki ay, hem Roma’nın en büyük iki figürüne adandı hem de eşit uzunlukta günlerle sembolik bir denge kuruldu.

Bu noktada birçok kaynakta dolaşan popüler anlatı şudur: Augustus, kendi ayı 30 gün olursa halk nezdinde Caesar’dan "bir gün eksik" görüneceğini düşündü ve Şubat’tan bir gün alarak Ağustos’u 31 güne çıkardı. Ancak tarihsel belgeler bu efsaneyi desteklemek konusunda biraz sessiz. Gerçekte ise ayların gün sayılarındaki düzenlemeler Augustus’un döneminde daha çok astronomik ve düzenleyici sebeplerle yapılmış gibi görünmektedir.

Aylar Neden Böyle Düzensiz?​

Günümüz takviminde ayların gün sayıları düzenli bir mantık izlemez: 31-28(29)-31-30-31-30… diye devam eder. Bu düzensizlik, antik Roma’nın takvim reformları ve çeşitli liderlerin dokunuşlarının bir sonucudur. Esasen Jülyen takvimi, yılın toplam uzunluğu olan 365 gün 6 saati, 12 aya eşit şekilde bölmekte zorlanmıştır. Bu nedenle 30 ve 31 günlük aylar arasında bir dağılım yapılmış; artık yılın etkisiyle Şubat daha kısa tutulmuştur.


diyorlar...
 
ingiltere tarihine girsek mi artık (:
araştırmayı en sevdiğim krallıklardan biri, okurum izlerim didik didik yaparım, yani ba yı lı rımm

V. Henry ile başlasam fena olmazz, daha önceki dönemlere döneriz bi ara

Kendisi 1386’da İngiltere’de doğuyor. Babası tahtta söz sahibi olan bir soylu (o anki kralın kuzeni), annesi ise zengin ve sözü geçen Hereford Kontu’nun kızı. Shakespeare’in eserinde ise tahta geçmeden önce V. Henry’den Hal adıyla bahsediliyor. Hatta Galler Prensi Hal diye geçiyor.

Hal’in yani Henry’nin doğduğu yıl babası, krala karşı eylemlerde bulunduğu ve tahtta söz sahibi olduğu için Fransa’ya sürgüne gönderilir. Küçük prens de babasının kuzeni Kral II. Richard’la sarayda kalır. Richard çocuğu olmadığı için Hal’i aynı oğlu gibi yetiştiriyor ve tabiri caizse tahta hazırlıyor.

Henry’nin babası Fransa’da topladığı yandaşları ile İngiltere’ye geçiyor, kuzenini mağlup ediyor ve kendini yeni İngiltere kralı IV. Henry olarak ilan ediyor. Yıl 1399. Babasının bu zaferiyle birlikte, en büyük veliaht olduğu için Hal’e de “Galler Prensi Henry” ismi veriliyor.

Genç Prens Henry biraz şımarık olsa da ileri düzeyde savaş kabiliyetlerine sahip olduğu ve politikadan da çok iyi anladığı için hemen sarayda sivriliyor. Hatta 1401’den itibaren resmi görevlerde çalışmaya başladığı gibi, 1403’te Galler’de çıkan bir isyanı da hem askeri hem de politik yeteneğiyle bastırıyor. Kralın hastalandığı 1408-1411 döneminde ise ülkeyi Başpiskoposun da desteğiyle tek elden yönetiyor.Fakat babası bu sürecin sonunda iyileşince, kendi kardeşlerinin de doldurmasıyla Prens Henry’yi tehlike olarak görmeye başlıyor. Yine de bu durum o kadar da uzun sürmüyor. Çünkü IV. Henry 1413’te ölüyor ve Prens Henry, V. Henry unvanıyla 27 yaşında tahta çıkıyor.

Henry, İngiltere iç işlerini düzene sokuyor. Tüm sorunları teker teker ele alıyor, İngiltere’nin parçalanmış değil; tek bir ülke olması gerektiğini savunuyor ve İngilizceyi resmi yazışma dili olarak kabul ediyor. Bunun yanında babasından kalan ve kendine köstek olan devlet adamlarını da temizlemeye çalışıyor.

Hayatının en önemli parçasını oluşturan Fransa seferine 1419’da başlıyor. Ordularını Paris’e kadar ilerleten Henry, Paris’te dönen politik entrikalar sonucu öldürülen Fransa veliahdının yerine aday gösterilecek kadar güçleniyor, popülerleşiyor. Bunun üzerine Fransız ve İngiliz komitelerin altı ay çalışmasıyla 1420’de Troyes Anlaşması yapılıyor. Bu anlaşmaya bağlı olarak Henry, Fransa Kralı VI. Charles’ın kızı Catherine ile evleniyor ve Fransa Kralı’nın veliahtı ilan edililiyor.

Bu süreç içerisinde Vincennes Şatosu’nda kalan yeni çiftin hemen bir yıl sonra oğulları Henry dünyaya geliyor. V. Henry savaşlar esnasında dizanteriye tutuluyor ve 1422 yılında, 36 yaşında hayatını kaybediyor.

Dokuz aylık oğulu ise VI. Henry olarak İngiltere tahtına geçiyor.
 
Konstantinopolis'in Latin İmparatorları

İstanbul'un tarih sahnesindeki en çarpıcı dönemlerinden biri, 1204 yılında dördüncü haçlı seferi ile başlayan Latin İmparatorluğu dönemidir..Resmi adı Imperium Romaniae olan bu devlet katolik yönetim yapısına sahipti..
Haçlılar ve Venedikliler sehri ele geçirdikten sonra Bizans'ın mirasını devraldıklarını iddia etseler de bu yönetim ne yerel halk ne de sürgündeki Bizans devletleri (İznik ve Trabzon) tarafından meşru kabul edildi.

Screenshot_20250819_161213_Instagram.jpg

Screenshot_20250819_161229_Instagram.jpg


Screenshot_20250819_161242_Instagram.jpg


Screenshot_20250819_161251_Instagram.jpg

Screenshot_20250819_161256_Instagram.jpg

Screenshot_20250819_161300_Instagram.jpg
 

Bir İmparatorun ölüm analizi "Fatih Sultan Mehmet"​

Romatizma ve nikris hastası bir padişah​

Fatih, sefer için 25 Nisan 1481'de Üsküdar'a geçmişti. ordu konaklamak için Gebze yakınlarındaki Tekfur Çayırı'nda (ya da Hünkar Çayırı) durdu. Zaten diğer çoğu Osmanlı Padişahı gibi nikris (goutte) hastalığına sahip olan Fatih, buradayken 1 Mayıs'ta şiddetli karın ağrılarına tutuldu. Eski hastalıklarının yanında (romatizma ve nikris) yeni hastalıklar baş göstermişti.


Fatih'in tedavisine Laristanlı Acem Hamideddin El-Lari başladı. Acem Lari tedavide başarısız olunca eski hekimbaşı Yakup Paşa tedavi ile görevlendirildi. Ama Yakup Paşa da daha önce hekim Lari'nin yanlış bir ilaç verdiğini ve artık onun etkisinden kurtulunamayacağını söylüyordu. Diğer tabipler de tedavide çaresiz kalınca ağrılarını azaltmak için Yakup Paşa Fatih'e şurup içirtmiştir. Bu şurup işe yaramadığı gibi Fatih de kısa bir komadan sonra 3 Mayıs 1482'de ölmüştür.

Fatih'in bu oldukça şüpheli ölümü, bu durumun bir suikast sonucu olduğunu düşündürmektedir.
 

Mesleği İçin 56 Yıl Kadın Olduğunu Gizleyen Tarihin İlk Kadın Doktoru​


19.yüzyılın başlarında, erkek egemenliğinin var olduğu kısıtlayıcı bir toplumda yaşayan ve hayalinin o şartlarda imkansız gibi görülen doktorluk olduğu bir kadın düşünün:Margaret Ann Bulkley

Her ne kadar kayıtlara geçen ilk kadın doktor Elizabeth Garrett olsa da Margaret bunu ondan ortalama yarım yüzyıl öncesinde başarmıştır fakat Margaret olarak değil. O artık Margaret Ann Bulkley değil, James Barry’dir.

Margaret Ann Bulkley’in Yaşam Yolculuğu:Kimdir ve Nasıl James Barry Olmuştur?

1789 yılında İrlanda’nın Cork kentinde dünyaya gelmiştir. Margaret 14 yaşında iken tam emin olunmamakla beraber babasının maddi zorlukların getirdiği borçlar nedeniyle hapse düştüğü söylenmektedir.Bunun sonucunda çaresiz kalan Margaret ve annesi ise Londra’da yaşamını sürdüren amcasının yanına sığınmak durumunda kalmıştır.

Burada amcası James Barry sayesinde elit kesime dahil olma şansı yakalamış ve kendisine birçok kişi ile tanışabilme fırsatı doğmuştur. Yine de sosyal statüsü nedeni ile elit kesimden biri ile evlilik gerçekleştirebilmesi de olanaksız görülmüştür. Bu nedenle ailesi de elit kesim etkisiyle onun öğretmen olabileceği umuduna kapılıp onu bu yönde yüreklendirmek istemiştir.Fakat Margaret’in hayali farklıdır, imkansız görülen üzerinedir.

Yine elit kesim içinden tanıştığı biri vardır ki hepsinden önemli, belki de Margaret için bir dönüm noktası: Devrimci Venezuela Generali Francisko Mirando. Margaret herkesten farklı olarak ona doktor olma hayalinden bahsetmiştir ve birlikte bir plan yapmışlardır.Plana göre Margaret cinsiyetini gizleyerek tıp eğitimi alacak, mezun olduktan sonra da mesleğini Venezuela’da icra edecekti.

1806 yılında Margaret vefat eden amcasının adını ve miras kalan parayı alarak Edinburgh Üniversitesi’ne girdi. Fakat işler pek de planladıkları gibi gitmedi.Çünkü 1812 yılında devrim engellenmiş ve Francisko Mirando hapsedilmişti. Bunun sonucunda Margaret hayalini gerçekleştirmek ve amcasının adını yaşatmak üzere yoluna Dr.Barry adında bir erkek olarak devam etmeyi seçti.

Zor bir yaşama atılan Barry, gittiği her yere çok güvendiği yardımcısı Danzer’i de götürüyordu. Danzer’in ortalama 50 yıl onunla beraber yaşadığı bilinmekte. Danzer, her sabah Barry’ e 6 küçük havlu veriyordu. Barry ise bu havluları belirgin hatlarını gizleyecek şekilde vücuduna sarıyor ve omuzları geniş gözüksün diye vatka yerine kullanıyordu. Barry bu şekilde ilerleyecek hayatında 1813 yılında doktor olarak İngiliz Ordusuna, 1815 yılında ise İngiliz Sömürge Birliğine atanmıştır.

james-barry.jpg


Aynı zamanda Barry’nin hastalarına karşı yakından ilgili ve destekleyici olduğu da atlanılmamış bir detaydır. Hatta başarılı bir sezeryan operasyonu sonrasında ailenin doğan bebeğe James adını vermesi de bunu kanıtlar nitelikte. Hatta bebeğin vaftiz babası olduğu bile söyleniyor.

Barry hayatına birçok başarı sığdırmış ve insanlığa, sağlık alanına birçok katkı sağlamıştır. Örneğin gerçekleştirilen ilk başarılı sezeryan ameliyatında Barry’nin imzası vardır. Görev yaptığı yerlerde de birçok insanın hayatına dokunmuştur. Yine bir örnek verecek olursak çalıştığı bir hastanede ölüm oranını %90 azalttığı ve İngiltere’den 20 yıl önce bölge insanını çiçek hastalığına karşı aşıladığı bilinmektedir.

Ölümü ve Kimliğinin Ortaya Çıkışı

25 Temmuz 1865 yılında 76 yaşında vefat eden Barry’nin son isteği ise üstündeki kıyafetleri ile hızlıca gömülmek olmuştur. Fakat bu isteği gerçekleşmeyen Barry’nin ölümünden sonra aslında kadın olduğu ortaya çıkmış ve vücudunda doğum yaptığına dair izlere rastlanmıştır. Bunun nedeni ise küçükken dayısı tarafından tecavüze uğrayıp, ondan hamile kaldığı iddialarına dayandırılmıştır.

Ölümü sonucu kadın olduğunun anlaşılması askeri kurumları da etkilemiştir. Yaklaşık yarım yüzyıl boyunca bir kadın görevlendirmelerinden büyük utanç duymuş ve konu ile ilgili belgelerin açığa çıkmasını 100 yıl boyunca yasaklamışlardır.
Doktor Barry’nin hikayesi 1958’de askeri arşivlerde inceleme yapan Isobel Rae tarafından ortaya çıkılmıştır. İlk biyografisi de yine Rae tarafından kaleme alınmıştır.
 
Bir Matematikçinin Kendi Ölüm Tarihini Hesaplaması: Abraham de Moivre ve Gizemli Tahmini

Tarihin en ilginç ve tüyler ürpertici olaylarından birini biliyor muydunuz? Ünlü Fransız matematikçi Abraham de Moivre, kendi ölüm tarihini bile matematiksel bir hesaplamayla bulduğunu iddia etti ve bu iddiası inanılmaz bir şekilde gerçek oldu.
Peki bu nasıl oldu?
Yaşlılık döneminde, De Moivre her gün bir önceki günden yaklaşık 15 dakika daha fazla uyumaya başladığını fark etti. Bir matematikçi olarak bu artışı bir aritmetik dizi gibi ele aldı ve hesaplamaya başladı.
Hesaplamalarına göre, bu artış devam ederse uyku süresinin tam 24 saate ulaşacağı bir gün olacaktı. Bu da artık uyanamayacağı, yani öleceği gün anlamına geliyordu.
Ve o günü hesapladı: 27 Kasım 1754.
En şaşırtıcı kısım ise, Abraham de Moivre'nin gerçekten de tam o tarihte vefat etmesiydi. Bu olay, bir matematikçinin kendi sonunu bile formüllerle bulabileceğini gösteren, bilim ve gizem arasında kalmış inanılmaz bir hikâye olarak tarihe geçti.

Screenshot_20250827_184906_Facebook.jpg
 
25 Haziran 1503'te karaya oturan gemileriyle Kristof Kolomb , Jameika'da yaklaşık bir yıl mahsur kalır.Yerliler, Kolomb ve ekibini sıcak bir misafirperverlikle karşılarlar. İlk başlarda yerel halk, onlara yiyecek ve barınak sağlarlar ama zamanla günler haftalara, haftalar aylara dönüştükçe Kolomb ve yerli halk arasındaki ilişkilerde gerginlik belirir.Kolomb'un ekibi yerli halka kötü davranmaya başlayınca yardımlar kesilir.

15. yüzyılda yaşamış Alman matematikçi ve astronom Regiomontanus, 1475-1506 yılları arasında gelecek astronomik olayları, gökyüzünde neler olacağını anlatan bir almanak yayımlar.
Denizcilerin başucu kitabı olan bu almanak, Kolomb'un da elinin altında vardır. Almanağı inceledikçe ekibini kurtaracak bilgilere de erişir.Mesela 4 Mart 1504'ün perşembe akşamı, tüm dünyayı etkileyecek bir ay tutulması gercekleşecektir.

Kolomb Şef ile konuşurken kendilerine yiyecek sağlanmamasının hristiyan tanrısını öfkelendirdiğini dile getirir. Hatta tanrı'nın gazabının açık bir işareti olarak üç gün sonra yükselen dolunayın neredeyse tamamen yok olacağını ve kızıl bir renge bürüneceğini söyler.

Gerçekten de üç gün sonra ay alev rengine dönüşür. Yerli halk, bu olağanüstü manzara karşısında dehşete kapılarak Kolomb'un gemisine doğru çığlık çığlığa koşuşmaya başlarlar. Kolomb'a, tanrı ile iletişim kurması için âdeta yalvardıkları söylenir. Eğer tanrı, ay'ı eski hâline getirirse, kendileri ile iş birliği yapacaklarını söylerler.

Daha sonra Kolomb tanrının onları affettiğini ve ay'ın normale döneceğini söyler.Gerçekten de dediği gibi, Ay yavaş yavaş normale döner ve Aravaklar, söz verdikleri gibi Kolomb ve ekibi Jamaika'dan ayrılana kadar onların peşinden ayrılmazlar.

Tutulma sona erdiğinde tanrı tarafından affedildiklerini sanan yerliler mutlu bir şekilde yaşamlarına devam ederken tabii ki sömürüyü haklı kılmasa da evrenin işleyişinin bilincinde olan Kolomb ise defterine şu notu düşer: "Cehalet her zaman köleliği getirir."

Screenshot_20250829_134011_Chrome.jpg
 
Geri