Günlük "Bir Penguenin Rüyası"

Konu sahibi son olarak 3 gün önce görüldü
Ahaha ne onemi var : )) Bir de baskalari soru sordugu zaman, beyninin analiz edisi bile degisiyor. Para alsaydin ya dersi gecenlerden juju .p

Yok ya hepsi çok yakın arkadaşlarım. Az kahrımı çekmediler. Ben hiç derslere girmezdim shini. 3. sınıfta tahmini 10 gün derse girmişim mesela. O yüzden notlarını bana bahşeden insanların buna hakkı olduğunu düşündüm.. Şimdi sayemde biri savcı, biri hakim biri de mükemmel bir kadın hakları alanında çalışan avukat oldu.
Olm bunlar bu kadar iyi olduysa demek ki bende sorun var... Şu an aydınlandım..
 
Hele parmak arasi terliklerle filan geleyim deme sakin Arkhe .p
 
Dr. Fauci, hayran oldugum insanlardan bir tanesi.

Kendisi, Amerika'da Saglik Enstitusu'nde Alerji ve Salgin Hastaliklar Bolumu'nun direktoru.
Zamaninda da AIDS hastaligi ilk basladiginda, tum calistigi konulari bir kenara birakip, bu konu uzerine calismaya baslamis. Ki o zamanlar, AIDS sadece zenci gaylerin hastaligi olarak bilindigi icin, hic kimse bu hastaligi umursamiyor ve aksine ne halleri varsa gorsunler tutumunu izliyor. Bu yuzden de hem bilimini yapmak zorunda kalmis hem de bir bakima LGBT bireylerin ozgurlugunu, haklarini da savunmak zorunda kalmis. Simdiye dek, hem cumhuriyetci hem liberal bir suru baskana danismanlik yapmis.

Su an da Trump gibi bir baskana soz anlatmaya calisiyor, dogru bildigini halktan saklamiyor. Adamcagizin 80 yasinda cektigi cileye bak, garibim ya.
 
John Lewis:

“When you see something that is not right, not just, not fair, you have a moral obligation to say something. To do something. Our children and their children will ask us, ‘What did you do? What did you say?’ For some, this vote may be hard. But we have a mission and a mandate to be on the right side of history.”

"Do not get lost in a sea of despair. Be hopeful, be optimistic. Our struggle is not the struggle of a day, a week, a month, or a year, it is the struggle of a lifetime. Never, ever be afraid to make some noise and get in good trouble, necessary trouble."
 
Insanin degismesi cok ilginc bir konsept aslinda. Hem bu kadar zor olup hem bu kadar olagan olmasi...
"Aliskanliklarimiz, yaptiklarimiz, yapamadiklarimiz..."Degistirmeye calistiklarimizdan sadece birkaci.
Izledigim ve okuduklarimdan ozet niteliginde alintilari suraya birakayim.

Freud'a seansa gelen bir tavsan, Freud'a "ben timsah olmak istiyorum" diyor.
Hayattan beklentim bu, hayatimi bu sekilde degistirmek istiyorum.
Freud ise ona "Sayin tavsan, sizi timsah yapamayiz ama havucla aranizi duzeltmeye calisabiliriz .p" diye cevap veriyor.

Peki, burada sorulmasi gereken asil soru, timsah olmadigimizi nasil anlayacagiz? Isteklerimizin, yapabilecegimiz durum olup olmadigini veya kapasitemiz icinde olup olmadigini nasil farkedecegiz ki kendimize iskence etmeye devam etmeyelim. Buna da genel olarak su cevap verilir hep, "kendini taniyarak". Ya zaten kendimi tanimis olsam, ona gore bir yol cizerim degil mi :d [Su ana kadar buna adam akilli bir cevap ben bulamadim ama bilenler varsa, bana bi ulassin .p Sanirim, baska insanlardan da yardim alip, ciddi bir geri bildirim almak en sagliklisi. Ancak, karsidaki kisinin durust oldugundan emin olmak lazim bu surec icin]

Zamaninda da su gelisim kitaplari zirvaligindan hep uzak durdum. Ozellikle de "yeterince istersen, her seyi yapabilirsin" argumani kadar sacma bir sey yok. Sunu kabul etmek gerek, malesef herkes her isi yapamaz ve bu cok normal. Zeka seviyenizden, aldiginiz egitime, cevrenizdeki insanlardan, bulundugunuz kosullara kadar bunu cok fazla durum etkileyebilir. Ve malesef bazilarini asabilirken, bazilarini asmaniz mumkun olmayabilir.

Peki o zaman nasil degisecegiz? Bunu da su sekilde ozetlemisler.

1- Disarida baska bir elbise alarak, baska bir ulkede yasayarak, baska bir iliski icerisinde bulunarak degisemezsin. Degismek istiyorsan, kendinden kendine gidebildigin yolu kesfedebilmen gerek.

2- Duygusal engeller, buyuk resmi anlamamak, yuzlesme korkusu degisimin onundeki en buyuk engeller.
"Basarilarimizin %80'i, ortaya koydugumuz cabanin %20'sinden ortaya cikiyor." Hangi cabalarimizin isine yaradigini malesef bilemiyoruz .p O yuzden, cabalamaya devam etmek gerek :d

Ben nerede zayifim, ben nerede gucluyum? Bunu kavramak cok onemli.

3- Degisim cok zorlu bir surec, zaman zaman gerilemeler, duraklamalar cok normal. Bir seylere hazir olmayi beklemek yerine, yol boyunca degismeye acik olmak gerek. Yani simdi baslayacaksin (pazartesi gununu beklemeyeceksin diyet icin .p) ve kucuk adimlarla baslayacaksin. Buyuk adimlar atmayi beklemeyeceksin. Degisim de bir omur boyu surecek bir surec, kisa vadede bir fark gormemen cok normal. Gerilemeler olsa bile, vazgecmeden -gerekirse dinlenerek, cabalamaya devam etmek gerek.

4- Eger bir yeteneginiz varsa, hayalleriniz varsa, lanetlisiniz demektir. Eger bir yeteneginiz varsa, bunu kullanmak zorundasiniz. Bunu kullanmadiginiz zaman, o sizin icinizi yiyip bitirecek. Kendi kendinizi bir omur boyu sorgulayacaksiniz, huzursuzluk hep olacak.
 
sabah bu şarkıyla uyandım, çok da enerjik değilim çok başım ağrıyor dün gece hergelenin biriyle didiştim çünkü.

şurası bütün hayatımın özeti gibi: "vurdular bizi, bayıltamadılar" ldsk

pek senin tarzın değil galiba ama neşeli :*

 
sabah bu şarkıyla uyandım, çok da enerjik değilim çok başım ağrıyor dün gece hergelenin biriyle didiştim çünkü.

şurası bütün hayatımın özeti gibi: "vurdular bizi, bayıltamadılar" ldsk

pek senin tarzın değil galiba ama neşeli :*


Ben de "sarhosuz ama ayiltamadilar" kismina bayildim :d
Bu aralar, sarhos olup ayilmayasim var Lariiii. Ayrica, ben cok severim, enerjik sarkilari : ))
Benim dinledigim bazi sarkilari duysan, sok olursun. Utandigimdan, onlari paylasamiyorum lkjhjl
 
Agah Aydin'in cok begendigim bir yazisini birakmak istiyorum suraya

Aydın, yalnız insanın hayatla ilişkisini müebbet mahkûmunun dış dünyaya duyduğu korkuya benzetiyor ve ekliyor: “Sosyal yaşamda yalnızlaştırılan insan hastalandı."

YALNIZLIĞIMIZIN FARKINA VARDIK

Bu süreci nasıl yorumluyorsunuz siz?

Bize acı veren, şaşırtan, çaresiz bırakan şeyler yaşadıklarımız değil, yaşadıklarımızı nasıl yorumladığımızdır. Yalnız olmadığımız zamanlarda bize eşlik edenler yalnızlığımızı artırıyorlar mıydı, yoksa azaltıyorlar mıydı? Bu sorunun cevabı her birimiz için farklı olacaktır. Pek çok insan pandemi sürecinde yalnızlaştığını değil, pandemiden önce ne kadar yalnız olduğunu fark etti. Birçok kişi bu yalnızlık anlarında yerden tavana kadar ıvır zıvırla dolu evlerinde, dışarıda telefon edecek kimsesinin olmadığı gerçeğiyle yüzleşti. Çünkü işyerinden, gece hayatından tanıdıkları insanlarla hakiki bir ilişkileri yoktu, onları arayamazlardı. Aylarca, hatta yıllarca aramadıkları akrabaları ve eski arkadaşlarını ise hiç arayamazlardı, buna hem yüzleri yoktu, hem de paylaşacakları bir şey...

Tekrar ‘normal’ olabileceğimizi düşünüyor musunuz?

Mutlu anlarını, acılarını, burukluklarını, şaşkınlıklarını paylaşacak kimsesi olanlar maruz kaldıkları travmalardan, başlarına gelen felaketlerden kolay kolay etkilenmezler. Sevinçlerini, acılarını paylaşacak kimsesi olmayanların, kimsesizlerin travmaları iyileşmez. Müebbet mahkûmunun dış dünyaya duyduğu korkuya benzer yalnız insanın hayatla ilişkisi. Dostoyevski Suç ve Ceza’da ailesini, parasını, işini, itibarını kaybetmiş alkolik bir eski memur, Marmeladov üzerinden anlatır kimsesizliğin nasıl bir sefalet olduğunu. Travma yaşayan biri Marmeladov... Raskolnikov’a şöyle anlatır travmasını: “Sayın beyefendi, fukaralık ayıp değil; bunu bilirim. ... Ama sefalet, sayın beyefendi, sefalet ayıptır. Bir insanın artık gidecek bir yeri olmaması ne demektir bilir misiniz? Her insanın dara düştüğünde çalacağı bir kapı bulunmalı değil midir? Eğer çalacağınız bir kapı yoksa, sefalete düşmüşsünüz demektir.” Buradan tartabiliriz durumumuzu diyorsunuz yani... Travma, dara düştüğünüzde gidecek bir yerinizin; sesinizi duyup duyuracak kimsenizin olmamasıdır; başınıza gelenlerin üstünün örtülmesi, “normaldir bu başınıza gelenler” denilmesidir. Geleneksel toplumlarda insanın gideceği yer ailesidir, modern toplumda ise sosyal devlettir. Kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri dara düşenin, yakınlarını kaybedenlerin kimsesi olmayı başarabilirlerse salgının bıraktığı izler hafifler, açtığı yaralar iyileşir.

SARILMAYI ÖZLEMEK

Bu dönemde pek çok insan en çok sarılmayı, öpmeyi ve kişisel teması özlediğini söylüyor. Neden sarılmayı ve öpmeyi bu kadar özlüyoruz?

Küçük çocuklar annelerinin eteğine yapışır bırakmazlar. Büyüdükçe anneden ayrı bir varlık olduklarını kanıtlayabilmek için hem kaçar hem de yakalanmak isterler. Kovalanmama acısıyla yaralanmış çocuklar tekrar tekrar geri dönüp yakalanmayı beklerler. İnsanın benliği, ötekinin bakışına, tenine çarparak şekillenen bedende kurulur. Ötekinin bakışından, teninden mahrum kalan her beden zaman içinde yozlaşır, bütünlüğünü kaybeder.

Şimdiki ekonomik sistem ilişkilerimizi nasıl etkiliyor?

Etkilemiyor, çürütüyor. Çağımızın baş belası kıskançlık ve hasettir. Haset sevmeyi ve bütünleşmeyi imkânsız kılar. Haset iyiye bir saldırıdır. Başka deyişle, sevenin sevgisine, iyinin iyiliğine, bağışlayanın bağışlayıcılığına bağımlı olmaya dayanamamanın hissettirdiği, insan yavrusunun en yıkıcı duygusudur. Sevemeyen haset eden insan, beğendiği kişilere hayran olmak, onun gibi olmak, onunla dost olmak yerine, o kişilere “gıcık olur”... Ekonomik sistemin neyi, nasıl değiştirdiğini en iyi dildeki değişimden anlarız. George Groddeck’in dediği gibi, “Her şey dildir. Dil kültürün taşıyıcısıdır. İnsani ilişkinin temel koşulu.” 1980’li yılların en sinsi, en disiplinli ideolojisi bilginin, bilimin değersizleştirilmesiydi. Aptallar da destek versin diye entelektüellerle “entel” diyerek dalga geçilirdi. Şimdilerde toplumsal dayanışma ve insani değerler hedefte... Sloganı da “duyar kasma”yın oldu.


Gidişat kötü diyorsunuz...

Bilgiye, dayanışmaya duyulan öfke, kendini her gün yenileyerek yineliyor. Cehaletinden, duyarsızlığından ötürü dahil olamadığı her muhabbete, her ilişkiye cehaletine kanarak saldırıda bulunanların yeni sloganı da “boş yapmayın”... Mekânla, zamanla, arzusu “öteki”nin arzusuyla sınırlandırılmamış insanın, ona mal satabilmek için “anı yaşa”, “zevk al”, “sınırları aş” telkinleriyle vardığı yer; yalnızlık, melankoli, umutsuzluk, yerinde duramama, dikkat dağınıklığı, dürtüsellik, tatminsizlik ve anlamsızlık oldu. Sorumluluk alamayan, sınır tanımayan insanların ilişkiye bakışı öylesine takılmak, sloganı da, “takılıyoruz” oldu. Öylesine takılma çağının insanı, bugün elini neye atsa kendine takılıp düşüyor. Konuşurken kullandığı fiiller “gıcık olmak”, “boş yapmak”, “duyar kasmak”, “öylesine takılmak” olan bir insanın kuracağı ilişkilerde derinlik, duyarlılık, incelik olacağına inanmıyorum. Özümüze dönmenin, sevdiklerimize kavuşmanın, özüne güvenen insanlar olmanın ilk adımı alıştırıldığımız, alıştığımız her bir sözcüğe ayrı ayrı muhalefet etmektir.
 
" -Ne kusur isledi ki?
-Hic kusuru yoktu, zaten bu Iran'i anlamadiginin en acik kaniti.
-Ne demek istedigini gercekten anlamiyorum.
-Kralina karsi hakli olan bir vekil, kocasina karsi hakli olan bir kadin, subayina karsi hakli olan bir nefer ; bunlarin hepsi iki kat cezaya carptirilmaz mi? Zayiflar icin, hakli olmak bir suctur. Iran, Ruslarin ve Ingilizlerin karsisinda zayiftir ve zayif bir ulke gibi davranmaliydi.
-Ebediyen mi? Bir gun ayaga kalkip, modern bir devler kurmasi, zengin ve saygideger milletler topluluguna katilmasi gerekmez mi? Shuster bunu yapmaya calisti.
-Ben de bu yuzden ona cok buyuk bir hayranlik duyuyorum. Ama biraz daha basarisiz olsaydi, bugun bu icler acisi halde, demokrasimiz yok edilmis, topraklarimiz istila edilmis bir halde olmazdik diye dusunmeden de edemiyorum."

Amin Maalouf- Semerkant
 
“Mrs. Seton’in neden bize birakacak parasi olmadi diye dusundum; yoksullugun insanin aklini nasil etkiledigini; kitapligin kapali kapilarini dusundum; kilitli kapilarin disinda kalmanin ne kadar tatsiz oldugunu dusundum; belki iceride kilitli kalmanin daha da kotu olacagini dusundum; bir cins guvencede ve varlik icindeyken karsi cinsin yoksulluk ve guvensizlik icinde oldugunu, geleneklerin ve geleneksizligin bir yazarin zihnindeki etkisini dusundum.”

Virginia Woolf- Kendine Ait Bir Oda
 
Geri