Ateistlere cevaplar yazı dizisi

Konu sahibi son olarak 2793 gün önce görüldü
Meseleye tek yönden ve peşin hükümle bakanların en önemli özelliği tartışmaya çalıştıkları konunun hakimi olmadıkları,
ancak mevcut fikirlerinin yeterli olduğuna inanmaları olmakta. İlim adamı geçinen ve abartılmış olduğundan kendini
geliştirmeye ve aydınlanmaya kapalı sahte kahramanlar, değiştirilmiş ve insan müdahaleleriyle özelliklerini kaybetmiş dinleri
görerek anlamadan dinlemeden islamiyeti de aynı kategori içinde düşünme hatasına düşmekten kurtulamamışlardır. Halbuki;
Mîlâdın 325. senesinde İznikte
381de İstanbulda
421de İstanbulda,
431de Efesus (Efes) de
451de Kadıköyde,
Beş meclis halinde toplanan birkaçyüz papazın kendi fikirlerini din diye kabul etmeleri ile çığırından çıkartılan bir
fikri, bir görüşü de, dînin esası olarak kabûl edebildiklerini veya red edebildiklerini görüp haklı olarak Hıristiyanlık aleyhine
gelişmesi gereken tepkilerini, şartlanmaları nedeni ile islamiyete de bulaştırmaya çalışmaları kendilerinin çıkmazı olmaktadır.
Avrupalı ilim adamları, tarihçiler, hattâ hıristiyan din adamları, bugün elde mevcut Tevrât ve İncîllerin bozuk
olduklarını ilân ederken, mânevi kuvvetleri inkâr eden, ruh bilgilerinden haberleri olmıyan, din bilgisi olarak,
yehûdîlerin ve papasların İncîli değişdirmeleri ile meydâna çıkmış hıristiyanlık ile, islâm düşmanlarının yazdığı
birkaç uydurma kitâbdan başka sermâyeleri olmıyan din düşmanları da, Tevrât ve İncîllerdeki bozuk yerleri ileri
sürerek, bütün dinlere saldırıyorlar.
 
Düşünülmüş, tartışılmış, kafa yorulmuş, üzerinde karar kılınmış, akıllı tasarıma dayanan bir ahlak sistemi kurmak
için, “Kur’an ve incilde bunlara temel oluşturacak oldukça az düzeyde şeyler var, Kur’an yada incili aradığınızda nadiren
kabul edilebilir bir ahlak anlayışının olduğu ayetlere denk gelirsiniz” diyen Dawkins’in, din bilgisi olarak algıladığı,
yehûdîlerin ve papasların İncîli değişdirmeleri ile meydâna çıkmış bozuk hıristiyanlık ile, papazların onun şuur altında
bıraktığı derin izler olsa gerektir ki, islâmiyyeti de delil göstermeden bir kalemde aynı kefeden harcaması bunu
göstermektedir.
Evet, İncîlde, ahkâm [emirler ve yasaklar] pek azdı. Îsâ aleyhisselâm yeni bir din getirdiğinden bahs etmemiş
(Ben bir yeni din kurmuyorum. Ben benî İsrâîl Peygamberlerinin getirdiği ve şimdi bozulmaya başlayan, tek Allaha
inanan hak dînini izhâr için geldim) diyordu.
Ayrıca, Îsâ aleyhisselâm, kendi vaazlarını yazmadı. Allahü teâlânın gönderdiği İncîl de ele geçmedi. Bugün
hıristiyanların elinde bulunan (Kitap-ı mukaddes), Tevrâttan alınan kısmlar (eski ahd) ile Matta, Markos, Luka ve
Yuhannânın sonradan yazdıkları İncîller ile, resûller tabîr edilen şâkirdlerin risâlelerinden, mektûblarından, yâni (yeni
ahd)den meydana getirilmiştir. Bu dört yazarın kitapları birbirini tutmaz.
Dünyada dinlerden soğumaya sebep olan, tahrif edilmiş Hristiyanlığın esasları, İslâmiyyetdeki sekiz ana ilmden
sadece biri olan, (üsûl-i hadîs) ilminde, hadis alimlerinin ortaya koydukları ve her bir hadîsde aradıkları şartlarla, gözden
geçirilse, bu kitaplardan hiç biri, ilmî bir vesîka olmak derecesine ulaşamaz. [Müslimânların, Resûlullahın “sallallahü aleyhi
ve sellem” hadîslerini rivâyet ederlerken aradıkları şartlar çok incedir. Mevcûd İncîllerde rivâyet sağlamlığı diye bir şey
olmadığından, hadîs-i şerîflerdeki rivâyet sağlamlığı ile mukâyese edilemez.] İşin aslı incelenirse, Îsâ aleyhisselâmdan zuhûr
eden, anadan doğma körlerin gözlerini açması, baras denilen cild hastalıklarını iyi etmesi ve ölüleri diriltmesi gibi mu’cizeler,
Kur’ân-ı kerîm ile tasdîk edilmiş olmasa, bunların vuku’unun isbâtına, hiçbir hıristiyan kendinde güç bulamaz.
Görülüyor ki, hristiyanlığın bu tutarsızlığı ve bozulmuş olması, islamiyyetin sağlamlığına delil olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Fark bu kadar açık ve ortada iken bütün dinlere hakimmiş gibi davranmak Dawkins gibilerin araştırma yoksunu
olduğunu, kibirden gözü kararıp delilsiz konuştuğunu ve onun gibilerin cehaletini ısbattan öteye gitmez.
 
“Kur’an ve incilde bunlara temel oluşturacak oldukça az düzeyde şeyler var, Kur’an yada incili aradığınızda nadiren kabul edilebilir bir ahlak anlayışının olduğu ayetlere denk gelirsiniz” sözü bugünkü mevcut İnciller yada diğer bozuk dinler için söylenebilir. Dört İncîlin içerisindeki kıssaları ve sözleri bir tarafa bırakırsak, güzel ahlâk, dünya işleri [muâmelât], kalb ve âhiret bilgilerine âid bildirilenler, şunlardan ibârettir:
(Dünyadan tamamen yüz çevirip, fakirliğe ve yoksulluğa râzı olmak ve kanaat etmek. Allahü teâlâyı bütün kalbi ile cânından ve arzularından daha çok sevmek. Komşuyu kendisi gibi sevmek ve onun üzüntülerini tesellî etmek. Mazlumlara merhamet etmek. Çocukları sevmek. Kalbden kötü düşünceleri çıkarmak. Birbirine dargın iki müminin arasını düzeltmek. Din yolunda eziyyet çekmeye sabr etmek. Adam öldürmemek. Hırsızlık yapmamak. Kızmamak. Kötü söz söylememek. Söğmemek. Kendinin küçük kusurlarını da görüp, başkalarının büyük kusurlarını görmemek, onları ayblamamak. Nasihat ettikce, insanlar tarafından taşlanmaya katlanmak. Allahü teâlânın emirlerini bozmamak, değiştirmemek, din kardeşini incitmemek, yâni kalbini kırmamak, zinâ etmemek, şehvet ile [yabancı] kadınlara bakmamak, sebepsiz kadın boşamamak, yemin etmemek, kötülüğe karşı durmamak, bir yanağa vurulunca diğerini de çevirmek, kaftanını isteyene kaputunu da vermek, bedduâ edene hayr duâ etmek, hâsılı her kötülük edene iyilik etmek, sadaka, oruç ve duâda riyâdan sakınmak ve duâ ettiği vakit çok uzatmamak, para toplayıp kalbini ona bağlamamak, rızık ve elbise için üzülmemek. Hak teâlâdan sıdk ile ne istenirse verir. Allahü teâlânın emrine itaat eden Cennete gider.) İncîllerde şu nasihatlara da rastlanır: (İnsanlara dînin emirlerini teblîg ederken para almayın. Bir eve girdiğiniz zaman selâm verin. Bir yerde sizleri kabûl etmezlerse orada durmayın. Bir emri söylerken, söyliyen siz değil, Allahü teâlâdır. Ahkâmı teblîg ederken kimseden korkmayın, kimseyi muhâkeme etmeyin ve cezâ tâyîn
etmeyin. Her suçu affederek alçak gönüllü olun. Ben insanların arasını sulh etmeye geldim, nifak ve kılıç getirmedim, ayrılık ve harb çıkarmaya gelmedim. Anasını ve babasını benden çok seven benden değildir. İyi amellere âhirette iyilik verilir, kötü amellere cezâ, azâb olunur. Allahü teâlâya itaat eden benim kardeşimdir. İşittiği doğru sözü kabûl edene, âhirette mükâfât ve kabûl etmiyene azâb olunur. Anaya ve babaya ikrâm edin. Ağızdan söylediği söz ile insan necis, pis olmaz. Fakat ağzından çıkan kötü sözleri yapan, meselâ katl, zinâ, yalan yere şâhitlik gibi şeyleri yapan insan pis olur. Sizden vergi istenildiği zaman verin, muhâlefette bulunmayın. Tevâzu eden, Allahü teâlâ indinde büyük olur. Kibrlenen küçülür. Malınızdan sadaka verin, Allahü teâlâ indinde bulursunuz, malını biriktiren, saklıyan zenginlerin Cennete girmesi zordur. Biz hizmet olunmak için gelmedik, hizmet etmek için geldik). İncîllerde, emirler, yasaklar, güzel ahlâk ve kötü ahlâka âid hükümlerin tamamı bu yazılan mes'elelerden ibârettir. İncelediklerini iddia edenlerin aksine Kur’anı kerimde bildirilen konular burada bildirilenle kıyaslanmayacak kadar çoktur. Dawkins’in bu hatası ve onun gibilerin bile aklına gelmeyecek ahlak kuralları ile mükafat ve cezalarından bir kısmı aşağıda bahsedilecek.
 
Kur’anı kerimdeki emirler, yasaklar, güzel ahlâk ve kötü ahlâka âid ahkâmın tamamını buraya almak sınırlı yazı kapasitemizi aşacağından en çok merak edilen ve üzerinde yanlış fikir yürütülen belli başlı konular hakkında bilgi verilecek. Kur’anı ı kerimde “müttaki” ve “birr” kelimesi geçer;
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, fakirlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır! 2/177 “Birr” kelimesi, aslında iyilik ve ihsan, ilim ve aklın güzel gördüğü iş manasına geliyor.
Birr’i, tefsir alimleri tasnif ederlerken ibadette birr, yani iyilik, Allah’ın razı olduğu bütün işler, ibadet maksadıyla yapılan, cenab-ı Hakka kulluk gayesiyle ifa edilen güzel ameller, akrabaya karşı güzel muamele, onların hukukunu yerine getirme manasında, bir de yabancılarla geçinirken islamiyyeti temsil ederek nezaketle, islamiyyetin hak ve hukukuna riayet konusundaki emirlerini gözeterek, onların kalplerini kazanma manasındaki “Muameletül ecanib” dediğimiz, yabancılarla muamele konusu olmak üzere üç türlü izah etmişlerdir ki kendi kendine kibar olduğunu iddia eden ve sürekli kendini öven Dawkins bunlardan bahsedemez.
“Müttaki” ise insanlara karşı davranışları, gerek ferdi, gerekse içtimai, sosyal hayatı bakımından örnek insan demektir. Müttaki dediğimiz zaman, toplumda görmeği arzu ettiğimiz her haliyle, mevcudiyetiyle, varlığıyla toplum için rahmet olan kimselerdir. Allahın sevgili kulları bunlar.
([Takvâ sâhibleri] o kimselerdir ki, bollukda ve darlıkda, çoklukda ve azlıkda [sadaka verirler ve] infâk ederler. Gadablarını yok ederler, [ya’nî dargınlık yapmağa kâdir iken, sabr ve terk ederler ve insanlardan cezâya müstehak olanların] kusûrlarını afv ederler, Allahü teâlâ ihsân edenleri sever) 3/134
Görüldüğü gibi Ayeti kerimeler insanların hak ve hakikati görmesi için, dalaletten uzaklaşması için, insani meziyyetlerini, fikir ve idrakini, akıl ve düşünme, muhakeme gücünü daima hayra, iyiye ve mükemmele sarfetmesi için, insanları daima hakka yöneltiyor. İnsanlar bu suretle Cenab-ı Hakkın ihsan ettiği düşünce gücünü, idrak ve muhakeme kabiliyetini daima ilahi rızaya uygun, en mükemmel, en güzel işlere sarf etmek suretiyle adeta eğitiliyor, terbiye ediliyor. İnsanların sahip oldukları manevi güç, psikolojik kabiliyetler bu suretle belli bir hedefe yöneltiliyor. Ayeti kerimede bu husus çok mükemmel bir şekilde açıklanmış. Allahü teâlâ onların kalplerinde, gönüllerinde bir uyanıklık meydana getiriyor ve bu suretle.
İbadet ile, basireti açık, huzur ve agahi içinde olan, gönlü uyanık hale gelen insan, düşündüğü, kalbinden geçirdiği, tahayyül ettiği herşeyi Rabbının bildiğinden haberdar olunca, Allahü teâlâya karşı asi olamaz. Öyle bir murakabe şuuru meydana gelir ki insanda, yalnız başına bile olsa kendisi Cenab-ı Hak tarafından ihata edildiğini, murakabe edildiğini, kontrol altında bulunduğunu bilir ve işte bu murakabeden dolayı Cenab-ı Hakka asi olma cüret ve cesaretini bulamaz kendisinde.
Müttekiler böyle insanlar. Onların özelliği bunlar. Gelişi güzel bir iki dini vazifeyi yerine getirmekten ibaret değil. Onlar sosyal dayanışma açısından da etrafındaki insanları görüp gözetirler. Sadece malı mülkü kendileri için saklamazlar. İhtiyaç sahiplerine o maldan bir pay ayırmışlardır.
Her türlü kötülükten, insanı pişmanlık ve sıkıntıya sokacak sonuçlardan kendisini muhafaza edebilmek için gerekli tedbirleri alan demek müttaki. Akıllı, tedbirli insanın sıfatıdır. İttika. Bu sıfatla bezenmiş olanlara deniliyor. Sadece belli vazifeleri yapan değil, kapsamlı bir şekilde dünya hayatını son derece şuurlu akıllı, tedbirli yaşıyan Allahın verdiği imkânları en güzel şekilde değerlendiren ve kendi izzet ve haysiyyetini vakarını en iyi şekilde koruyan kimseler demek. Takva ve mütteki kelimesini dar bir çerçeveye hapsetmek doğru değil. Çok şumullü.
Bu kelimede hem samimiyet var, gösterişten uzak kalma var. Hem de alabildiği ölçüde toplumda cemiyette insanlar arasında hertürlü hayırlı ve faydalı işleri kökleştirme ve yerleştirme gayreti var. Yani biraz daha şumullü. Bunu idrak etmek lazım.
 
Gerçekten takdire şayan bir emek ve sebat. :alkis:
 
Burada ilave olarak; sözünde durma, yetime, yoksula, yolda kalmışa, fakirlere ve kölelere yardım geçmekte ve bunun ahiret endişesi ile kontrol edildiğinden bahsedilmekte.
Onlar adaklarını yerine getirirler ve şerri, kötülüğü, tehlikesi, zulmeti, dehşeti ortalığı kaplıyan, her yere yayılmış olan günden korkarlar. 76/7
Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler. 76/8
Bakın karşınızda düşman olarak savaşmış birisi var. Harbin inkişafı içerisinde, mağlub duruma düşen kimselerin askerleri, o karşı düşman saflarında bulunan kimseler tabii derdest ediliyor, yakalanıyor, esir oluyorlar. Bu esire bile yedirirler buyuruyor Allahü teâlâ. İşte Allahın sevgili kulları fakiri yoksulu doyuruyor. Yetimin başını okşuyor, onun ihtiyaçlarını karşılıyor, ve esiri de doyuruyor. Savaş esnasında hasım olan, kendilerinin can düşmanı olan kimseye bile merhamet ve şefkatle yanaşıyor. Bunlar emir olarak bildiriliyor.
Tabi burada köleliğin batılıların kafasında yer alandan farklı statüde insanlar olduğunu aktarmakta fayda var. Burada bildirilen kölelik ile batılı kölelik uygulama şekli islamiyyetle bağdaştırılamaz şeklide birbirinden farklılık göstermekte.
Kölelik, Harp hukukunun, savaş hukukunun zaruri sonucu olarak insanlar arasında yapılan savaşlar neticesinde, karşılıklı olarak birbirlerinden esir almak, bazı kimseleri esir etme, tutsak etme adeti, harbin kaçınılmaz sonuçlarından birisi olarak ortaya çıkmıştır. Savaşlarda bu, kaçınılmaz bir sonuçtur. Ya bazı kimseler öldürülür, yaralanır, harbin gereği olarak, döğüşmenin, savaşın neticesi olarak, veyahut da bazıları sağlam ve sağlıklı olarak, karşı taraf askerlerince ve ordu mensuplarınca onlar tutsak edilir, esir olarak alınır. Bu esirlerin muhafaza edilmesi, onların insanlık haklarına saygı göstermek kaydıyla onların yedirilmesi içirilmesi, iaşe ve ibatesi, esir alan taraf için başlı başına bir sorumluluk, başlı başına bir ciddi mesele teşkil eder. Bu bakımdan bunların hertürlü ihtiyaçlarının karşılanması konusunda, bunlara bir takım hizmetleri verecek ve aynı zamanda hizmetlerinden istifade edecek kimselere bir takım sorumluluklar yüklenmiştir. İşte Cenab-ı Hak Kur’anı kerimde bunu yer yer bize bildirmiştir.
İnsanların hürriyetine, özgürlüğüne mani olan kölelik müessesesi islamiyyet tarafından ihdas edilmiş değildir. Ve mümkün olan her fırsat ve vesile ile bu kölelerin azad edilerek serbest bırakılarak bunların hürriyetine kavuşturulması daima teşvik etmiştir. Her vesileyle herhangi işlenilen bir günahın, yapılan bir kusur ve kabahatin telafi edilmesi maksadıyla keffaret olarak bir günahın karşılığı, affedilmesinin sebebi olarak zikredilen bir takım hususlar arasında köle azad edilmesi baş sırayı almıştır.
[[Kölelik denilince sırf isim benzerliğinden ve medeni geçinen batılıların yakın zaman kadar yaptıklarının akıllara gelmesi nedeninden dolayı hoş olmayan bir etki olmakta, ama tanımlamanın kavranmasıyla o tip kölelikle burada bahsedilen köleliğin hiçbir alakası olmadığı çok belirgin görülmekte. Ayrıca diğerinin yanında bahsedilen köleliğin oldukça masum kalmasına karşın her fırsatta köle azat etmenin makbul işler arasında sayılması elbette islamiyyetin önemli üstünlüğü olmakta, anlatmakta fayda var. Savaşta karşılaşılan düşmanın dışında kölelik edinilen yani senin canına kasteden birinin ele geçirilmesi dışında kunta kinte mantığı islamiyyetde olamaz. İslamiyyet hiçbir dinde mal olmayan şey alınıp satılamaz hür insan mal değildir diyerek batılı anlamda köleliği zaten temelden bitirmektedir. Bugünkü insanların savaş esirlerine neler yaptığı ve kölelikten ne anladıkları ile alakalı olmayan bir davranış biçimidir. Ayrıca köleliğin ortadan kaldırıldığının savunulduğu günümüzde uygar geçinen devletlerin savaş esiri yada kendilerine tehdit olarak belirledikleri insanlara ne tip muamele yaptıkları da ortadadır. 21. YY da medeni USA’nın iftiharı!!!.. Guantanamo esir kampı örneğinde olduğu gibi. Buna karşın islamiyyette 1400 küsür yıl öncesinde esire ne şekilde davranılacağı kurallara bağlanmış hukuğu belli edilmiş ve ilahi teminat altına alınmıştır. ]]
Ahlak kurallarının oluşturulmasında sadece kendi düşüncelerine önem veren ve kontrolü kişiden kişiye değişebilen vicdanlara teslim etmekten başka bir formülü bulunmayanlar kendilerine dönüp sormalılar, ahiret inancı ile kayıtlanan inanç mı daha sağlam duruyor, yoksa yerine koymaya çalıştıkları mı?
Bu gibilerin çıkmazlarını Kur’anı kerim şu şekilde bildiriyor;
Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki guruptan hangisi güvende olmaya, Allahü tealanın lütuf ve ihsanına daha yakındır? 6/81
 
Başlığı görünce birileri ikna edici bir şeyler yazmıştır diye atladım. Ama yine yanılmadım. Amerika'dan kölelikten bahsedilen bir yazı bu. Ateist olan herkes sizin deyiminizle uygar USA'li olmuyor. Bunun bakış açısı, bilimle, felsefik bilgiyle ne kadar sorguladığınla alakası var. Bizler Müslümanlık veya Hristiyanlıkla ilgili bu tarz konular açmama saygısını gösteriyorsak, sizler de lütfen insanlara özgü bir bakış açısını karalama olarak kullanmayınız. Ateistler de insanlara yardım eder müslümanlarda. Ahlak kuralları hiçbir dine bağlı değildir. Edepli olmak, saygılı olmak İslamiyete özgü kavramlar değildir. Bu yazı dizisini de Allah C.C konusuna koymanın bir mantığı yok bana göre. Allah'la ilgili paylaşımlar yapman lazım, başka görüşlere saygısızlık değil.


Sent from my iPhone using Tapatalk
 
Yetimlere davranış ve karşılığı ile alakalı muhtelif ayeti kerimeler olmakla birlikte iki örnek almak gerekirse, burada hem empati yaparak onların durumunu anlamak, hem de bu yapılmazsa karşılaşılacak ceza belirlenerek kontrol sağlanmıştır.
Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onların geleceğinden endişe duyacak olanlar, (yetimler hakkında da aynı) endişeyi duysunlar, Allah'dan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.
Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, muhakkak ki karınlarını ateşle doldurmuş olurlar ve cehennemi boylarlar. - 4/9-10
O kadar ağır bir tehdit.
Yoksullara, fakirlere, yolda kalmışlara, ihtiyacı olanlara yardım etmek ve yaptıkları anlaşmalara uymaya yönlendirip sözünde durmaya teşvik etmek ayrıntılı izahat gerektirmeyecek şekilde açıktır. Elbette Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanmış olmak kişi bağlayıcılığı açısından en önemli merkez olup kişiyi kararlarında baştan etkilemektedir. Karşılığında öngörülen cezalar kişinin yalnız başına kaldığı yerlerde dahi onun kontrolünü sağlamaktadır.
Allahü teâlâ her şeyi tam manasıyla işitir ve her şeyi gerçek anlamıyla görür. -22/75
Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, onları hakkıyla görür. 42/27
(O gün, insanlar amellerinin karşılığını görmek için, fırka fırka hesâb yerine giderler. Kim zerre mikdârı kadar hayr işlemiş ise, onu [mükâfâtını] görür. Kim de zerre mikdârı bir kötülük işlemiş ise, onun cezâsını görecekdir) 99/6-8
İnsan, bu dünyada yaptığı işlerin mutlaka karşılığını görecektir. Bu bakımdan insanın bir sorumluluk duygusu içinde bulunması gerekir. Yaptığı işlerin günün birinde karşısına çıkacağını insan bilmelidir. İlahi adaletin tecellisinden zerre kadar şüphesi olmamalıdır.
Güç ve otorite sahibi insan, emri altında bulunan bir kimseye, herhangi bir işin yapılmasını emrederse, o kimsede bu işin yapılması konusunda gerekli hassasiyyet ve uyanıklığı göstermez, sorumluluk duygusuyla hareket etmezse, bunun tekerrür etmesi halinde bu saygısızlığı, bu lakaydiliği gösteren kimseyi mutlaka cezalandırmak gerekir. Çünki bunun böyle istismar etmesi, temadi etmesi, sürüp gitmesi artık otoritenin işlerliğini ve müessiriyetini kaybeder. Bu yüzden tehdit ve cezaların uygulanabilirliği şarttır. Bu yüzden kimsenin göz ardı edemiyeceği, asla kaçış ve kurtuluşun olmadığı etkili cezai yaptırım gerekli olmaktadır.
Size vadedilenler mutlaka gelecektir; siz bunu önleyemezsiniz. 6/134
Siz Allahü teâlânın emrini engelleme, Cenab-ı Hakkın kudreti ilahiyyesine sed çekme imkânına sahip değilsiniz. 10/53
Bir kimse bizim gücümüzü, takatimizi, bizim kudretimizi aşıp da bize galebe çalamaz buyuruyor Cenab-ı Hak. Onun için bazı müfessirler buradaki Mesbukın kelimesini “Acizin”, “Mağlubin” olarak tefsir etmişlerdir. Yani kimse bizi aciz durumda bırakamaz.
Aklınızı başınıza alın ona göre düşünün, ona göre hareket edin demek.
 
Hacı abi boşver Ateistlere cevap yazılarını kahvaltı da ne yicez ?
 


Sabah sabah yapma böyle şeyler ben seni bot sanıyordum :hih:
biz az kaşarlı bol domatesli iki tost diyelim mi ?

botun anlamına baktım bunu mu demek istedin
Bot bazende insan gibi davranarak gizli şeylere ulaşmaya yarayan programcıklardır.İşlevini yapmak için bir yapay zekayada sahiptir.
şöyle açıklıym robot olan üyeler yani aslında insan değil örneğin HABERCİ biri bi mesajı şikayet edince konu açıyor ama aslında bir insan değil sadece bir bot :)

yardımcı olabildiysem ne mutlu bana :)
 
botun anlamına baktım bunu mu demek istedin
Bot bazende insan gibi davranarak gizli şeylere ulaşmaya yarayan programcıklardır.İşlevini yapmak için bir yapay zekayada sahiptir.
şöyle açıklıym robot olan üyeler yani aslında insan değil örneğin HABERCİ biri bi mesajı şikayet edince konu açıyor ama aslında bir insan değil sadece bir bot :)

yardımcı olabildiysem ne mutlu bana :)


Neyse hacı abi siz çok mutlu olun ben tost yicem:nee:
 
Kur’anı kerim islamiyyetin vazgeçilemez anayasası olduğu gibi onu bize beyan eden ve bizzat tatbikatını gösteren Muhammed “aleyhisselam” da davranış için göz ardı edilmemesi gereken delillerdendir. Onun emir ve yasaklarıda inananlar için yapılması gereken vazifedir. Bu nedenle Kur’anı kerimin açıklamaları olan bu sözlerinde bilinmesi gerekmektedir.
Aşağıdaki hadis-i şerifler, meşhûr (Mişkât-ül-mesâbih) kitabının fârisî şerhi olan (Eşi'at-ül-lemeât)ın dördüncü cildinden alınmıştır [Mişkâtın müellifi Veliyyüddîn Muhammed, 749 [m. 1348] da vefât etti. ]:
1 - İnsanlara merhamet etmeyene, Allahü teâlâ merhamet etmez.
2 - Zulme mani olarak, zâlime de mazluma da yardım ediniz!
3 - Satın alınan bir gömleğe verilen paranın onda dokuzu helâl ve onda biri haram olsa, bu gömlekle kılınan namazı, Allahü teâlâ kabûl etmez.
4 - Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez. Onun yardımına koşar. Onu küçük ve kendinden aşağı görmez. Onun kanına, malına, ırzına, nâmusuna zarar vermesi haramdır.
5 - Allaha yemin ederim ki, bir kimse kendisi için sevdiğini, din kardeşi için de sevmedikçe îmanı tamam olmaz.
6 - Allaha yemin ederim ki, kötülüğünden komşusu emîn olmıyanın, îmanı yoktur. [Yâni, hakîkî mümin değildir. ]
7 - Kalbinde merhameti olmıyanın îmanı yoktur. [Yâni kâmil değildir. ]
8 - İnsanlara merhamet edene, Allahü teâlâ merhamet eder.
9 - Küçüklerimize acımayan ve büyüklerimize saygılı olmıyan, bizden değildir.
10 - İhtiyârlara saygı gösteren ve yardım eden ihtiyârlayınca, Allahü teâlâ ona da yardımcılar nasip eder.
11 - Allahü teâlânın sevdiği ev, yetîm bulundurulan ve ona iyilik yapılan evdir.
12 - Yanında birini gıybet edeni susturan kimseye, Allahü teâlâ dünyada ve âhirette yardım eder. Gücü yeterken susturmazsa, Allahü teâlâ onu dünyada ve âhirette cezâlandırır.
13 - Din kardeşinin aybını, utanç verici hâlini görüp de, bunu örten, gizliyen kimse, islâmiyetten önce arabların yaptıkları gibi, diri gömülen kızı mezardan çıkarmış, ölümden kurtarmış gibidir.
14 - İki arkadaştan Allahü teâlâ indinde daha iyi olanı, arkadaşına iyiliği daha çok olanıdır.
15 - Bir kimsenin iyi veya kötü olduğu, [müslüman]komşularının onu beğenip beğenmemesi ile anlaşılır.
16 - Çok namaz kılan, çok oruç tutan, çok sadaka veren, fakat dili ile komşularını inciten kimsenin gideceği yer Cehennemdir. Namazı, orucu, sadakası az olup, dili ile komşularını incitmiyenin yeri Cennettir.
17 - Allahü teâlâ, dünyalığı, dostlarına da düşmanlarına da vermiştir. Güzel ahlâkı ise, yalnız sevdiklerine vermiştir.[İyi huylu olan kâfirlerin ölümleri yaklaşınca, îmana kavuşacakları umulur sözünün doğru olduğu buradan da anlaşılmaktadır. ]
18 - Bir kimsenin ırzına, malına saldıranın sevapları, kıyâmet günü o kimseye verilir. İbâdetleri, iyilikleri yoksa, o kimsenin günahları buna verilir.
19 - Allahü teâlâ indinde günahların en büyüğü, kötü huylu olmaktır.
20 - Bir kimse, sevmediği birisine belâ, sıkıntı geldiği için sevinirse, Allahü teâlâ, bu kimseye de bu belâyı verir.
21 - İki kişi mescide gelip namaz kıldılar. Kendilerine birşey ikrâm edildi. Oruclu olduklarını söylediler. Konuştuktan sonra, kalkıp giderlerken, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem”, bunlara, (Namazlarınızı tekrar kılınız ve oruclarınızı, tekrar tutunuz! Çünkü konuşurken bir kimseyi gıybet ettiniz. [Kusurunu söylediniz. ]Gıybet etmek, ibâdetlerin sevabını giderir) buyurdu.
22 - Haset etmeyiniz! Ateş odunu yok ettiği gibi, haset de insanın sevaplarını giderir. [Haset, kıskanmak, çekememek demektir. Yâni, Allahü teâlânın birisine vermiş olduğu nîmetim ondan gitmesini istemek demektir. Ondan gitmesini istemeyip de, kendisinde de olmasını istemek, haset olmaz. Buna (Gıbta) etmek, imrenmek denir. Birisinde bulunan kötü, zararlı şeyin gitmesini istemek, (Gayret) ve (Hamiyyet) olur. ]
23 - İyi huylu kimse, dünyada ve âhirette iyiliklere kavuşacaktır.
24 - Allahü teâlâ, dünyada güzel sûret ve iyi huy ihsân ettiği kulunu, âhirette Cehenneme sokmaz.
25 - Ebû Hüreyreye (İyi huylu ol!)buyurdu. İyi huy nedir deyince, (Senden uzaklaşana yaklaşıp nasihat et ve sana zulmedeni affet ve malını, ilmini, yardımını senden esirgeyene bunları bol bol ver!)buyurdu.
26 - Kibirden, hıyânetten ve borçtan temiz olarak ölen kimsenin gideceği yer Cennettir.
27 - Peygamberimiz borçlu olan birinin cenâze namazını kılmak istemedi. Ebû Katâde ismindeki bir sahâbî, onun borcunu, havâle yolu ile kendi üzerine aldı. Peygamberimiz de cenâze namazını kılmağı kabûl buyurdu.
28 - Zevcelerinizi dövmeyiniz! Onları üzecek söz ve harekette bulunmayınız. Onlar, sizin köleniz değildir.
29 - Allahü teâlâ indinde en iyiniz, zevcesine karşı en iyi olanınızdır. Zevcesine karşı en iyi olanınız, benim.
30 - Îmanı üstün olanınız, huyu daha güzel ve zevcesine daha yumuşak olanınızdır.
 
30 maddeye gerek yok

ben ne müslümanlar tanıdım aşağılıktan da aşağılıktılar
ben ne ateistler tanıdım insandılar...
 
Ay siz ateistlere Kuran üstünden cevap vermeyi bırakabilir misiniz? zaten kuran-i kerim den referans veriyorsunuz adamlar inanmiyor.
 
Geri