Ateistlere cevaplar yazı dizisi

Konu sahibi son olarak 2792 gün önce görüldü
Bir şey diyeceğim.
Kafamdaki tüm sorulara cevap buldum, inanmaya başladım şu an.
Yok artık! :eek:
 
Ateistler, yalnız ahlâkı ve dünya düzenini düşünüyorlar. ilim ile ve akıl ile ilgisi olmayan, yalnız hissi okşayan ve câhillerin anlamasına uygun olan şeyler söylüyorlar. insanlarda gördükleri ahlâk bozukluğuna çâre olarak hayallerindeki dinlere saldırıyorlar.
İnsan bir konuyu tartışabilmek için mutlaka o mevzuun, o konunun bütün detaylarını bilmelidir. Onun temel maddelerini, esaslarını mutlaka kavramış olmalıdır. Kulaktan dolma bilgilerle fikir yürütmek, savunduğunu sanmak insanı doğruya götürmez.
Aslında diğer muharrif dinlerin içi boş emirlerinin aksine Kuranı kerimle gelen haberlerde, gidilen yolun doğru yada yanlış olduğu tarif edilmekle kalmayıp her yol için ayrıntılı bilgi verilmesi ve akibet bildirilmesi, anlatılan konunun çok önemli olduğunu ve konuya hakim olunduğunu ortaya koyduğu için akıl onun delil olarak alınmasını mecbur kılıyor. Başlangıç noktası olarak kuranı kerimin beyanlarının alınmasına akibetin bildirilmesi delil olmakta. Hayal gücü ile izah edilemeyecek, kimsenin bilmesi mümkün olmayan son derece etkili ve ikna edici tarzda beyanlar karşısında teslimiyet kendiliğinden gelmekte.
Bunun karşısında iyi düşünülmüş ve tasarlanmış olduğu iddia edilen birtakım kuralların zorlayıcı etkisi ve sürdürülebilirliği zamana ve şartlara göre değişeceğinden kontrolü sağlamayacağı, adil davranamayacağı, her kesime ulaşamayacağı muhakkaktır.
Bu nedenle ahiret inancından, oradaki sorgudan uzak, cahillikle desteklenen kuru bir inat uğruna ıspatı mümkün olmayan bir zan için ömür harcamak oluyor ateizm.
 
Yaratıcı'nın arzında dolaşıp O'nu tanımamak büyük cesaret. O'nun verdiği rızıkları yiyip şükretmemek büyük cesaret, O'nun verdiği sağlam vücut ile herşeyi yapıp hamdetmemek büyük cesaret.
"Bırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler." (Hicr/3.ayet)

Allah'ın dinine girin selamet bulun. Cehennemden kurtulun Cennete koşun. Mü'min Kardeşim olmanızı isterim. Bu bir hatırlatmadır, Dinde zorlama yoktur.
"Dinde zorlama yoktur; Artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır. Tağutu (saptırıcıları) inkar edip Allah'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işitendir, bilendir." (Bakara/256.ayet)
"İşte gerçek gün budur. Dileyen kimse, Rabbine götürecek bir yol benimser." (Nebe/39.ayet)
 

Medenî, yâni birlikte yaşayabilmek için, adalet lâzımdır. Çünkü herkes muhtaç olduğuna kavuşmak ister. Arzu ettiğini başkası alırsa, alana kızar. Aralarında çekişme, zulüm, işkence başlar. Topluluk parçalanır. Toplulukta, adaleti sağlamak için, çok şey bilmek lâzımdır. Bu bilgiler, birer kanûndur. Bunların en âdil olarak bildirilmesi lâzımdır. Bunları hazırlamakta da anlaşamazlarsa, yine karışıklık olur. Bunun için, insanların üstünde bir âdil varlığın hazırlaması lâzımdır. Bunun teklîflerine uyulması için, güçlü kuvvetli olması ve teklîflerin ondan geldiğinin de anlaşılması lâzımdır.
Ateistler Ahlak kurallarındaki eksiklik, eskilik ve ilkelliğe sebep olarak dinleri gösterildikten sonra, insanların kendi kuralları ile daha iyisini yapabileceklerini iddia eden bir durum ortaya çıkartıyorlar. Böylelikle daha işin başında kendi ahlak kabullenmelerinin de eksik olabileceğini, revizyona muhtaç hale gelebileceğini, zamanla görülecek aksamaların ve şartların değişmesi ile aşınacağını ve başkalarınında bunları kendlerinin yaptığı gibi ileride değiştirebileceğini baştan kabullenmiş oluyorlar. Akıllı olduğunu iddia eden her insanın bu ikilemi görüp ona göre davranması daha faydalı olacaktır. Kural şudur, madem ki insan eli ile değişebiliyor yine değişecektir. Öyle bir sistem olmalı ki adalette hiç eksikliği olmasın, her canlıya ulaşsın, kimse muaf olmasın, imtiyazlılar bulunmasın, sorumluluklardan kimse kaçamasın. Allahü teâlâ yemin sigasıyla, andolsun ki mutlaka soracağız buyuruyor kendilerine peygamber gönderilenlere ve peygamberlere de soracağız. 7/6
O halde, İnsanları câzibesi ile bağlayan ve işlerini düzenlemeye mecbûr eden bir kuvvet kudsîleşmedikçe ve kudsîliği yayılmadıkça zayıf kalmaya mahkum olacaktır.
 
"Düşünülmüş, tartışılmış, kafa yorulmuş, üzerinde karar kılınmış, akıllı tasarıma dayanan bir ahlak sistemi
isteniyor. 21. Yüzyılın modern insanlarının köleliğe inanmadığını, kadınların eşitliğini savunduğunu, kibar
olduklarını, hayvanlara iyi davranmaya inandıklarını görüyoruz, bunlar tamamı ile düşünülmüş şeylerdir.
Kur’anı ve incilde bunlara temel oluşturacak oldukça az düzeyde şeyler var.
Bunlar tarih boyunca tamamı ile düşünülerek ciddi tartışmalar ve argümanlarla, yasa teorilerle, politik ve
ahlaki felsefe ile anlaşılıp geliştirilen şeylerdir. Bunlar dinlerden gelmemektedir. Elbette iyilikten bahseden kısa
kesitlere rastlamak mümkün ama çok azdır. Kur’anı yada incili aradığınızda nadiren kabul edilebilir bir ahlak
anlayışının olduğu ayetlere denk gelirsiniz." Diyor Richard Dawkins
Bu sözün incille alakalı olan kısmı doğrudur. Kendi adamlarınında her fırsatta bildirdikleri değişikliklerle kutsiliği kalmamış
ve kelime yığını haline getirilmiştir. Hıristiyan papazların (Kitap-ı Mukaddes)lerinin sıhhatini, geçmiş Peygamberlerden
veya Havârîlerden birine isnâddan başka ortaya koyacakları bir delîlleri yoktur. Bu iddiâları, îtikat [îman] esaslarını beyan
eden ve doğruluğunda kalblerden şüpheleri giderecek, iknâ edici delîllerden değildir. Hiç bir akıl sahibi, kendisini dünyada
rahata ve huzura, âhirette de, azâbdan kurtaracak ve sonsuz saadete kavuşturacak dîni, zayıf esaslar üzerine kurarak, emîn ve
rahât olamaz.
Ve görüldüğü gibi rahat ve emin değiller çünkü; değiştirilmiş, dejenere olmuş, ölü kelimeler haline getirilmiş her ne varsa
eleştiri alması çok normaldir. Ama ön yargı ile başlayıp, bildiğini zannederek, hayalindeki şeyler ile, bilmeden kavramadan
mücadele etmeye çalışmak gerçek ilim adamının yapacağı iş değildir.
Dawkins gibilerin yanılgıları aşağıda açıklanacak. 90/7-20 - 92/5-21
 
"İyiliğin ödüllendirilmediğini daha şimdiden yeterince gördüğümüze göre, kötülüğün cezalandırılacağını nasıl
söyleyebiliriz?"
(Albert Camus - Başkaldıran İnsan)
Bu alıntıda Albert Camus; çözümü bilmese de, duymamış olsa da, haklı isyanını düşünüp dillendirecek kadar dürüst
olabilmiştir.
Ateistler bir tarafa, papazların ve kötü din adamlarının yol kesici olmaları ve şartlandırmaları ile doğruya asla çıkış
bulamayacak olan, adına ne denirse densin, ne kadar övülürse övülsün bunlar gibi insanlar,
“Bütün güçleriyle, bütün takatlariyle, ellerinde mevcut imkânları kullanarak, onlar te’kidle ve te’yidle yemin etseler ve
deseler ki,. ölen kimseleri Allah kesinlikle tekrar diriltmiyecektir. Hayır, bu insanları tekrar diriltmek, Onun gerçek bir
va’didir. Fakat insanların ekserisi, çoğunluğu bunu bilmezler. 16/38 “
Haberinin ciddiyetini iş işten geçtikten sonra anlayacaklar.
Ödüllendirmeyi beceremediklerini itiraf eden A.Camus gibi etkili, düşünen, söz sahibi insanlar cezalandırmayı da,
ödüllendirmeyi de erişilmez gücün hazırladığını ve uygulayacağını kabul edebilse hiç sorun kalmayacak idi.
 
"İyiliğin ödüllendirilmediğini daha şimdiden yeterince gördüğümüze göre, kötülüğün cezalandırılacağını nasıl
söyleyebiliriz?"
(Albert Camus - Başkaldıran İnsan)
Bu alıntıda Albert Camus; çözümü bilmese de, duymamış olsa da, haklı isyanını düşünüp dillendirecek kadar dürüst
olabilmiştir.
Ateistler bir tarafa, papazların ve kötü din adamlarının yol kesici olmaları ve şartlandırmaları ile doğruya asla çıkış
bulamayacak olan, adına ne denirse densin, ne kadar övülürse övülsün bunlar gibi insanlar,
“Bütün güçleriyle, bütün takatlariyle, ellerinde mevcut imkânları kullanarak, onlar te’kidle ve te’yidle yemin etseler ve
deseler ki,. ölen kimseleri Allah kesinlikle tekrar diriltmiyecektir. Hayır, bu insanları tekrar diriltmek, Onun gerçek bir
va’didir. Fakat insanların ekserisi, çoğunluğu bunu bilmezler. 16/38 “
Haberinin ciddiyetini iş işten geçtikten sonra anlayacaklar.
Ödüllendirmeyi beceremediklerini itiraf eden A.Camus gibi etkili, düşünen, söz sahibi insanlar cezalandırmayı da,
ödüllendirmeyi de erişilmez gücün hazırladığını ve uygulayacağını kabul edebilse hiç sorun kalmayacak idi.
Ahiret ile korkutuyor ve ahiret ile müjdeliyoruz, ama yönetim biçimleriyle ahirete götürecek yolları tıkıyoruz. Garipler ne yapsın? Çözüm yönetimi nedir ki insanların ahirete doğru önleri açılsın.
 
"Düşünülmüş, tartışılmış, kafa yorulmuş, üzerinde karar kılınmış, akıllı tasarıma dayanan bir ahlak sistemi
isteniyor. 21. Yüzyılın modern insanlarının köleliğe inanmadığını, kadınların eşitliğini savunduğunu, kibar
olduklarını, hayvanlara iyi davranmaya inandıklarını görüyoruz, bunlar tamamı ile düşünülmüş şeylerdir.
Kur’anı ve incilde bunlara temel oluşturacak oldukça az düzeyde şeyler var.
Bunlar tarih boyunca tamamı ile düşünülerek ciddi tartışmalar ve argümanlarla, yasa teorilerle, politik ve
ahlaki felsefe ile anlaşılıp geliştirilen şeylerdir. Bunlar dinlerden gelmemektedir. Elbette iyilikten bahseden kısa
kesitlere rastlamak mümkün ama çok azdır. Kur’anı yada incili aradığınızda nadiren kabul edilebilir bir ahlak
anlayışının olduğu ayetlere denk gelirsiniz." Diyor Richard Dawkins
Bu sözün incille alakalı olan kısmı doğrudur. Kendi adamlarınında her fırsatta bildirdikleri değişikliklerle kutsiliği kalmamış
ve kelime yığını haline getirilmiştir. Hıristiyan papazların (Kitap-ı Mukaddes)lerinin sıhhatini, geçmiş Peygamberlerden
veya Havârîlerden birine isnâddan başka ortaya koyacakları bir delîlleri yoktur. Bu iddiâları, îtikat [îman] esaslarını beyan
eden ve doğruluğunda kalblerden şüpheleri giderecek, iknâ edici delîllerden değildir. Hiç bir akıl sahibi, kendisini dünyada
rahata ve huzura, âhirette de, azâbdan kurtaracak ve sonsuz saadete kavuşturacak dîni, zayıf esaslar üzerine kurarak, emîn ve
rahât olamaz.
Ve görüldüğü gibi rahat ve emin değiller çünkü; değiştirilmiş, dejenere olmuş, ölü kelimeler haline getirilmiş her ne varsa
eleştiri alması çok normaldir. Ama ön yargı ile başlayıp, bildiğini zannederek, hayalindeki şeyler ile, bilmeden kavramadan
mücadele etmeye çalışmak gerçek ilim adamının yapacağı iş değildir.
Dawkins gibilerin yanılgıları aşağıda açıklanacak. 90/7-20 - 92/5-21
Dawkins ve O'nun gibilerinin yaptığı yanlışlıkları açıklamak ateistlere çözüm getirmiyor. Felsefe ve fikir çöplüğünde boğuluyor gibi oluyorlar.
 

Medenî, yâni birlikte yaşayabilmek için, adalet lâzımdır. Çünkü herkes muhtaç olduğuna kavuşmak ister. Arzu ettiğini başkası alırsa, alana kızar. Aralarında çekişme, zulüm, işkence başlar. Topluluk parçalanır. Toplulukta, adaleti sağlamak için, çok şey bilmek lâzımdır. Bu bilgiler, birer kanûndur. Bunların en âdil olarak bildirilmesi lâzımdır. Bunları hazırlamakta da anlaşamazlarsa, yine karışıklık olur. Bunun için, insanların üstünde bir âdil varlığın hazırlaması lâzımdır. Bunun teklîflerine uyulması için, güçlü kuvvetli olması ve teklîflerin ondan geldiğinin de anlaşılması lâzımdır.
Ateistler Ahlak kurallarındaki eksiklik, eskilik ve ilkelliğe sebep olarak dinleri gösterildikten sonra, insanların kendi kuralları ile daha iyisini yapabileceklerini iddia eden bir durum ortaya çıkartıyorlar. Böylelikle daha işin başında kendi ahlak kabullenmelerinin de eksik olabileceğini, revizyona muhtaç hale gelebileceğini, zamanla görülecek aksamaların ve şartların değişmesi ile aşınacağını ve başkalarınında bunları kendlerinin yaptığı gibi ileride değiştirebileceğini baştan kabullenmiş oluyorlar. Akıllı olduğunu iddia eden her insanın bu ikilemi görüp ona göre davranması daha faydalı olacaktır. Kural şudur, madem ki insan eli ile değişebiliyor yine değişecektir. Öyle bir sistem olmalı ki adalette hiç eksikliği olmasın, her canlıya ulaşsın, kimse muaf olmasın, imtiyazlılar bulunmasın, sorumluluklardan kimse kaçamasın. Allahü teâlâ yemin sigasıyla, andolsun ki mutlaka soracağız buyuruyor kendilerine peygamber gönderilenlere ve peygamberlere de soracağız. 7/6
O halde, İnsanları câzibesi ile bağlayan ve işlerini düzenlemeye mecbûr eden bir kuvvet kudsîleşmedikçe ve kudsîliği yayılmadıkça zayıf kalmaya mahkum olacaktır.
Peki, Allah'ın ilahi adaletini yeryüzünde kim tesis edecek?
 
Ateistler, yalnız ahlâkı ve dünya düzenini düşünüyorlar. ilim ile ve akıl ile ilgisi olmayan, yalnız hissi okşayan ve câhillerin anlamasına uygun olan şeyler söylüyorlar. insanlarda gördükleri ahlâk bozukluğuna çâre olarak hayallerindeki dinlere saldırıyorlar.
İnsan bir konuyu tartışabilmek için mutlaka o mevzuun, o konunun bütün detaylarını bilmelidir. Onun temel maddelerini, esaslarını mutlaka kavramış olmalıdır. Kulaktan dolma bilgilerle fikir yürütmek, savunduğunu sanmak insanı doğruya götürmez.
Aslında diğer muharrif dinlerin içi boş emirlerinin aksine Kuranı kerimle gelen haberlerde, gidilen yolun doğru yada yanlış olduğu tarif edilmekle kalmayıp her yol için ayrıntılı bilgi verilmesi ve akibet bildirilmesi, anlatılan konunun çok önemli olduğunu ve konuya hakim olunduğunu ortaya koyduğu için akıl onun delil olarak alınmasını mecbur kılıyor. Başlangıç noktası olarak kuranı kerimin beyanlarının alınmasına akibetin bildirilmesi delil olmakta. Hayal gücü ile izah edilemeyecek, kimsenin bilmesi mümkün olmayan son derece etkili ve ikna edici tarzda beyanlar karşısında teslimiyet kendiliğinden gelmekte.
Bunun karşısında iyi düşünülmüş ve tasarlanmış olduğu iddia edilen birtakım kuralların zorlayıcı etkisi ve sürdürülebilirliği zamana ve şartlara göre değişeceğinden kontrolü sağlamayacağı, adil davranamayacağı, her kesime ulaşamayacağı muhakkaktır.
Bu nedenle ahiret inancından, oradaki sorgudan uzak, cahillikle desteklenen kuru bir inat uğruna ıspatı mümkün olmayan bir zan için ömür harcamak oluyor ateizm.
%99'u müslüman olan bir ülke'nin yönetimi Hristiyan kanunları olursa ateistler çoğalır.
 
Kahıt değil, kağıttır o :)

3 kağıtçılık yapansa, "aa bak bana böyle yapılmış nasıl dönerim" diyendir.

Kur'an'ın tamamını okumayıp kendine göre ayet seçen hoca misali ayet getiriyor :)

Farkında değil ki, böyle dalga konusu yapması bile ayeti tasdik ediyor :)

Gerçekliği bildiğiniz halde menfi duygularınız ile halkı zehirliyorsunuz. Benim farkındalığım senden ötedir... Ayrıca okudum, hem de senden daha çok okuduğum senin bu mesajından belli... Neyse;

Aldırmayın siz bunlara. Bunlar engerekler ve çıyanlardır. Bunlar ekmeğimize, aşımıza göz dikenlerdir. Tanıyın bunları...
 
İyi düşünülmüş, iyi tasarlanmış ahlak kuralları getirip uygulama düşüncesini savunan Richard Dawkins ve taklitçilerinin,
adaletin uygulamasındaki sorumluluğu sadece vicdana ve bilgi birikimine yüklemeye çalışmaları, kişilere herhangi bir hesap
endişesi yüklemediğinden bu durum, bu kuralların en baştan sekteye uğrayacağını kabul etmek anlamına geliyor.
İyi davranmaya inanmış olmak iyi davranabilmeyi her zaman sağlayabilir mi?, Yapılması istenen bu iyi tasarım hangi
insanlar için geçerli bir hak olacak?, kimleri kapsayacak, kimleri yanında görmek istemeyecek. Bütün insanlara hatta her
canlıya ulaşabilmeyi kimler nasıl sağlayacak?.
Ellerinde güç bulunan modern denilen insanların çıkarları söz konusu olduğunda birbirlerine, sömürgelerine, göçmenlere,
işgal ettikleri yerdeki insanlara ve hatta hayvanlara bu yüzyılda yaptıkları ortadadır. Bunları bilen yaşayan insanlara
inandırıcılık adına ne yapılabilecek, ikiyüzlülüğü ün salmış bu insanların diğer insanları iknası nasıl mümkün olacak?
Düşünülmüş, tartışılmış, kafa yorulmuş, üzerinde karar kılınmış, akıllı tasarıma dayanan bir ahlak ürünü olarak gösterilen
kurallar, kimlere hangi faydayı sağlayacak bilmek lazım.
Maddelendiği zaman, düşünce ahlakı, hayvan sevgisi, köleliğe karşı gelmek, kadın hakları savunuculuğu gibi 15-20 maddeyi
geçmeyen, konferanslarda kalıp halini almış birkaç klişe sözden ibaret ahlak kurallarının anayasası, yaptırımı, kapsama alanı,
uygulanabilirliği, kısacası hiçbir şeyi belirlenmemiş olduğundan kuru laf kalabalığı halinde kalan düşünceden öteye
gitmeyecek olsa da dinleyicilerini etkileyebileceği ve onları boş hayallere sürükleyecekleri varsayılarak bunlarında nasıl
olması gerektiği ve uygulanabilirliği, doğru olarak sırası geldikçe açıklanacak.
 
Şu BAŞLATTIĞIM KONU BİTİNCE FORUMA GİRMEMEYİ DÜŞÜNÜYORUM KAVGADAN BAŞKA ELİMİZE BİR ŞEY GEÇMİYOR
 
Demek ki;
Âhıret olmazsa, dünyada mükâfatlandırılmıyan iyilikler ve cezâsı çekilmeyen fenalıklar, haksızlıklar, karşılıklarını
göremeyecektir.
İnsanların hakkını vermek için âhırete ihtiyaç o kadar mühimdir ki, Avrupanın fikir adamları fen yolu ile
Allahü teâlânın varlığını anlayamadıkları hâlde, ahlâk üzerinde düşünerek, bu varlığı söz birliği ile kabûl
etmektedirler.
Ahlâk üzerinde düşünerek, Allahü teâlânın varlığını anlamak demek, dâimâ aldanabilen ve mânevi
mes'ûliyyetleri kontrol edemeyen ve herkesteki kuvveti başka başka olan (Vicdân)ın, ahlâkı korumaya kâdir
olamaması ve dünyada herşey çok düzgün, çok güzel yaratılmış iken, fazîletlerin değerlendirilmemesi ve nice
kötülüklerin yayılmış ve muhterem olması görüldüğünden, bu yolsuzlukların âhırette ödenmesine ihtiyaç bulunması
demektir.
İnsan, bu dünyada yaptığı işlerin mutlaka karşılığını görecektir. Kur’anı kerimde, zerre kadar iyilik yapan onun karşılığını,
zerre kadar kötülük yapan onun karşılığını mutlaka görecektir buyuruluyor. Bu bakımdan insanın bir sorumluluk duygusu
içinde bulunması gerekir. Yaptığı işlerin günün birinde karşısına çıkacağını bilmelidir. İlahi adaletin tecellisinden zerre kadar
şüphesi olmamalıdır.
Bildirildiği şekli ile;
(Kıyâmet günü adalet ölçüsünü ortaya koyarız. Kimseye bir zulüm yapılmaz. Hardal dânesi kadar iyilik eden karşılığına kavuşur) Hesap görücüler olarak biz
yeteriz buyuruyor Cenab-ı Hak. 21/47
Allahü teâlânın bütün herkesi yaptıklarından cezalandırması için, o dehşetli azab ortaya çıkacak, Allahın iradesi, Cenab-ı Hakkın emri yerine getirilecektir. 14/51
O gün gerçek vezin Allah katındadır. Allahü teâlâ şaşmaz bir terazi ve mizan koyacaktır. Allahü teâlânın rızasını kazanan kimseler, tam manasıyla kurtuluşa
ereceklerdir. 7/8
Burada öngörülen sevap ve mükafatın ahirete dayandırılması ve hesap görücü olarak adil bir varlığın emniyetine alınması,
haksızlığın önlenebilmesinde ve mükafatın fazlasıyla karşılanmasında endişesiz bir ortam meydana getirmiş olmaktadır.
Kim iyilikle gelirse, ona daha iyisi verilir ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar. 27/89
Aslında ahiretin bulunması, adalet ve insafın icabıdır. Adalet ancak ahirette tecelli edecek yerini bulacaktır. Onun için
insanların bu mevzudaki inatlarının bu meseleyi kabul etmemekteki direnişlerinin herhangi bir manası ve dayanağı da yoktur.
Devamlı surette itiraz etmişlerdir münkirler.
Müessir cezalar insanlar için daima caydırıcı ve vazgeçirici unsurdurlar. Ahiretdeki vaat edilen ilahi adalet ve yapılan işlere
bağlı olan ceza yada mükafatın yerini Richard Dawkins gibilerin boş ve kafasından çıkan fikir kırıntıları dolduramaz.
Kur’anı ı kerimde sık sık ahirete inanmanın gerekliliği ile ahireti yok sayanların akibeti bildiriliyor;
"Allahın vâdi gerçektir, kıyamet gününde şüphe yoktur" dendiği zaman: Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz onun bir tahminden ibaret olduğunu sanıyoruz, (onun hakkında) kesin bir bilgi elde etmiş değiliz, demiştiniz. 45/32
Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber geldiğinde insanları, iman etmekten ve Rabblerinden günahlarının mağfiretini istemekten alıkoyan şey sadece geçmiş milletlerin başlarına gelen felaketlerin kendilerine de gelmesini
veya ahiret azabının ansızın göz göre göre gelip çatmasını beklemek olmuştur. 18/55
27/4 - Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik de onlar ilerisini göremezler, kalpleri körelmiştir.
Nitekim Kehf suresinde de Cenab-ı Hak öyle buyuruyor. “Kul hel nünebbiuküm bil ahserine a’mala. Ellezine dalle sa’yühüm fil hayatiddünya ve hüm yahsebune ennehüm yuhlinune sun’a”, onlar kendilerinin güzel
işler yaptıklarını zannederler buyuruyor Cenab-ı Hak. Onlar aslında onların bütün çalışmaları, sa’yü gayretleri boşa gidecek buyuruyor Cenab-ı Hak. Ama onlar hep yaptıklarının faydalı işler olduğunu zannediyorlar.
 Kehf 103-104
Onlar daima yaptıkları işlerin faydalı şeyler olduğunu iddia ederler ama bütün bunlar onların kendi kuruntularından ibarettir. Cenab-ı Hak öyle buyuruyor işte. . “Fe hüm ya’mehun” Onlar
bu yaptıkları işte, böyle bocalayıp ne yapacağını bilmez insanın kararsızlığı içinde şaşkın bir vaziyette ortalıkta dolaşıp dururlar.
Onlar üstelik kıyameti de yalan saydılar. Biz ise, kıyameti inkâr edenler için alevli bir ateş hazırladık. 25/11
Cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerini görünce, onun müthiş kaynamasını ve uğultusunu işitirler. 12
Elleri boyunlarına bağlı olarak onun (cehennemin) dar bir yerine atıldıkları zaman, oracıkta yok oluvermeyi isterler. 13
İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar. 78/39
Demek ki insan bunu dünyada istiyecektir. Onu arzu ettiği takdirde, bunu gönlünde büyük bir samimiyetle temenni ettiği takdirde bu temenni ve recasına uygun olarak
insanoğlu Allahü tealanın rızasına uygun hareketleri benimsiyecektir ki, bu meşiyyeti, bu iradesi, bu arzusu istenilen hedefe ulaşmış olsun.
Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: "Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım." 78/40
 
Gerçekliği bildiğiniz halde menfi duygularınız ile halkı zehirliyorsunuz. Benim farkındalığım senden ötedir... Ayrıca okudum, hem de senden daha çok okuduğum senin bu mesajından belli... Neyse;

Aldırmayın siz bunlara. Bunlar engerekler ve çıyanlardır. Bunlar ekmeğimize, aşımıza göz dikenlerdir. Tanıyın bunları...

Okumuşmuş :) Kağıt yazmayı bilmeyen biri okumuşluktan bahsediyor :)

Azıcık okuyan biri o mesajı yazmazdı bir de farkındalık demiş :)

Evet canlılar kendi kardeşlerini tanıdıkları için arkadaş kendi türünü tanıtmış, tebrik ediyoruz :)
 
Albert Camus veya Richard Dawkins alınan iki sembol isim. Biri Fransız diğeri İngiliz. Özellikle Richard Dawkins’in son
zamanlarda öne çıkartılma çabaları sebebi ile bazı cevaplar bunun üzerinden verilecek.
Gerçekte reklamlarla, yaldızlı sözlerle, yaygın iletişim ağı imkânları ile günümüz modası haline getirilen ateizm yeni gibi
işleniyor olsa da Ateist kavramı neredeyse insanlık tarihiyle beraber en eski devirlerde de görülmüş, işin uzmanları
tarafından eksik ve yanlışlıkları anlatılmış, sınıflandırmaları yapılmış cevapsız soru bırakılmamıştır. Yani bir anlamda bu
fikir sahipleri, Ayeti kerimede belirtildiği şekli ile, sanılanın aksine yeni olmayıp, eskinin tekrarcıları olduklarından gerici
olmaktadırlar.
”Aslında bunların söyledikleri de ilk dönem inkârcı insanların söyledikleri gibidir. - 23/81”
 
[İmâm-ı Gazâlî “rahmetullahi aleyh”, kendilerini akllı, ilm adamı ve hiç yanılmaz sanan dinsizleri üçe ayırmışdır.
- Birincisi Dehriyyûn ve maddîciler olup, bunlar eski Yunan felesoflarından asrlarca evvel vardı. Bugün de, fen adamı
geçinen ba’zı ahmaklar, bu kısmdadır. Bunlar, Allahü teâlânın varlığına inanmayıp âlem, böyle kendiliğinden gelmiş ve
böyle gidecekdir. Canlılar da böyle birbirlerinden üreyip, sonsuz olarak sürecekdir diyor.
- İkinci kısm, tâbi’iyyeciler olup, canlılarda ve cansızlardaki akllara hayret veren, intizâmı ve incelikleri görerek, Allahü
teâlânın varlığını söylemeğe mecbûr kalmışlarsa da, tekrâr dirilmeği, âhıreti, Cenneti ve Cehennemi inkâr etmişlerdir.
- Üçüncü kısm, sonra gelen eski Yunan felesofları ve bu arada Sokrat ile talebesi Eflâtun ve onun da talebesi Aristonun
felsefeleridir.
Bunlar, dehrîleri ve tabî’iyyecileri red ederek, aldandıklarını ve alçaklıklarını bildirmek için, başkalarının sözlerine hâcet
kalmıyacak kadar şeyler söyledi. Fekat bunlar da, inkâr hastalığından kurtulamamışdır.]
Devamlı değişen, zaman karşısında erimeye mahkum olan, sonra gelenlerin önce gelenleri sürekli yerdiği fikir uçuşmaları
insanlığa nasıl yön verebilir.
 
İslamiyyette Cenab-ı Hakkın emirlerine saygılı olmak, riayetkar olmak, Allah’ın emrettiği şekilde hayatımızı düzene
koymak icab ediyor. Ama sadece kul ile Allah arasındaki münasebetlerin en iyi şekilde tanzim edilmesiyle iktifa edilmemiş,
insanların birbirlerine karşı da hak ve hukuk konusunda saygılı olmaları ısrarla istenmiştir. Hatta islamiyyetin bu konudaki
emir ve direktifleri çok daha şiddetlidir. Bunun üzerinde son derece ehemmiyetle durulmuştur. İslamiyyette insanların
yekdiğerinin hakkına saygılı olması, o kişinin Allah katında vereceği hesabın, en başta üzerinde durulması gereken nokta
olarak daima belirtilmiştir. Emirler ve cezalar çok açık.
İşte cenab-ı Hakkın Peygamberlerinin insanlara getirdikleri emirler. Bir taraftan şirk koşmadan Allah’a ibadet emredilirken,
diğer taraftan insanın sosyal hayat içerisinde, içtimai hayat içerisinde, en yakınlardan başlamak üzere bütün toplumun
fertlerine en iyi şekilde muamele etmek, onların hakkını görüp gözetmek, onlarla kavga ve döğüşle değil, en güzel şekilde bir
ülfet peyda ederek, toplum içerisinde kendisinin güler yüzünden, tatlı sözünden daima istifade edilir insanlar haline gelmek.
Önemli olan, bunları yapmaya çalışırken, olaylardan ders alarak, insanın bu dünyada sahip olduğu imkânların geçici
olduğunu, elinde bir ariyet, bir emanet olduğunu unutmamasıdır. Bunu unutmazsa, insan azgınlık ve tuğyankarlık göstermez.
Bunu unutmazsa insan, insanlık vecibelerini unutmaz. Allaha olan kulluk vazifelerinde ihmalkar davranamaz.
Burada dünyada sahip olunan imkânların geçici olduğunu unutmamak lazım derken, dünyayı ahirete tercih edecek hali
almaması için olduğunu bilmelidir. Bütün gayretinizi, çabalamanızı dünyaya teksif etmenin yönlendirmenin, tek hedef haline
getirmenin yanlış olduğunu bildirmek içindir. Yoksa Âhıretde ele girecekler sonsuzdur ve dünyâda iken kazanılır. İnsan
dünyada iken çalışacak ama niyet çok önemli. Görünüş itibariyle dünyaya gayret eden öyle insanlar vardır ki, dünyada bir
lahzalarını, bir dakikalarını boşa geçirmek istemezler. Fevkalade hummalı, son derece gayretli bir çalışma içindedirler.
Sistematik, planlı programlı, hayatın en mükemmel şekilde değerlendirerek çalışırlar.
Bazılar zannediyorlar ki, insanın ahireti düşünmesi, ona dünyayı terk ettirir. Aslında ahireti kazanmak, dünyada iken
mümkündür, Dünyada çalışacak ki insan, ahiret seadetine nail olabilsin. Bu dünyada tembel, miskin; atıl, hareketsiz kalan
kimseler, bu dünyada hiçbir işe yaramıyanlar, ahirette de bir şey bulamıyacaklar. Çünki Cenab-ı Hak buyuruyor ki insanın
sadece çalıştığı vardır kendisi için. Ve çalıştığının karşılığını görecektir. Onun için bu gibi ayeti kerimelerin meal olarak
sadece bir cümle içinde manasını görmeğe çalışanlar, mes’eleyi çok daha değişik bir mecrada, farklı bir istikamette
değerlendiriyorlar.
Allahü teâlânın sana verdikleriyle, ecir ve sevaba nail olmayı arzu et, ona yönel; ama dünyadan da nasibini unutma. 28/77
Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa
ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildir. 3/185
“Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
Bu emirlerin ve uyarıların geçerli olmadığı bir toplumda, emirlerin insanı her an her yerde olan bağlayıcılığını sonradan
yapılmış hangi kanun yada hangi güç ile sağlamayı düşünebilirler.
Dawkins’in “Kur’an ve incilde bunlara temel oluşturacak oldukça az düzeyde şeyler var” görüşünün Kur’anı kerim ile
alakalı kısmına Dawkins gibi şişirme İngiliz kahramanlarının hayallerinin bile erişemediği “Şüphesiz ki, kıyamet gününde
siz yaptığınız işlerden mutlaka suale ve sorguya tabi tutulacaksınız.”gibi hem bu dünyayı ilgilendiren, hayatta iken yapmak
zorunda olduğu işlerle hemde bunun karşılığında ahiretde karşılaşması mukadder olan uyarılar ile apaçık ortadadır. Bundan
kaçış yoktur.
 
Geri