Ateistlere cevaplar yazı dizisi

Konu sahibi son olarak 2793 gün önce görüldü
Ay siz ateistlere Kuran üstünden cevap vermeyi bırakabilir misiniz? zaten kuran-i kerim den referans veriyorsunuz adamlar inanmiyor.
Biz ateistlere cevap vermiyoruz onlar istese de inanamaz ,güçleri doğruyu bulmaya yetmez
sadece olması gerekeni anlatıyoruz - onların inanabilmesi mümkün değil - inanmadığı bir kitapla karşı çıkmıyoruz - derdimiz ateistin doğruyu bulması değil en başta yazdık
 
Ay siz ateistlere Kuran üstünden cevap vermeyi bırakabilir misiniz? zaten kuran-i kerim den referans veriyorsunuz adamlar inanmiyor.

"Gaye bir ateisti çevirmek, onu doğru yola ulaştırmak değil ki zaten bunun mümkün olmadığını, onların basiretinin bağlandığını, bazı şartlardan dolayı inanmasına izin verilmediğini Kur’anı kerim bizlere çeşitli şekillerde söylemekte. Esas olan ateizmin mantıksızlığını ve aldıkları riskin ne kadar büyük olduğunu bildirmek. Bozuk mantıklarının ve süslü cümlelerinin nelere sebep olabileceği, hangi fırsatları kaçırdıklarını bizim hatırlamamızdır önemli olan."
yazmıştık lütfen tekrar göz atın
 
Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde, kendine inananları tarif ediyor,
Îmânı kâmil olan mü'minler onlardır ki, Allahü teâlâ anıldığında, O'nun azametinden, büyüklüğünden kalbleri titrer, ürperir. Âyetleri okunduğunda (bu) onların îmânlarını artırır. Yalnız Rablerine tevekkül ederler, güvenirler. 8/2
Furkan sûresinin 63-73. âyetlerinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Rahîm olan Allahü teâlânın kulları, yer yüzünde gönül alçaklığı ile vakar ve tevâzu ile yürürler. Câhiller, onlara sataşacak olursa, bunlara [/FONT][/FONT][sağlık ve selâmet sizin üzerinize olsun gibi] [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]güzel sözler söylerler. [/FONT][/FONT][Yâni, büyük bir yumuşaklık gösterirler.] [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]Onlar geceleri secde yapar ve kıyâmda dururlar [/FONT][/FONT][yâni, namaz kılarlar.] [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]Onlar, yâ Rabbî, Cehennem azâbını bizden uzaklaştır. Cehennem azâbı devamlıdır ve çok şiddetlidir. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır derler. Birşey verdikleri zaman, isrâf etmezler. Cimrilik de yapmazlar. İkisi ortası bir yol tutarlar. Kimsenin hakkını yimezler. Allaha şerîk koşmaz, Ondan başkasına yalvarmazlar. Allahın dokunulmasını haram ettiği cana kıyıp, haksız olarak kimseyi öldürmezler. Zinâ etmezler. Kim bunlardan birini yaparsa günah işlemiş olur. Kıyâmet günü azâbı kat kat olur. Orada zelîl ve hakîr olarak ebedî bırakılır. Ancak, Allah, tevbe eden ve doğru îman eden ve ibâdet yapan, faydalı iş yapanların kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah, af ve merhamet sahibidir. Kim tevbe eder, amel-i sâlih işlerse Allahü teâlâya [/FONT][/FONT][tevbesi makbûl ve Onun rızasına kavuşmuş olarak] [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]döner. Onlar yalan yere şâhitlik yapmazlar. Faydasız ve zararlı işlerden kaçınırlar. Kendilerine âyetler okunduğu zaman, kör ve sağır davranmazlar, [/FONT][/FONT][dikkat ile dinlerler. Bu âyetlerle kendilerine yapılması emredilen şeyleri yaparlar.]) buyurulmuştur.
Öyle insanlar, öyle erler vardır ki, Sözünün eri olan insanlar. Ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, korku ve dehşetten insanların kalplerinin titrediği, gözlerinin döndüğü, adeta kalpleri yerinden fırladığı bir günden korkarlar. 24/37
Allahü tealanın, basireti açık, huzur ve agahi içinde olan kulları, gönlü uyanık olan kulları böyledir.
Kur’anı kerimde i’caz var. Yani özlü ve kısa anlatma esastır. Böyle Kur’anı kerimi okuyan, dinliyen kimse akıllı, zeki, ruhen uyanık, kalbi diri olan kimsedir. Basiretli insandır. Saygı ile korkarlar ve hatadan uzaklaşıp emirlere uyarlar.
Mâide sûresinin 8. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Ey îman edenler! Bir millete olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Âdil olunuz!) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Bekara sûresinin 217. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Fitne çıkarmak, öldürmekten daha kötüdür) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Bekara sûresinin 262. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Verdiğin malı başa kakma!) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
En'âm sûresi 151. ve Furkan sûresi 68. âyetlerinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Cana kıymayın) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
A'râf sûresinin 31. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Allah mallarını isrâf edenleri sevmez) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
A'raf sûresinin 56. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Bozgunculuk yapmayın!) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Tevbe sûresinin 7. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Allah, sözleşmeleri bozmaktan sakınanları sever) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Nahl sûresi 90. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Allah, adaleti, iyilik yapmağı, akrabâya bakmağı emreder. Hayâsızlığı, fenalığı ve haddini aşmağı men eder.) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. 4/135
İsrâ sûresinin 23-24. âyetlerinde [ve Ahkâf 15] meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Anana, babana öf deme, onları azarlama! Onlara tatlı söyle, onlara acıyarak alçak gönüllülük göster. Rabbim, onlar beni küçükken yetiştirdikleri gibi, sen de, onlara merhamet et diye duâ et!) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
İsrâ sûresi 26. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Akrabâna, yolcuya, düşküne hakkını ver! Elindekini isrâf etme!) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
İsrâ sûresi 28. âyetinde ise meâlen, ([Eğer fakirlere verecek şeyin yoksa, onlara birşey veremiyeceksen], [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]hiç olmazsa onlara tatlı söz söyle) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Rûm sûresinin 31. ve 32. âyetlerinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Dinde ayrı ayrı fırkalara ayrılıp her fırka, kendisini doğru yolda sanarak sevindiği [/FONT][/FONT][ ve diğer fırkalara düşman olduğu] [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]kimselerden ve müşriklerden olmayınız!) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Şûrâ sûresi 13. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Dine bağlı kalın! Tevhîd ve îmanda ayrılığa düşmeyin!) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Şûrâ sûresi 40. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Kötülüğün karşılığı, yine aynı şekilde kötülüktür. Ama, kim affeder ve barışırsa, Allah ona büyük mükâfat verir) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Hadîd sûresinin 23. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Allahın size verdiği nîmetlerle şımarmayınız! Gayb ettiğiniz maldan ötürü üzülmeyiniz! Allah, kendini beğenen kibrli kimseleri sevmez) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
İsrâ sûresinin 35. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Bir şeyi ölçerken, tartarken ölçüyü tam tut!) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Rahmân sûresi 9. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Tartmayı doğru yapın! Tartıyı eksik tutmayın!) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Mutaffifîn sûresinin 1-5. âyetlerinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](İnsanlardan kendileri bir şey alırken tam alan, fakat onlara kendileri birşey ölçüp tartarken verdiklerinde eksik tutan kimselerin vay hâline! Onlar, büyük bir gün için tekrar dirileceklerini zannetmiyorlar mı?) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
 
Bu meâl-i şerifler yanında, Allahü teâlâ, kulun ne kadar dikkat ederse etsin, insan olarak, yine kusurlar yapabileceğini bilmekte, bunlara karşı adalet ve merhamet ile muamele edeceğini, affın papazların birkaç kuruş karşılığında yaptığı gibi insanların inisiyatifine bırakılmadığı, şirkin dışında her günahın affedileceği Kur'an-ı kerimde beyan buyurmaktadır.
Onlar öyle kimselerdir ki hasbel beşer, insanlık gereği bir an için nefislerine uyarak, çirkin, kötü iş yapmış olsalar veya bir haksızlık, nefislerine bir zulümde bulunsalar, bir yanlışlık yapsalar, Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Ve onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler. 3/135
[FONT=Calibri,Calibri][FONT=Calibri,Calibri] Şüphe yok ki, bir cahillikle günah işleyip ardından tevbe eden ve durumunu düzelten, Allahın razı olduğu hale girmek için çalışıp, gayret eden kimseler bu tevbeden sonra Cenab-ı Hakkı, kendisini bağışlar ve rahmetiyle tecelli eder bir şekilde bulacaktır. 16/119
[/FONT][/FONT] Nahl sûresinin 61. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Eğer Allahü teâlâ insanları küfür ve günahlarından ötürü dünyada cezâlandıracak olsaydı, yer üzerinde bir canlı kalmazdı) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Halim sıfatı kullarının cezasını vermekte acele etmeyen onlara tevbe imkânı bahşeden, fırsat veren anlamına geliyor.
Ankebût sûresinin 7. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](İnanıp hayrlı iş işleyenlerin kötülüklerini, and olsun, örteriz, onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandırırız) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Zümer sûresinin 35. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Allah, îman edenlerin kötülüklerini örter, onlara işledikleri şeylerin en güzellerinin karşılığını verir) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Şûrâ sûresinin 25-26. âyetlerinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Allah kullarının tevbesini kabûl eder. Günahlarını affeder. İnanıp hayrlı iş işleyenlerin duâsını kabûl eder. Ama inkâr edenler için, çetin azâb vardır) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Muhammed sûresinin 2. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Allah, îman edip hayrlı iş işleyenlerin ve Muhammed aleyhisselâma gönderdiği Kur'ana inananların günahlarını örter ve hâllerini düzeltir) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Necm sûresinin 32. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Allah, sâlih amel işliyenlere, Cennetini verecektir. Onlar, küçük günahlardan ve büyük günahlardan ve fuhuşlardan sakınanlardır. Senin Rabbinin affı boldur) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Nâzi'ât sûresi 40. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Kim Rabbinin azametinden korkup, kendini nefsinin arzularından men ederse, varacağı yer şüphesiz Cennettir) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Sebe' sûresinin 17. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Biz nankörlerden başkasına cezâ mı veririz?) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
39/53
 
İşte, İslâm dîninin esası, insanların kalbine büyük bir ferahlık veren, ruhunu temizleyen ve herkes tarafından kolaylıkla anlaşılan Allahü teâlânın bu yüksek emirlerini yerine getirmektir. Felsefe esasları ise, ancak her zaman değişebilen insan düşüncelerinden ibârettir. Allahü teâlâ, müslümanların farklı inanışta olmalarını, fırkalar kurmalarını, aralarında îman farkı olmasını men etmiştir. Müslümanların gizli toplantılar yapmasını, gizli cemiyetler kurmasını, iftirâ, gîbet gibi haram olan şeylerle meşgûl olmalarını yasaklamıştır. Bu husûstaki âyet-i kerimelerin meâl-i âlîleri şöyledir:
Mücâdele sûresinin 9-10. âyetlerinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Ey îman edenler! Gizli konuştuğunuz zaman, günah işlemeği, düşmanlık etmeyi ve Peygambere [/FONT][/FONT][ve dolayısıyla müslümanları idare eden makamlara] [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]karşı gelmeyi fısıldaşmayın! Ancak iyilik yapmağı ve Allaha karşı gelmekten sakınmağı konuşun. Öyle gizli toplantılar, müslümanları üzmek için şeytanın istediği şeydir) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Câsiye sûresinin 17. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Din husûsunda onlara açık alâmetler verdik. Onlar ise, kendilerine ilim geldikten sonra, birbirini çekememezlikten ötürü tefrikaya [/FONT][/FONT][ayrılığa] [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]düştüler. Rabbin bunların birbirinden ayrı düşündükleri husûslar hakkında, kıyâmet günü, şüphesiz aralarında hükm edecektir) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Rûm sûresinin 32. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Dinlerinde tefrikaya [[/FONT][/FONT]ayrılığa[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]] düşüp, fırka fırka olan ve her fırkasının da kendi inançlarını beğenip sevindiği müşriklerden olmayın!) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
(Kendisine doğru yol gösterildikten sonra, Peygamberlerin yolundan ayrılan, müminlerin inanışlarını ve ibâdetlerini terk eden kimseyi, âhırette dost olduğu küfür ve irtidâd üzere diriltir ve Cehenneme atarız) 4/115
Hadîd sûresinin 20. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Bilin ki, dünya hayatı, oyun, oyalanma, süslenme, aranızda öğünme, daha çok mal ve çocuk sahibi olma davâsından ibârettir. Bu ise, şu yağmura benzer ki, kara topraktan çıkardığı yeşillikler, ekincilerin hoşuna gider. Bu nebâtlar, sonra kurur. Sapsarı olduğu görülür. Sonra çöp olur. Âhirette ise, [/FONT][/FONT][Dünyaya düşkün olanlara] [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]çetin ve sonsuz azâb vardır. [/FONT][/FONT][Dünyalıkları Allahın emirlerine uygun olarak kazananlara ise,] [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]orada Allahın rızası ve affetmesi vardır. Dünya hayatı, sâdece aldatıcı, geçici bir devredir) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
 

Yine Kur’anı kerimde Dünyanın, âhireti kazanmak için bir vâsıta olduğunu anlatır. Îmanı ve din bilgileri doğru olup, sapıklara aldanmamış olan bir müslüman, dürüst bir insan, kanûnlara sâdık bir vatandaş, hakîkî bir âlim, vatansever bir kimse olur. Kendine de, milletine de faydalı olur.
İslâmiyet, insana kıymet ve ehemmiyet verir. Allahü teâlâ, Tîn sûresinin 4. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Ben insanı en güzel şekilde yarattım) [/FONT][/FONT]buyurmakta, insan hayatına çok ehemmiyet vermekte, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Cana kıymayın!) [/FONT][/FONT]diye emretmektedir. Hıristiyanların insanı, (günahla kirlenmiş bir çirkef) olarak tarif etmesini, islâm dîni şiddet ile red etmiştir.
Bütün insanlar, müslüman olmaya elverişli olarak dünyaya gelirler. Sâf ve temiz olarak doğarlar. Bundan sonra artık, kişinin her yaptığı kendinedir. Zümer sûresi 41. ve Yûnus sûresi 108. âyetlerinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Doğru yolda giden kendi lehinedir, sapıtan kendi zararına sapıtmış olur) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur. Çünkü Allahü teâlâ, onlara en sevgili kulu olan Muhammed aleyhisselâmı Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” ve en büyük kitabı olan Kur'an-ı kerimi de rehber olarak göndermiştir. Kur'an-ı kerimin ve Peygamberimizin çok açık olarak gösterdiği doğru yoldan gitmiyenler, bunu beğenmedikleri için, şüphesiz cezâlarını göreceklerdir.
Sâd sûresinin 87. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Kur'an ancak, bütün insanlar için bir nasihattır) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur. İsrâ sûresinin 15. âyetinde meâlen, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Kim doğru yola girerse, kendi lehine girer. Kim, kendi aklına uyarsa, sapıtırsa, kendi zararına sapıtır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz Peygamber göndermedikçe azâb etmeyiz) [/FONT][/FONT]buyurulmuştur.
Allahü teâlânın sana verdikleriyle, ecir ve sevaba nail olmayı arzu et, ona yönel; ama dünyadan da nasibini unutma. 28/77
42/40 (Kötülüğün cezâsı misli kadar azâbdır, kötülüktür. Kim kötülüğü affeder ve [kendisine düşman olanla arasını] düzeltirse, onun mükâfâtı Allahü teâlâya âiddir). Şüphesiz ki Allah, zalimleri sevmez.
Ey insanlar Rabbınızdan korkunuz. Allahın büyüklüğü azameti karşısında vereceğiniz hesabı düşünerek şuurlu, dikkatli ve akıllıca hareket ediniz. Öyle bir günden korkunuz ki baba oğluna bir fayda ve menfaat sağlıyamaz. Çocuk da babası için hiçbir şey yapamaz. Allahü teâlâ bu günü haber vermiştir ve bu va’d haktır. Bu bilgi gerçektir. dünya hayatında sahip olduğunuz geçici ni’met ve imkânlar elinize geçen fırsatlar sizi gururlandırmasın. sizi devamlı aldatmak istiyen şeytan da sizi aldatmasın. Hedefinizden alıkoymasın. - 31/33
[FONT=Calibri,Calibri][FONT=Calibri,Calibri] Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Bakî kalacak olan, insana fayda sağlıyacak olan salih amellerdir. Rabbinin katında, sevabca da hayırlıdır, gaye olarak da daha hayırlıdır. 18/46
[/FONT][/FONT]
 

İslamiyeti dışarıdan gördükleri için bildiklerine benzeterek dar kalıplara sıkıştıranlar, biraz gayret ve tarafsız inceleme ile bunun aslında engin bir denize benzediğini hemen anlayabilirlerdi.
Kur’anı ı kerim islamiyyetin vazgeçilemez anayasası olduğu gibi onu bize beyan eden ve bizzat tatbikatını gösteren Muhammed “aleyhisselam” da davranış için en önemli delillerdendir. Hz. Muhammedin “aleyhisselam” özelliklerinden bir tanesi az kelime ile çok şey anlatması yani [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Cevâmi-ul-kelîm) [/FONT][/FONT]idi
Yüz binden ziyâde hadis-i şerifi, Onun [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Cevâmi-ul-kelîm) [/FONT][/FONT]olduğunu göstermektedir. Bazı âlimler dediler ki, Muhammed aleyhisselâm, islâm dîninin dört temelini, dört hadis-i şerifle bildirmiştir. Bunlar:
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman] (Ameller niyetlere göre değerlendirilir) [/FONT][/FONT]ve,
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman] (Helâl meydandadır, haram meydandadır) [/FONT][/FONT]ve,
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman] (Davâcının şâhit göstermesi ve davâlının yemin etmesi lâzımdır) [/FONT][/FONT]ve,
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman] (Bir kimse, kendine istediğini, din kardeşi için de istemedikce, îmanı kâmil olmaz).
[/FONT][/FONT] Bu dört hadis-i şeriften birincisi, ibâdet bilgilerinin, ikincisi, muâmelât yani alış veriş bilgilerinin, üçüncüsü, husûmât, yâni adalet işlerinin ve siyâset bilgilerinin, dördüncüsü de, âdâb ve ahlâk bilgilerinin temelidir.
İşte; ibadet, alış veriş, adalet ve siyaset, ahlak bilgileri olarak temel alınan ve medeniyet için kesin gerekli olan esaslar sadece “düşünülmüş ahlak kuralları” içine sıkıştırılarak, insanların günlük işlerinde karşılaşacakları diğer olayları görmezden gelerek, baştan çözüm eksikliği içinde kalmış olmaktadır.
En iyiyi elde etmeye çalışan kimseler dürüst iseler daha en baştan, peşin kabullenmeleri bırakıp kendilerince gereken her hüküm için bu kaynaklara da müracaat etmeli ve sonra karar verebilecek olgunluğu göstermelidir. Çok az ya da yok diye kestirip atmak Dawkins gibilerin yobazlığını, kuru inadını ve ahmaklığını göstermekten başka işe yaramaz.
İslâm âlimleri, islâm dîninin emrettiği güzel ahlâkı, 1400 seneden beri, hep anlatmışlar ve kitaplarında yazmışlardır. Yazılanlar ortada durup, hiç değişikliğe ihtiyaç duymadan ve günümüzede uygulanabilir evrensellikte iken, bunları tamamen yok sayıp farklı yollar aramak art niyeti akla getirir.
 
Ne gerek var yazı dizisine? İkna etmek mi amaç?ateistler haklı olsaydı yumurtadan civciv değil dinazor çıkardı.büyütüp besleyip ejderha yapıp üstüne binip havayiye giderdik.fazla fantastike oldu.
 
Ne gerek var yazı dizisine? İkna etmek mi amaç?ateistler haklı olsaydı yumurtadan civciv değil dinazor çıkardı.büyütüp besleyip ejderha yapıp üstüne binip havayiye giderdik.fazla fantastike oldu.

"Gaye bir ateisti çevirmek, onu doğru yola ulaştırmak değil ki zaten bunun mümkün olmadığını, onların basiretinin bağlandığını, bazı şartlardan dolayı inanmasına izin verilmediğini Kur’anı kerim bizlere çeşitli şekillerde söylemekte. Esas olan ateizmin mantıksızlığını ve aldıkları riskin ne kadar büyük olduğunu bildirmek. Bozuk mantıklarının ve süslü cümlelerinin nelere sebep olabileceği, hangi fırsatları kaçırdıklarını bizim hatırlamamızdır önemli olan."
yazmıştık lütfen tekrar göz atın
 
"Gaye bir ateisti çevirmek, onu doğru yola ulaştırmak değil ki zaten bunun mümkün olmadığını, onların basiretinin bağlandığını, bazı şartlardan dolayı inanmasına izin verilmediğini Kur’anı kerim bizlere çeşitli şekillerde söylemekte. Esas olan ateizmin mantıksızlığını ve aldıkları riskin ne kadar büyük olduğunu bildirmek. Bozuk mantıklarının ve süslü cümlelerinin nelere sebep olabileceği, hangi fırsatları kaçırdıklarını bizim hatırlamamızdır önemli olan."
yazmıştık lütfen tekrar göz atın

Yüzme bilmeyen insanı suyun derin yanına bırakıp yüzerek kurtulabilirsin demek gibi bişi olmaz mı?
 
“Ve iza kıle lehüm la tüfsidü fil ardı”, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]onlara, “Bu yalanlarınızla, bu gerçek dışı sözlerinizle insanları kandırarak, onları fesada, onları bozgunculuğa sürüklemeyin. Yer yüzünde fesad çıkarmayın” denildiği zaman derler ki, [/FONT][/FONT]“Kalu innema nahnü muslihun”[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman], Biz sadece ve ancak ıslah eden, insanların menfaati ve faydası, salahı için çalışan kimseleriz derler. Yaptıkları işin insanların hayrına olduğunu iddia ederler. İnsanları imandan alıkoymak suretiyle, islamiyyetten uzaklaştırmak suretiyle, onların dünyevi menfaatlerini muhafaza ettiklerini, savunduklarını söylerler. Haddizatında onları en büyük kârdan, en büyük menfaatten yoksun bırakmaktadırlar. 2/11
Çünkü doğru olarak bildirildiği şekliyle;
Ahirete iman etmiyenler doğru ve müstakim olan yoldan tamamen ayrılmış kimselerdir. 23/74
Onların değer hükümleri, onların değer yargıları, son derece farklıdır. Onlar meseleleri olması gerekenden farklı yön ve istikamette değerlendirirler ve buna göre değerlendirmeler yanlış ve batıl olduğu için onlar Allahın gösterdiği doğru ve gerçek olan yoldan tamamen udul ederler, inhiraf ederler, ayrılırlar.
İnsanın gerçek vasfı, gerçek özelliği, Allahın bahşettiği zihni fonksiyonlarını en mükemmel şekilde değerlendirerek aldığı, topladığı bilgilerle bir neticeye varması. Kazalite diyorlar. Yani bir takım olayların sebeplerini araştırır, sonra bu sebepler arasındaki münasebetlerle bir neticeye gider. Finalite de söz konusu. İnsanın en önemli kabiliyyeti bu. Kazalite ve Finalite konusunda insan aklının büyük değeri vardır ama, gerçek manada insanı hakka ve gerçeğe ulaştıracak olan Allahın göndediği hak elçilerdir, Peygamberlerdir. Onlardan hiçbir zaman istiğna edilemez. Bizim onlara ihtiyacımız yok diyemez insanoğlu. Özellikle önemli meselelerde marifetullah konusunda Allahın varlığı birliği konusunda ahiret ve metafizik konusunda insanların söyledikleri sadece birer tahminden ibaret kalır. Zandan ibaret kalır. [/FONT][/FONT]“Fe innezzanne la yuğni minel hakkı şey’a”, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]Zan’da hak ve hakikat namına bir şey ifade etmez aslında. Kesin bilgi değildir o. Onun için işte allahın verdiği bu ni’metlerden istifade eden, bu imkânları en iyi kullanan kimseler inkâra mecal bulamazlar. Eğer gerçekçi ve insaflı davranırlarsa.
Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber geldiğinde insanları, iman etmekten ve Rabblerinden günahlarının mağfiretini istemekten alıkoyan şey sadece geçmiş milletlerin başlarına gelen felaketlerin kendilerine de gelmesini veya ahiret azabının ansızın göz göre göre gelip çatmasını beklemek olmuştur. 18/55
İnkarcılar, Kur’anı kerimde sanki kendilerine söylenecek kendilerine hitab eden kendilerinin istifade edebileceği hiçbirşey bulunamıyacağı varsayımıyla bunu kabul ederek peşin bir hükümle bu gözle bakıyorlar.
İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da (kendileri için hayır yönünden) kısır bir günün azabı gelinceye kadar Allahü teâlânın ayeti kerimelerine şüpheci nazarlarla bakmaktadırlar. 22/55
Ayrıca onların bu davranışlarının bir sebebi de şudur ki;
İçlerinde bir takım ümmîler vardır ki, Kitab'ı bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlar. 2/78
[/FONT][/FONT] “İlla emaniyye”, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]onların sadece, aslı esası olmıyan bir takım kuruntuları var.
“Emani” kelimesi “Ümniyye” kelimesinin cem’i, bir nevi kuruntu manasında. Aslı ve esası olmıyan, belli bir esasa dayanmıyan, kulaktan dolma bilgilere verilen isim oluyor.
[/FONT][/FONT] “Ve in hüm illa yezunnun”. [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]Bunlar sadece ve sadece zan üzere hareket ediyorlar.
[/FONT][/FONT] “ innez zanne la yuğni minel hakkı şey'a ”[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman], gerçeği ifade etmez zan. Zan, hiç bir zaman insanlara doğru yolu göstermez. Hakiki ve kesin bilgiler, aynel yakin elde edilen malumat, insana hakikati ve hedefi gösterir.
[/FONT][/FONT]
 

İyi huyları farklı şekillerde insan müdahaleleriyle yerleştirmek isteyenler her zaman vardı. İlm, ahlâkı bir fazîlet olarak göstermektedir. Ancak, zamana, şartlara ve insandan insana değişiklik gösteren bu düşünceler, bir teori şeklinden ileri gidemez. [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman](Kurtuluş ancak doğruluktadır) [/FONT][/FONT]hadis-i şerifindeki kuvvet derecesine ulaşamaz.
İslâmiyet, nazariyye değildir, onun bunun görüşü değildir. İslâmiyet, Allahü teâlânın ve Onun yüce Peygamberinin emirleri ve teblîgleridir. Bu emirler, bu beyanlar karşısında, insanların kısa akıllarından, düşüncelerinden doğan nazariyeler, hiçbir zaman dayanamaz. Çürür, erir, söner. Dâimâ mağlup olur.
Richard Dawkins’in dünyada nemalanması ve meşhur olması şimdiki yaptığı işe bağlı görünüyor, bunun kazancı ortada, bu yüzden kendisi için iyi görünsede takipçilerinin düşünmeden, tartmadan şuursuzca peşinden gidiyor olması onların ancak zavallılıklarını ve acınacak hallerini ortaya koyar. Dünyada kısa bir süre için kazanç olarak görülen işlerin niyet eksikliğine bağlı olarak ahiretde işe yaramadığı açık olarak belirtilmiştir.
(Kâfirlerin dünyada yaptıkları iyi işleri, çölün ilerisinde görünen serâba benzer. Susuz kalan adam onu uzaktan su sanır. Fakat, yanına varınca, umduğunu bulamaz. Kâfirler de, kıyâmet günü, dünyada yaptıkları iyilikleri serâb gibi yapan, yâni yok eden Allahı bulur ve Hesabını Ona verir). Allah hesabı çok çabuk görür. 24/39
Bütün amelleri [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]“Hebaen mensura”, [/FONT][/FONT]heba olup boşa gidecektir buyuruyor Cenab-ı Hak. Çünki temelinde Allah inancı yoktur, ihlas yoktur. Allah için yapılmış değildir. Allahın rızasını kazanma niyetine yönelme yoktur, ücreti burada alınacak Ahiretde karşılığı kalmayacaktır.
İlave olarak, Onların bu işleri şöhret için yaptığı, kendi çıkarlarına hizmet ettiği ve olduğundan farklı gösterildiği de bildirilerek;
O yaptıklarına sevinen ve yapmadıkları şeylerle de övülmek isteyenlerin (onacaklarını) sanma! Onların azaptan kurtulacaklarını da sanma! Onlar için can yakıcı bir azap vardır. 3/188 - denmektedir.
Allah kime hidayet verirse, o doğru yoldadır. Kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık bunlar için Allah'tan başka hiçbir yardımcı bulamazsın. Ve biz, o kâfirleri kıyamet günü kör, dilsiz ve sağır oldukları halde, yüzleri üstü sürünür halde haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir; ateşi dindikçe onun ateşini artırırız. 17/97
[FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial] -
Hidayet Cenab-ı Hak tarafındandır. Allahü teala, kullarında hak ve hakikate, gerçeğe meyil gördüğü zaman, onlarda herhangi bir itiraz ve teannüt yoksa, Allahın gönderdiği peygamberlere karşı tavır alma ve düşmanlık, husumet duygusu göstermiyorlarsa, onlara hidayet için çeşitli vesileler halk eder. Hak ve hakikati görmeleri için kalplerine, gönüllerine inşirah bahşeder ve Cenab-ı Hakkın hidayete ulaştırdığı bir kimse doğruyu bulmuş olur. Allah korusun bir kimsede teannüd, hakka karşı direnme, kibirlenme, böbürlenme gördü mü, Cenab-ı Hak o kimseyi de dalalete düşürür. O kimse sapıklık içinde kalır ve onu kurtaracak hiçbir güç ve kuvvet de bulunmaz.
-
Onun için insanların temayüllerini, irade ve ihtiyarlarını belli bir istikamete tevcih etmeleri, yöneltmeleri son derece önemlidir. İlk hareketi, insan ilk tercihini Cenab-ı Hakkın verdiği iradeyle yapacaktır. Allahü teâlâ ondan sonra onun kalbinde ve gönlünde iman ve hidayet yaratır, eğer hakka meyl etmişse. Şer yolunu iltizam etmiş, kötülüğü seçmiş ise, o zaman da o kimse dalalete düşmüş olur Allah korusun.
[/FONT][/FONT] Bu onların cezasıdır! Çünkü onlar, âyetlerimizi inkâr etmişler ve: "Sahi bizler, bir yığın kemik ve ufalanmış toz olduğumuz zaman mı, yeni bir yaratılışla diriltilmiş olacağız?" demişlerdir. 98
Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, kendilerinin aynı olan insanları yaratmaya da kadir olduğunu görüp bilmediler mi? Allah onlar için şüphe edilmeyen bir vâde takdir etmiştir. Fakat bütün bu gerçeklere rağmen, kendilerine yapılan ikaz ve izahlara rağmen zalimler ve kafirler, küfür ve inkârdan başka yol seçmemişlerdir. 99
Dawkins ateisttir, Kenya doğumludur ve İngiltere sömürge yönetimine bağlı yaptığı çalışmalar sonraki hayatını şekillendirmiş olup fikrinin bu yönde gelişmesini sağlamış olduğu anlaşılmaktadır. Bunun üzerine Avrupa eğitiminin İslamiyete karşı sergilediği ön yargı nedeni ile yeterli bilgiye sahip olduğu varsayımından hareketle araştırma, anlama, idrak yönü kapalı olduğundan şimdilik kazançlı ve şöhret yolu olan kendi çıkmazında boğulmak üzeredir. Halbuki gerçek bilim adamının yapması gereken bildiği hristiyanlık çıkmazı ile bildiğini sandığı farklı fikirleri eş tutmayıp diğer iddiaları da tarafsızca değerlendirmesi ve sonra konuşması idi.
Bunun gibiler – [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]“çok az temel alınabilecek bilgi var” [/FONT][/FONT]- dediği kitapta kendisi gibi hayalle konuşan, araştırma ihtiyacı hissetmeyenler için söylenen şu sözle tarif edilir,
“(Hidayet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler. 2/171”
Kendi arzu ve hevesini, kendi gönlünün isteklerini kendine ilah yapmış kimseyi gördün mü ? Sen (Resûlüm!) ona koruyucu olabilir misin? 25/43
44 - Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, (Hattâ onlar, hayvânlardan daha aşağıdırlar)
Onlar bütün güçleriyle kendi arzu ve heveslerini heva duygularını kendilerinin hudutsuz isteklerini onlar iyice putlaştırmışlar, onlar tam olarak yoldan çıkmışlar artık sen onlara herhangi bir şekilde hakikat ve gerçeği anlatamazsın manasında.
Cenab-ı Hak Peygamber Efendimize onların içinde bulunduğu dalaletin boyutlarını ve ne kadar aşırı olduğunu beyan etmiş oluyor böylece.
 
“Ve iza kıle lehüm la tüfsidü fil ardı”, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]onlara, “Bu yalanlarınızla, bu gerçek dışı sözlerinizle insanları kandırarak, onları fesada, onları bozgunculuğa sürüklemeyin. Yer yüzünde fesad çıkarmayın” denildiği zaman derler ki, [/FONT][/FONT]“Kalu innema nahnü muslihun”[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman], Biz sadece ve ancak ıslah eden, insanların menfaati ve faydası, salahı için çalışan kimseleriz derler. Yaptıkları işin insanların hayrına olduğunu iddia ederler. İnsanları imandan alıkoymak suretiyle, islamiyyetten uzaklaştırmak suretiyle, onların dünyevi menfaatlerini muhafaza ettiklerini, savunduklarını söylerler. Haddizatında onları en büyük kârdan, en büyük menfaatten yoksun bırakmaktadırlar. 2/11
Çünkü doğru olarak bildirildiği şekliyle;
Ahirete iman etmiyenler doğru ve müstakim olan yoldan tamamen ayrılmış kimselerdir. 23/74
Onların değer hükümleri, onların değer yargıları, son derece farklıdır. Onlar meseleleri olması gerekenden farklı yön ve istikamette değerlendirirler ve buna göre değerlendirmeler yanlış ve batıl olduğu için onlar Allahın gösterdiği doğru ve gerçek olan yoldan tamamen udul ederler, inhiraf ederler, ayrılırlar.
İnsanın gerçek vasfı, gerçek özelliği, Allahın bahşettiği zihni fonksiyonlarını en mükemmel şekilde değerlendirerek aldığı, topladığı bilgilerle bir neticeye varması. Kazalite diyorlar. Yani bir takım olayların sebeplerini araştırır, sonra bu sebepler arasındaki münasebetlerle bir neticeye gider. Finalite de söz konusu. İnsanın en önemli kabiliyyeti bu. Kazalite ve Finalite konusunda insan aklının büyük değeri vardır ama, gerçek manada insanı hakka ve gerçeğe ulaştıracak olan Allahın göndediği hak elçilerdir, Peygamberlerdir. Onlardan hiçbir zaman istiğna edilemez. Bizim onlara ihtiyacımız yok diyemez insanoğlu. Özellikle önemli meselelerde marifetullah konusunda Allahın varlığı birliği konusunda ahiret ve metafizik konusunda insanların söyledikleri sadece birer tahminden ibaret kalır. Zandan ibaret kalır. [/FONT][/FONT]“Fe innezzanne la yuğni minel hakkı şey’a”, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]Zan’da hak ve hakikat namına bir şey ifade etmez aslında. Kesin bilgi değildir o. Onun için işte allahın verdiği bu ni’metlerden istifade eden, bu imkânları en iyi kullanan kimseler inkâra mecal bulamazlar. Eğer gerçekçi ve insaflı davranırlarsa.
Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber geldiğinde insanları, iman etmekten ve Rabblerinden günahlarının mağfiretini istemekten alıkoyan şey sadece geçmiş milletlerin başlarına gelen felaketlerin kendilerine de gelmesini veya ahiret azabının ansızın göz göre göre gelip çatmasını beklemek olmuştur. 18/55
İnkarcılar, Kur’anı kerimde sanki kendilerine söylenecek kendilerine hitab eden kendilerinin istifade edebileceği hiçbirşey bulunamıyacağı varsayımıyla bunu kabul ederek peşin bir hükümle bu gözle bakıyorlar.
İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da (kendileri için hayır yönünden) kısır bir günün azabı gelinceye kadar Allahü teâlânın ayeti kerimelerine şüpheci nazarlarla bakmaktadırlar. 22/55
Ayrıca onların bu davranışlarının bir sebebi de şudur ki;
İçlerinde bir takım ümmîler vardır ki, Kitab'ı bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlar. 2/78
[/FONT][/FONT] “İlla emaniyye”, [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]onların sadece, aslı esası olmıyan bir takım kuruntuları var.
“Emani” kelimesi “Ümniyye” kelimesinin cem’i, bir nevi kuruntu manasında. Aslı ve esası olmıyan, belli bir esasa dayanmıyan, kulaktan dolma bilgilere verilen isim oluyor.
[/FONT][/FONT] “Ve in hüm illa yezunnun”. [FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]Bunlar sadece ve sadece zan üzere hareket ediyorlar.
[/FONT][/FONT] “ innez zanne la yuğni minel hakkı şey'a ”[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman], gerçeği ifade etmez zan. Zan, hiç bir zaman insanlara doğru yolu göstermez. Hakiki ve kesin bilgiler, aynel yakin elde edilen malumat, insana hakikati ve hedefi gösterir.
[/FONT][/FONT]
 
İnsanlar münakaşa ve tartışmayı çok severler. Aslında temel sağlam olduğu müddetçe insanlar tartışırken nefsaniyyete ve duygusallığa kapılmazlarsa, hakikatin ortaya çıkması konusunda ortaya son derece tutarlı ve geçerli, sağlam deliller koyarlar da bir meselenin vuzuha kavuşması için aralarında bir ilmi tartışma yaparlarsa buna engel yok tabiatıyla. Ama hakikat bütün açıklığıyla meydanda iken, sırf onu hükümsüz göstermek için veya değersiz gösterebilmek için insanlar bir takım safsata ve demogoji yoluyla hak ve hakikati saptırmağa kalkarlarsa işte o zaman onların bu yaptığı hakka ve ilme hizmet olmaz.
Öyleleri vardır ki Allah mevzuunda, Allahın kuvveti, kudreti, azameti, büyüklüğü konusunda hiçbir ilme dayanmadan mücadele ederler, münakaşa ederler, tartışma açarlar. İlaveten, akla mantığa, insaf ve vicdana aykırı taassublarından dolayı da kendi yollarını en mükemmel olarak görürler hatalı olabileceklerini akıllarına getiremezler.
Bir kısım insanlar da, hakikaten sanki bir iş yapıyormuş, ciddi bir vazife, bir görev ifa ediyormuş gibi insanları dinden, imandan, Allaha inanmaktan uzaklaştırmak için, hiç üstlerine elzem olmadan, bir görevi üstlenmiş gibi kabul ediyorlar kendilerini. Sanki onlara böyle bir görev verilmiş, bunun için de mücadele ediyorlar. İnsanlığa sağlıyacağı herhangi bir fayda varmış gibi bunu üstlerine görev sayanların bu yaptıkları mücadelenin sonunda bunlar nasıl bir hüsran, nasıl bir pişmanlıkla karşılaşacaklarını yakında anlıyacaklar buyuruyor cenab-ı Hak.- 40/69
Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında münakaşa edenler var ya, hiç şüphe yok ki, onların kalplerinde, asla yetişemeyecekleri bir büyüklük hevesinden başka bir şey yoktur. Sen Allah'a sığın. Kuşkusuz O, işiten ve görendir. 40/56
“Tarikatikümül müsla”, “Müsla” kelimesi, “Emsel” kelimesinin müennesi. Yani en mükemmel, her bakımdan şayanı tercih, insanların mutlaka uyması gereken, akıl bakımından mutlaka tercih etmesi gereken bir yol olarak görüyorlar kendi yollarını.
İşte bu insanlar zannederler ki belli bir mevzuda kendi görüşlerini, kendi fikirlerini, kanaat ve itikadlarını savunuyorlar, kendi haklılıklarını ortaya koyuyorlar. Halbuki hak böyle ortaya konulmaz. Bir mevzuda insan konuşacaksa mutlaka o mevzunun gerektirdiği o konunun icab ettiği bütün detayları bilmesi lazım. Onun temel maddelerini, esaslarını mutlaka kavramış olmalıdır.
Herhangi bir mevzuda konuşurken, ciddi konularda iddialı sözler ederken, insanları belli bir istikamete, belli bir görüşe yönlendirmeyi hedefliyen, bir söz söylerken, bir hüküm verirken, mutlaka bir esasa, bir temele dayanmaları lazım. Söyledikleri sözün ilmi bakımdan mutlaka dayandığı bir esas olması lazım. Kur’anı kerimde buna sürekli işaret ediliyor. 31/20
Temelsiz, sadece zann ile dayanaksız tartışma yolunu seçenler için başlarına gelecek hüküm ve karşılaşılacak sonuç şu şekilde beyan edilmektedir;
Kendilerine hüccet ve delil verildikten sonra, hâlâ O'nun dini hakkında mücadele edenlerin, getirdikleri deliller Rableri yanında batıldır. Onların üzerinde bir gazab ve kendileri için şiddetli bir azab vardır. 42/16
Peygamberleri onlara mucizelerle geldikleri zaman onlar kendi yanlarında elde ettikleri ilim ve irfana, bilgi birikimlerine güvendiler. Bundan dolayı kendilerinde bir gurur ve kibir hissettiler. Onu alaya aldılar. Alaya aldıkları şey kendilerini boğuverdi. 40/83
-
İşte günümüzde de öyle değil mi?
84. Artık o çetin azabımızı gördükleri zaman: Allah'a inandık ve O'na ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik, derler.
85. Fakat azabımızı gördükleri zaman imanları kendilerine bir fayda vermeyecektir. Allah'ın kulları hakkında süregelen âdeti budur. İşte o zaman kâfirler hüsrana uğrayacaklardır.
İnsanın aklının iz’anının zihni fonksiyonlarının normal haldeyken karar verebilecek durumda iken harikulade hadiselerle karşılaşmadan öyle olağan üstü durumları görmeden insanın gayba iman etmesi lazım. İman gaybi olursa faydalı. Görmeden inanacaksın. Peygamberin doğruluğunu kabul edeceksin. Çünki onun delilleri ortada. Onun söylediği hak ve gerçektir diyeceksin, iman odur işte.
-
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman] “Be’sena”, [/FONT][/FONT]azabena demek. Bizim azabımızı gördükleri zaman onların imanları kendilerine fayda vermez buyuruyor Cenab-ı Hak.
-
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman] “Sünnetallahilleti kad halet fi ibadih”, [/FONT][/FONT]Allahın kanunu, Cenab-ı Hakkın kurduğu nizam, insanlar hakkında böylece cari olmuş ve geçmiştir.
-
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman] “Ve hasira hünalikel kafirun”[/FONT][/FONT], işte bu kanunun gerçekleşmesi ilahi hükmün tecellisi sırasında kafirler, inkârcılar tam bir hüsrana uğrayacaklardır. Onlar onulmaz bir pişmanlık içine düşeceklerdir buyuruyor Cenab-ı Hak. 40/85
Allah'ın âyetleri hakkında ancak kâfirler mücadele ederler. Şimdi onların beldeler içinde dönüp dolaşmaları seni aldatmasın. 40/4
Onları biz dünya hayatında kısa bir müddet faydalandırır, sonra kendilerini ağır bir azaba sürükleriz. 31/24
Âyetlerimizi inkâr eden, yalanlıyan kimseleri, onlar farkında olmadan, anlamadıkları bir şekilde, yavaş yavaş, derece derece azabımıza yaklaştırırız. 7/182
İstidrac kelimesi geçiyor burada. İstedrace, senestedricühüm, onları yavaş yavaş, derece derece yaklaştırırız.
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman] “Ve ümli lehüm”, [/FONT][/FONT]onlara mühlet veririz, imhal ederiz. (İhmal değil)
Dünyada onlar, yaptıkları işten dolayı ceza görmiyecekleri kanaatına varırlar, öyle zannederler. Ama belli bir müddet sonra onlara azabımız gelecektir.
.
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman] “İnne keydi metin”, [/FONT][/FONT]bizim aniden gelen azabımız ve gazabımızın tecellisi çok güçlüdür, kuvvetlidir.
 
İnsanlar hakikaten dünyada nasıl uyarılmaları gerekiyorsa, nasıl ikaz edilmeleri gerekiyorsa, en mükemmel, en açık, en sarih bir şekilde uyarılmışlardır.
Kur’anı kerim insanlara gerçekleri anlatmak, özellikle insanların neden bu dünyaya geldiklerini, bu dünyadaki görevlerinin ne olduğunu, Allaha kulluk ve ibadet vazifesinin lüzumunu insanlara göstermek istemiş, Allahı tanıtmak istemiştir. İman aslında marifete dayalı bir tercihtir. Cenab-ı Hak kullarına gerçekleri anlatıyor, bildiriyor. Ondan sonra insanlar elde ettikleri bilgileri değerlendirerek bir kanaata varıyorlar. Bu kanaat işte ikan ve iman haline gelince bu inanç ve bu akid ile insanlar Allahı kabul edip, Allaha iman ederek, teslimiyyeti olan kullar haline geliyorlar. Önemli olan bu. İnsanın zaten yaratılışındaki gaye ve hikmet de bu. Cenab-ı Hak zariyat suresinde cinleri ve insanları yaratma hikmetini kendisini tanımak olarak belirtmiştir. İsteizübillah “Ve halaktül cinne vel inse illa li ya’budun”, bana kul olsunlar, Abdullah ibni Abbas radıyallahü anhüma’dan gelen bir tefsir rivayetinde burdaki “Li ya’budun”u “Li ya’rifun” şeklinde açıklamıştır. Yani beni bilsinler, beni tanısınlar diye Cenab-ı Hak yarattım buyuruyor cinleri ve insanları. Onun için insanın bu dünyadaki hikmeti vücudu çok önemli, Niçin dünyada bulunduğundan haberi olmıyan insanın yaşadığı hayatın bir manası olmaz. Hedefi gayesi olmıyan bir hayatda insana haz ve mutluluk vermez.
İnsan, bu dünyada yaptığı işlerin mutlaka karşılığını görecektir. Kur’anı kerimde, zerre kadar iyilik yapan onun karşılığını, zerre kadar kötülük yapan onun karşılığını mutlaka görecektir buyuruluyor. Bu bakımdan insanın bir sorumluluk duygusu içinde bulunması gerekir. Yaptığı işlerin günün birinde karşısına çıkacağını insan bilmelidir. İlahi adaletin tecellisinden zerre kadar şüphesi olmamalıdır.
Kur’anı kerim hayırlı işlede talip olan kimseleri devamlı teşvik ve taltif ediyor. Ama bu meyanda inatçı olan, muannit, öyle hak ve hakikat karşısında hiç boyun eğmiyen daima kafası yukarda hiçbir zaman gerçeği görmek istemiyen mütekebbir ve mağrur kimselere de müstehak oldukları akibeti elbette bildiriyor.
Bütün bunlar bu dünyada iken haber veriliyor ki insanlar bu kötü huylarından vaz geçsinler. Onlar için caydırıcı, vazgeçirici tesiri olsun. Yoksa Allahü teâlânın günahkar kullarına rahmeti var, merhameti var. Kurtuluş imkânları o kadar fazla ki na mütenahi denilebilecek ölçüde. Ama böyle muannit olan, iyice inatçı olan, hiçbir surette hakka yanaşmak istemiyen, kendini beğenmiş kimselere de elbette tehdit olacak. Onlar için bu tehditlere Kur’anı kerimde Va’id deniliyor. Güzel haberler ve teşvik edici olan haberlere, tebşirata “Va’ad” deniliyor. Korkutucu olanlara da Va’id deniliyor. Va’id olacak tabiatıyle.
27/84 - Nihayet (oraya) geldikleri vakit Ne mana ifade ettiğini, ne demek istediğini anlattığı gerçekleri ihata etmeden anlamadan araştırmadan, hiç akıl yormadan, muhakemenizi kullanmadan ayetlerimi inkâr mı ettiniz buyuracak Cenab-ı Hak onlara.
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman] “Ve lem tuhitu biha ilmen”, [/FONT][/FONT]bu ahiret konusunda, ayetlerimizi anlamak konusunda ilim bakımından, öğrenmek ve bir meselenin hakikatine ulaşabilme bakımından gerçeği ihata etmiş, kuşatabilmiş değilsin.
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman] “Emma za küntüm ta’melun”, [/FONT][/FONT]siz yoksa bunları biliyor muydunuz?
Birden bire elinizin tersiyle ittiniz bunları. Siz bunları bilmiyordunuz buyuruyor cenab-ı Hak.
Sırf kuru bir tavırla hiç düşünmeden, hiç araştırmadan doğrudan doğruya inkâra yönelmişlerdir. İşte bu ilk bakışta inkâr oluyor. İlk bakışta inkâr Allah muhafaza etsin çok tehlikeli bir şey tabii. İnsanların çoğu da böyle yapıyor.
 

İlahi adaletin tam tecelli edeceği yer olan ahiret olmazsa, dünyadaki her iyilik ve her fenalığın karşılığının herkese uygun ve tam yerinde ulaştırılmasının mümkün olamayacağı akli ve nakli delillerle anlaşıldı.
Bu nedenle sadece ahirete bağlı müessir cezalar insanlar için caydırıcı ve vazgeçirici unsur olduklarından, Ahiretde vaad edilen ilahi adalet ve dünyada iken yapılan işlere bağlı olan sonsuz ceza yada mükafat kişinin inancının sağlamlığı oranında onu tehlikelerden uzak tutacak ve dikkatli olmasını sağlayacaktır.
Böylece ahiretin bulunması, adalet ve insafın icabı olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Adalet ancak ahirette tecelli edecek yerini bulacaktır.
Burada ateistlere Kur’anı ı kerimin verdiği cevap onların kendi zanlarını bırakıp bu ihtimali ayrıca düşünmesi gerektiği içindir. Tebliğ hükmündedir, uyarıdır.
Bütün güçleriyle, ellerinde mevcut imkânları kullanarak, onlar te’kidle ve te’yidle yemin etseler ve deseler ki,. ölen kimseleri Allah kesinlikle tekrar diriltmiyecektir. Hayır, bu insanları tekrar diriltmek, Cenab-ı Hakkın gerçek bir va’didir. Fakat insanların ekserisi, çoğunluğu bunu bilmezler. 16/38
Allahü teâlânın bütün herkesi yaptıklarından cezalandırması için, o dehşetli azab ortaya çıkacak, Allahın iradesi, Cenab-ı Hakkın emri yerine getirilecektir. Allahü teala, hesabını çok süratle bitiren ve insanların müstehak oldukları neticeyi en hızlı şekilde ortaya koyandır. 14/51
Bu Kur'ân-ı kerim, kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir. 14/52
İnsanların sonsuzluk karşısında ihtimal dahi olsa kendisini tehlikeye atmayacak kadar dürüst düşünebilmesi kesinlikle akıl icabıdır.
Öngörülen sonsuzluk cezası susturucu delillerden oluyor, çünkü; milyonlarca sene azap görüp kurtulma ihtimali olsa ceza gören herkes bu yanılgısının sonunda bile memnun olabilir ve gördüğü azabı unutabilirdi. – Sonsuzda bu ihtimal yoktur.
Orada Ardı arkası kesilmeyen, sonsuzluğa kadar uzanan bir zaman içinde kalacaklardır. 78/23
Aslında kısa süre ceza görüp sonunda kurtulma fikri Yahudilere has düşünce olmakla birlikte ateistler buna da ihtimal vermeyip ahretin varlığına hiç inanmadıkları için daha kötü duruma düşmektedirler.
Onların bu tutumları: Bize ateş, sadece sayılı günlerde dokunacaktır, demelerinin bir sonucudur. Onların vaktiyle uydurdukları şeyler de dinleri hakkında kendilerini yanıltmıştır. 3/24
Kendileri inanıyorlar ve düşünüyorlar ki, Cehennem ateşi ancak sayılı günler bize dokunacaktır.
Ondan sonra da biz Allahtan herhangi bir azab görmiyeceğiz. Kendilerini emniyette hissediyorlar. Adeta onlara bir teminat verilmiş sanki. Bu teminatla avunup gidiyorlar. İşte onlar öyle düşündükleri için, Allahın lütuf ve ni’metine kavuşacaklarını zannettikleri için, Cenab-ı Hakkın emirlerini, bildirdiği hakikatleri kabul etmiyorlar ve inkâr ediyorlar.
İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir. 26/202
O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?...diyeceklerdir. 203
Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek, 205
Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa, 206
O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır. 207
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]Meta’ün fiddünya”, [/FONT][/FONT]bu sizin yaptıklarınız dünyada kısa bir süre avunma, oyalanmadan ibarettir.
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman] “Sümme ileyna merci’ühüm”, [/FONT][/FONT]sonra onların dönüşü, bu şuursuz insanların rücu edecekleri, varacakları akibet, Allahü teâlânın huzurudur. Bize döneceksiniz buyuruyor Cenab-ı Hak.
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman] “Sümme nüzikuhümül azabeşşedide”[/FONT][/FONT], sorna onlara, bu gaflet ve inkârlarının neticesi olarak dehşetli ve şiddetli azabı tattıracağız buyuruyor Cenab-ı Hak. Allah korusun. 10/70
.
Ayeti kerimelerde bazı gerçekler üzerinde o kadar ısrarla durulmuş, bazı konuların altı o kadar önemle çizilmiştir ki, insanlar huzuru Hakka çıktıkları zaman, ya Rabbi, bu konuda biz yeteri kadar uyarılmamıştık, Bize hakikaten meselenin önemi bu ölçüde vurgulanmamıştı diyemiyecekler. Bunu teminen insanlar için her türlü mazeret kapısını kapatmak için Cenab-ı Hak Kur’anı kerimin başından itibaren, çeşitli sebeplerle inkârcı insanların uyarılması konusunda son derece sarih açık seçik bir takım deliller ortaya koyuyor. İnsanları her türlü akıl ve mantığa uygun, insaf ehlinin rahatlıkla kabul edeceği fevkalade güçlü delillerle insanoğlunu uyarıyor, ona akibetini bildiriyor.
 
46/35 Sanki onlar kendilerine vaad edilen azabı gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir.
10/45 Allah'ın onları haşredip toplayacağı günde, sanki onlar dünyada gündüz bir parça kalmışlar da aralarında tanışmışlar gibi olacak. Allah'ın huzuruna çıkacaklarına inanmamış ve doğru yolu tutmamış olanlar hiç şüphesiz en büyük ziyana uğramış olacaklar.
.
19/66 Halbuki insan şöyle der: "Ben öldüğüm zaman, ileride gerçekten diri olarak (mezardan) çıkarılacak mıyım?"
O insan, daha önce hiçbir şey değilken kendisini yoktan var ettiğimizi hatırlamaz mı?
Öyle ise, Rabbine andolsun ki, muhakkak surette onları şeytanlarla birlikte mahşerde toplayacağız; sonra onları diz üstü çökmüş vaziyette cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.
Çok az bir faydalanma karşılığında, geleceği bildirilen ceza için, doğru düşünen, aklı başında her insanın ona göre hazırlanmaması hiç uygun tercih olmaz.
İnsanlar daima gönüllerini ve ruhlarını huzura erdirmek istiyorlar. Dünyada insan sahip olduğu imkânlarla, maddi ni’metlerle tatmin olmuyor. İnsan ruhu aslında ebediyete, sonsuzluğa, bitmez ve tükenmez olana talip. İnsan sürekli ve devamlı bir huzur ve saadet arıyor. İşte onun, bu seadetin Cenab-ı Hak tarafından insanlara, yarın kıyametten sonra Cennette verileceği müjdeleniyor. İnsan işte buna talip olacaktır.
Günübirlik, her an değişebilen,sayılı birkaç kişi için bugün faydalı olduğuna inanılan, sansasyonel davranış biçimini tercih eden bu insanların, emredilenleri yapmamaları, gafletle her türlü batıl ve boş konuları konuşmalarının gerçek sebebi, dayanağı bu işte. Yapılsa ne olur yapılmasa ne olur diyorlar. Hiç ehemmiyyeti yok onun gözünde. Çünki ahirete inanmıyor. Ahirete inanmayınca bir insana ahlaki konularda, fazilet konusunda, hayra teşvik konusunda her hangi bir şey söyliyemezsiniz. Onların bu inkârları ne zamana kadar sürmüş. Onlar hep dünyada böyle yaşamışlar, bu inkârla haşir neşir olmuşlar ve bütün hayat görüşlerini, kendi tabirleriyle hayat felsefelerini bu inkâr üzerine oturtmuşlar. Ta ki ölüm vaktine kadar.

 
70.partta falan imana gelicem sanırım , abi cevaplar hakketten çok iyi
 
Burada Dawkins gibilerin uyguladıkları bir taktik görülüyor, yukarıdaki söz aşağıdaki ile bire bir aynı, muhatablar farklı. Görülen taktik papaz taktiği. Her zaman kafalarındaki açmazlara verilen cevaplar düşünülür, uygun görülen farklı sözlerle ilerde karşı çıkılır, karşı çıkılamayan ikilemleri yok sayılır. Cevap veremedi kitabında cevaplanamayan soruları aynı taktikle karşılayıp sapık inançlarını yada inançsızlıklarını yeni bir şeymiş gibi insanların önüne sürüyorlar.
Halbuki; Ahirete inanmayınca bir insana ahlaki konularda, fazilet konusunda, hayra teşvik konusunda her hangi bir şey söyliyemezsiniz denilmişti.
Burada iki hatırlatma daha gerekiyor; Kur’anı Kerimde kendileri inanmadıkları gibi diğer inasanlarında inanmasını engellemeye çalışan, yol kesici hareketlerde göz ardı edilmemiş ve belirtilmiş ayrıca uyumsuz, geçimsiz, gaddar dahi olsalar doğru yol kendilerine usulüne uygun bildirilmiştir.
Dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini isteyenler var ya, işte onlar (haktan) uzak bir sapıklık içindedirler. 14/3
O inkârcılar nasıl insanlardır?.
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]“Ellezine yestehibbunel hayateddünya alel ahirati”, [/FONT][/FONT]onlar dünya hayatını ahirete tercih ediyorlar.
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]“Ve yesuddune an sebilillah”, [/FONT][/FONT]kendileri böyle düşünüp böyle hareket edince, başkalarını da Allah yolundan alıkoymağa, ahiretin ehemmiyetini idrak edenlere onu unutturmağa çalışırlar.
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]“Yesuddune an sebilillah”, [/FONT][/FONT]Allah yolundan insanları men ederler, engellerler.
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]“Ve yebğuneha iveca”, [/FONT][/FONT]Allah yolunu, şayanı tercih olmıyan, öyle eğri büğrü, pek fazla iltifat edilmesi gerekmiyen bir yol gibi göstermek isterler.
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]Ülaike fi dalalin ba’id”, [/FONT][/FONT]onlar onulmaz bir sapıklık içindedirler.
Musa Aleyhisselamın Firavn ile olan konuşmasının bir bölümünde belirtildiğine göre;
[FONT=Verdana,Verdana][FONT=Verdana,Verdana]İzheb ila fir’avne”, [/FONT][/FONT]
[FONT=Verdana,Verdana][FONT=Verdana,Verdana]git Fir’avuna.
[/FONT][/FONT]“[FONT=Verdana,Verdana][FONT=Verdana,Verdana]İnnehu tağa”, [/FONT][/FONT]
[FONT=Verdana,Verdana][FONT=Verdana,Verdana]çünki o azdı.Azgın insanları gerek kendine, gerekse insanlara zulmeden, acımasız davranan, gadreden, zorbalık eden kimselere peygamberler, rıfk ile, şefkat ile, son derece yumuşak bir üslub ile hitab edip, onları bir taraftan insafa getirmek, insanlar üzerindeki zulmünü, ezici baskılarını kaldırmak, insanları ferahlatmak hem de o insanların kendilerini de felaketten kurtarmak istiyorlardı. Peygamberlerin hikmeti vücudu rahmettir. Onlar rahmet olarak gönderilmiştir. Bakın en azgın insana, ezip geçen, insanların hak ve haysiyyetlerini ayak altına alan, paymal eden Fir’avna git buyuruyor Cenab-ı Hak. O azdı; taşkınlık etti.
[/FONT][/FONT]“[FONT=Verdana,Verdana][FONT=Verdana,Verdana]Fe kul hel leke ila en tezekka”, [/FONT][/FONT]
[FONT=Verdana,Verdana][FONT=Verdana,Verdana]ona deki, senin temizlenmek, bu çirkin, bu iğrenç hasletlerinden arınmak için bir niyetin, bir rağbetin, bir meylin, bir isteğin varmı? Böyle de ona. Sana herhangi bir şekilde nasihat etmek istiyorum. Senin bu nasihati dinleme konusunda, benim söylediklerime kulak verme konusunda hen hangi bir isteğin, bir rağbetin var mı?Aslında bakın burada hazif var. “Fekul hel leke rağbetün ila en tezekka”, manasında. Senin kendini temizleme konusunda, pisliklerden arınma konusunda bir isteğin var mı? Yoksa bu çirkefin içine batmışsın. Bu rezillik, bu alçaklık içinde geberip gitmek mi istiyorsun? Sana bir güzel yol göstereyim mi?
[/FONT][/FONT]“[FONT=Verdana,Verdana][FONT=Verdana,Verdana]Ve ehdiyeke ila rabbike fetahşa”,[/FONT][/FONT]
[FONT=Verdana,Verdana][FONT=Verdana,Verdana]ben seni rabbine hidayet edeyim. Allahın yolunu sana göstereyim de, sende bir Allah korkusu meydana gelsin. Bir haşyet hasıl olsun. Bu sorumsuzluktan, bu gaddarlıktan, bu zorbalıktan, insanlara karşı bu kadar acımasız, bu derece hunhar davranmaktan vazgeçesin. İlahi huzurda hesap vereceğini düşünüp de aklını başına devşiresin.Bakın ne kadar güzel. Cenab-ı Hak yol gösteriyor, emir veriyor Musa aleyhisselama, buyuruyor ki,
[/FONT][/FONT]“
[FONT=Verdana,Verdana][FONT=Verdana,Verdana]Fekul”, de ki ona, Fir’avuna,
[/FONT][/FONT]“
[FONT=Verdana,Verdana][FONT=Verdana,Verdana]Hel leke ila tezekka”, senin temizlenmeye, pisliklerden, çirkin huylardan arınmaya bir niyetin, bir isteğin, bir rağbetin var mı?
[/FONT][/FONT]“[FONT=Verdana,Verdana][FONT=Verdana,Verdana]Ve ehdiyeke ila rabbike fetahşa”, varsa eğer, ben seni rabbına ileteyim. Alahın yolunu sana göstereyim de, bunun sonucunda sende de bir haşyet, bir korku, bir ilahi mehafet meydana gelsin. Allahtan korkup da biraz daha ölçülü hareket etme yoluna gir. [/FONT][/FONT]79/17-19

20729.jpg

 
Geri