Günlük Yolunda gitmeyen adam

🟢 Konu yazarı şu anda aktif


Geçtiğimiz yaz erkek erkeğe maç izlemek için arkadaşın terasta toplaşmışız. Zincirinden boşalmış aslan gibi hürüm tabi. Şakalar espriler son derece seviyesiz bir o kadar keyifli. Konu nerden açıldıysa bizimkilerden birine heteroseksüelim oğlum ben dememle dikkatleri üzerime çekmem bir oldu. Aman kardeş bunu başka yerde söyleme kevgire çevirirler seni dedi biri. Güngören de böyle bir yer işte. O gün bu gündür hetero lakabıyla anılırım.
 
Ya ben bu diziyi, karisi yuzunden izlemeyi biraktim. Bir karakter, bu kadar mi itici olur.
 
Geçen kurbanda kayınpederle İstanbul-Sinop yolunda mola yerinde çay alırken montunun cebinden çay bardağı çıkarmasını hiç unutmuyorum. Torpidoda unutmuş bardağı.
 
Rüyamda oğlum olmuştu. Renkli gözlü, bembeyaz tenli, kısacık saçları yusyuvarlak kafası vardı. Saçlarının kumral olduğunu anımsıyorum, tam 5-6 aylık ve ailemden bir kaç kişiyi anımsıyorum. Kucaktan kucağa dolaşıp etrafa gülücükler saçıyordu. Bilirsiniz işte klasik bebek mimikleri... Gözleri tıpkı annesi gibi hatta eşimin anneannesine benzetiyorum nedense. Kocaman yuvarlak ela gözleri var ama ben böyle olacağını hiç düşünmemiştim şimdiye kadar. Esmer ten her zaman daha baskındır, benim çocuğum %99 kara olacaktı. Bu nası olur? diyordum kendi kendime. Eşim pis pis sırıtıyordu, kendine benzeyeceğini söylüyordu falan. Son olarak kucağıma almak istiyorum gel oğlum gel babaya diyorum ellerimi uzatıyorum. E eh diyor hayır anlamında kafasını çeviriyor. Oha be olum diyorum konuşmayı ne zaman öğrendin.
Rüyamda kızım olmuştu. Açık kahverengi gözlü, bembeyaz tenli, küt saçlıydı. Saçlarının sapsarı olduğunu anımsıyorum. Sanırım üç yaşlarında ve elimden tutmuş bir yerlerden evimize giderken bana gördüğü her şeyle ilgili bir soru soruyordu. Bilirsiniz işte, beginner seviyesinde klasik çocuk soruları. Bu kez abisinden referans olduğu için sarışın oluşunu yadırgamıyorum. İlk başarısızlığımdan sonra doğacak çocuklarla ilgili tahmin yürütmeyi bıraktım. Esmer ten baskın falan değilmiş kıçımdan uydurduğum bir bilgiymiş sadece. Rüyamda kızım elimden kurtulup karşımızdaki binaya doğru koşmaya başlıyor. Binanın beşinci katında açık bir pencere var ve içerisinde çocukların oynadığını görüyorum. Binaya doğru koşup tırmanmaya başlayınca dizlerimin bağı çözülüyor. Yalvarırcasına bağırıyorum çıkma nolur düşersin diye. Sonuçta bir şekilde kendisini o eve ve çocukların yanına atınca içim rahatlıyor. Abisinden aldığım referanslardan sonra kızımın yaptığı bu harekete şaşırmıyorum. Sadece ne zaman büyüyecekler de rahatlayacağım diye düşünüyorum.
 
Tuhaf bir rüyaydı. Eskiden oturduğum mahallede belediyenin yaptırdığı bir basketbol sahasında basket topu elimde oynuyorum. Bu yaşıma kadar hiç sevmedim bu sporu ama rüya işte. İnsana her şeyi yaptırıyor. Basket oynarken, yani orada tek başıma bir çocuk gibi sürekli potaya ulaşmaya çalışırken babamın da beni izlediğini görüyorum. Yüzünde gergin bir ifade var ve sanırım bu biraz endişe ifadesi. Zıplarken ya da koşarken düşecek miyim endişesi. Babama her baktığımda içimden “adam hala çocuk sanıyor beni” deyip geriliyorum. Sonra rüya bitiyor. Sonra o sabah neden şimdi böyle bir rüya gördüm diye düşünürken kendi oğlumu izlediğimi ve babamın yüzündeki o gerginliğe sahip olduğumu fark ediyorum. Şimdi düşecek, şimdi başını vuracak, şimdi canı yanacak... O her zaman kendine çok güveniyor ama ben her seferinde her hareketinde eriyorum.


Sonra telefonu alıp hep yaptığım gibi annemi aramak yerine, bir kerede yani sırf sesini duymak için, sadece başımın dertte olduğu zamanların dışında da sesimi duyurmak için babamı arıyorum. Ben oğlumun sesini duyduğumda ne hissediyorsam ona onu hissettiriyorum. Bunu baba olmadan önce sanırım asla anlamazdım.


Babalarla erkek çocukları arasında hep bir mesafe vardır. Anlamsız ama doğal bir mesafe. Yine de henüz herkes hayattayken bir kerecik olsun başınızı dizlerine yatırıp gözlerinin içine bakın derim.
 
Oğlana muhabbet kuşu almıştım vakti zamanında lutino cinsi. Aldığım petşop erkek olduğunu söyledi. Sonra yalnızlığın ne demek olduğunu çok iyi bildiğim için mahallemizin birdman'i Adem abiye götürüp cinsiyetini teyit ettikten sonra kendisinden azılı bir dişi aldım eş olarak. Adem abinin üretimhanesi var bizim sokakta. Sürekli önünden geçerken seslerini duyuyordum. Bir gün kendisini orda görünce yanına girip tanışmıştım. Kuşlar hakkındaki engin tecrübeleri, kuşlara bakış açısı, onlara verdiği değer ve filozofvari açıklamalarıyla beni düşürmüştü kendisine. Şimdi elimde bir lutino bir de alacalı bulacalı iki sapkın eş vardı. Evdeki hareket tarzları nedeniyle aile içinde birbirimizin yüzüne bakamaz olduk. Üstüne bir de Adem abiden aldığım taktiklerle verdiğim ek gıdalarla kuşları birer seks machine dönüştürmüştüm. Yem vermek için kafese yaklaştığımda bana bile halleniyorlardı. Çok geçmeden durumda bir tuhaflık olduğunu sezdim. Ulu orta durmaksızın yaptıkları ön sevişmeler bir türlü neticeye ulaşmıyor haftalar geçmesine rağmen hiç bir şekilde üreme görülmüyordu. Üremedikleri gibi yaptıkları gürültü ve kirlilik cabasıydı. Bir gün erkeğin halinin hal olmadığını gördüm. Dişiyi bir türlü ikna edemeyişinden kaynaklı hastalandığını zannedip Adem abiyi aradım ve artık onlara bakamayacağımı eğer uygun görürse üretimhanesine getirip bırakmak istediğimi, olur da yavruları olursa almak istediğimi belirttim. Tabi osmancım dedi. İyi haber, kuşlar hasta değil sadece tüye girmişlerdi. Yaklaşık iki ay geçti ve az önce kuşların durumunu sorduğumda alacalı olanın öldüğü bilgisini aldım. Kuşların ikisi de dişiymiş. Alacalı olan kızgınlıktan ölmüş. Bizim lutino da başka koca bulmuş kendine. Anlayacağınız lgbt hoş bişiy diil arkadaşlar. bak öldü kuş.
 
Kadınların bulunduğu ortamda sevmediğim kişilerden bahsedip onlara hakaret ederken kelimelerimi özenle seçmeye gayret ediyordum. Ama yine de bazen gavat demekten kendimi alamıyordum. Bu beni içten içe rahatsız ediyor ortamdaki kadınlara karşı mahcup oluyordum. İçimdeki şiddeti kelimelere dökmek için, ağza oturan daha uygun bir alternatif bulamıyordum. Bir ara kerkenez kelimesini kullanmaya başlamıştım ki kendimi çok yaşlı hissettirdiği için kullanmayı bıraktım. Ne yapmalıyım ne yapmalıyım diye kafayı yemek üzereyken bir anda andaval kelimesi çıktı ağzımdan. Bir rahatladım ki anlatamam. Ulan andavalll!!! >:(
 
Akşamları market poşetiyle eve girdiğimde hanımla oğlanın tek sıra halinde peşimden mutfağa geldiği bir ritüel oluşmuştu. Dün akşam kedi de dahil olmuş en arkadan geliyordu.
 
@yoSun Profiline yazdığım mesaj 1000 karakteri geçtiği için kabul etmedi ben de buraya yapıştırdım

iftarda kızartma yedirdi seninki. ben az yedi sanıyorum meğerse çok yemiş. sahurda baktım titriyor. karnına dokununca ağlıyor. veterinere götürdüm sabah. patatesten olmuştur dedi mide koruyucu verdi. akşama kadar uyudu halsiz bi şekilde. poposuna ayaklarına karnına dokununca ağlıyordu arka ayaklarına basamıyordu. başka veterinere götürdüm gece 12de. ateşi yüksek çıktı kan aldı röntgen çekti. ateş düşürücü ve antibiyotik iğne yaptı. enfeksiyon var dedi. fip olabilir dedi canımı sıktı. iki gün iğneye gittik geldik gecenin körü. şimdi yaramazlığa devam ediyor. dün de iç parazit ve dış parazit aşısı oldu. şimdi eski sağlığına kavuştu çok şükür.

ayrıca bu kedi kendini cins sanıyor. mama seçiyor en iyi mamayı aldım burun kıvırarak yiyor suyu bayatlayınca içmiyor değiştirince içiyor. ayrıca selimle biz napsak aynısından yapmak istiyor. muhtemelen kendini insan sanıyor ya da bizi kedi sanıyor. selimle birbirlerini aşırı kıskanıyorlar. selimin arada ona sert davrandığını görüp kızıyorum ama fıstık da selim masum masum otururken gidip ona sataşıp kaçıyor. selimi kucağıma alınca diğer tarafa da hemen o gelmek istiyor. almayınca arıza çıkarıyor.
 
@yoSun Profiline yazdığım mesaj 1000 karakteri geçtiği için kabul etmedi ben de buraya yapıştırdım

iftarda kızartma yedirdi seninki. ben az yedi sanıyorum meğerse çok yemiş. sahurda baktım titriyor. karnına dokununca ağlıyor. veterinere götürdüm sabah. patatesten olmuştur dedi mide koruyucu verdi. akşama kadar uyudu halsiz bi şekilde. poposuna ayaklarına karnına dokununca ağlıyordu arka ayaklarına basamıyordu. başka veterinere götürdüm gece 12de. ateşi yüksek çıktı kan aldı röntgen çekti. ateş düşürücü ve antibiyotik iğne yaptı. enfeksiyon var dedi. fip olabilir dedi canımı sıktı. iki gün iğneye gittik geldik gecenin körü. şimdi yaramazlığa devam ediyor. dün de iç parazit ve dış parazit aşısı oldu. şimdi eski sağlığına kavuştu çok şükür.

ayrıca bu kedi kendini cins sanıyor. mama seçiyor en iyi mamayı aldım burun kıvırarak yiyor suyu bayatlayınca içmiyor değiştirince içiyor. ayrıca selimle biz napsak aynısından yapmak istiyor. muhtemelen kendini insan sanıyor ya da bizi kedi sanıyor. selimle birbirlerini aşırı kıskanıyorlar. selimin arada ona sert davrandığını görüp kızıyorum ama fıstık da selim masum masum otururken gidip ona sataşıp kaçıyor. selimi kucağıma alınca diğer tarafa da hemen o gelmek istiyor. almayınca arıza çıkarıyor.
Ay okurken hem üzüldüm hem kahkaha attım acı ve sevinç böyle olsa gerek yaaa sağlığına kavuşmasına çok sevindim ama kızartma türü şeyler zaten ona dokunur dikkat etmeniz lazım :=) Ev ortamına fazla adapte olmuş evet sizden biri gibi davranmaya başlamış ama Selim öncelikli yani bilmesi lazım benim aşkım önce o sonradan geldi insan gibi değilde biraz daha kendi gibi davranması lazım fıstığın yoksa olmaz yane:=) neyse düzelmiş en azından bundan sonra daha dikkatli olursunuz seni de baya uğraştırmış ama duyarlılığına hayran oldum teşekkür ederim iyi ki varsınız.
 
Ramazanın sonlarına doğru kedinin mamasına bile yükseldiydim. Şerefsiz acayip canımı çektiriyordu.
 
Ramazanın bitişiyle birlikte ilk iş günümde bir damacana falan çay içmişimdir.
 
Bugün kahvaltımı poğaça ve çayla yaptım. 20 Yıl geriye dönüp baktığımda bu ikiliye bir de fanatik veya posta gazetesi dahil oluyordu. Küçük bir konfeksiyondu. Saat 10 paydosu için pastaneye gider çalışan 3-5 kişinin siparişini aklımda tutardım. Bazen hatalar olurdu tabi. Öyle zamanlarda ustalar hemen "senin yaşındayken, çırakken yani, 40-50 kişiye kahvaltı alırdık. Koskocaman liste yapardık. Sayfanın önüne sığmaz, arkasına da yazardık. Bir kere bile hata olmazdı" derlerdi. Çok acımasız bir düzenden geçtiklerini anladığımdan ses etmez, kafama da takmazdım. O zamanlar özellikle ikramda bulunan pastaneleri tercih ediyordum. Ustalar söylüyordu yine "sana kim beleşten poğaça verirse oraya git, biz öyle yapardık hep." En sevdiğim şey birinin kahvaltıyla beraber gazete sipariş etmesiydi. O günlerdeki en güzel şeydi sanırım. Poğaça ve çayla beraber usta gazetesini okurken, arka sayfasını da ben okuyordum oturduğum yerden. Sonra iş başı, arabesk müzik, makine sesleri, ustaların yerli yersiz su istemeleri, kesilen parçalar, temizlenen iplikler, toplanan işler, sonra akşam olduğunda bir takım hayallerle eve dönüp çoğu zaman "sanırım artık çocuk değilim" ve "yarın yine berbat bir gün" düşünceleriyle oluşan bir döngü içerisindeydim.
 
Geri