Konuya dair tüm yazılanları biraz olsun toparlamak adına(ki yetersiz kalacaktır yine de) biraz daha Yugoslavya'dan örnekler vereceğim. Sosyalizm ile bürokratik sosyalizmin konfliktine dair olacak. Kosova tıpkı Kürdistan toprakları gibi, demografisi (hem Sırp-Arnavut, hem de inanç olarak) politik ve dış müdahaleler ile sürekli değiştirilmiş, gettolaştırılmış en yoksul yığınların yaşadığı otonom bir bölge idi. (Yugoslavya'da 6 federasyon ve 2 otonom bölge vardı bu otonom bölgelerden birisi yoksul Kosova diğeri zengin Voyvodinadır) Sırbistan başbakanı (Miloşeviç) Kosovo ziyaretinde ''Sırp'' işçilerin yoksulluğunu ''Arnavutların'' onların topraklarını satınalmaları ve Sırpları yoksullaştırmalarını dile getirerek(ki bu Komünist parti içerisinde yoksulluğa bulunan bürokratik bir bahane idi) ''adalet'' istediler. Komünist olmayan bürokrat ve milliyetçi Miloşeviç, sizleri Arnavutların ezmesine(!) izin vermeyeceğiz dediler. (1987)
Sosyalist bir devlette, işçinin yoksulluğunu ilişkilendirdikleri bu ''bürokratik'' bahane Sırp maden işçileri Kosova'dan Belgrata mitinge taşıdı!(1989) Yoksul işçilerin ''demokratik'' mitingi, Slobodan Miloşeviçin Komünist parti içerisinde liderliği zorlayacağı bir hesaplaşmaya döndü. Belgrad Sırbistan'ın başkenti olması ve Komünist partide köşebaşlarını Hırvatlar ile paylaşmalarından aldığı bu güç, işçi mitingini milliyetçi ve Slobodan Miloşeviç sevgi gösterisine, ve Kosovada Sırpların Arnavutlarla hesaplaşması için ''söz'' almasına kadar gitti. Slobodan Miloşeviç sosyalist bir ülkede şu sözleri söyledi: ''Kardeşlerim, sizleri Kosovada yalnız bırakmayacağız ve otonomiyi kaldırıp onları yargılayacağız ve hapse tıkacağız''... Öyle de yaptılar!
Bu bürokratik hesaplaşma Komünist partisi 14. kongresinde doruk noktaya çıktı. Slobodan Miloşeviç'in otonom bölgeleri Sırbistan'a katması ve Komünist parti liderlerini delegasyon ile değil, atama ile yapması bir nevi ''valilik'' gibi anayasada yeri olmayan ancak bürokraside çokça kullanılan bir aracı da devreye soktu. Buna en yüksek tepki, Slovenya Komünist partisi ve Başbakanlığından geldi. Hırvat başbakanı ise sadece izlemek ile ve bu bürokrasi içerisinde kendi yerini sağlama almayı tercih etti, ve Slovenya'daki kitlesel hareketlere müdahale etmek için hareket halindeki Yugoslavya Sosyalist ordusunu sınırdan geçirmedi.
14. Kongrede her federasyonun yani her federasyon komünist partisinin ''nüfus'' yoğunluğuna göre delegasyonu vardır! Ancak Sloven delegasyonunun tüm önergeleri kırmızı kart gördü (Kongrede önergeler yeşil ve kırmızı kart ile red ya da onaylanıyordu) ve Sloven delegasyonu 14. kongreyi terk etti! Ardından da Hırvat delegasyonu! 14. Kongre bürokrasinin yenilgisi olacaktı.
Bakınız sonra ne oldu! Miloşeviçten çok daha milliyetçi bir Başbakan seçti Hırvatlar. (Tudjman) Ve bu başbakanın ilk işi santranç kareli bayrağı Hırvat bayrağı olarak Hırvat ''komünist'' partisinde onaylamak oldu...Santranç kareli bayrak 1941 yılında Hırvat faşistlerin Naziler ile birlikte savaştığı bayraktır! Yani şu an Hırvatistanın bayrağı ''Nazi''lerin Hırvat birliklerinin bayrağı idi! Dünyada nazi sembolünü bayraklaştırmış ve şu an da kabul edilmiş ve uluslararası kabul görmüş tek bayrak Hırvat bayrağıdır!
Sosyalizmi yok etmek için, tüm dünyanın ''nazi'' bayrağına bile razı olmasını kollektif hafızamızın bir tarafına not ederken, yayılmacı ve milliyetçi ideolojinin devlet eli ile demografik düzenlemelere gitmesinin sonucunu Yugoslavya'da görüyoruz. Haliyle Musul, Kerkük ve elbette Türk devletinin işgali altındaki Kürt illerindeki demografik oynamaları ve resmi tarih iddialarını işte bu berrak bilinç ile okumalıyız...Türk devleti Hırvatların Nazi bürokratlarını ve Sırpların ateşini fitillediği milliyetçi faşizmi hatırlatıyor...
14. Kongrede ''Sırp'' delegeler de o kongreyi terk etselerdi, yani bir komünist gibi davransalardı, belki savaş suçlarına ve nazi birlik bayrağının Hırvat federasyonu bayrağı olmasına evrilen o tarihsel yıkımı, soykırıma evrilecek o tarih yaprağında bambaşka şeyler yazacaktı!Şimdi Türk'lerin Türk gibi değil, bu faşizmi saf bir ''insan'' gibi terk etmesinin zamanıdır. Aksi halde Kürdistan'da nazi bayrağı gibi sallanan o bayrak hepimizi esir alacaktır. Bu çağrım salt burada ''okumaya'' niyetli kişilere dönük değildir, eskaza bu mesajadenk gelecek olan okuyucuyu da muhattap almaktadır.Kürtlerin ve Kürt siyasi hareketlerinin bu tarih bilinci ile sömürge meclisini terk etmesinden başka çaresi kalmadı! Atanmış sömürge valilerinin şehirleri işgal etmesi, parlementerleri esir alması yıllarca sürecek bir soykırımın ilk işaretidir ve henüz geç değil...