ek olarak; solun dinamiklerini oluşturan mdd ve sosyalist devrim çatışması, 80 darbesine kadar sürmüştür. cuntanın hangisini daha çok sindirdiğini bugünün "ılımlı"larının, sözde "silahlı eylemci"lerin söylemlerinde bulabilirsiniz.
yakın dönemi ve bulunduğumuz noktayı çözümlemek adına, sovyet sisteminin çöküşünü ele almak gerekiyor. güdümlü ve düzen muhafızı sağ ideolojinin imha ve inkarının azalmaya başlayıp, tasfiye edilmesine neden olduğu bir dönem söz konusu. solda ise tanımların/isteklerin değişmesi, siyasi ilişkileri yeni baştan dizayn edilmesi aktif siyaseti belirliyor.
sovyetsiz bir politika inşasında-birkaç mesaj önce-güç odaklarının, kendisine bağlı olanları tasfiyesinden bahsettim. bunun sonraki adımı 90'lı yılların politik odaklarını ılımlılaştırma ve mevcut düzenin pasif direnişlerini bile absorbe eden bir güç yaratma isteği vardı. yeni model bir siyaset. devletleşen parti. ikinci cumhuriyet sistemi.
ekonomide istikrarsızlık, kontrgerilla faaliyetleri, devlet kademelerindeki çeteler, yükselen siyasal islam ve şeriat düşüncesi, kürt sorunu. 90'ların başlıkları böyle. akp tarafından milenyumdan sonra ekonomik sorunlar, kontrgerilla, çeteler ve siyasal islamın ılımlı bir potada eritilip, yorumlanması, onları girdikleri ilk seçimde zaferle çıkaran unsurlardı.
solda ise darbenin ve cuntanın ağırlığında ezilmiş, kişiliksizleştirilmiş ve arındırılmış bir boşluk bulunmaktaydı. onu sahiplenmeye ve sözcülüğünü yapmaya çalışan ulusçu odaklar zihniyeti, bugüne kadar iktidar maşası siyasetini sürdürdü. değişe değişe, döne döne.
kürt sorunu, bu kaosun ortasında farklı ideolojik kodlamalarla ülke gündemindeydi. örgütün düşünsel boyutu, bağımsız bir ulus devleti kurulmasına odaklanıyordu. ifade edildiği gibi lenin alıntısındaki "kendi kararını tayin etme hakkına" sahip olduklarını savunuyorlardı. 1993 yılına kadar süreç böyleydi. sovyetler dağılınca, bu tanımın da güncellenmesi ve siyasi odaklara göre yorumlanması gerekiyordu.
1999'da yakalanan öcalan, akp iktidarı elde ettikten sonra, resmi mekanizmalara taleplerini, kafasındaki çözüm haritasını ise şöyle açıklıyor:
"bağımsızlık düşüncemiz vardı ama artık ulus devlet modelini doğru bulmuyoruz. türkiye'nin misak-ı milli yapısına saygılıyız. federasyon ve otonomi seçeneklerinin de karşısındayız. demokratik hakların tanınması, kültürel açılımların yapılması, toplumsal katılım yasasının düzenlenmesi halinde pkk'yi en kısa sürede dağdan indiririm." - imralı günlükleri
özetle, örgüt lideri açık bir biçimde "demokratik cumhuriyet" modelini benimsediğini, burjuva demokrasisinde kendilerine de bir alan açılmasını ifade ediyor. yine bu dönemde dünya siyasi ikliminde, emperyalizmin doymak bilmeyen midesinde yeni savaş konuları tartışılıyordu.
abd, ırak'ı işgal faaliyetine girişmiş ve kendisine bir müttefik arıyordu. barzani ve onun peşmergesi bu boşluğu doldurdu. abd ve ırak kürtleri müttefik oldu. ek olarak bu dönemde türkiye'de başlayan ab süreci ve uyum yasası tartışmaları ile de kürt meselesi yeniden şekillenmeye/yorumlanmaya başladı.
natonun abisi abd'nin kürtlerin yanında olmasıyla türkiye'nin de kürt sorununa daha ılımlı bakması gerekiyordu. "bu dünyanın mutlak efendileri vardır" koşullanmasının ardına sığınanların pişmanlık yasası-sonradan topluma kazandırma yasası- ve ona olan arzusu bu dönemde ortaya çıktı:
"abd ve nato güvencesinde bir sürgüne razıyız. geriye silahlı adamların adım adım gelmesi kalıyor. cezaevindekiler çıkarılır. bir cezaevinden 500 kişi çıkar, bir dağdan 500 kişi gelir. böyle adım adım gelişir. bu süreci, 2005'e kadar yol haritası ilan ediyorum." imralı günlükleri
abd, türkiye'deki kürt sorununa dair çekimser davranınca, ayrılıkçı görüş başka mutlak efendi aramaya yöneldi:
"türkiye, abd'ye yakılaşırsa; pkk, iran, suriye hatta rusya'ya yakınlaşır. türkiye, iran ve suriye ile ilişkiler geliştirirse pkk, abd ile ilişkiye geçer. bu bir tahterevalli gibi değişir. bu tür ilişkiler doğaldır." imralı günlükleri
öcalan'ın-laikliğe karşı yükselişte olan-siyasal islamı ciddiye almaması-ve suni gündem olarak değerlendirmesi- dönemin dikkat çeken gelişmesi. bu dönem akp de devletin çözülmesiyle uğraşıyor, öcalan ve kürt sorununu önemli bir sorun olarak değerlendirmiyordu. terörle mücadele kanununda ağır değişiklikler yapıldı ve kürtlere baskılar ağırlaştı. tanımlar yine değişti: farklı bir kavram ortaya atıldı. demokratik özerk kürdistan.
"ben kürtler için demokratik özerk kürdistan öneriyorum. kürdistan terimi aslında coğrafi bir terim. kürtler de söylememiş. selçuklu sultanı sencer zamanından beri böyle ifade ediliyor. demokratik özerk kürdistan hem kürt toplumunun iç geriliklerine, bu feodal geriliklere karşı iç demokratikleşmeyi sağlar, hem de kürtlerin dışarıya karşı duruşunu ifade eder. sonuçta özerklik kavramı da özgürlük ile ilgilidir. demokratik özerkliğin devletle, sınırlarla bir problemi olamaz. bir çeşit yerelin kendini devlet içinde ifade etmesi anlamına gelir." imralı günlükleri
devletle, sınırlarla problemi olmayan ayrılıkçı bir örgütün lideri bir doktrin icat ediyor. sovyetsiz bir politikada ayıplamamak gerek. devam ediyor:
"demokratik özerklikte kürtler, bir nevi kendi özgürlüklerini sağlarlar. eğitim, dil ve diğer kültürel gelişimlerine ilişkin okullarını açarlar. halkın ekonomik sorunları var. gerekiyorsa bankalarını kurarlar, kooperatiflerini kurarlar. dilin eğitimi ve diğer konularda enstitülerini oluştururlar. bu devletin olmaması ya da devletin reddi anlamına gelmez. devletin kurumları yanında bir nevi kürtlerin kendi taleplerini karşıladığı bir yapı gibi düşünülebilinir." imralı günlükleri
burjuva demokrasisi hiç bu kadar güzel tanımlanmamıştı. ne diyorduk: "o ney gardaş, yarısını baa vir."
bu tanımlara yönelik karşılıklı yumuşamanın ardından demokratikleşmenin yüksek sesle ifade edildiği kürt açılımı ve akil adamlar heyeti dönemi geliyor. bu dönem günümüze daha yakın olduğu için az çok hatırlıyorsunuzdur. değerlendirme açısından "çözüm" adı altında hem türkiye'nin hem de kürtlerin ortadoğu'daki çıkar politikasına hizmet için en güdümlü olduğu dönemlerden biridir.
yine bu dönemin dikkat çeken gelişmesi ise ikinci cumhuriyeti kurmak ve "yeni türkiye"yi inşa etmek isteyen akp'nin 82 anayasasına karşı takındığı tavırdır. anayasa değişikliğine dair referandum gündemdedir. aslında perde arkasındaki hesaplar, darbe ve cuntaların zihniyetini bertaraf etmek ya da baskıcı anayasayı özgürleştirmekten ziyade parti devleti ve başkanlık için atılacak adımları içermektedir.
ulusalcıların hatta milliyetçilerin bile "hayır" dediği bir ortamda kürtlerin yönelimi, boykot kararı almak ya da "yetmez ama evet"çi tutuma daha yakın olmayı içeriyordu. bu anayasanın içerdiği değişiklikler ile eski defterler açılabilir ve kan politikasının hesabı hukuki zeminde de sorgulanabilirdi. akp, kürt sorununun aşılması için gereken çözümlerin, anayasaya değişikliğiyle sağlanacağını ifade ediyordu.
pkk bu süreçte, kck adı altında şehir yapılanmalarına yönelmiş ve mecliste de barajı geçerek, yeni bir dönemi başlatmıştı. burjuva demokrasisindeki imaj çalışmaları da diyebiliriz. dolmabahçe mutabakatı yine bu dönemde ortaya çıktı, bazı maddeleri şöyle:
"
- özgür vatandaşlığın yasal ve anayasal güvenceleri.
- demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşmasına yönelik başlıklar.
- kimlik kavramı ve tanımlanmasına dönük çoğulcu demokratik anlayışın geliştirilmesi.
- demokratik cumhuriyet, ortak vatan ve cumhuriyetin demokratik ölçütlerde tanımlanması, çoğulcu yaşam içinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması.
- bütün bu hamlelerin içselleştirilmesini hedefleyen yeni bir anayasa.
"
ikinci cumhuriyeti ve parti devletini kurmak isteyen, ileride de başkanlık yoluyla türkiye'yi farklı yola sürüklemek isteyecek akp'nin ekmeğine yağ sürmek istenmiyor tabi ki. alt metni görmüyor musunuz; halkların kardeşliği falan fıstık. sınıfsız toplum? işçi iktidarı? anti-emperyalizm?
yine bu dönemde iktidar kanadınca ergenekon süreci ile orduyu ve ulusalcıları yıpratma faaliyetlerine girişildi. devletin tasnif ve tasfiye edilmesi gerekiyordu. kürt siyasi hareketinin azılı düşmanı seçilen "ulusalcılık" bu dönemde ağır kayıplar verdi. yetmez ama evet.
arkaplanda iktidar ve onun müttefiki cemaat kirli planlarını uygularken, kürtler özgürce kürtçe konuşmanın keyfini çıkarıyordu. aleviliğin seçmeli ders olması olumlu olarak karşılık bulurken, din dersinin neden zorunlu olduğu sorgulanmıyordu.
tak'ın kuruluşu da bu döneme rastlıyor. örgüt içerisinde bu güncel politik gelişmelerin ardından anlaşmazlık başladı. tak adı altında bir örgüt oluşmuş ve kanlı eylemleriyle bir çok sivilin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. hatta başkentin göbeğinde üç bombalı saldırı düzenlenmiştir.
yine restleşme, yumuşuma adımları derken, emperyalizmin açgözlülüğünün yeniden devreye girmesiyle, ortadoğu'daki savaş rüzgarları suriye'ye taşınmıştır. bu bölgede esad'ın varlığı zayıflayınca, pyd/ypg ile kürtler yeni hareket alanları bulmuş ve abd/rusya valsinde, yıllar evvel elde edemedikleri abd müttefikliği onuruna erişmişlerdir. göklerden gelen bir emir. happy meal kutuları.
yeni hüküm sahası demek, ulus devleti için yeniden dile getirilebilecek esaslı kozlara sahip olmak demektir. 20 senelik restorasyon dönemi sona ermiş ve pkk yeniden ulus devletinde ve hiç olmadığı kadar dillendirilen kürt milliyetçiliğinin savunuculuğuna başlamıştır.
yine de suç isnatçısı çoksesliği severiz. çok tatlıdır aslında. emperyalist/kapitalist sistem çekişmesi şurada ortaya çıkıyor: kapitalistleşme ile ulus devleti paralellik taşır. emperyalist sistemin ulus devletler ölçeğinde birbirine bağlanması mevcut konjoktürü tanımlar. sınıfsız, sömürüsüz ve sınırsız bir toplum idealinin ana ekseni ise işçi iktidarıdır. ulus devleti gerilimiyle gergin ilişki buradan çıkıyor.
"ulusların kendi kaderini tayin hakkı" olduğunu söyleyen lenin, aynı zamanda sınıfın ortak mücadelesini ve birliğini bozacağı gerekçesiyle kültürel özerklik ve federalizm düşüncelerine karşı çıkmıştır.
sınıf mücadelesini ana omurga olarak değerlendiren ve "işçinin vatanı yoktur" ile "tarihsiz uluslar"ı niteleyen marx ve engel de bukalemun kıvamlı kürt milliyetçilerine tutumunu ifade eder mesela. ne sinsi adamlar şu marx ve engel! halkların kardeşliğine lolo yapıyorlar. ittifaklar gündemde olduğunda burjuva demokrasisindeki güç elde etme arzusunu hiçbir zaman gizleme gereği de duymayan kürt milliyetçisi kardeşlerimize çok ayıp ediyorlar. kınayalım lütfen.
neyse, son söz. tanımın da, kelamın da doğrusunu yazayım: dünya devriminin çıkarları daha önemlidir. devrimin kendi kaderini tayin hakkı vardır. biraz geç oldu kusura kalmayın. gün içindeki işlerimi vaktinde halledemedim. ama kafamda dönüp dolaşanlar bunlardı. sartre'den! selamlar.