- Kürt etnik kimliği ve ona yönelik diyaloglar, neden taşranın önüne geçilemeyen feodal yapısını ve mutaassıp zihniyetini sorgulamaz?
Kürt feodalizmi hizipçilik üzerine kurulmuştur. Bölge de ki aşiretlerin her birinin çıkarları çatışır.Bu sebeple ne hepsi Kürt milliyetçisi olur ne de devlet yanlısı olurlar. bu feodal sistem gereğidir. Hatta bazı aşiretler zaman zaman kürt milliyetçisi(barzanici) rolüne bürünmüş, başka zaman da sıkı şekilde devlet tarafına geçmiştir. Bunda elbette şaşılacak bir şey yoktur, aşiretler söz konusuysa kaypak bir zemine alışmak gerekir. Gerek muhafazakar ve ulusal sağ partilerin bölgeye yönelik yav.şak politikaları, gerekse Pkk'nin Demokle’sin kılıcı gibi Ankara'nın üzerinde durması feodal düzenin işine gelmiştir. Aşiretler bu sorunun bir dengesidir. Kürt hareketi her ne kadar feodalizme karşıyız dese de örneğin Pkk Bucaklara karşıdır ama Ertuşi'ye karşı değildir mesela. Ama unutulmamalı ki aynı zaman da ulusal bir d hareketten bahsediyoruz.Yazılı tarihni bile farklı uygarlıkların tabletlerinden edinmiş bir halkın özgürlük davasından bahsediyoruz? Nitekim millet ve milliyetçilik, tarihi bir oluştur. Sosyalizm gerçekçi ve bilimsel olduğu için bu oluşu yok sayamaz.Toplumların tarihi gelişmesinde bir dönem olarak buna karşı da çıkmaz. Üstelik bu oluşumu hızlandırır.Çağımızın en büyük özelliklerinden biri olan milli kurtuluş hareketleri, bu anlayışla sosyalistlerce desteklenmiştir.Kaldı ki sosyalizmin karşı olduğu millet ve milliyetçilik meseleleri değil, başka ırkları , etnik grupları milletleri aşağı gören ezen ve yok eden ırkçı,şoven bir milliyetçiliktir.Haliyle Pkk’nin aşiretlerle ilişkisi de ulusalcılık meselesi üzerinden yorumlanmalıdır bence…
-ya da Türk etnik kimliğinden kendine bir düşman yaratmakla meşgul olmayı tercih eder?
Şimdi Allah bu derdi vermiş, komşumuz olacaklar kendisine Türk diyor, yapacak bir şey yok, tez zamanda şifa dileriz) beş para etmez tarihi söylemleriyle orta Asya da daha çekik gözlü ve tıknaz bir kavimkene, Kürtler de bugün talan edilen, tüm zenginlikleri, birikimleri, sömürülen, her türlü alçaklığın, şerefsizliğin, hasyiyetsizliğin, soykırımın, insanlık suçlarının işlendiği bu toprakların otokton yani kadim bir halkı idiler. Yani Kürtler bugün ki tariflemede bir ulustur. Yaşadığı topraklar ise onların ülkesi, Kürdistan'dır. Bir dili, toprağı, kültürü, bin yıllardır bu topraklarda yaşamışlığı, varlığı, ortak değerleri olan koca bir insan topluluğudur. Kürt nedir, Kürdistan nedir diye sorduğun zaman bu tarifleme ''ulus ve ülke'' tariflemesi olmalıdır. Kürtlerin bir ulus, Kürdistan'ın da bir ülke olduğunu güzelce tarif etti isek şimdi gelelim bu gerçekliğin Türk devleti ve yurttaşları ile olan o rezil ilişkisine. Unutma ki, Kürtler inkar ve imhadan 100 yıldır nasibini almış, yaralı bir ulus. Onarılmaz yaralar açılan varlıklarını özellikle Türk devletinin egemenliği altındaki topraklarda adına ''yurttaşlık'' dedikleri ''şey'' ile yok etmeye çalıştılar. Öyle ki bu yüz yıldır sürüyor, ve artık anlamış olmak lazım, bir türlü yok olmuyorlar! Varlar ve yaşıyorlar. Çok değil daha onbeş yıl öncesine kadar ''kart-kurt'' sandığın Kürt varlığı, ıslahat şark planları ile bu devletin en önemli programı dahilinde bilerek ve isteyerek yok edilmeye çalışıldı. Sen daha dünyada yokken, devrim hayalleri kurmadan, Lenin-Marks okumadan önce, anarşist ya da demokrat olmadan, ulusların kendi kaderini tayini sadece marksistler tarafından bir disiplin dahilinde tartışılırken, Kürt ulusunun ''kaderini'' Türk devleti bu planlar ile tayin etmeye başlamışlardı.
Koçgiri katliamından sonra direnç gösteren bu ''ulus'' işte bu program dahilinde yok edilmesi gerektiğine kadar verdiler. Yedi düvel ile savaşan ''Sarı Paşa'' bizzat bu soykırımın dizayn edicisi ve bu işleri ''Mili şefin'' ıslahat planları ile de devlet politikası haline getirdiler. Koçgiri ve Ağrıdan sonra ilk onlar yani Kürt Kürdistan düşmanları anladı, bu işin bir toprak ve ülke meselesi olduğunu, ve Kürt varlığının ''ulusal'' bir varlık olduğu. Düşman bunu iyi anlamıştı ama o günlerin devrimcileri anlayamadılar. Dersim soykırımından sonra Tkp'nin ''ama onlar da gerici idiler'' demesi, Şeyh Said'in bir Kürt olduğunu unutturmaları ve işi islamcı bir kılıfa sokmaları falan var ya, bunlar kimin yoldaşlarının bok yemesi acaba ? O boku yiyecekti ki, kemalizm zehri ile belki devrimci olacakken, Kürt düşmanı oluversin ve bu zehrini ideolojik olarak sana devlet adına şırınga etsin.
Kürtlerin bir ulus olduğu gerçeği ve tüm bu rezil ilişkinin ne olduğunu da söyleyelim: işgal ve sömürgedir bu. Hani sürekli ''emperyalizm'' diyen partili ideoloji pazarlayan işportacılar var ya, hah işte tam onların dediğinden sana bir iki kilo vereyim. Bunları detoksta kullanacaksın.
Kültürel soykırım, hırsızlık, arsızlık, emek sömürüsü, topraklarını işgal ve talan, tüm Türk iktidarlarının Musul ve Kerkük sevdası, Afrin işgali, son dönemde üç parça Kürdistan'daTürk devletinin katil ordusunun yayılması, IŞİD'i eğitip donatıp Kürdistan'a salan, Kürtlerin kültürel ulusal zenginliklerini sömürmesi yetmiyormuş gibi bir de yeraltı zenginliklerini sömüren, zeytin ağaçlarını söken, yetmeyince arkeolojik yapıtlarını bile yıktıran, sebep olan kimdi? Şehirlerinin nüfus oranlarını - demografisini değiştiren Türk devleti değil mi? bundan ala yayılmacılık ve emperyalizm mi olur? Şimdi bu durum da kim kimin emperyalisti?
-Nato ve Amerikan üslerinin bulunduğu sözde "bağımsız" bir coğrafyada Kürtler solun ve özerkliğinin mi sözcülüğünü yapıyor?
Devrimcisin ya, e emperyalizmi de Kürtlere ağzını gözünü göğsünü başını gere gere anlatıyordun ya, kimmiş emperyalist, soykırımcı, sömürgeci, suçlu Kürtler ve Kürdistan için? Kimmiş Kürdistanlıları sömüren, yok eden, düşmanlık eden? Tüm bu tarihsel gerçekler, kollektif hafıza, tarihsel haklılık orta yerde dururken, şehirleri yakılıp yıkılırken anladık bir Sartre olamıyorsun (:
Size bir iyilik edip şuraya bir kitap koyacağım. PDF olarak da ilgilenenlere yolllayabilirim. Ezilenlerin pedagojisi - Paulo Freire.
Fiili savaş koşullarında, ülkesi işgal altında ve sömürgeleştirilmiş bir ulusa amerikan emperyalizmi pazarlamaya çalışan ideolojik işportacıların neden Kürdistan'lılara yoldaş olamayacağını anlayabilmeniz için, sizin bilincinizin nasıl yok olduğunu ve bizim varoluşumuza ve gerçekliğimize neden dokunamadığınızı da sömürge ulusun çocukları ile, bizler ile kurmuş olduğunuz bu eşitsiz ilişkinin, eşitsiz savaş koşullarında ortaya çıktığını da unutuyor oluşunuzdandır. Eşitsiz bir savaşın tüm koşulları, yaşam mücadelesine dönen o gerçekliğimizi, ancak yoldaşlık ilişkisi ile ve ancak ilk koşul olarak da ezen ulus kimliğinizden ve o kimliğinizi ortaya çıkaran Türk devlet egemenliğinden sıyırmış olmanız ile çok alakalı. Bunu yapmış olsa idiniz - ki Türk devleti yaklaşık 100 yıldır var, ve yüzyıldır işgalci ve sömürgeci ve soykırımcı, Kürdistan'lıların sahadaki biricik yoldaşı olabilecektiniz.
Bu koşullar altında şayet Amerika veya sizin ''emperyalist'' diye tarif ettiğiniz bir devlet, eşitsiz süren savaş ve yaşam koşullarında Kürtlere silah veriyor ve ''yoldaşlık'' ediyor ise, 100 yıldır edemediğiniz yoldaşlığı sorgulayamamanız ve onları ABD devleti ile yoldaş kılan varoluşumuz ile yok oluşumuz arasındaki ''kimlik'' ilişkisini kavrayamamış iseniz, demek ki Soykırımcı Türk devleti bizlerden çok, sizleri kendisine köle kılmıştır. Hala ve hala, fiili savaş sürerken, Kürtlerin en çok ihtiyaç duyduğu yaşamsal ihtiyaçlarına sırt dönmesi gerektiğini söylemek başka nasıl açıklanabilir? Bu Kürtlere, ölün, bizler de izleyelim, sömürgecine boyun eğ ve yok ol demekten başka bir anlamı da yoktur.Eşitsiz savaşın eşitsiz izleyicileri elbette Kürtlere yoldaş olacak değil. Soyvetler de ABD ile ortak cephede nazileri püskürttü ve yenilgiye uğrattı.
Terör-terörizm meselesi farklı bir başlıkta ele alınabilir.
Son söz olarak, savaş hakikati öldürür. Savaş aynı zamanda mazlumun, mahsumun hayatına kıyar. Yukarda verdiğin örnekte bunlardan biri yani Şenay Aybüke Yalçın’dır. Gencecik bir öğretmen, mahsum bir insan arada kaldı. Hayatını yitirdi. Hiçbir şey geri getiremeyecek. Bir bedel ödetildi kendisine ve ailesine. Gencecik öğretmenimizden önce kaç tane mahsum, kaç tane sivil, kaç sebinin hayatını bu savaş katletti. İşte bütün bunlardan dolayı barışa gelmeyenler, barış masasını devirenler, her dökülen damla kandan mesuldürler.