Türkiye enternasyonal solunun birleşmesi için ne yapılmalı?

Konu sahibi son olarak 1517 gün önce görüldü
DccIPUYW0AIQKVN.jpg

geceye bir öneri bırak başlığıdır. atış serbest. asmalı, kesmeli işçi iktidarı yerine burjuva demokrasisinde temsili olabilecek bir "sol" ideoloji tutarsız olsa da fraksiyon ayrışmasından uzak ortak bir dil nasıl oluşabilir? milletin meclisine bu partinin girmesi nasıl sağlanabilir?

bence rusça öğrenmeliyiz. türkçe anlaşamıyoruz. yabancı dil konuşurken daha kibar olur insan. kelimelerini özenle seçer.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Türk solu diye bir şey olmaz, en başta bu yanlış zaten. Kuzey Kivu solu diye 1 şey var mı mk? Bunu ilk hangi mal çıkardı acaba...​
 
Türk solu'nu biz ulusalcı sol, hadi adlı adınca diyelim, nasyonalsosyalistler için kullanıyoruz. kalanlar türkiye enternasyonal solu :)
 
sanırım ekim devriminden sonra komünist bıyıklı abiler bunu anadolu'yu ifade etmek için kullandılar. vay sen nasıl böyle konuşursun, fraksiyonları da öyle öyle çıkmış zaten. apocular da henüz siyasi arenada bulunmuyor tabi. yoksa şöyle de diyebilirlerdi; türk-kürt kardeştir solu.

şaka bir yana, kemal okuyan bile türk solu olarak bahseder bu kavramdan. bu tanım güncellemesi ya da hassas tanım uçları, queer'a kadar gidecekse, işimiz var kardeşlerim.
 
Solculuk adı altında Kürt milliyetçiliği yapıyorsunuz.

İmza: Türk Solu

(Kürdün Türk milliyetçiliği yapmamasına hayıflananların ortak bildirgesinden)
 
ilgili ve alanında yetkin bir yönetici başlığı, "türkiye enternasyonal solunun birleşmesi için ne yapılmalı?" şeklinde değiştirebilir mi? tşk. dilediğin olduysa karşiim, konuya zaten yazma meyili olmayan üyelerin, "türkiye enternasyonal solu" nedir acaba diye iyice kendilerini geri çekeceklerini hesaba katarsın umarım.

çünkü bu haliyle, gelecek yorumlar az çok algı için uğraştığın şeyleri kapsayacak. kürtlerin sol siyasetindeki yerine, kimlik sorununa odaklanacak. hatta, türkiye'de sol diye algılanan şeyin, chp'nin tek ayak üzerinde yürütmeye çalıştığı ulusalcı, demokratik sol diye adlandırılan-aslında merkez sağ zihniyetine yönelik- yanılsamayı takip edecek. gerçek solun ise daha farklı bir şey olduğunu ifade edeceğiz.

sovyet kaynaklarında bile türk solu olarak geçen kavrama niye kinlendiğini anlayamadım. ama kırmayayım seni, bir bildiğin var herhalde. başlık sende.
 
Solun birleşebileceği ortak alanlar var. Örneğin faşizm karşıtlığı ve sermaye karşıtlığı gibi. Kısaca Marksizm ve leninizmin ilkeleri ekseninde olan çoğu konuda bir olabiliyorlar. Esas tartışmalar yöntemden ortaya çıkıyor. Bu da ideolojik bir tartışmayı gerektiriyor.

Dolayısıyla Yön-Devrim Tezi, Milli Demokratik Devrim Tezi, Sosyalist Devrim Tezi, Fokoculuk, Maoculuk, Troçkizm gibi bir çok şeyi tartışmaya çıkarır.

Zemini sağlam bir tartışma konusu olursa eğer konuya vakit buldukça katılım sağlarım. Ayrıca konu içerisinde Perinçek diyen olursa engellerim.
 
Arkadaslar şu noktada anlaşalım Türkiye solu denilen bir şey de yok, az önce yukarda aktardığım tanım bile sorunluymuş. Hiç bir zaman da olmamış, türk solu vardır o her daim ırkçıdır ve öyle olacaktır. Türkiye solu gibi kavramsal ve duygusal deneme ve grift ilişkiler Kürt'lerce gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Başlık tekrar ele alınıp düzeltilmeli, aksi halde tartışmaya başlayamayacağız jdhskdj
 
başlık değiştiğine göre ilk oturumu açıyorum öyleyse. madem tanıma yönelik bir eleştiri geldi, sorum şudur: sol siyaset literatüründeki son kırk senede baskın olmaya çalışan kürt etnik kimliği ve ona yönelik diyaloglar, neden taşranın önüne geçilemeyen feodal yapısını ve mutaassıp zihniyetini sorgulamaz? ya da türk etnik kimliğinden kendine bir düşman yaratmakla meşgul olmayı tercih eder? nato ve amerikan üslerinin bulunduğu sözde "bağımsız" bir coğrafyada kürtler solun ve özerkliğinin mi sözcülüğünü yapıyor?

apocuların ortaya çıkmaya başladığı dönemlerde amerikan genelkurmayının teşvikiyle, yıllar yıllar evvelinden, 1965 yılında basılan bir kitaptan bahsediyor uğur mumcu: adı, ayaklanmaları bastırma hareketleri. kitabın, burjuva-milliyetçi örneği; kestirme yol başlıklı bir bölümü var. bu bölümde de şuursuz terörizm ve seçilmiş terörizm kavramlarından bahsediliyor.

"...şuursuz terörizmden maksat ayaklanma hareketleri ve sebepleri için alaka toplamak ve halkın dikkati bir defa çekildikten sonra gizli olarak bulunan taraftarları cezbetmektedir. bu da gelişigüzel yapılan terör hareketleriyle, bombaların patlamasıyla, yangın çıkartmakla, suikastlar yapılmakla ve mümkün olduğu kadar fazla seyirci cezbedecek bir şekilde toplu olarak, koordine edilerek ve ayarlı bir şekilde yapılır."

seçilmiş terörizm ise şöyle aktarılıyor:

"...seçilmiş terörizm çarçabuk şuursuz terörizmi takip eder. bundan maksat, isyanı bastırmakla görevli tarafı halktan uzak tutmak, halkı mücadeleye sokmak ve asgari olarak halkın pasif suç ortaklığını temin etmektir. bu da memleketin muhtelif yerlerinde bazı kimseleri, halkla en yakın teması olan küçük rütbeli hükümet memurlarını, polis, postacı, belediye reisi, belediye meclis azası ve öğretmen gibi insanları öldürerek yapılır."

otobüslere ateş açılması, insanların yollarının kesilmesi, kısacası sivillerin öldürülmeleri bir zabıta vakası mıdır? benzeri şekilde, geçmiş dönemlerde sosyalizminin yükselişte olduğu güney amerika ülkelerinde, afganistan'da, kore'de hem cia kaynaklarınca hem de kgb aracılığıyla bu gibi açık müdahalelerin varlığı itiraf/tespit edilmiştir.

şu resimle de devam edeyim:

5dda39ac67b0a912a4034d7d.jpg

açıklayıcı olmadı diye bıraktım: aybüke öğretmenin öldürülmesi; solun davasına, sola ne gibi bir katkı sağladı? kürtlerin suyu bulandırmakta amaçları nedir?
 
Son düzenleme:
@Karga karşiim, engin bilgilerinden faydalanmak isterim. başlık değişti. ilk oturumu da açtım ama hala yazmadın konuya. queer'ci avatarın çok tatlı. gezide de modaydı:

- kahrolsun bağzı şeyler.
* nasıl şeyler?
- işte bağzı şeyler.
* aç biraz, nasıl şeyler?
- ....
* ?!?
- ....
 
Çalışıyorum babacım,
Sabırsızlanma, forum olduğu yerde duruyor ve bende banlı değilim...
Akşam eve geçince rahat ve huzurlu bir kafayla yazarım, selamlar.
 
hani ücretsiz izindeydin ya? memlekette ücretsiz izne bi beni mi çıkardılar?
 
- Kürt etnik kimliği ve ona yönelik diyaloglar, neden taşranın önüne geçilemeyen feodal yapısını ve mutaassıp zihniyetini sorgulamaz?

Kürt feodalizmi hizipçilik üzerine kurulmuştur. Bölge de ki aşiretlerin her birinin çıkarları çatışır.Bu sebeple ne hepsi Kürt milliyetçisi olur ne de devlet yanlısı olurlar. bu feodal sistem gereğidir. Hatta bazı aşiretler zaman zaman kürt milliyetçisi(barzanici) rolüne bürünmüş, başka zaman da sıkı şekilde devlet tarafına geçmiştir. Bunda elbette şaşılacak bir şey yoktur, aşiretler söz konusuysa kaypak bir zemine alışmak gerekir. Gerek muhafazakar ve ulusal sağ partilerin bölgeye yönelik yav.şak politikaları, gerekse Pkk'nin Demokle’sin kılıcı gibi Ankara'nın üzerinde durması feodal düzenin işine gelmiştir. Aşiretler bu sorunun bir dengesidir. Kürt hareketi her ne kadar feodalizme karşıyız dese de örneğin Pkk Bucaklara karşıdır ama Ertuşi'ye karşı değildir mesela. Ama unutulmamalı ki aynı zaman da ulusal bir d hareketten bahsediyoruz.Yazılı tarihni bile farklı uygarlıkların tabletlerinden edinmiş bir halkın özgürlük davasından bahsediyoruz? Nitekim millet ve milliyetçilik, tarihi bir oluştur. Sosyalizm gerçekçi ve bilimsel olduğu için bu oluşu yok sayamaz.Toplumların tarihi gelişmesinde bir dönem olarak buna karşı da çıkmaz. Üstelik bu oluşumu hızlandırır.Çağımızın en büyük özelliklerinden biri olan milli kurtuluş hareketleri, bu anlayışla sosyalistlerce desteklenmiştir.Kaldı ki sosyalizmin karşı olduğu millet ve milliyetçilik meseleleri değil, başka ırkları , etnik grupları milletleri aşağı gören ezen ve yok eden ırkçı,şoven bir milliyetçiliktir.Haliyle Pkk’nin aşiretlerle ilişkisi de ulusalcılık meselesi üzerinden yorumlanmalıdır bence…


-ya da Türk etnik kimliğinden kendine bir düşman yaratmakla meşgul olmayı tercih eder?



Şimdi Allah bu derdi vermiş, komşumuz olacaklar kendisine Türk diyor, yapacak bir şey yok, tez zamanda şifa dileriz) beş para etmez tarihi söylemleriyle orta Asya da daha çekik gözlü ve tıknaz bir kavimkene, Kürtler de bugün talan edilen, tüm zenginlikleri, birikimleri, sömürülen, her türlü alçaklığın, şerefsizliğin, hasyiyetsizliğin, soykırımın, insanlık suçlarının işlendiği bu toprakların otokton yani kadim bir halkı idiler. Yani Kürtler bugün ki tariflemede bir ulustur. Yaşadığı topraklar ise onların ülkesi, Kürdistan'dır. Bir dili, toprağı, kültürü, bin yıllardır bu topraklarda yaşamışlığı, varlığı, ortak değerleri olan koca bir insan topluluğudur. Kürt nedir, Kürdistan nedir diye sorduğun zaman bu tarifleme ''ulus ve ülke'' tariflemesi olmalıdır. Kürtlerin bir ulus, Kürdistan'ın da bir ülke olduğunu güzelce tarif etti isek şimdi gelelim bu gerçekliğin Türk devleti ve yurttaşları ile olan o rezil ilişkisine. Unutma ki, Kürtler inkar ve imhadan 100 yıldır nasibini almış, yaralı bir ulus. Onarılmaz yaralar açılan varlıklarını özellikle Türk devletinin egemenliği altındaki topraklarda adına ''yurttaşlık'' dedikleri ''şey'' ile yok etmeye çalıştılar. Öyle ki bu yüz yıldır sürüyor, ve artık anlamış olmak lazım, bir türlü yok olmuyorlar! Varlar ve yaşıyorlar. Çok değil daha onbeş yıl öncesine kadar ''kart-kurt'' sandığın Kürt varlığı, ıslahat şark planları ile bu devletin en önemli programı dahilinde bilerek ve isteyerek yok edilmeye çalışıldı. Sen daha dünyada yokken, devrim hayalleri kurmadan, Lenin-Marks okumadan önce, anarşist ya da demokrat olmadan, ulusların kendi kaderini tayini sadece marksistler tarafından bir disiplin dahilinde tartışılırken, Kürt ulusunun ''kaderini'' Türk devleti bu planlar ile tayin etmeye başlamışlardı.

Koçgiri katliamından sonra direnç gösteren bu ''ulus'' işte bu program dahilinde yok edilmesi gerektiğine kadar verdiler. Yedi düvel ile savaşan ''Sarı Paşa'' bizzat bu soykırımın dizayn edicisi ve bu işleri ''Mili şefin'' ıslahat planları ile de devlet politikası haline getirdiler. Koçgiri ve Ağrıdan sonra ilk onlar yani Kürt Kürdistan düşmanları anladı, bu işin bir toprak ve ülke meselesi olduğunu, ve Kürt varlığının ''ulusal'' bir varlık olduğu. Düşman bunu iyi anlamıştı ama o günlerin devrimcileri anlayamadılar. Dersim soykırımından sonra Tkp'nin ''ama onlar da gerici idiler'' demesi, Şeyh Said'in bir Kürt olduğunu unutturmaları ve işi islamcı bir kılıfa sokmaları falan var ya, bunlar kimin yoldaşlarının bok yemesi acaba ? O boku yiyecekti ki, kemalizm zehri ile belki devrimci olacakken, Kürt düşmanı oluversin ve bu zehrini ideolojik olarak sana devlet adına şırınga etsin.

Kürtlerin bir ulus olduğu gerçeği ve tüm bu rezil ilişkinin ne olduğunu da söyleyelim: işgal ve sömürgedir bu. Hani sürekli ''emperyalizm'' diyen partili ideoloji pazarlayan işportacılar var ya, hah işte tam onların dediğinden sana bir iki kilo vereyim. Bunları detoksta kullanacaksın.

Kültürel soykırım, hırsızlık, arsızlık, emek sömürüsü, topraklarını işgal ve talan, tüm Türk iktidarlarının Musul ve Kerkük sevdası, Afrin işgali, son dönemde üç parça Kürdistan'daTürk devletinin katil ordusunun yayılması, IŞİD'i eğitip donatıp Kürdistan'a salan, Kürtlerin kültürel ulusal zenginliklerini sömürmesi yetmiyormuş gibi bir de yeraltı zenginliklerini sömüren, zeytin ağaçlarını söken, yetmeyince arkeolojik yapıtlarını bile yıktıran, sebep olan kimdi? Şehirlerinin nüfus oranlarını - demografisini değiştiren Türk devleti değil mi? bundan ala yayılmacılık ve emperyalizm mi olur? Şimdi bu durum da kim kimin emperyalisti?


-Nato ve Amerikan üslerinin bulunduğu sözde "bağımsız" bir coğrafyada Kürtler solun ve özerkliğinin mi sözcülüğünü yapıyor?

Devrimcisin ya, e emperyalizmi de Kürtlere ağzını gözünü göğsünü başını gere gere anlatıyordun ya, kimmiş emperyalist, soykırımcı, sömürgeci, suçlu Kürtler ve Kürdistan için? Kimmiş Kürdistanlıları sömüren, yok eden, düşmanlık eden? Tüm bu tarihsel gerçekler, kollektif hafıza, tarihsel haklılık orta yerde dururken, şehirleri yakılıp yıkılırken anladık bir Sartre olamıyorsun (:

Size bir iyilik edip şuraya bir kitap koyacağım. PDF olarak da ilgilenenlere yolllayabilirim. Ezilenlerin pedagojisi - Paulo Freire.

Fiili savaş koşullarında, ülkesi işgal altında ve sömürgeleştirilmiş bir ulusa amerikan emperyalizmi pazarlamaya çalışan ideolojik işportacıların neden Kürdistan'lılara yoldaş olamayacağını anlayabilmeniz için, sizin bilincinizin nasıl yok olduğunu ve bizim varoluşumuza ve gerçekliğimize neden dokunamadığınızı da sömürge ulusun çocukları ile, bizler ile kurmuş olduğunuz bu eşitsiz ilişkinin, eşitsiz savaş koşullarında ortaya çıktığını da unutuyor oluşunuzdandır. Eşitsiz bir savaşın tüm koşulları, yaşam mücadelesine dönen o gerçekliğimizi, ancak yoldaşlık ilişkisi ile ve ancak ilk koşul olarak da ezen ulus kimliğinizden ve o kimliğinizi ortaya çıkaran Türk devlet egemenliğinden sıyırmış olmanız ile çok alakalı. Bunu yapmış olsa idiniz - ki Türk devleti yaklaşık 100 yıldır var, ve yüzyıldır işgalci ve sömürgeci ve soykırımcı, Kürdistan'lıların sahadaki biricik yoldaşı olabilecektiniz.

Bu koşullar altında şayet Amerika veya sizin ''emperyalist'' diye tarif ettiğiniz bir devlet, eşitsiz süren savaş ve yaşam koşullarında Kürtlere silah veriyor ve ''yoldaşlık'' ediyor ise, 100 yıldır edemediğiniz yoldaşlığı sorgulayamamanız ve onları ABD devleti ile yoldaş kılan varoluşumuz ile yok oluşumuz arasındaki ''kimlik'' ilişkisini kavrayamamış iseniz, demek ki Soykırımcı Türk devleti bizlerden çok, sizleri kendisine köle kılmıştır. Hala ve hala, fiili savaş sürerken, Kürtlerin en çok ihtiyaç duyduğu yaşamsal ihtiyaçlarına sırt dönmesi gerektiğini söylemek başka nasıl açıklanabilir? Bu Kürtlere, ölün, bizler de izleyelim, sömürgecine boyun eğ ve yok ol demekten başka bir anlamı da yoktur.Eşitsiz savaşın eşitsiz izleyicileri elbette Kürtlere yoldaş olacak değil. Soyvetler de ABD ile ortak cephede nazileri püskürttü ve yenilgiye uğrattı.

Terör-terörizm meselesi farklı bir başlıkta ele alınabilir.

Son söz olarak, savaş hakikati öldürür. Savaş aynı zamanda mazlumun, mahsumun hayatına kıyar. Yukarda verdiğin örnekte bunlardan biri yani Şenay Aybüke Yalçın’dır. Gencecik bir öğretmen, mahsum bir insan arada kaldı. Hayatını yitirdi. Hiçbir şey geri getiremeyecek. Bir bedel ödetildi kendisine ve ailesine. Gencecik öğretmenimizden önce kaç tane mahsum, kaç tane sivil, kaç sebinin hayatını bu savaş katletti. İşte bütün bunlardan dolayı barışa gelmeyenler, barış masasını devirenler, her dökülen damla kandan mesuldürler.
 
Son düzenleme:
Keşke biri özet geçse.. Karganın okuyacağım en uzun postu olacak..
 
Arkadaşlar ''kurdistan'' kelimesini görüpte sinirden pişmiş kelleye dönecek olanlara; ben bu kelime yüzünden bir çok forumdan ban yiyip davalık oldum. Fakat yasal olarak bir suç unsuru barındırmıyor rahat olun, kasmayın yani. Hatta geçen sene diğer ircforumlarin da birinde üyenin teki ekran görüntüsünü alıp beni dava edecekti ama halen mahkeme celbi ulaşmadı jakshk
Buradan biride ''vatan haini'' diye şikayet edecekti ama ona da 2 çoçuğum var yazıktır kıyma-eyleme diye kandırmıştım. (nicki T ile başlıyor)
Neyse ezcümle siz yinede şikayet etmeyin, iyi bir insanım ben, bak inanmassan dayıya sor (:



telefondan öyle görünüyor ya, bilgisayardan bakınca kısa bence... ):


Keşke biri özet geçse.. Karganın okuyacağım en uzun postu olacak..

(okumadı)
 
Son düzenleme:
Geri