Toz Kaçtı..!

Konu sahibi son olarak 3159 gün önce görüldü
Darmadağın hayat bitiyor umudum yorgun
Yıkık dökük harabelerimde yanıyor ruhum
Karanlığın içinde bir ışık söyle hiç yok mu..?
Sonunda bu savaşı kazanmak bu kadar zor mu..?​
 
Elimde dünden kalma yarınlarla
Ansızlık anıtı bir kente geldim
Ben bu şehirde en çok seni sevdim…

Nikotin yorgunu
Titrek ellerinden içeri girdim
Şehir gözlü adam dedim adına
En okunaklı yeriydin alınyazımın
Gizleyemedim…

Geceleri kılık değiştirdim
Ellerini soyunup gözlerini giyindim..
Akşam sağanaklarıyla indim gizli bahçelere
Bulutu yüzüne çevirdim
Kirpiklerinden sağanaklar başladı
Gözlerin geceye yağdı
Karanlığım ıslandı..
Sonra
Sana vurdu, sana sustu bütün gitmeler…
Martı kanadına yüklerken durgunluğunu
Bir yalnızlıkta tutukladılar yüzümü
Anısı kaldı düştüğüm uçurumların
Beni en aşık yanlarımdan astılar

Kuşlar güne inerken sesin çizildi kanatlarına
Ve sen hep vardın
Tutulduğum Karantina nöbetlerimde
Sonra kaşlarıma muştulandı eriyen gecenin çelik izleri
Tersine çevirdim ağlamaları
Bilir misin fırtına gözlü adam
Bana en güzel düşmeleri bıraktın uçurum gözlerinden…

Yarın bütün gemiler sende duracak
Ve senden doğacak güneş
Bakışların namlıya sürülmüş bir kent olsa da
Ben hep uçurum gülleri ekeceğim onlara
“Bu Gün Güllerden Sarı”

Yalnızlık yığılıyorken eksik bir şehrin ortasına
Bu gece yağmurum sana
Gözbebeklerine koy beni…
Gidişlerinle susuyor bütün koridorlar
Ama olsun!
Ben bu şehirde en çok seni sevdim..!

Gün devrildi…
Koca bir yürek kaldı altında…
Oysa gölgeli bir parantezdi günler
Yüzünün deltasında
Pazartesiden cumartesiye
Aşk
Aynı gün ölmekti belki…
Ve bazen,
Öyle güzel susardın ki…
 
Dinlediğim her şarkıda, her yağmurda ıslanışımda, dalgaların kayalara çarpışında, her nisanda ve her eylülde, sen yeniden gidiyorsun benden.
Ben bu ayrılışların acısını yaşarken, birgün gidebileceklerini düşünerek, kimsenin gelmesine izin vermiyorum…

Sana ilk satırlarımı yazdığımda, yine mum ışığı vardı odamda.
Soğuk, beyaz bir defterin her şeyi hayale dönüştüren sayfalarında, ilk kez seni yaşamıştım. Şimdi uzun yağmurların ardından yine mum ışığıyla dolu odamda, yine ve hala sana yazıyorum.
Çünkü ben her hayal kırıklığım, her duvara çarpışımdan sonra hala sana dönüyorum.

Ortasından kopartıldığı için hiçbir zaman sonu gelmeyecek günlerimize dönüp, hala seni arıyorum…
 
İyi geliyordun acıyan yaralarıma...
Bir de baktım ki acıyan yaram `sen´ oldun...
Hiç kabuk bağlamayan...
Hep kan bağlayan...
İzinsizce, izini hücrelerime işleyen...
Ve hiçbir yolunun dönüşü olmadı !
Yolunda ardımı kıra kıra ilerledim.
İlk aşkımı devirecek kadar sevdim.
Sen de biliyordun, öyle seviyorum ki...
Dönüşü olmayan tüm yollarıma inat !
Sabahtan çıkan her yol, geceye yol alıyordu...
Kahrolası gece Şah kesiliyordu karşımda, ukala !
Yarama tuz basıyordu, vicdansız !
Gece, gece ve yıldızları kaymaya niyetsiz âmâlı...
Sanki sırtlarından asılı..
Bir ben miyim kayan..
Bir ben miyim kendi kendini yakan..
Bir ben miyim aleviyle aydınlatamayan ve sevmeyi öğrenemeyen..?

Gece seni yanıma usul usul koyuyordu, yâr..
Her doyamadığım geceye bir karabasan...

Öyle ağırsın ki aklımda, assalar boynumdan bir o kadar rahatlarım inan..
Bazen beyaz bir güvercindesin, bazen denizde, bazen de aynı baktığımız gökyüzünde...
Bense, sen neredeysen oradayım; beyaz güvercinde, denizde, mavide ve aldığın her nefeste...
Belki de bundandır, kalkıp gitmeye üşengeçliğim..

Kaç yıllık can varsa üzerimde, sadece sana yaşatıyorum yâr...
Yâr,
Saatin kaç olmuş ?
Silahım olsa, çeksem, vursam..
Akrep bugünleri ısırsa, yelkovan dünlere tutunsa...
Ve dünde tekrar tekrar yaşasak..

O sabah kalktığımda gözbebeklerim olduğu yerde kayıp düştü..
Bir gözümden ben...
Bir gözümden sen...
Birileri gitmişti..
Anladım..
Anladım ki orucumsun..
Senin iftarın yok mu..
Sana kavuşmanın bir yolu yok mu...
Seni özlüyorum deli yâr...

Beş dakika daha KaL...
Biraz seveyim
Sonra ben giderim yemin ederim...
 
Bir yıldız sağanağı ve bir yanım veda.
Bir ateşin içinden gülümseyebiliyorum sana.
Çünkü sende öğrendiğim aşk bende bir sadakat.
Tanıdığım bir şey bu...
Bulutlar ulvi bir el tarafından ağlayabiliyorsa beni de ağlat demeliyim.
Her an birden bire bir sadakat ile gelecekmişsin gibi...
Yüzümde ki hazana bak.
Sonbaharın son gününde doğmuşum gibi.
Neden yoksun?
Neden parmaklarınla kavisler çizmiyorsun artık?
Saçların nerede?
Bilmiyor musun artık bütün eşyalar benimle alay eder oldu.
Bütün sevdiklerimi başucumda görme isteğim bile suç.
Yoksun ve perdeleri siyaha soyunan bir gün ile karşılıyorum yok oluşunu.
Şehrin ilk simidini ben yedim.
Bütün karlar suskunluğumun ve sensizliğimin üzerine beyaz yalnızlıklar örtüyor.
İlk çayını ben içtim bu şehrin.
Sen yoksun…
Yitik bir şehrin korkularını emziren bütün gecelerini buğulu bir camdan seyrediyorum.
Sonun nerede olduğunu bilmeden
Ve zahir bir hayata feryatlar bırakarak aşikar cümlelerle sinsi ızdırapların ardına adını kazıyorum.
Bu yüzden anımsadığım zühre ve bu yüzden adına zahir cümleler bırakmam.

Bir adın kaldı dayanabildiğim hüzünlerden...
Kimi zaman "gidenler unutmaz geride kalanları" beni avutan.
Kimi zaman "evet son kez git ve bir daha dönme" kalbimi yıkan.
Dokunduğun yürek aynı.
Mağrur bakışlarınla izliyorsun bu şehri.
Yüreğinde yas diye tasvir ettiğin ayrılıkların bir gün nefesini senden alacağını hiç düşünmedin.
Adımlarını ne de çabuk sıklaştırdın gitmek için ve neden acele ettin haykırışlarını çığlıklarına adamak için...

Gözlerim kan dolu izliyorum seni.
Bir yerlerde hala varsın biliyorum.
Sen yoksan bu şehri ölümler kuşatır ve bazen bekleyenler değişir adını haykırmak için...
Sonra adın mor mürekkeplerle kazınır vaktin darağacına...
Ama her şeyden önce yalnızızdır bilirsin.
Gitsen de yalnızız ve kalsan da yalnızız.

Bu şehir özlediğim bir çift göz için ayakta sanki.
Sanki müptelası olduğum puslu bir gökyüzünde melek saçların.
Sanki bir uçurum düşüyor avuçlarımdan.
Kaç bahar oldu söyler misin?
Bir sığınma duygusu ile sana topladığım güller gideli kaç bahar oldu?

"Ebediyen ölmeyecek ruhumun bir şehri var sende..."
 
Ben senden mutlu bir son değil, mutlu bir sonsuzluk istemiştim.
Anlamadın!
Belki de seni güzelleştiren hayatın çirkinliğiydi...
Bunu da ben anlamadım!
Acaba benimle mutlu olduğun için mi beraberdin yoksa ben mutlu olduğum için mi?
Bu sorunun da cevabını bırakmadın.
Sadece gittin.
Aşk ne senin bende gördüğündür ne de benim sende gördüğüm.
Aşk; birlikte gördüğümüzdür sevgili.
Seninle aynı değilmiş aşka bakışımız.
Sen benden kusursuz bir aşk istedin, ben senden yaşanabilir bir aşk.
Belki bu yüzyılın insanı değilsin diyeceksin bana ama bence aşk karşındaki insan çırılçıplakken bile gözlerini onun gözlerinden ayırmamaktır sevgili.
Bu kadar temiz severken seni, koca bir hayatı kirletip terk ettin beni.
Bu hayat seni unutabileceğim kadar uzun değil sevgili.

Acım mı?


Geçmedi...
Alıştım sadece...​
 
Yoldaşım !
Zamanla unutulur bu kalleş kahır, diner acısı ayrılığın.
Gidilecek uzun bir yolumuz var daha; senin için senden vazgeçebilirim.
Bir boşlukta karşılaşmıştık ilk kez, bir başıma başka bir boşlukta da yol alabilirim.
Haydi
Beni bulduğun eski, yalnız sokağa bırak yine.
Şimdi gitmek vakti…
Biliyorum gitmek, bazen en çok kalmak.
Ne olur; bu defa da giderken en çok kal ya da yanında en çok beni götür olur mu ?
 
Unutmak istemiyorum Ben seni !
BirLikte GüLüp, birLikte AğLadığımız O günLeri
Kurduğumuz HayaLLeri
BirLikte SöyLediğimiz ŞarkıLarı
İyi Kötü AnıLarımızı
GözLerinin Rengini
Kokunu
SaçLarını...
YıLLar Geçsede bir TürLü bitmeyen ama başLamaya Niyeti oLmayan Aşkımızı !
Hani Söz vermiştin, Anneme ' Anne ' diyecektin
Benden başkasını Sevmeyecektin !
Peki Neden Gittin ?
Dur ben SöyLeyeyim
Çünkü Ben Seni Çok Sevdim
O yüzden Hak Etmedim..!
 
Bende çok farklısın,belkide değmedi gözlerim gözlerine.
Ama sende benim gibi hüzün kokuyorsun.
Kapkara bir gecede yazıyorum bunları sana.
Belki buram buram sararmış, sonbahar kokan umutlarına deva olurum.

Sendemi yakalandın körebeye.Hemde masumca!-Anne öpücüğünün geçirmediği kafiyesiz sancılar yaşıyorsun değil mi?.Her zaman bedenini rüzgarlar aradı usulca yenik düşmene rağmen.

İşte soru işaretleri bol bir manzara bu.Uzun satır aralıklarında soluklanmanın keyfini çıkarma zamanı gelmedi mi artık.

Çobanın kavalından ahenkle dolanmanın zamanıdır.Pencere kenarında umudu beklerken sakın ola yanıbaşındaki saksıyı sulamayı unutma.​
 
Bir kâğıda sığar mı bir yürek?
Ya da bir yürek kadar büyük olabilir mi bir kâğıt?
Daha sana yaralarımı göstermedim.
Kaldı ki ben,
Senden önce kendime tehlikeyim...
 
Sana anlattıklarım neleri susuyor bir bilsen
Ve anlatmadıklarım neleri söylüyor
Boğazımı yırtarcasına susuyorum
Ya verilmekten yıpranan cevaplardayım
Ya sorulmamaktan solan sorularda
Sen ıslatmasını bilmeyen bir yağmur oldun her akşam
Ben ıslanmasını bilmeyen ahmak
Bu yüzden aşık olamadık sırılsıklam...​
 
Yazmadıklarından korkarsın en çok yaşadığın hiçbir şey de
Ve adın gibi bilirsin;
Aramayı unutan bulmayı öğrenemez
Bugünler dünlerinden utanıyorsaHiç yarın olamayacaklar
Şimdi ne bugünsün ne de yarın
Olsa olsa sadece bir yarım;
Ya da eksilen yanım!
An kaybından ölen zaman
Senden daha katilini bulamadı kendine
Gelseydin eğer kendimi bile kovardım yanımdan
Gelmedin yine kendimsiz kaldım ardından..
Dünyanın bütün dillerinde sustum ve bir şair bıraktım geride
Ekmeğini aşktan çıkaran!

Sustalı bir aşk seninki
Sesinle çıplaklaşıp suskunluğumla giyiniyorum
Korunak sandığım tüm senlerde
İçimde yoktan başka bir şey kalmadı
Ruh ölünce cesedi beden taşıyor sırtında
İki büklüm acılarla
Patlasam her yere acı sıçrayacak biliyorum
Patlamamaya hazır bir bomba oluyorum
Ben mi çok yorgundum sen mi çok dinç?
Bende mi eksikti sen de mi fazlaydı sevinç?
Dilsizler yalan söyleyemez anladım

Ya ben konuşamadım ya sen sağırdın!
 
yorgunum1.jpg
 
Uzan bana, dokunamadığın kadar yakınında olayım ki, anla acısını!

Şimdi; hangi köşesinden tutup sıkıca kendine çekmeli, seni unutmaya başlama fikrinin?
Hangi tuttuğum köşesi, daha az acı vericidir sensizliğin?
Kaç gecenin koynunda ıslanmaya başlamalı, gözlerimdeki yaş öbeklerim ve gece daha kaç uykusuzluğuma gebe kalmalı?
Sayfalarca mı unutmalıyım seni, yoksa tek satır yetmeli mi?
Seni unutmak ince iş sevgilim, önce neresinden başlayacağımı çok iyi hesaplamalıyım.
Geri dönüş yollarına binlerce mayın döşemeli, ruhumda bıraktığın yanık izleri?

Önce yaşattığın hangi acıyı hatırlamalıyım, unutmak için?

 
Ve gittin...
Sadece bitti dedin...
Fazlasına gerek yoktu zaten...
Herkes anlamak istediğini anlardı degil mi ?
Ama inan hiçbir sey anlamıyorum...
Sana lanetlermi yağdırmalıyım? Yoksa yolun açık olsun mu demeliyim...?
Yok bu çok fazla, dilerim Allah'tan bensiz gittiğin hiç bir yol açık olmasın...!!!
Sensiz aldığım nefes nefes değilken, bensiz aldığın nefes nefes olmasın...
Yok bu da çok fazla...
Ben kıyamam ki sana...

Ben sadece geride bıraktığın bu beceriksiz kalp için yalvarıyorum...
Gel unuttur bana seni...!​
 
Hala dün gibi hatırlarım her anını anılarımın
Biraz hırcınım bu yüzden Biraz hüzünlüdür hep bir yanım...

Hala sızlar icin icin her biri yaralarımın
Dalgalıdır denizim bu yüzden
Biraz ıssızdır hep kıyılarım...

Cok erken tanıdım cok erken tattım cilvesini kaderin
Zamansız büyüdüm şimdi kayıp cocukluk günlerim...​
 
Sair demis ki " Kac kez ögüt verdim kendime.. Layık Olana Yan.. Sonra tekrar Sana kül oldum.. "
Ben de dedim ki yare " Yakma, yakma, yakma.." 'Peki' dedi.. Sonra tekrar O'na kül oldum..
 
Artık gitme demicem.
Zaten iyice hazırsın bu sefer
Her seyi yanında götür
Anılarımızı, umutlarımızı, sevgimi de al belki lazım olur..
Tek kelime etmesem diyorum ama etmeliyim..
Sana bilmediğin bir seyden bahsetmeliyim "Kendimden"
Evet onca zaman tanıdığını sandığın benden..
Hırcın yanımı gördün daha cok.
Oysa öyle uysal bir cocukmusum ki..
Neydi beni zaman zaman hoyrat yapan sanırım düsünmedim..
Birini ayrı tutsam da renklerin hepsini sevdim..
Mevsimleri de..
Aslında cok sey var sevdiğim, kavgalar ve savaslar dısında..
Bir de niye olursa olsun vedalasma anları..
İsterdim ki uyumlu halimi yasasaydın daima..
Ama bana hep vurgun saatlerinde geldin ya da sen vurdun..
Uzaklara bakardım uysal cocukluğumda, icimde dolmayan derin bosluğunda..
Denizden gelecek bir gemi bekledim durdum..
Sonra yıldızlara baktım yıllarca..
Ve sen sandığım bir yıldıza..
Kadınlar, erkekler, cocuklar, sehirler tanıdım..
Coğunu da sevdim..
Asklarım da oldu..
Hem de uğruna ölebileceğim asklarım ama en cok Seni Sevdim..
Ve simdi gidiyorsun..
Evet git..
İcimdeki melek sana dua edecek..
Sanırım kahrolmayacağım bu veda sahnesine..
Senin baban öldü mü?
Bu gidis ölümden beter olamaz..
Hangisi doğru bilmiyorum..
Seni uğurlayıp öylece kalmak mı?
Yoksa
Benim uyumamı bekleyip gitmen, benim de sensiz sabaha uyanmam mı?
Bence simdi git..
Hayır gitme..
Yani git de, önce üstümü ört..
Ben uzanayım söyle, ısığı kapat ve git..
Hayır hayır gitme..
Yani git de, ısıgı yak git.
Ben karanlıktan korkuyorum da..
Hem sensizlik, hem karanlık bu kadarı fazla..
Üstümü de örtme
Bu sevkat de fazla..
Isıkların hepsi acık olsun.
Icim burkuluyor.
Sen nasıl gidersen git..
Dur!
Burayı iyi dinle..
Bir kez daha söylüyorum ve son kez..
SENI SEVIYORUM
Sen giderken ben icimden haykırıcam..
Kusursuz bir asktı bu diye..
Kusursuz bir asktı benim sana büyüttüğüm..
Sen ne yasadın,
Bilmiyorum
...
 
Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz.
Şimdi ne senin gözlerinde haranın suya hasret yangınları var
Ne de benim gözlerimde şiir…
Yaz dedin, oysa kışlar yaşıyorum her mevsim
Açmak üzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üzerine
Üşüyorum…
Evet hala üşüyor ellerim..
Hüzün kapımızı çalalı beri bin günü aştı
Bin ömür, bin soluk, bin yıkılış yaşadım
Ömrünün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım
Sığınışlarını, susuşlarını ve haykırışlarını işittim maviadadan
Korunaklı bir liman olamadım sana
Ve arkama bakmadan giderken
Haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını
Şimdi, bin ömür geçmiş ömrümden
Ben bir rüyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum
Hani zaman ilacı olurdu her şeyin?
Hani zamana bırakmalıydık?
Atalar yine yanıldı…

Bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben
Zaman zehrini içerken yudum yudum
Artık bitsin istiyorum ataların ilaç dedikleri yoksuzluğun..
Bitsin…
Bitmezlerin bilincinde diyorum diye
Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz.
Şimdi ne senin gözlerinde haranın suya hasret yangınları var
Ne de benim gözlerimde şiir…
Şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum
Susuyorum…
Susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep

Şehrine gidiyorum…
Yokluğun açıyor kapıları
Yıkılan şehirlerarası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor
Hala haklısın
Kokun sinmiş soğuk duvarlarına şehrin
Herkesin gözünde seni arıyorum
Yoksun…
Yokluğunu salıp gitmişsin
Gidişle bırakıldığın bu kentte…
Susuşlarına bile yandığım soğuk dağlarımın eşkıyası
Bağışlama dilemiyorum, gel demiyorum, sev demiyorum
Haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin
Sığındığın maviadada yaktığın ateşi görüp
Yanaştırabilirsem gemilerimi
Tutacağım ellerinden…
Şimdi yanıyorum, kanıyorum ve yıkılışların altında tekrar eziliyor bedenim
Geç kalınmış bir soluk mu bir günün sonunda
Yoksa çaresizliklerimin son çırpınışları mı bilmiyorum?

Kayıp adresten yazıyorum son kez
Sussam yalnızlık, konuşsam ayrılık
Dönsem yıkılış, dönmesem yokoluş...
Şimdi ben susuyorum, yalnızlığa talip
Sen de sus bana
Sus ki,
Bir daha ölmeyeyim…
 
Birini aldın beni ne bıraktın?
Bu can onsuz yaşar mı sandın?
Yağmur oldum kapına dayandım..
Götür Allahım...​
 
Geri