yılın son ayı, yirmi üçün eşiğine giriyoruz.. iki binin.. dün eve dönerken milat takvimini milyar yılla karıştıran taksicinin işi allaha bağlayarak sonucunda hükümete sövmesi gibi de değilim.. hicri takvimi neden kullanmıyorsun abi demiştim. hönklemişti. üzülme taksici abi daha beter bir haldeyim. eşiğe giriyorum. eskiden geçmişime gider kendimi doğrardım, şimdi insanlar benim geçtiğim geçmişi önüme yığarak kendilerini doğratıyor. yılmadım, sıkıldım. kimsenin her şeyim diyebilecekleri insanlara tahammülü zerre kadar olmuş, acının tatlı tebessümünü alaya alarak üzüldüm sanıyorlar. dünyevi dertlere ben de onlar kadar muzdarip ve yerine göre daha hassas olsam da hep üstesinden gelmeye çalıştım, sıkıldım. benim insanlığımdan nasibini alamayan cürmü kadar yer yakar olmuş, acıyorsam adiyim.. derdim hep kendimeydi, öyle olacak.. bilmem kaç kez kırıldım, artık hissetmiyorum.. bu liman dünyanın 9. harikası, her daim bir gemi gelir, kalır ya da kalkar. kimisi dibine batar, kimisi giderken bir şeyler götürür. diyordu her uğrayan ben mi? limanın eşiğiyim, sıkıldım.
öyledir insan ilişkileri, doluyken duygular, kahkahalar saçılır ziyafet sofrasından sefil kalan hep duygusuzluk olur. tıka basa yenir, doyumsuzlukta doyar.. işte o zaman bencillik peyda olur. olsun, şaşırmıyorum. geçmişime takılmayı bırakalı çok oldu, geçiyor ya da geçiriyorum. farkında değiller ki ben aç kalırsam, kendi duygusuzluğumu da yiyebiliyorum. yirmi üçün eşiğine giriyoruz demiştik, damladı müzeyyen abla sen gönlün olunca beni ararsın diye.. yok abla aramasınlar, kırarım.. peşin hüküm veren kim varsa yargısıyla naaşını alabilir. ben kendimden başka hiç bir şeyden korkmuyorum. göç başladı.. bu saatten sonra ne durdurabilirler ne de dururum. yanımda olmak isteyen vardığım yerde olur ya da bakmayı bıraktığım geçmişimde ki kırıntılarımın içerisinde kendini eyleyerek yaşamaya devam eder..
uzun zamandır bu denli efkarlı sigara içmemiştim, iyi geldi. keyfin anlamı yok, bize gelmiyor. bugünlük ve bu anlık kendime bir söz vermiştim. yukarıda ki şarkı bitene kadar yazacağım arkasından hunharca oyun oynayarak günü yenisine bırakmak adına vakti avuçlarımla sıkacağım. düşünmek istemiyorum, endişelenmek, sormak, sevmek, sorgulamak, üzülmek istemiyorum. ne bana ne de başkalarına yarıyor. gerçi ben bunları yapsam da ruhumun midesi de gerçeği kadar geniş, hazmedebiliyorum.
derdim hep anlaşılamamazlık olarak algılanmış olsa da hayatımın her sekansına bir şekilde eşlik eden insanların yüzeyselliğinden ve her yüzeyselliğin içinde aslında derin olduklarını iddia ettikleri martavallardan sıkıldım. çünkü sadece iddia edebiliyorlar, ne icraat ne de kalıpları var. küçümsediğim falan sanılmasın haddime değil, sadece olduğunuzu iddia ettiğiniz kişi olamadığınızın kendiniz bile farkında değilsiniz. taksici abi en azından hönkleyince saçmalayabiliyor, siz de o da yok.. uyan ivan, sıkıldın.