Taverna

Konu sahibi son olarak 638 gün önce görüldü
Onu bunu boşverinde çok güzel radyo yayını yapıyor şuranın radyosu olsa ne güzel olurdu. Tribe giriyor insan yayınını dinlerken Sjsjsjs
 
Untitled-1.jpg
ov


620 küsur sayfa, aklımda kalan yukarısı,
gecenin bilmem kaç yarısı
karnı yarılmış dürüstlüğünün..
içerisinden insanoğlu sızıyor.

bir leylak dalına düşmeden önce,
daha çok kendindin.
kırıldın, kırıldı yüreğin..
içerisinden acı sızıyor..

ben de aynı yatağın bu yüzyılındayım.
tam burada, uzanıyorum..
ışık hızındayım düşlerken
bedenim dünyevi ağırlıkta.

nerede kaldın ilya?
okurken sen oldum.
neredeyse 45 gün sürdü..
seni sayamadım.

parmaklarım boğumundan üşüyor.
kar, kan, kış, kıyamet..
irin gibi birer birer
bizden düşüyor.


08.11.22 oblomov hatıratı - ivan divan-ı edebiyatı, delen
 
çok sexy bi şarkı aradaki türkçe sözleri dinle

 
Gözlerimi açtığımda saat 06:57'idi.. fişşşşşk, fiyukkkkkkkkk viuuuuuuuuv diye sesler geliyordu.. 45 derecelik bir açıyla kalkmaya yeltenmişken 25 derecede durakaldım.. hava aydınlanmaya yüz tutuyorken camdan odaya dolan ışıktan babamın parmaklarını gördüm. hemen camın dibinde kahvesi, gözlüklerine telefonun ekranı yansıyor.. rengarenk meyveler sıra sıra yukarıdan aşağı iniyordu. kül tablası hemen camın eşiğinde, yanında da bol kepçeden bir kahve.. sigarası tütüyor.. o an ne saçma bir rüya (ölen muhabbet kuşum tekrardan dış kapının hemen ardında her zamanki yerinde duruyor. o ara bir hırsız evin kapısını cam kesici bir aletle zorluyorken kuşun çıldırırcasına öttüğünü duyuyor rüyamın içinde de uyanarak kapıya doğru yöneliyordum. sen kimsin ulan anasını gofretlediğim şimdi polisi arıyorum diyerek telefonun flashını açmış kapıya doğru yürürken hırsız bahçede depar atmaya başlıyor, adeta bir npc gibi takribi 30 metrekarelik bir alandı dönüp duruyordu. kaçamayacağını düşünüp bir sigara yaktı ve uçurumdan kendini aşağı attı. sonra sıçradım) gördüm diyerek kafamı yastığa geri koydum.. ağzımın suyu bıyığımdan akmış, kötü uyuyakalmıştım. o ara dünden aldığım biraları mı içsem lan sabahın köründe diye düşünürken sıcağın verdiği mayışıklıkla tekrar uyuyakalmışım..

08:45'te babam aradı, işe öğlen gideceğim diyerek telefonu kapadım.

11:00 civarı tekrar uyanmıştım.. önce kulaklarıma müge anlı'nın sesi ulaşırken.. annemin de mutfakta çok sevdiği bir akrabasıyla konuştuğunu da işitiyordum. ocakta patates kızartıyordu.. fritöz hak getire.. bolca yağın içinde patatesler huşu içinde pişiyordu.. sesi ile kokusu aynı anda gelmişti.. her şey çok hızlı gelişti ve uyandım.. 30 - 35 dakika boyunca uzanmaya devam ettim gözlerim açık bir şekilde rutubetli tavanı izliyor.. düşünüyordum. neden ve niye.. ne zaman ve nerede.. yaşamak bu, bu kadarsın işte.. ah ulan ivan..

yüzümü yıkarmış gibi yapıp her zamanki gibi yıkamadım. sofranın başına oturdum.. her zaman ketçap mayonez döktüğüm patatese bugün herhangi bir ekleme yapmadan sek yedim.. arada bir ağzıma peynir atarak patatesi de sevindiriyordum. bir iki domates dilimi, salatalık.. üstüne de iki bardak çay.. müge anlı devam ediyordu.. işe gitmek için ne giyeceğimi düşünüyordum. kafamın içinde iki düşünce kapısı varmış gibi, birincisi dışarı yansıtılabilecek türden.. ikincisi ise sürekli durmaksızın devam eden türden.. sonsuzluğa ermiş sonu olmayan bir sarmal gibi.. bakan sadece daimi olarak dairenin küçülebildiğini sanıyor..

kahverengi gömleğimi giydim altına da hafiften dar bir kot, lacivert süet ayakkabılarım... attım çantamı da sırtıma, ivan yolda.. şoray değil lan ivan.. günlük rutin, işe gidiliyor.. hava mükemmel derecede beni mutlu edebilecek cinsten puslu ve bir o kadar da karamsar.. gülemiyorum anneler kızar.. kurt puslu havayı sever diyor arkadaşım. ne ara işe geldiğimi ben de bilmiyorum. aklım bedenimden ayrı bir seyahatteymiş meğer "yavuz naber? hoş geldin dediklerinde anladım"

gerekli rutinler tamamlandıktan sonra çavdar tarlasında ki çocukları kaldığım yerden okumaya başladım.. aslında ulaştırılması gereken sayfalar vardı, hep var. ben ise kaybolmak istiyordum. duygularımı pek dikkate almadım. kızdım hatta, kırdım. telkin işe yaramıyordu hırpaladım.. neyse kitap araya giren müşterilerden, günlük dızo diyaloglardan dolayı bitemiyordu. bir hışımla son sayfaları da mesai saatimin sonuna yetiştirerek bitirdim. rafa kaldırdım..

hava pusluydu, yüreğim kor, aklımda aynı sorular.. ne sen sor ne ben söyleyeyim. sen sorsan da ben anlatmazdım. beni bulana kadar.. eve dönerken gece lambasının aydınlattığı burnumdan pul pul deri dökülüyordu. bu aralar sabun kullanmakla haşır neşirim ondan olsa gerek dedim.. nemlendirici kullanmıyorum anneler kızar..
bu günlük savaşı bitirdim, yenildiğimi düşünen Cervantes fetişidir, yok doluyum. varlara gebe olanlardan.. bir of çeksem dünyamın pencereleri kırılır anneler kızar..
 
kısa kestim biliyorum, huyumdur. 2 üstte bulunan elçibey havasını dinleyerek bunları yazıyorum. noktalama işaretlerini dikkate alsam katli vacip olması gereken bir katip olurdum ya da kalemiyle kurban seçen bir katil, ne çıkar. eh be ne çıkarsa çıkar, biliyorum.. anneler kızar.
 


Haraptarlı Nafi şöyle der; " Hayat nedir diye sorarsan bilmiyorum evlat, sormazsan biliyorum." Bilmiyorum, bildiklerimi yapabilsem söylemiş olacağım zaten. Birbirimizin derdiyle dertleneceğiz, bu bizim sevdiklerimize ve dostlarımıza borcumuzdur zaten.
 
Son düzenleme:
Takriben 3 kilometrelik nizami dik bir yolu arşinladiktan sonra minibüs durağında bekleyecektim. Alnımdan ağır ağır süzülen terin ruhuma verdiği baskın ve huzursuz bir hışımla karşımdaki gökdelenin altında bulunan migrosa girdim. Reklam kuşağı değil tekel yoktu yoksa daimi tercihimiz münüp büfe ( lise yıllarından beri tanıdıklarla aramızda cünüp büfe eheheh diye dalga geçeriz.) olur.. mahalle kazansın.. biraz bira, kuruyemiş, bir takım toz kahveler, sigara, soda.. 256 törkiş lira. Killa killa killa senin yaşadığın her mağara... Ohom neyse çantama doldurduktan sonra biraz bira dediklerimin içinden miller'i aldım. Sana söylemek isterdim. 12 adımda 33cl birayı fondipleyebiliyorum, öyle de yaptım. Üzgün değilim bir sigara yaktım.. aynı hışımla cikiverdim gökdelenin sürgülü elektronik kapısından, boş şişeyi de bitişiğinde ki çöpe bıraktım. Minibüsü beklerken otobüs geldi akbil diye paracard okutmuşum. Sarhoş değilim lan, marketten çıkarken kartı akbilin olduğu göze koymuşum.. otobüs aniden hızlanınca omzumu direğe vurdum. Sallanmiyorum lan şişeler ağır geliyor. Şişeleeeeeeeeeer hobaaaa hop hop öhm neyse.. measiyi bitirdim izne az kaldı. Eve dönüyorum dünden ıspanak yemeği vardı..
 
kalktım, kalktım mı lan diyerek kendimi sorguladığım sırada bilgisayarım açık kalmış 14 youtube sekmesi var.. tarihin arka odası 13 aralık 2009; hz. yuşa ve yahudiler tarihi.. ne güzel tatil lan dedim ben gibi geçiyor. dünden açtığım bira bir yudum eksilmiş hay senin uykuna ivan dedim. bir sigara yaktım, evet bu aralar içiyorum.. günün ilk sigarasını hızlı nefeslerle sömürünce hafiften başıma vurdu arkasından birayı yudumlamaya başladım. annem sms atmış doktor randevum var ocağın üstüne ıhlamur çayı bıraktım kaynatıp içersin öptüm diye.. ah ulan anneler, iyi ki var.. ne kadar günahkar da olsalar daima melekler.. şeytan da öyle değil miydi? lan yoksa!? yok yok.. dikliyorum birayı, 14 sekmeyi pas geçerek 15. yi açtım. arkaya da lapsekili tayfur, günaydın resitali gelsin.. 22 dakikalık konserdeyim. iç kıyarken, haz veren.. birayı çoktan bitirdim. hava soğuk neyse ki ılımamış.. kekremse bir hüznün üstüme çöktüğü bulutun hemen ortasındayım, baktıkça yukarıya ne güzel lan yağacak diyorum, yağmadı.. kaderindeeeeeeeeeeeeeeeeen kurtulan var mı dünyada??????? öhm.. üstüne ıhlamuru gömsem midem de zihnim kadar terse düşeceğinden ses etmez diye tahmin ediyorum. araya midemi tutsun diye bir avuç kadar ketçaplı cips sıkıştırdım. bu taverna benim, tüm masalar boş.. sanatçıyı kendim seçiyor, içimi tüm masalara kimi oturtacağıma karar verirken açıyorum. mehmet şefin esnaf lokantasından kovulması gibi diyelim, burada para geçmez.. haydeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee.. bazennnnnnnn mutlu oldummmmmmmmmmmmm bazen isyankarrrrrrrr olduuuuuuuuuuuuuuummmmm bazen güldüüüüüüm bazennnnnnn yandıkça yandımmmmmmmmmm. her günüm bir başka yaşantı olduuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu.. bazen güldümmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm bazennnnnnnnnnnn yandıkça yandımmmmmmmmmmmmm... telefona hiç bakasım yoktu, zorunda kaldım.. whatsapptan bir müşterim yazmış ivan bana 20 tane dünya klasiği önerir misin acil? acil?.. ah be erdal abi.. ezberimdekileri yazdım geçtim.. oysa ki bektaş-i öğretiler ile bezenmiş ortadoğu tarihli sohbetlerimizde her seferinde beni kündeye getirmeye çalışıyorsun, yenemeyeceğini bile bile, çünkü hümanist bir adamla savaşıyorsun.. bazennnnnnnnnnnnn denedimmmmmmmmmm bazeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeen yandıkçaaaaaaaaaa yandımmmmmmmmmmmmmm.
 




yılın son ayı, yirmi üçün eşiğine giriyoruz.. iki binin.. dün eve dönerken milat takvimini milyar yılla karıştıran taksicinin işi allaha bağlayarak sonucunda hükümete sövmesi gibi de değilim.. hicri takvimi neden kullanmıyorsun abi demiştim. hönklemişti. üzülme taksici abi daha beter bir haldeyim. eşiğe giriyorum. eskiden geçmişime gider kendimi doğrardım, şimdi insanlar benim geçtiğim geçmişi önüme yığarak kendilerini doğratıyor. yılmadım, sıkıldım. kimsenin her şeyim diyebilecekleri insanlara tahammülü zerre kadar olmuş, acının tatlı tebessümünü alaya alarak üzüldüm sanıyorlar. dünyevi dertlere ben de onlar kadar muzdarip ve yerine göre daha hassas olsam da hep üstesinden gelmeye çalıştım, sıkıldım. benim insanlığımdan nasibini alamayan cürmü kadar yer yakar olmuş, acıyorsam adiyim.. derdim hep kendimeydi, öyle olacak.. bilmem kaç kez kırıldım, artık hissetmiyorum.. bu liman dünyanın 9. harikası, her daim bir gemi gelir, kalır ya da kalkar. kimisi dibine batar, kimisi giderken bir şeyler götürür. diyordu her uğrayan ben mi? limanın eşiğiyim, sıkıldım.

öyledir insan ilişkileri, doluyken duygular, kahkahalar saçılır ziyafet sofrasından sefil kalan hep duygusuzluk olur. tıka basa yenir, doyumsuzlukta doyar.. işte o zaman bencillik peyda olur. olsun, şaşırmıyorum. geçmişime takılmayı bırakalı çok oldu, geçiyor ya da geçiriyorum. farkında değiller ki ben aç kalırsam, kendi duygusuzluğumu da yiyebiliyorum. yirmi üçün eşiğine giriyoruz demiştik, damladı müzeyyen abla sen gönlün olunca beni ararsın diye.. yok abla aramasınlar, kırarım.. peşin hüküm veren kim varsa yargısıyla naaşını alabilir. ben kendimden başka hiç bir şeyden korkmuyorum. göç başladı.. bu saatten sonra ne durdurabilirler ne de dururum. yanımda olmak isteyen vardığım yerde olur ya da bakmayı bıraktığım geçmişimde ki kırıntılarımın içerisinde kendini eyleyerek yaşamaya devam eder..

uzun zamandır bu denli efkarlı sigara içmemiştim, iyi geldi. keyfin anlamı yok, bize gelmiyor. bugünlük ve bu anlık kendime bir söz vermiştim. yukarıda ki şarkı bitene kadar yazacağım arkasından hunharca oyun oynayarak günü yenisine bırakmak adına vakti avuçlarımla sıkacağım. düşünmek istemiyorum, endişelenmek, sormak, sevmek, sorgulamak, üzülmek istemiyorum. ne bana ne de başkalarına yarıyor. gerçi ben bunları yapsam da ruhumun midesi de gerçeği kadar geniş, hazmedebiliyorum.

derdim hep anlaşılamamazlık olarak algılanmış olsa da hayatımın her sekansına bir şekilde eşlik eden insanların yüzeyselliğinden ve her yüzeyselliğin içinde aslında derin olduklarını iddia ettikleri martavallardan sıkıldım. çünkü sadece iddia edebiliyorlar, ne icraat ne de kalıpları var. küçümsediğim falan sanılmasın haddime değil, sadece olduğunuzu iddia ettiğiniz kişi olamadığınızın kendiniz bile farkında değilsiniz. taksici abi en azından hönkleyince saçmalayabiliyor, siz de o da yok.. uyan ivan, sıkıldın.
 




AN İTİBARI İLE MUBAREK RAMAZANIN BİTİMİNE AZDAN BİRAZ FAZLA KALA BENDENİZ MAJİK EFENDİNİN GARİP GUREBA KULLARINDAN İVAN-I DİVANDELEN, SAYFANA YÜZ SÜRMEYE GELDİM ŞEYHİM, DİVAN-I DELDİM DE GELDİM ŞEYHİM.

YOLUNA DERT OLANA ZERK EYLEMEYE,
PASİF AGRESİFLERİ TERK EYLEMEYE,
SENİ BEDBAHTLIKTAN UZAK BİR PİR EYLEMEYE,
HUUUUUUUUUUU
GELDİM, ŞEYHİM.


SÖZ UÇAR, YAZI KALIRDI ŞEYHİM
TEKNOLOJİ NE MERET BİR ŞEYDİR Kİ ARTIK YAZI DA SÖZDEN ÖTE KALMIYOR, UÇUYOR.
SEN GÖNLÜNE YAZMA İRKİLİR AKLI EVVEL MECZUPLAR,
BEN YÜREĞİNDEN TUTMAYA
GELDİM, ŞEYHİM.
GELDİM.
HUUUUUUUUUUUUUUUUUU HUUUUUUUUUUU

YOLUNUZ PAK, YOLUNUZ HAK, YOLUNUZ EŞLİĞE NA MÜMKÜN
ZİNHAR LEKE SÜRÜLMEYECEK,
DOĞRU BİR, DOĞRU TEK,
İVAN OLDU HASRETİNDEN YEK,
GELDİM ŞEYHİM...
GEL-DİM.
 


bu senenin son düzlüğüne gelmeden önceki virajı aldırdığın için teşekkürler.
şarampole yuvarlanmasakta
vizontele tubayı bulmasakta
sarımsağı sarıp saklamasakta
manda yuva yaparken söğüt dalına
ne bilsin bu postta anılacağını nelson mandela

SÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜĞ
 



Severken hiç demezsin canımı mı alacaklar
Bir canım var ya o da sanaymış kimseye değilmiş
Herkes nazar eder fikrim sabit
Kimseye güvenmem genelde
Sana çok inandım her halde

Severken hiç demezsin kahrolduğumu görecekler
Millete ne
Çok dik durdum alayına
Açılmak isterim senle Cinnah yolu
Her dil mubah yalın bu dava için ise ; hislere susmak da dahil ispatlarım gözlerin içinde..

Bu tür şeyler lütuf şeyler tuhaf şey
Ve karşıyım her karşı gelene açtım mezar
Şu sıkıntı neyse çözelim artık ikimiz ben aştım
Velhasıl kelam tutuldum gözlerine fenayım..

Severken hiç demezsin canımı mı alacaklar
Unutamazsın
Yer değiştiremezsin
Yağmuru sağanak yarın çok ayrı bugün çok ayrı arbede
Kalmak arkada
Önünü görmek ağır yapar

Severken hiç demezsin kahrolduğumu görecekler
Kahrolduğumu görecektin
Canımı mı alacaktın?

Bu tür şeyler lütuf şeyler tuhaf şey
Ve karşıyım her karşı gelene açtım mezar
Şu sıkıntı neyse çözelim artık ikimiz ben aştım
Velhasıl kelam tutuldum gözlerine fenayım..

Neyi düşüneyim
Ben neyi düşüneyim
En has arkadaşımlayım
Bir merhumun peşindeyim

Anlatamam ki
Saklayanlardanım
Saklayanlardanım
 
Untitled-1.jpg


AH BE GARDAŞIM, GÖNÜL İSTERDİ Kİ YARIN DÜĞÜNCÜĞÜNDE TEPİNEYİM... GECE GECE İNGİLİZ KANI AKITTIK...
RÜTBELENDİK, ARŞ-I ALAYA RAMAK KALA AKLIMA DÜŞTÜN...




BİR SABAH KALKINCA YATAKTA GÖREBİLİRSİN AT BAŞI DEMİŞ ŞAİR;

İVAN ATLA ÖLDÜRÜYOR... @Favela BOL BOL MUTLULUKLAR LAN! MUTLUYUM!
 
Usta,imgelemin cok iyi.Bazi ses paylasiminlarin zaman asimina ugramis.Lakin bu da en azindan zamanin her seyi,silebildigini gosteren naif bir iz gibi kalmiş bu sayfalarda.

Imkan bulursan Ismet Ozel ve Cahit Zarifoglu okumani tavsiye edebilirim.Belki de okuyorsundur kim bilir.Takibindeyiz...
 
Geri