Taverna

Konu sahibi son olarak 638 gün önce görüldü



günü 3 e kadar uykuya devirdim. midemi tutsun diye bir avuç leblebiyi itina ile çiğnedim. kahve yapmak ile yapmamak arasındayım. midem fokurdamaya yakın, tuvalet ise kahve makinesine daha yakın.. çabuk geldi - geçti zaman.. yarın yine iş var. iş hep var.. killa baba'dan geliyor:

Kalbim kırıldı defalarca.. parçaları yapıştırdım. Meleklerle küsüp nedense şeytanlarla barıştırdım. Kör talih lan, bu da benim şansım darmadağın alt yapım, kırık dökük defansım bas la Pes etmek yok bizde, hele teslim olmak asla..
 


1. bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam
cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam

1. (iki cihan (dünya ve ahiret) benim içime sığar, ancak ben bu dünyaya
sığmam. mekansızlık cevheri bende, ben bu aleme sığmam.)

2. kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim
sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam

2. (bütün varlıklar ve mekan benim delilimdir. başlangıcım varlık sahibi
olan zat'la başlar. sen beni bu işaretle tanı, ama bil ki ben bu
işarete de sığmam.)

3. kimse gümân ü zann ile olmadı hakk ile biliş
hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam

3. (hiç kimse zanla, kuşkuyla hakk'ı bilenlerden olmadı.
hakk'ı bilen bilir ki, ben zanna ve kuşkuya da sığmam.)

4. sûrete bak vü ma'nîyi sûret içinde tanı kim
cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam

4. (dış görünüşe bakıp bu dış görünüş içinde gerçek manayı, iç görünüşü tanı.
çünkü beden de, ruh da benim. ancak ben ruha da, bedene de sığmam.)

5. hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât
bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam

5. (hem inci kabuğu, hem de inciyim, yani hem dış hem iç. mahşer meydanı
ve sırat. bunca kumaş ve binek takımıyla ben bu dükkâna sığmam.)

6. genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş
gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam

6. (işte gizli hazine benim. görünenin aynısı işte benim. bu hazine kaynağının
incisi de işte benim. ancak ben ne denize, ne de kaynağa sığmam.)

7. arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün
kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam

7. (yeryüzü ile gökyüzü ve "kâf" ile "nun" gibi bütün herşey bende bulunduğu
için, ey bana akıl vermeye kalkışan kişi sesini kes. çünkü ben, sözlere
ve açıklamalara sığmam.)

8. gerçi muhît-i a'zâmım adım âdem durur âdemim
dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam

8. (gerçi her tarafı kaplayan ulu varlık benim, adım insan olduğu için, insanım.
mâlik olan da, "ol" denilince olan da benim, ben bu mekana da sığmam.)

9. cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim
gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam

9. (ruhla aynı cihanı paylaşan, âlemle aynı zamanı yaşayan benim. ancak şu
hoşluğa bak ki, ben ne bu âleme, ne de bu zamana sığarım.)

10. encüm ile felek benim vahy ile melek benim
çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam

10. (yıldızlarla felek benim. vahiy de, melek de benim. dilini tut ve konuşma,
çünkü ben bu dile de sığmam.)

11. zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim
sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam

11. (en küçük varlık da, güneş de benim. dört (dört unsur: toprak, su, rüzgâr,
ateş), beş (beş duyu) ile altı (altı yön: sağ, sol, ön, arka, üst, alt) da
benim. sözle anlatılan görünüşü gör, ancak ben anlatılana da sığmam.)

12. zât ileyim sıfât ile kadr ileyim berât ile
gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam

12. (sıfatımdan dolayı zât ile birlikteyim, berat'ım, imtiyazım nedeniyle
kadr içindeyim, itibardayım. şeker kamışı sayesinde gül tatlısıyım.
kapalı ağızlara sığmam.)

13. şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim
rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam

13. (bal ile şeker benim güneş benim, ay benim. herkese akıcı bir ruh
bağışlarım, ancak kendim bu akıcı ruha sığmam.)

14. tîr benim kemân benim pîr benim civân benim
devlet-i câvidan benim îne vü âna sığmazam

14. (ok benim, yay benim, yaşlı benim, genç benim, sonsuz devlet benim,
mekana ve zamana sığmam.)

15. yer ü gökü düzen benim geri dönüp bozan benim
cümle yazı yazan benim ben bu dîvâna sığmazam

15. (yerle göğü düzenleyen benim, sonra dönüp bozan benim bütün yazıları
yazan benim, ben bu divâna sığmam.)

16. nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim
gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam

16. (ateşten yanan ağaç benim, göğe çıkan taş benim. bu ateşin alevini gör.
ben bu lügate sığmam.)

17. gerçi bugün nesîmîyim hâşîmîyim kureyşîyim
bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam

17. (gerçi bugün nesimîyim, hâşîmîyim kureyşîyim ama menzilim bundan
büyüktür, ben menzile ve şâna sığmam.)

seyyid nesimî
( 1369 - 1417 )

DERİSİ YÜZÜLEREK ÖLDÜRÜLEN NESİMİ​


Nesimi, 14.yüzyılın ikinci yarısı ve 15.yüzyılın başlarında yaşamış Türk edebiyatı şairlerindendir. Seyyid Nesimi hakkında bilinenler rivayetlerle karışıktır. Kendisi ile ilgili kişisel bilgilere ancak Latifi, Aşık Çelebi ve Hasan Çelebi tezkirelerinden ulaşılabilmiştir. Ki o kaynaklarda bile doğum yeri, doğum tarihi, gerçek adı gibi bilgiler zaman zaman birbirini tutmamaktadır. Fakat bilinen ve birçok kaynakta söz edilen bir gerçek vardır ki o da Nesimi’nin derisinin yüzülerek öldürülmesidir.

Devrimci Bir Şair

Seyyid Nesimi’nin Türkçe ve Farsça olmak üzere iki divanı vardır. Günümüzde de kendisinden Divan edebiyatının Yunus Emre’si olarak bahsedilmektedir. O dönemlerde ise Nesimi’ye halk arasında seyyid denmesinin nedeni peygamber soyundan geldiğine inanılmasıydı. Belki de şiirlerinin dönemin diğer şairleri tarafından dikkate alınmasının nedenlerinden birisi de buydu. Ayrıca şiirlerinde herkesten farklı, coşkun ve korkusuz bir dil kullanıyordu. Aynı zamanda Nesimi, Hurufilik tarikatı halifelerindendi ve dar görüşlü, yanıltıcı dini düşünüşle mücadele ediyordu. Bu nedenle düşüncelerini şiirleriyle anlatmaktan çekinmiyor, diyar diyar dolaşıp insanlara şiirlerini ve düşüncelerini ulaştırıyordu. Onu diğer şairlerden ayıran en önemli özelliği de sonu derisinin yüzülmesine kadar gideceğini bilmesine rağmen inandığı davadan vazgeçmemesi ve ilahi aşk uğruna varlığını yok etmesidir.

Hurufilik Tarikatı

Hurufilik, izleri 17. asra kadar Anadolu ve Balkanlarda yayılan mistik ve felsefi bir akımdı. Kuran harflerinin gizemini çözmeyi ve varlık ile sayılar arasında bağlantılar kurmayı amaç edinmişlerdi. Nesimi de bu tarikata öyle bir bağlanmıştı ki mürşidinden daha çok onun adından bahsedilir olmuştu. Birçok insanı etkisi altında bırakıp kendisinden övgülerle bahsedenler olduğu gibi “zındık” diye bahsedenler de vardı. Bunun sebebi herkesin anlayabileceği düzeyde olmayan fikirleriydi. Örneğin Nesimi’ye ve bu tarikata göre Allah’ın zuhur ettiği yer insanın yüzüydü. Yani bir nevi insan yüzü Allah’ın aynasıydı. Bir diğer örnek ise düşüncelerini harflerle sistemleştirip her bir organı 32 harf ile izah etmeleriydi. Bunlar ve buna benzer düşünceleri din alimleri tarafından şiddetle eleştirilmişti. Ve her dönemde olduğu gibi herkes gibi düşünmeyen ya susturulmalı ya da ölümün ellerine teslim edilmeliydi.

Derisinin Yüzülüşü

Elbette Nesimi ölmeyi susmaya tercih etmişti. Bu nedenle hakkında derisi yüzülerek öldürülme fetvası verilmişti. Rivayete göre halkın gözü önünde derisi yüzülmüş ve bu olay birçok insan tarafından izlenmişti. Hatta devrin müftüsü konumundaki adam gaza gelerek şehadet parmağını kaldırmış “Bu öyle bir kâfirdir ki kazara pis kanı insanın bir uzvuna temas etse orasını kesmek lâzım gelir.” diyerek onu lanetlemişti. Tam da o sırada derisi yüzülen Nesimi’nin bir damla kanı adamın şehadet parmağına sıçramıştı. İzleyenlerden biri müftünün parmağının kesilmesini söylemiş fakat müftü kendisiyle çelişerek parmağını yıkamıştı. Bunun üzerine Nesimi şu beyiti söylemişti:

‘‘Zahida bir parmağın kessen dönüp haktan kaçar
Gör bu miskin aşığı serpa sayarlar ağlamaz”

*Zahid: Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren anlamına gelen Arapça sıfat.

*Sarpa sayarlar: Baştan aşağı soyarlar.

Sırlara Karışmak

Bir diğer rivayete göre de derisinin yüzülmesi bitince Nesimi ayağa kalkmış, derisini bir örtü gibi sırtına alıp izleyenlerin dehşet dolu bakışları arasında yürüyerek gitmişti. Kimse nereye gittiğini bilmiyordu fakat Halep’in 12 kapısında bekleyen kapıcıların her biri kendi bulundukları kapıdan çıktığını iddia etmişlerdi. Bu yüzden derler ki Nesimi 12 kapıdan aynı anda çıkıp sırlara karışmıştır. Bu hikaye de günahlarının üstünü kapatıp başkalarını dinsiz diye cezalandıranlara ders olması için nesilden nesile aktarılmıştır. Birilerine ders olur mu bilemeyiz ama yetişen daha nice Nesimilere yoldaş olacağına inanırız. Ruhu şad olsun!

“Gah giderim medreseye, ders okurum Hak için.
Gah giderim meyhaneye, dem çekerim kime ne?

Sofular haram demişler bu aşkın şarabına.
Ben doldurur, ben içerim, günah benim kime ne?”

(Şiir Kul Nesimi'ye aittir. Yazıyı özetleyecek nitelikte olduğu için kullanılmıştır.)

http://kitabıneksiksayfaları.com/f/deri̇si̇-yüzülerek-öldürülen-nesi̇mi̇
 
sar hoş

huzursuz bir hüzün örtüsü..
uyurken kefen misali üstüme çekiliyor.
ruhum sabitlenmiş, zihnim alabildiğine açık.
anne sarhoş olmak istiyorum.

papaz pilav yerken çanlar benim için çalıyor.
krematoryumum küçük kız çocuğunun diktiği adak mumuyla,
aydınlanıyor.
anne, sarhoş olmak istiyorum.

bıyığımın kenarından düşen bira damlasına bin dert ilişiyor.
ucu açık bırakılan her şeye bir anlam dikiyorum.
çıplak fikirlere karşı değilim, çıplaksa..
anne ben sarhoş olmak istiyorum..

diyelim ki gözlerimin yaşı mayalara düştü,
mayalar yaşımı yedi, aylara bölüştü.
seneler uhrevi bir mahzende fıçıya dönüştü..
hangi yüzyıldan ibaret yaşamım?
zihnim.
alabildikçe alabildiğine,
uçsuz ve bucaksız..
anne ben kendimle sarhoş olmak istiyorum.




30,10,2022 - 02:01
dimitri ivanof divan-ı delen
 
Biz Bu Hale Düşecek İnsanlar mıydık?

Aslında gerçeği söylemek gerekirse öyle çok görkemli, dillere destan, görenlerin "Aha ilişki, ooo çok coşkun ilişki, vay vay çok taşkın ilişki" dedikleri bir ilişki değildi bizimkisi. Herkesinki gibi sıradan, zaman zaman sıkıcı, coşkunluğu da taşkınlığı da belirli sınır ve kalıplar içerisinde, ekseriyetle dört duvar arasında yaşayan bir ilişkiydi bizim ilişkimiz. Abartı ve şaşaadan uzak, yalın ama mutlu bir çifttik. Ama ne yazık ki yaşadığım kadını artık tanıyamıyordum. İlk başlarda ne kadar inkâr etse de onu hep başkalarının ellerine, parmaklarına bakarken yakalıyordum. Zamanla kulağına fısıldadığım sevgi sözcükleri ona yetmez oldu. "Seni... Eee böyle seviyorum aşkım, eee şöyle seviyorum aşkım" diye aşk nameleri söylemem onun için artık hiçbir şey ifade etmiyordu. Oysaki eski günlerde nasıl da ışıl ışıl olurdu gözlerinin içi... Biraz zorladım; ilişkimizin ne kadar sağlam ve ulvî temeller üzerine kurulduğundan, bu aşkın karşısında hiçbir süper gücün duramayacağından, hatta ikimiz el ele verirsek Kovaceviç'li, Ronaldo'lu dünya karmasını bile yeneceğimizden falan bahsettim... Olmadı. Işıldatamadım o gözlerinin içini. Sadece kuru bir "Haklısın bebeğim"le yetindim. Sonra "Şerefsiz!" dedim. "İşin düşünce ararsın di mi ?" dedim. Korkuyla ve şaşkınlıkla "Bana mı dedin?" dedi. "Yok be aşkım. Sana ne diyicem, Samet denyosu aklıma geldi de birden ona sinirlendim" dedim. "Bugün aradı bu beni. Böyle bir yalaklanmalar falan... Dedim: 'Ne?' Dedi: 'Dünya evine giriyorum.' Dedim: 'Eee ?' Dedi: 'Abi nevresim takımı, çatal bıçak seti bi de fiskos masası aldım da kefil gerekiyor, sen olur musun?' Anında telefonu suratına kapattım çiçeğim" dedim. Ve "Ulan şerefsiz! Nevresim takımı alıyorsan bana mı alıyorsun ? Fiskos masasında aile fotoğrafımı ben mi sergiliycem ? Çıkar dünyası olmuş be aşkısı!" diye veryansın ettim sevdiceğime. Veryansın etmemle canım sevgilimin gözlerinde o aylardır görmediğim ışıltıyı görmem bir oldu. Fark etmiştim; "Seni seviyorum" sözcüğü Richter ölçeğinde 2 şiddetinde bir deprem yaratıyorsa onun yüreğinde, "nevresim takımı" 7, "zigon sehpa" 9 şiddetindeydi. Evet o artık yuva kurmak, evlenmek istiyordu. Ama dile getiremiyordu... Peki bu kadın, bu beraber olduğum insan bu hale nasıl gelmişti? Daha dün gibi hatırlıyorum Dövüş Kulübü filmini izlemiştik. Ben filmden çok etkilenmiş, gerek mesajsal, gerekse çekimsel olarak çok beğenmiştim filmi de sevdiğim itiraz etmişti... Dövüş Kulübü'nün Hollywood'un planlı bir ürünü olduğunu, Amerikan sömürgeciliğinin kendi ürettiği teze yine kendi ürettiği antitezi ürün olarak sunup, "İşte buyrun, alın size muhalefet. Bununla yetinin" diyerek dünyadaki kapitalizm karşıtlarını ve yükselen anarşist akımları sindirmeye çalıştığını, bu yaptıklarının tıpkı Gözcü gazetesinin "Yeterrrr!" diye manşetler atıp, amaçsız, neye ve kime karşı olduğu belli olmayan tıraş bir isyan sergilemesine benzetebilineceğini, dolayısıyla Brad Pitt ve Edward Norton'un iki ayrı terbiyesiz, şerefsiz çocuğu olduğunu falan söyledi. Ben "He aşkım, haklısın" desem de içimden "Yok lan, şahane filmdi işte. Sanırım sevdiceğim gaza gelip tırt bir çıkarımda bulundu bu sefer... Hem Gözcü'nün 'Asabi' eki de zaman zaman duygularıma tercüman oluyor" diye içimden geçirmiştim. Ama ne olursa olsun beni seven bu kadının çıkarımı tırt da olsa pırt da olsa onun dünya görüşü hakkında bana bir ipucu vermiyor muydu? Böyle düşünen bir kadını kim niye ve nasıl bu hale getirmişti?.. Aylaklığa Övgü kitabından çok etkilendiğini söyleyen bir kadın, şimdi benden set üstü ocak taksidine girmemi istiyorsa ben yakarım o kitabı aga! Neyse, fazla fevri davranmadan konuyu anlamazlıktan geldim, geçiştirdim. Bi gün evde otururken giyindi süslendi, elinde bir çeyrek altınla geldi yanıma. Ama nasıl giyinmek... Böyle siyah kumaş, kolları transparan olan bir elbise giymiş, saçını topuz yaptığı yetmezmiş gibi bi de kenarından lüle lüle bi tutam bırakmış, yüzüne de sim sürmüş. "Yürü gidiyoruz" dedi. "Nereye ?" dedim. "Babam aradı, kaynıgillerin Güldal'ın düğünü varmış. Oraya gideceğiz" dedi. "Aman dur!" dememe fırsat vermeden Güldal'ın gelinliğini, burası böööyle açık, yanlardan dökümlü mökümlü diye uzuun uzun anlatmaya başladı. Sonra "gelin başı" dedi, "kız tarafı" dedi. Düğünü hâkim evinde yapacaklarmış, oğlan tarafı zenginmiş ama cimriymiş, bakalım Nevzat Eniştesi geline ne takacakmış, "Para yok, para yok" deyip üç katlı ev yaptırmasını biliyorlarmış, damat anasından gizli gelinin üzerine ev almışmış... İyice kendini kaybetmişti, anlattıkça coşuyor, coştukça gözlerinin içi daha bi ışıldıyordu. Hiç olmadığı kadar mutluydu. Bense kadınımdaki bu dehşetengiz değişimi acı, korku ve merakla izliyordum. En sonunda dayanamadım, patladım. "Hay Güldal'a bir, Nevzat Eniştene iki be ! Bana bunları niye yapıyorsun bebeğim? Nedir bu tiyatro ? Nedir bu düğün, ev, bark teraneleri ?" diye kollarından tutarak haykırdım. Gayet sakin "Umut, biz evlenmeyecek miyiz yoksa?" diye sordu. Allak bullak olmuştum. "Eee evlenicez ama böyle değil, böyle gürültülü patırtılı değil. Sessiz, sakin olacak, sadece bi imza atıcaz. Taksite, gelin başına, davetiyeye, şaklabanlığa esir olmadan..." diye bir şeyler geveledim. "Aaa üstüme iyilik sağlık. Ne öyle sahipsizler gibi evlenilir miymiş hiç?" diye itiraz etti. Arsızlığa verip "Yavrucuğum, bebeğim, söyle n'oldu sana? N'oldu bize? Biz bu hale düşecek insanlar mıydık?" diye ağlamaya başladım.

Çok sinirlenmişti. "Cirrieeee fizirreeeezzrrz !" diye anlamsız ve tiz bi şekilde bağırmaya başladı. Korktuğum için kaçıp komodinin arkasına saklandım. "Cirridieeeeeeeee friiiziiiiiiiiii!" diye bağırarak üzerime doğru geldi. Duvar ile komodin arasına sıkışmıştım, kaçamıyordum. Ter içinde uyandım. Sevdiceğim her şeyden habersiz yanımda uyuyordu. Ama o tiz ses, o "Cirriee fıziriee"ler kesilmemişti. Her şeyin bir rüya olmasından dolayı sevincimden aşkımı öpecekken sesin kaynağını fark ettim. Aşkımın güzel burnundaki bi tatak kurumuş, o nefes aldıkça ötüyordu. Onu uyandırmadan burnunu hafifce sıkıp, içerdeki tatağın yönü değiştirip, sesi kestim. Uykum kaçmıştı. Yataktan kalkıp pencereden dışarıyı seyrettim. Karşıdaki mobilyacının vitrininde bildim bileli duran zigon sehpa satılmıştı. Sonra kendi kendime "Ulan Umut, ne sallıyorsun Allah aşkına. Biz ikimiz kim, koskoca dünya karması kim ? Tek başına Luis Figo bizi yeşil sahaların maymunu yapar be" dedim. Sonra gittim öptüm bebeğimi, sarılarak uyuduk.

Umut Sarıkaya - Benim de Söyleyeceklerim Var II


 
Hercailerin tanıklığına giyinsin gün,
Terk ederken geceyi.. kirpiklerinden,
At, at içine..
Anlatsan da anlamayacaklar.
 
Çok uzaktan gelen bir Ersen ve Dadaşlar melodisiyle uyandım. Camı açıp sağa sola kulak kabarttım ama bir ses duyamadım. Sonra bir baktım, hala rüyadayım..

 
Geri