MÜrŞİde İntİsab
İntisap, Kur’an ve sünnette anlatılan, övülen ve teşvik edilen biat etme amelinin kapsamı içindedir. Ne var ki, biat da intisap da çoğu müslümanların gündeminden tamamen çıkmış bulunuyor. Bazıları art niyetliler bu kavramları çeşitli çıkarlarına alet etmiş, bazıları da aslını öğrenmeden yanlış görüntü ve bilgilere aldanıp inkâra kalkmıştır.
İntisabın dinimizde önemli bir yeri vardır. Mesele dinin ihyası, insanın ıslahıdır. Bu vazife, her devirde usulüne uygun olarak yerine getirilme-lidir.
İNTİSAP YA DA BİAT.
İşin adına değil, aslına bakılmalıdır. Bir farzı ye-rine getirmeye yardımcı olan şeyler de farz hük-münde olur.
İnkârdan sakınmak, kibirden kurtul-mak, ilahî emirleri ihlasla yerine getirmek, haram-dan kaçmak, güzel ahlâklı olmak her müslüman için farzdır. Tasavvuf, bu farzları yerine getirmeyi hedef-lemiş bir terbiye okuludur.
İntisap, işte bu okula kaydolmaktır.İntisap, hak-kın ipine sarılmaktır. İntisap, cemaat olmaktır.
İntisap hak yolunda bir rehbere bağlanmaktır. İn-tisap, Allah dostuyla Allah yolunda gitmek için akid yapmaktır. İntisap, terbiye görmüş bir kâmilin ter-biyesine girmektir. İntisap, veliler kervanına katıl-mak ve nurlu silsileye tutunmaktır. İntisap, kâmil mürşitle manevi bağ kurmak ve onunla Allah için dost olmaktır.
Biat ve intisap işinde asıl olarak iki taraf vardır; birisi Allahu Tealâ, diğeri de, kul. Mürşidin yaptığı iş, kulun Allah’a giden yolunu açmak, bu yolda ona şahitlik yapmak ve delil olmaktır. İntisaptan gaye mürşid değil, Allahu Tealâdır.
Tasavvuftaki intisaba, “inâbe”, “el alma”, “el ver-me”, “tevbe etme” de denir. bütün bunlar aynı şey-dir. Bir hak talibi müridin, mürşidine sadık ve bağlı kalacağına, Allah için, Allah yolunda onun ter-biye-sine teslim olacağına, haramlardan kaçıp helal ve hayırlara sarılacağına, günahlardan tevbe edip bir daha yapmayacağına dair söz vermesine ve buna Allah’ı, Rasulünü ve mürşid-i kâmili şahit tut-masına intisap denir.
İntisabın Kur’an ve Sünnet’ten delili çoktur. Rasu-lullah (A.S.), Allah’ın birliğini kabulden sonra, asha-bıyla tek tek ve toplu halde takva, ibadet, güzel ahl-âk, cihad ve hizmet için pek çok sözleşme yapmış-tır. Buna biat denir. Bu biat uygulaması sonraki devirlerde devlet idarecileri ve maneviyat önderleri için birer örnek olmuştur.
KUR’AN’DA BİAT
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Hakim’de biatı değişik ayet-lerde zikrederek, şekil ve hedefini şöyle belirt-miştir:
“Rasulüm! Sana biat edenler hiç şüphesiz Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üze-rindedir.
Kim yaptığı ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile yaptığı ahdi-ne vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükafat ve-recektir.” (Fetih.S.A.10.)
“Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, seninle biat etmeye geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’dan mağfiret dile.Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır,çok esirgeyendir.” (Mümtehine.S.A.12.)
(Sünnet’teki biat şekillerini, “Mürşid-i Kâmile İnti-sabın Şekli ve Gayesi” adlı eserimizde genişçe işle-miştik. Delil ve örnekler için oraya bakılmalıdır.)
MÜRŞİDE İNTİSABIN ŞEKLİ
Biat ve intisabın özü, kalbin teslimiyeti ve sağlam niyettir. Şekiller alamettir, gaye değildir. Ancak bunun zahiren bir usul ve adabı vardır. Bu konuda intisabın delili olan hadislerden çıkaracağımız usul-ler şunlardır:
Rasulullah (A.S.), Allahu Tealâ’nın Rasulü ve hali-fesi olarak, erkek-kadın bütün insanların Peygam-beri ve rehberi olduğu gibi, O’na vâris olan kâmil mürşidler, rabbanî alimler de bütün beşeriyetin ir-şad ve ıslahını hedef almalıdır. Mürşid-i kâmil hiçbir ayırım yapmadan herkese ve her kesime ilâhî dav-eti, iman, ihlas, takva ve güzel ahlâkı tebliğ etmek-le memurdur.
Mürşid-i kâmil, kendisine intisab edecek erkekler-le elele tutarak veya sözlü bir şekilde bu intisabı gerçekleştirebilir. Kadınlar mürşid-i kâmile intisap-larını sözlü olarak, bir perde veya kapı arkasından yapmalıdırlar.
Kâmil mürşid, Rasullullah (A.S.) Efendimiz’in yap-tığı gibi bir ucundan kendisi, diğer ucundan da tev-be ve intisap edecek kimselerin tutacağı şekilde bir bez veya sarık uzatarak tevbe ettirip, intisab yaptı-rabilir. Bu, özellikle tevbe ve intisap edeceklerin çok kalabalık veya vaktin çok dar olduğu zamanlar-da yapılır.
Ayrıca, mürşid-i kâmil, bir erkek veya kadını tev-be ve intisab yaptırma hususunda kendisine vekil olarak görevlendirebilir. Vekilin yapacağı, intisabı tarif etmek ve vekili bulunduğu zata irşad işinde yardımcı olmaktır.
Hz. Rasulullah (A.S.)’ın Hz. Öm-er’i ve Hz. Umeyme’yi (R.A.) görevlendirmesi gibi.
Mahremi olmayan bir kadının elini, onu tehlikeden kurtarmak ve zaruri tedavi gibi dinen müsaade edilen bir mazeret yokken tutup musafaha etmek, hayır gibi gözüken bir iş için de olsa caiz değildir. Bu, Sünnet’e uygun olmadığı gibi, yapana hayır da getirmez.
Allame Eşref Ali Tanevî (Rh.A.) bu konuda şu tesbitleri yapmıştır: “Bazı bilgisiz veya dikkatsiz kimseler, kadınlardan el ele biat alıyorlar. Bu kesin-likle caiz değildir.
Yabancı kadının tenine zaruretsiz el dokundur-mak günahtır. Hadiste, bu amelin batıl ve haram olduğu belirtilmiştir. Peygamber Efendimiz (A.S.)’ dan daha müttaki ve iffetli kim olabilir? Kadınlar-dan biat alma konusunda Peygamber Efendimiz’in bu kadar çok dikkat etmesine rağmen, hiçbir mür-şidin kendisini baba veya melek gibi görerek, so-rumsuz ve hayasız bir şekilde kadınlarla biat etmesi doğru değildir. Biatın anlamı söz vermektir.Bunun sözle olması yeterlidir.
Son devirlerde bazı mürşidler, bağlanmayı kuvvet-lendirmek ve halkın kalbini teskin için, bir kumaş parçasının bir ucunu kendisi tutup, diğer ucunu inti-sap edecek kimseye uzatarak intisap yaptırmak-tadırlar.
Bunun hiç bir zararı yoktur. Ayrıca erkekler içinde zaruret halinde veya zaruret olmadan sözlü biat yeterli olabilir.
Bunun da hiçbir sakıncası yoktur. Fakat elle biat yapmak, biatın en çok alışılan şeklidir ve erkekler için bu hususta hiçbir mani yoktur. Hatta elle yapılması, biatın zahirî ve batınî manasını içinde bulundurduğu için daha evlâdır.”
İntisap, Kur’an ve sünnette anlatılan, övülen ve teşvik edilen biat etme amelinin kapsamı içindedir. Ne var ki, biat da intisap da çoğu müslümanların gündeminden tamamen çıkmış bulunuyor. Bazıları art niyetliler bu kavramları çeşitli çıkarlarına alet etmiş, bazıları da aslını öğrenmeden yanlış görüntü ve bilgilere aldanıp inkâra kalkmıştır.
İntisabın dinimizde önemli bir yeri vardır. Mesele dinin ihyası, insanın ıslahıdır. Bu vazife, her devirde usulüne uygun olarak yerine getirilme-lidir.
İNTİSAP YA DA BİAT.
İşin adına değil, aslına bakılmalıdır. Bir farzı ye-rine getirmeye yardımcı olan şeyler de farz hük-münde olur.
İnkârdan sakınmak, kibirden kurtul-mak, ilahî emirleri ihlasla yerine getirmek, haram-dan kaçmak, güzel ahlâklı olmak her müslüman için farzdır. Tasavvuf, bu farzları yerine getirmeyi hedef-lemiş bir terbiye okuludur.
İntisap, işte bu okula kaydolmaktır.İntisap, hak-kın ipine sarılmaktır. İntisap, cemaat olmaktır.
İntisap hak yolunda bir rehbere bağlanmaktır. İn-tisap, Allah dostuyla Allah yolunda gitmek için akid yapmaktır. İntisap, terbiye görmüş bir kâmilin ter-biyesine girmektir. İntisap, veliler kervanına katıl-mak ve nurlu silsileye tutunmaktır. İntisap, kâmil mürşitle manevi bağ kurmak ve onunla Allah için dost olmaktır.
Biat ve intisap işinde asıl olarak iki taraf vardır; birisi Allahu Tealâ, diğeri de, kul. Mürşidin yaptığı iş, kulun Allah’a giden yolunu açmak, bu yolda ona şahitlik yapmak ve delil olmaktır. İntisaptan gaye mürşid değil, Allahu Tealâdır.
Tasavvuftaki intisaba, “inâbe”, “el alma”, “el ver-me”, “tevbe etme” de denir. bütün bunlar aynı şey-dir. Bir hak talibi müridin, mürşidine sadık ve bağlı kalacağına, Allah için, Allah yolunda onun ter-biye-sine teslim olacağına, haramlardan kaçıp helal ve hayırlara sarılacağına, günahlardan tevbe edip bir daha yapmayacağına dair söz vermesine ve buna Allah’ı, Rasulünü ve mürşid-i kâmili şahit tut-masına intisap denir.
İntisabın Kur’an ve Sünnet’ten delili çoktur. Rasu-lullah (A.S.), Allah’ın birliğini kabulden sonra, asha-bıyla tek tek ve toplu halde takva, ibadet, güzel ahl-âk, cihad ve hizmet için pek çok sözleşme yapmış-tır. Buna biat denir. Bu biat uygulaması sonraki devirlerde devlet idarecileri ve maneviyat önderleri için birer örnek olmuştur.
KUR’AN’DA BİAT
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Hakim’de biatı değişik ayet-lerde zikrederek, şekil ve hedefini şöyle belirt-miştir:
“Rasulüm! Sana biat edenler hiç şüphesiz Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üze-rindedir.
Kim yaptığı ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile yaptığı ahdi-ne vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükafat ve-recektir.” (Fetih.S.A.10.)
“Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, seninle biat etmeye geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’dan mağfiret dile.Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır,çok esirgeyendir.” (Mümtehine.S.A.12.)
(Sünnet’teki biat şekillerini, “Mürşid-i Kâmile İnti-sabın Şekli ve Gayesi” adlı eserimizde genişçe işle-miştik. Delil ve örnekler için oraya bakılmalıdır.)
MÜRŞİDE İNTİSABIN ŞEKLİ
Biat ve intisabın özü, kalbin teslimiyeti ve sağlam niyettir. Şekiller alamettir, gaye değildir. Ancak bunun zahiren bir usul ve adabı vardır. Bu konuda intisabın delili olan hadislerden çıkaracağımız usul-ler şunlardır:
Rasulullah (A.S.), Allahu Tealâ’nın Rasulü ve hali-fesi olarak, erkek-kadın bütün insanların Peygam-beri ve rehberi olduğu gibi, O’na vâris olan kâmil mürşidler, rabbanî alimler de bütün beşeriyetin ir-şad ve ıslahını hedef almalıdır. Mürşid-i kâmil hiçbir ayırım yapmadan herkese ve her kesime ilâhî dav-eti, iman, ihlas, takva ve güzel ahlâkı tebliğ etmek-le memurdur.
Mürşid-i kâmil, kendisine intisab edecek erkekler-le elele tutarak veya sözlü bir şekilde bu intisabı gerçekleştirebilir. Kadınlar mürşid-i kâmile intisap-larını sözlü olarak, bir perde veya kapı arkasından yapmalıdırlar.
Kâmil mürşid, Rasullullah (A.S.) Efendimiz’in yap-tığı gibi bir ucundan kendisi, diğer ucundan da tev-be ve intisap edecek kimselerin tutacağı şekilde bir bez veya sarık uzatarak tevbe ettirip, intisab yaptı-rabilir. Bu, özellikle tevbe ve intisap edeceklerin çok kalabalık veya vaktin çok dar olduğu zamanlar-da yapılır.
Ayrıca, mürşid-i kâmil, bir erkek veya kadını tev-be ve intisab yaptırma hususunda kendisine vekil olarak görevlendirebilir. Vekilin yapacağı, intisabı tarif etmek ve vekili bulunduğu zata irşad işinde yardımcı olmaktır.
Hz. Rasulullah (A.S.)’ın Hz. Öm-er’i ve Hz. Umeyme’yi (R.A.) görevlendirmesi gibi.
Mahremi olmayan bir kadının elini, onu tehlikeden kurtarmak ve zaruri tedavi gibi dinen müsaade edilen bir mazeret yokken tutup musafaha etmek, hayır gibi gözüken bir iş için de olsa caiz değildir. Bu, Sünnet’e uygun olmadığı gibi, yapana hayır da getirmez.
Allame Eşref Ali Tanevî (Rh.A.) bu konuda şu tesbitleri yapmıştır: “Bazı bilgisiz veya dikkatsiz kimseler, kadınlardan el ele biat alıyorlar. Bu kesin-likle caiz değildir.
Yabancı kadının tenine zaruretsiz el dokundur-mak günahtır. Hadiste, bu amelin batıl ve haram olduğu belirtilmiştir. Peygamber Efendimiz (A.S.)’ dan daha müttaki ve iffetli kim olabilir? Kadınlar-dan biat alma konusunda Peygamber Efendimiz’in bu kadar çok dikkat etmesine rağmen, hiçbir mür-şidin kendisini baba veya melek gibi görerek, so-rumsuz ve hayasız bir şekilde kadınlarla biat etmesi doğru değildir. Biatın anlamı söz vermektir.Bunun sözle olması yeterlidir.
Son devirlerde bazı mürşidler, bağlanmayı kuvvet-lendirmek ve halkın kalbini teskin için, bir kumaş parçasının bir ucunu kendisi tutup, diğer ucunu inti-sap edecek kimseye uzatarak intisap yaptırmak-tadırlar.
Bunun hiç bir zararı yoktur. Ayrıca erkekler içinde zaruret halinde veya zaruret olmadan sözlü biat yeterli olabilir.
Bunun da hiçbir sakıncası yoktur. Fakat elle biat yapmak, biatın en çok alışılan şeklidir ve erkekler için bu hususta hiçbir mani yoktur. Hatta elle yapılması, biatın zahirî ve batınî manasını içinde bulundurduğu için daha evlâdır.”