EV DIŞINDAKİ ZİKİR ve DUALAR
Camiye girerken
Bismillah. Allahümme salli alâ seyyidinâ Muham-med. Allahümmeğfirlî veftah li ebvâbe rahmetik.
(Allah’ın ismiyle girerim. Allahım! Efendimiz Mu-hammed’e salat ve selam et. Allahım beni affet. Be-nim için rahmet kapılarını aç.)
Camiden çıkarken
Bismillah. Allahümme salli alâ seyyidinâ Muham-med. Allahümmeğfirlî veftah li ebvâbe fadlik.
(Allah’ın ismiyle çıkarım. Allahım! Efendimiz Mu-hammed’e salat ve selam et. Allahım beni affet. Be-nim için ihsan ve lütuf kapılarını aç.)
Ezandan sonra
Allahümme rabbenâ ve rabbe hâzihi’d-daveti’t-tâmmeti ve’s-salâti’l-kâime. Âti seyyidenâ Muham-medeni’l-vesilete ve’l-fadîle. Veb’ashü makâmen mahmuden ellezî vaadteh. İnneke lâ tuhlifü’l-mîâd.
-
(Ey Rabbimiz! Ey şu okunan davetin ve kılınan namazın Rabbi Allahım! Efendimiz Muhammed’e ahi-rette vesileyi ve büyük fazileti ver. O’nu kendi-sine vaadettiğin Makam-ı Mahmud’a yükselt. Hiç şüphe-siz sen verdiğin sözden dönmezsin.)
Bir ölüm haberi duyunca
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.
(Bizler Allah içiniz ve şüphesiz O’na döneceğiz.)
Bir işe başlarken
Bismillah. Rabbi yessir velâ tuassir. Rabbi tem-mim bi’l-hayr.
(Allah’ın adıyla başlarım. Rabbim, bu işi bana ko-laylaştır, zorlaştırma. Rabbim, bu işi hayırla tamam-lamayı nasip et.)
Bir araca binerken
Elhamdülillah. Sübhânellezî sahhara lenâ hazâ ve mâ künnâ lehû mukrinîn. Ve innâ ilâ Rabbinâ lemün-kalibûn.
(Allah’a hamd olsun. Bu vasıtayı bizim emrimize veren Allah’ı tesbih eder, yüceltirim. O bunu yarat-masa biz ona sahip olamazdık. Şüphesiz bizler Rab-bimiz’e döneceğiz.)
Çarşı ve pazarda
Lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh. Lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yumîtu ve hüve hay-yün lâ yemût. Bi yedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey-’in kadîr.
(Allah’tan başka ilâh yoktur, O tektir, ortağı yok-tur. Bütün mülk O’nundur, bütün hamdler O’na layık-tır. O öldürür ve diriltir, O diridir, hiç ölmez. İyilikler O'nun elindedir, O’nun her şeye gücü yeter.)
Ağır ve amansız bir hastalığa yakalanınca
Allahümme ahyinî mâ kâneti’l-hayâtü hayran lî. Ve teveffenî izâ kâneti’l-vefâtü hayran lî.
(Allahım! Hayatta kalmak benim için daha hayırlı olduğu sürece beni yaşat. Ölüm benim için daha ha-yırlı olduğu zaman ise canımı al!)
Yıldırım veya deprem anında
Allahümme lâ tektülnâ bi gadabike velâ tühliknâ bi azâbike ve âfinâ kable zâlik.
(Allahım, bizi gazabınla öldürme. Azabınla helâk etme! Bunlardan önce bize afiyet ver.)
Borç sıkıntısına veya ruhi bunalıma düşünce
Allahümme innî eûzü bike mine’l-hemmi ve’l-hazeni ve eûzü bike mine’l-aczi ve’l-keseli ve eûzü bike mine’l-cübni ve’l-buhli ve eûzü bike min galebe-ti’t-deyni ve kahri’r-ricâl.
(Allahım! Derin üzüntü ve kederden, acizlik ve tembellikten, korkaklık ve cimrilikten, ağır borç içinde ve insanların kahrı altında ezilmekten sana sığınırım.)
Bu dua sabah ve akşam okumaya devam edilmeli-dir.)
İKİ DÜNYA MUTLULUĞUNUN ANAHTARI: ZİKİR
Bütün ibadetler bir tür zikirdir. Ancak asıl zikir, kalbin derinliklerine inen ve onu fetheden zikirdir. Bu zikrin sonucunda, kalp Yüce Allah'ı tanır, O'na bağlanır ve O'ndan başkasını aramaz. İşte bu hal, gerçek hürriyyettir. Bütün korku ve endişelerden kurtulmak, bu dünyada huzura, ebedi alemde de sonduz mutluluğa ulaşmaktır.
Her insanın farklı beklenti ve endişeleri vardır. Herkes beklentilerine ulaşmak ve endişelerinden kurtulmak ister, bunun için her yolu dener.
Sonu ölüm ve son durağı ahiret olan insan için en büyük hedef, Yüce Yaratıcısı’nın hoşnutluğuna ulaş-maktır. Böylece ebedi saadet yurdu cennete girmek ve Yüce Allah'ın cemalini görmektir. Yüce Allah'ın bir kulundan razı olması en büyük saadettir. Bu ni-met, cennetten daha büyüktür.
İnsanın gerçekten endişelenmesi gereken en büyük tehlike, ilâhî sevgi ve rahmetten mahrum ka-lıp, ebediyyen Yüce Allah'ın gazabı altında bulun-mak ve O’nun cemalini hiç görememektir. Bu azap, cehennemden daha şiddetlidir. Dünyadaki bütün korkular ve sıkıntılar bunun yanında hiç kalır. Kim Yüce Allah'ın rahmetiyle bu azaptan kurtulup ilâhî himayeye girerse, o kimse hedefine ulaşmış ve ger-çek zaferi ele geçirmiş olur.
İLAHİ KAPILARIN ANAHTARI
İşte bu büyük hedefe ulaşmanın ve gerçek zafere kavuşmanın yolu zikirdir. Kur'an ve Sünnet, kurtu-luş kapısı olarak zikri göstermiştir. Kalbin bitmeyen huzuru zikre bağlanmıştır. Zikir bütün hayır kapıları-nın anahtarı yapılmıştır.
Zikirsiz Allah dostluğu mümkün değildir. Bütün ibadet çeşitleri bir tür zikirdir. Ancak asıl zikir, kalbin derinliklerine inen ve onu fetheden zikirdir. Bu zikrin sonucu kalbin Yüce Allah'ı tanıması, O'na bağlanması ve O'ndan başkasını aramamasıdır. Arif-ler bu hali gerçek hürriyyet olarak tarif etmişler, bü-tün şerefi onda görmüşler ve bir ömür boyu onu ele geçirmek için çalışmışlardır.
Kuran ve Sünnet bizlere ısrarla zikri emretmek-tedir. Rasulullah A.S. Efendimiz zikir meclislerini cennet bahçelerine benzetmiş ve herkesi bu bahçe-nin meyvelerini toplamaya davet etmiştir. (Tirmizî, Ahmed)
Zikir bahçesinin meyveleri çoktur. Zikirle gelen ilâhî hediyeleri arifler saymakla bitirememişlerdir. Biz, burada bunların bir kısmına değineceğiz. Böyle-ce Allah’ı bilmenin yolu olan zikrin ne kadar şerefli, faziletli, tatlı, faydalı ve gerekli olduğunu bir nebze anlama imkanımız olacak.
Konumuzla ilgili bütün ayetler, hadisler ve tecrü-beler, zikrin marifetleri ve meyveleri hakkında özet-le şunları söylüyor:
Zikir vuslat yoludur. Zikir kulu Yüce Rabbi’ne yak-laştırır. Zikir insanın marifetini ve muhabbetini artı-rır, manevi derecesini yükseltir. İhlâsla yapılan zi-kir, kul ile Rabbi arasındaki bütün perdeleri kaldırır, engelleri aştırır.
Rasulullah A.S. Efendimiz’in belirttiği gibi, zikirde-ki bu özellik hiçbir amelde yoktur. (Tirmizî, İbnu Ma-ce, Ahmed)
Zikir, kulu Yüce Rabbi ile beraber eder. Kul Yüce Rabbini zikrettiği sürece, O da kulunu zikreder. “Siz beni anın ki, ben de sizi anayım.” (Bakara.S.A.152) ayeti bunu ifade eder. Arifler, “Allah'ı zikretmenin bundan başka faydası olmasaydı bile, bu müjde zikrin şeref ve faziletini anlatmaya, insanı zikre koşturmaya yeterdi” demişlerdir.
Bir kulu Yüce Allah'ın özel olarak zikretmesinden daha büyük hangi şeref vardır? Bundan öte ne istenir? Bütün mesele o yüce huzurda kabul gör-mektir.
Zikir kalbin cilasıdır, onu manevi kirlerden temizler, içindeki gafleti yok eder. Kalp, zikrin nur-ları ile aydınlanır ve parlar. Bu nur insanın bütün vü-cuduna yayılır, her organ ondan bir pay alır ve nur-lanır. Böylece hayat Allah sevgisiyle tatlanır.
Zikrin nurlarıyla aydınlanan kimsenin yüzü güzel, sözü tatlı olur. Bakışı feyiz akıtır, gülüşü huzur verir. Her hali hayrı yansıtır. Bu kimse yeryüzünde Allahu Tealâ'nın canlı şahididir. Kendisine bakana Allah'ı hatırlatır, hayrı sevdirir.
Zikir manevi zevk kapılarını açar. Zikir sayesinde kul Allahu Tealâ ile özel sohbet ve muhabbet eder. Allahu Tealâ zikredenin en yakın dostu ve sohbet arkadaşı olur, kalbini şenlendirir, onu doyumsuz ve benzersiz zevklere ulaştırır. Büyük ariflerden İbra-him b. Ethem K.S. bu zevki şöyle tarif eder:
“Yüce Rabbim kendisini seven ve çokça zikreden dostlarının kalbine öyle bir zevk koymuştur ki, eğer dünya sultanları bunun ne kadar tatlı olduğunu bilselerdi, onu ele geçirmek için bütün ordularıyla ariflerin kalbine hücum ederlerdi. Ancak Allah dost-ları onu gizlerler, sultanlar da ondan habersizdir-ler.”
Zikir kalbi şenlendirir, kalpten gamı, kederi, stre-si giderir. Alemlerin Rabbi ile huzur bulmuş kalpten boş sıkıntılar ve yersiz korkular çeker gider. Kalbi zikir ile şenlenmiş bir kul, hiçbir zaman yalnızlık korkusu yaşamaz, ne olacağım sıkıntısı çekmez, rızık endişesine düşmez. Zindana atılsa saraydaki gibi rahat eder.
Zikir kalpteki imanı kuvvetlendirir, kalbe manevi hayat ve neşe verir, kalpten şek ve şüpheyi giderir, böylece insanın Allah'a teslimiyeti tam olur. Yakini artar, ihlâsı elde eder. O zaman ibadetler tatlı ve kolay olur. Kul taklitten kurtulur, tahkike ulaşır.
Camiye girerken
Bismillah. Allahümme salli alâ seyyidinâ Muham-med. Allahümmeğfirlî veftah li ebvâbe rahmetik.
(Allah’ın ismiyle girerim. Allahım! Efendimiz Mu-hammed’e salat ve selam et. Allahım beni affet. Be-nim için rahmet kapılarını aç.)
Camiden çıkarken
Bismillah. Allahümme salli alâ seyyidinâ Muham-med. Allahümmeğfirlî veftah li ebvâbe fadlik.
(Allah’ın ismiyle çıkarım. Allahım! Efendimiz Mu-hammed’e salat ve selam et. Allahım beni affet. Be-nim için ihsan ve lütuf kapılarını aç.)
Ezandan sonra
Allahümme rabbenâ ve rabbe hâzihi’d-daveti’t-tâmmeti ve’s-salâti’l-kâime. Âti seyyidenâ Muham-medeni’l-vesilete ve’l-fadîle. Veb’ashü makâmen mahmuden ellezî vaadteh. İnneke lâ tuhlifü’l-mîâd.
-
(Ey Rabbimiz! Ey şu okunan davetin ve kılınan namazın Rabbi Allahım! Efendimiz Muhammed’e ahi-rette vesileyi ve büyük fazileti ver. O’nu kendi-sine vaadettiğin Makam-ı Mahmud’a yükselt. Hiç şüphe-siz sen verdiğin sözden dönmezsin.)
Bir ölüm haberi duyunca
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.
(Bizler Allah içiniz ve şüphesiz O’na döneceğiz.)
Bir işe başlarken
Bismillah. Rabbi yessir velâ tuassir. Rabbi tem-mim bi’l-hayr.
(Allah’ın adıyla başlarım. Rabbim, bu işi bana ko-laylaştır, zorlaştırma. Rabbim, bu işi hayırla tamam-lamayı nasip et.)
Bir araca binerken
Elhamdülillah. Sübhânellezî sahhara lenâ hazâ ve mâ künnâ lehû mukrinîn. Ve innâ ilâ Rabbinâ lemün-kalibûn.
(Allah’a hamd olsun. Bu vasıtayı bizim emrimize veren Allah’ı tesbih eder, yüceltirim. O bunu yarat-masa biz ona sahip olamazdık. Şüphesiz bizler Rab-bimiz’e döneceğiz.)
Çarşı ve pazarda
Lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh. Lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yumîtu ve hüve hay-yün lâ yemût. Bi yedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey-’in kadîr.
(Allah’tan başka ilâh yoktur, O tektir, ortağı yok-tur. Bütün mülk O’nundur, bütün hamdler O’na layık-tır. O öldürür ve diriltir, O diridir, hiç ölmez. İyilikler O'nun elindedir, O’nun her şeye gücü yeter.)
Ağır ve amansız bir hastalığa yakalanınca
Allahümme ahyinî mâ kâneti’l-hayâtü hayran lî. Ve teveffenî izâ kâneti’l-vefâtü hayran lî.
(Allahım! Hayatta kalmak benim için daha hayırlı olduğu sürece beni yaşat. Ölüm benim için daha ha-yırlı olduğu zaman ise canımı al!)
Yıldırım veya deprem anında
Allahümme lâ tektülnâ bi gadabike velâ tühliknâ bi azâbike ve âfinâ kable zâlik.
(Allahım, bizi gazabınla öldürme. Azabınla helâk etme! Bunlardan önce bize afiyet ver.)
Borç sıkıntısına veya ruhi bunalıma düşünce
Allahümme innî eûzü bike mine’l-hemmi ve’l-hazeni ve eûzü bike mine’l-aczi ve’l-keseli ve eûzü bike mine’l-cübni ve’l-buhli ve eûzü bike min galebe-ti’t-deyni ve kahri’r-ricâl.
(Allahım! Derin üzüntü ve kederden, acizlik ve tembellikten, korkaklık ve cimrilikten, ağır borç içinde ve insanların kahrı altında ezilmekten sana sığınırım.)
Bu dua sabah ve akşam okumaya devam edilmeli-dir.)
İKİ DÜNYA MUTLULUĞUNUN ANAHTARI: ZİKİR
Bütün ibadetler bir tür zikirdir. Ancak asıl zikir, kalbin derinliklerine inen ve onu fetheden zikirdir. Bu zikrin sonucunda, kalp Yüce Allah'ı tanır, O'na bağlanır ve O'ndan başkasını aramaz. İşte bu hal, gerçek hürriyyettir. Bütün korku ve endişelerden kurtulmak, bu dünyada huzura, ebedi alemde de sonduz mutluluğa ulaşmaktır.
Her insanın farklı beklenti ve endişeleri vardır. Herkes beklentilerine ulaşmak ve endişelerinden kurtulmak ister, bunun için her yolu dener.
Sonu ölüm ve son durağı ahiret olan insan için en büyük hedef, Yüce Yaratıcısı’nın hoşnutluğuna ulaş-maktır. Böylece ebedi saadet yurdu cennete girmek ve Yüce Allah'ın cemalini görmektir. Yüce Allah'ın bir kulundan razı olması en büyük saadettir. Bu ni-met, cennetten daha büyüktür.
İnsanın gerçekten endişelenmesi gereken en büyük tehlike, ilâhî sevgi ve rahmetten mahrum ka-lıp, ebediyyen Yüce Allah'ın gazabı altında bulun-mak ve O’nun cemalini hiç görememektir. Bu azap, cehennemden daha şiddetlidir. Dünyadaki bütün korkular ve sıkıntılar bunun yanında hiç kalır. Kim Yüce Allah'ın rahmetiyle bu azaptan kurtulup ilâhî himayeye girerse, o kimse hedefine ulaşmış ve ger-çek zaferi ele geçirmiş olur.
İLAHİ KAPILARIN ANAHTARI
İşte bu büyük hedefe ulaşmanın ve gerçek zafere kavuşmanın yolu zikirdir. Kur'an ve Sünnet, kurtu-luş kapısı olarak zikri göstermiştir. Kalbin bitmeyen huzuru zikre bağlanmıştır. Zikir bütün hayır kapıları-nın anahtarı yapılmıştır.
Zikirsiz Allah dostluğu mümkün değildir. Bütün ibadet çeşitleri bir tür zikirdir. Ancak asıl zikir, kalbin derinliklerine inen ve onu fetheden zikirdir. Bu zikrin sonucu kalbin Yüce Allah'ı tanıması, O'na bağlanması ve O'ndan başkasını aramamasıdır. Arif-ler bu hali gerçek hürriyyet olarak tarif etmişler, bü-tün şerefi onda görmüşler ve bir ömür boyu onu ele geçirmek için çalışmışlardır.
Kuran ve Sünnet bizlere ısrarla zikri emretmek-tedir. Rasulullah A.S. Efendimiz zikir meclislerini cennet bahçelerine benzetmiş ve herkesi bu bahçe-nin meyvelerini toplamaya davet etmiştir. (Tirmizî, Ahmed)
Zikir bahçesinin meyveleri çoktur. Zikirle gelen ilâhî hediyeleri arifler saymakla bitirememişlerdir. Biz, burada bunların bir kısmına değineceğiz. Böyle-ce Allah’ı bilmenin yolu olan zikrin ne kadar şerefli, faziletli, tatlı, faydalı ve gerekli olduğunu bir nebze anlama imkanımız olacak.
Konumuzla ilgili bütün ayetler, hadisler ve tecrü-beler, zikrin marifetleri ve meyveleri hakkında özet-le şunları söylüyor:
Zikir vuslat yoludur. Zikir kulu Yüce Rabbi’ne yak-laştırır. Zikir insanın marifetini ve muhabbetini artı-rır, manevi derecesini yükseltir. İhlâsla yapılan zi-kir, kul ile Rabbi arasındaki bütün perdeleri kaldırır, engelleri aştırır.
Rasulullah A.S. Efendimiz’in belirttiği gibi, zikirde-ki bu özellik hiçbir amelde yoktur. (Tirmizî, İbnu Ma-ce, Ahmed)
Zikir, kulu Yüce Rabbi ile beraber eder. Kul Yüce Rabbini zikrettiği sürece, O da kulunu zikreder. “Siz beni anın ki, ben de sizi anayım.” (Bakara.S.A.152) ayeti bunu ifade eder. Arifler, “Allah'ı zikretmenin bundan başka faydası olmasaydı bile, bu müjde zikrin şeref ve faziletini anlatmaya, insanı zikre koşturmaya yeterdi” demişlerdir.
Bir kulu Yüce Allah'ın özel olarak zikretmesinden daha büyük hangi şeref vardır? Bundan öte ne istenir? Bütün mesele o yüce huzurda kabul gör-mektir.
Zikir kalbin cilasıdır, onu manevi kirlerden temizler, içindeki gafleti yok eder. Kalp, zikrin nur-ları ile aydınlanır ve parlar. Bu nur insanın bütün vü-cuduna yayılır, her organ ondan bir pay alır ve nur-lanır. Böylece hayat Allah sevgisiyle tatlanır.
Zikrin nurlarıyla aydınlanan kimsenin yüzü güzel, sözü tatlı olur. Bakışı feyiz akıtır, gülüşü huzur verir. Her hali hayrı yansıtır. Bu kimse yeryüzünde Allahu Tealâ'nın canlı şahididir. Kendisine bakana Allah'ı hatırlatır, hayrı sevdirir.
Zikir manevi zevk kapılarını açar. Zikir sayesinde kul Allahu Tealâ ile özel sohbet ve muhabbet eder. Allahu Tealâ zikredenin en yakın dostu ve sohbet arkadaşı olur, kalbini şenlendirir, onu doyumsuz ve benzersiz zevklere ulaştırır. Büyük ariflerden İbra-him b. Ethem K.S. bu zevki şöyle tarif eder:
“Yüce Rabbim kendisini seven ve çokça zikreden dostlarının kalbine öyle bir zevk koymuştur ki, eğer dünya sultanları bunun ne kadar tatlı olduğunu bilselerdi, onu ele geçirmek için bütün ordularıyla ariflerin kalbine hücum ederlerdi. Ancak Allah dost-ları onu gizlerler, sultanlar da ondan habersizdir-ler.”
Zikir kalbi şenlendirir, kalpten gamı, kederi, stre-si giderir. Alemlerin Rabbi ile huzur bulmuş kalpten boş sıkıntılar ve yersiz korkular çeker gider. Kalbi zikir ile şenlenmiş bir kul, hiçbir zaman yalnızlık korkusu yaşamaz, ne olacağım sıkıntısı çekmez, rızık endişesine düşmez. Zindana atılsa saraydaki gibi rahat eder.
Zikir kalpteki imanı kuvvetlendirir, kalbe manevi hayat ve neşe verir, kalpten şek ve şüpheyi giderir, böylece insanın Allah'a teslimiyeti tam olur. Yakini artar, ihlâsı elde eder. O zaman ibadetler tatlı ve kolay olur. Kul taklitten kurtulur, tahkike ulaşır.