PRoFessor'ün Not Defteri

Konu sahibi son olarak 631 gün önce görüldü
Sevdiklerinize sadık olun bağlı olun, bağımlı olmayın. Birine bağımlılık o kişinin sevgisini zorla ele geçirme teşebbüsüdür.
 
Neredeyse her sosyal yapı çeşitli dayatma öğretilerle, hiçte bireye hayrı olmayacak şekillerde kendini kontrol etmeyi öğretir. Yapılması gereken ilk şey kendini bilmektir, kendini bilişin getirdiği kendini kontrol, dayatma olmadığı için organiktir, ruh sağlığımıza toksik etkisi olmaz .
 
Bir yazarin dedigi gibi insan oglu tanimlanamamasiyla taninir.insanoglu bir yerde duramama ve bir yerde kalamamadir.kendi basina baskasiyla veya baskasiyla kendin olmak...
 
kışın hüzün kokan beyaz tanelerinde buldum gözlerini
soğuk ürkütücü ama masum bir yanlızlıktı
ardımda bıraktığım çoçukluğumda hatıralarımı canlandıran
bir ufak şok misali beyin kasırgasıydı karanlığın hissetirdiği

tek başına anlamsız bir çok kelimeyle anlam bulmuş
bir çok kafiye dizesinin asıl anlatmak istediğiydin sen
engellerle dolu bir koşu yolunun aşılması imkansız engeli ve
bir ufak sızıydın yere düşünce acıtan cinsinden

karanlık gecelerin yıldızlarında ki esrarengizliğiydi
sana olan tutkunluğumun aşırılığı
ve sen hergece gördüğüm kabuslarımın adıydın
korkulara rağmen asıl şaşırtan beni

yine kabuslara gark edeceğimi bile bile
gözlerimi senin için kapatmaktı
 
Diyorki deli gönül​
Bırak çek git onu​
Bakma artık yüzüne​
Duyma söylediklerini​
Arkandan koşsa bile

Diyorki deli gönül​
Bora gibi es vadisinde​
Yık başına kulübesini​
Tarumar et saadetini​
Azrail gibi pençende

Diyorki deli gönül​
Bırak bu düşünceleri​
Koş git vadisine​
Ayaklarına yüz sür​
Ve ondan af dile...
 
'Oysa özlemek,
bütün yeryüzünü esir alan bir iklimdir geceleri. . . '
 
Birisi, kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden… Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor. O yüzden değil mi, içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmalarımız? -anlatsam mı, anlatmasam mı?- kararsızlığımız, -bu sevgi beni acıtır mı?- kuşkularımız…
Her zaman seni üzecek birileri olacaktır. Tek yapmamız gereken; sevginin bize vadettiklerine güvenmeyi sürdürmek, ama kime ikinci defa güveneceğimizi de iyi seçmek.
 
Neredeyse herkes; çocukların, masum doğduğuna, melek doğduğuna inanır. Oysa, onlar; açlık, cinsellik, saldırganlık vb. diğer hayvan türleriyle de ortak iç güdüleriyle, diğer hayvan yavruları gibi, sıfır ahlakla doğarlar. Ve doğdukları andan itibarende insana benzesin diye ahlaklandırılmaya başlanırlar. Fakat malesef, insanları kolay yönetebilmek adına günümüzde hala uygulamaya devam edilen ilkel, yanlış ahlaklandırma yöntemleri bazılarımızı diğer hayvan türlerinden beter hale koyar.
 
Olumlu ya da olumsuz dış gelişmelere endeksli olmayan, yeyip içme,zevk ve eğlencenin çok dışında algılanması gereken mutluluk anlayışım;''Geçmişten suçluluk duyguları getirmeden, pişmanlıklardan dersini almış halde, gelecek kaygılarını şimdiden dert etmeden, sonsuz şimdiki an içinde, farkındalık dolu, kendiliğindenliklilikle(zorlanımsız doğallık), yaşama sevinci, coşkusu dolu, kendinle, dünya ile, tüm evren ile barışık yaşayabilmek sanatıdır mutluluk.'' Ve bu tanım aynı zamanda mutluluğun psikiyatri bilim dalında kabul gören tanımıdır. Bilimsel olana itibar etmeyenler çok farklı yönlere çekmekte serbesttirler.
 
Hayatın getirdiği tüm acılara rağmen, tüm olgunlaşma, akıllanma ve ders alma süreçlerini yaşayıp, yediğimiz kazıkların izlerini büyük bir gururla taşıyor ve bir türlü akıllanmak bilmiyorsak pembeye boyayabiliriz griyi,siyahı.
 
Okuduğum bir kitaptan alıntı yapacağım..adamın icinde öyle büyük boşluk varmış ki açlık koymuş boşluğun adını..cinsel doyumsuzluk ve evlenır bakar ki o açlığı gene ac yerinde ..ipne olur gene açlık aynı duygu.hayvanlara tezavüc de bulunur ne yapmış sa boşluğun doldurmaz ..en son intihar eder ..artık boşluğu doldumu dolmadı mı bilinmez...bildiğim tek şey boşluğun adı umutsuzluk ınancsızlık ,kanaatsızlık ....
 
hayat, biz gelecek için planlar kurarken başımızdan geçenlerdir.der büyük üstad john lennon.. Beklemek ise, zannımca bizim istemimiz dışında gelişenler.. Biz istesek de istemesek de sonuç bellidir..
 
Insan kendini bilmediği sürece her zaman boşlukdadır. Aşk ve sevgi ile boşluk dolmaz.. Bir bardak çayın içine atılan şeker miktarı 3,5,7 ile sınırlıdır . Doyum noktasına ulaşınca istediğimiz kadar atalım erimez.
 
yeni nesil otobüslerin janjanlı teknolojilerinden uzak, doğal bir seyahatti bizimkisi, kafayı cama dayayan, cama baktıkça bir maziyi ekranlara getiren yansımalar dünyasıydı bizimkisi, dünyanın geri kalanıyla bağlantıyı koparan getto sakinleriydik biz, iletişim ağını sabote eden tınlamazlar korosuyduk... biz hususi mahallelerde bilyesini kaybeden çocuklardık.
 
Fazla yakınlaşmanın verdiği kabak tadında ilişkiler? Tek kazanım ise yaklaşınca neyi farkettiğindir. Yani kayıp Yada kazanç fazlasıyla kişiye özel. Bu yüzden yakınlaşmak örgütlenmeyi zor kılmış mesela, mesela insan en çok yakından gördüğünden uzaklaşmış. Bunca yakın ama bir arada olmak korkutucu olmuş!
 
küçükken oyuncak arabanın kapısını açıp içine bakardık, incelerdik öyle... saatlerce.. sığdırırdık içine tüm dünyayı... şimdi en küçük şeyleri bile dünyaya sığdıramıyoruz.
 
İnsan hernekadar zahiren bedeni warlık olarak görünsede, o'nu insan yapan taşıdığı ruhtur. Beden çoğukez mecbur olduğu yere, mecbur olduğu kişilere gider, lakin ruh serbesttir. Beden hernekadar ruhu peşinde götürsede, ruh herzaman olmak istediği yerdedir..
 
Beyaz severken neden siyahın en koyusu düşüyor payımıza bazen ?Acaba bilmeden de olsa birilerinin dengesinimi bozuyoruz.
 
Geri