başka bir gün. mesela cuma akşamı. lokasyon aynı. karanfil sokak dost kitabının önünde kimbuhatunyahu ile karşılaştım. kitaplar üstüne biraz lafladık, zaman kavramı üzerine birkaç şey söyledik, newton ve clarck'tan girdik, biraz kant biraz bergson. sonra birden konu back to the future'a geldi, sonra fikret kızılok "zaman zaman" şarkısı çalmaya başladı bir yer.
sonra... birden erkin koray "öyle bir geçer zaman ki" şarkısını söylemeye başlıyor. o sırada kimbuhatun yahu "erkin bey, bu şarkının dizisini yaptılar, içerisinde bütün klişeleri barındırıyordu. içimiz şişti...." diyor. ay o da ne ya... ahmet hamdi tanpınar, elindeki saatleri ayarlama enstitüsü kitabından şu satırları okuyor: "saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır… bu da gösterir ki, zaman ve mekan, insanla mevcuttur." oysa ki en güzel kısmı, bu değil diyor kimbuhatunyahu. o da bir pasaj okumak istiyor ama çekiştiriyorum çünkü "şöfer" bekliyor djksk sonra herkes kayboluyor, benim çelimsiz kadın tekrar meydanlarda...ilgi çekmek istiyor belli ki, "değişir belki" diyerek fikrimi belirtiyorum kimbuya. kimbuhatunyahu diyor ki "ejderi boyarsan da derisini boyarsın, kemikleri aynı kalır" çin atasözüymüş. nerede okudun diyorum, "152 yıl önce çin'e ziyaretimde işitmiştim" diyor. kendimi bir murat menteş kitabı içerisinde hissediyorum, o sırada kimbuhatun dirseğiyle beni dürtüp şöyle diyor "korkma ben varım" jflkdfj
-bitti-
rengarenk bir karakter. onda her şeyden biraz var. ahenksizliğin içerisinde, bir ahengi olan karakter. hem absürt hem olağanca mantıklı. hiçbir diyaloğumuz olmadığı halde, sözlüğüme yazdığı şey benim karakterime, müzik zevkime, kitap zevkime, tavrıma çok uygun bir örnekleme, bu ancak belirgin bir gözlem gücüyle mümkün. hoş bir elektriği var.
saygılar şelale
"bir an içimden öyle demek geldi"