Kendimle Hasbihal

Konu sahibi son olarak 7 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Life taught me that everybody understood everyone. Some denied it for various reasons. Some did not deny it.They just did not know what to do, which caused great fear in them. because they did not trust enough...
 
İnsan bir ağaç gibidir. Neden kiraz vermiyor diye incir ağacını hiç azarladığın oldu mu? öyleyse sus!

Nikos Kazancakis
 
Her kişi kendi görünümünü arıyor. Kendi varoluşunu ileri sürmek artık olanaklı olmadığından, ne var olmayı ne de bakılıyor olmayı dert etmeksizin boy göstermekten başka yapılacak bir şey kalmıyor geriye. Varım, buradayım değil; görülüyorum bir imajım; bak bana, bak!

Jean Baudrillard
 
UYAN İNSAN !!!

Gel ey gurbet diyârında
esir olup kalan insan,

Gel ey Dünya harâbında
yatıp gâfil olan insan.

Gözün aç perdeyi kaldır
duracak yer mi gör Dünya,

Kati mecnun durur buna
gönül verip duran insan.

Kafeste tutiye sükker verirler
hiç karar etmez,

Aceb niçün karar eder
bu zindâna giren insan.

Ne müşkül hâl olur gaflette
yatıp hiç uyanmayıp,

Ölüm vaktinde Azrâil gelince
uyanan insan.

Kararmış kalbin ey gâfil
nasihat neylesin sana,

Hacerden katıdır kalbi
öğüt kâr etmeyen insan.

Bu derdin çâresin bul sen
elinde var iken fırsat,

Ne ıssı sonra âh u zâr edüp
hayfâ diyen insan.

Niyâzî bu öğüdü sen ver
evvel kendi nefsine,

Değil gayriye andan kim tuta
her işiten insân.

NİYÂZÎ-İ MISRÎ





 
Bir seher vakti çaldım can kapısını. Sordu kimsin ?
Dedim ben, dedi benliğini yak da gel
Bir yangın vakti çaldım canan kapısını. Sordu kimsin ?
Dedim benden, dedim kölen. Dedi bana aşkla gel.
Bir hasret vakti çaldım aşkın kapısını. Sordu kimsin ?
Dedim biz. Dedi aşk tevhide gel, birliğe gel.
Bir kesvet vakti çaldım tevhid kapısını. Sordu kimsin ?
Dedim sen, Dedi gir gönüle seyrana gel.
Bir fena vakti çaldım beka kapısını. Sordu naci misin ?
Dedim hadi olan sensin hadi olan sensin.
Bir hayranlık vakti çaldım hikmet kapısını. Sordu kimsin ?
Dedim bir katre, bir katre. Dedi katre-i Umma'na gel.
Bir insanlık vakti caldım ecel kapısını. Sordu kimsin ?
Dedim fani. Dedi ölmezden öl de gel ....

Necati Ateş
 
Bir Hüzün Mevsiminden Çıkarken Kalbim


Ayrılıkların puslu aynasındadır
bekleyişlerin solgun yüzü
Bekleyişler ki demlenişidir sabrın
damıtır sessizliği ve üzüncü
damıtır gurbetin kavruk memesinden
ve emzirir
hasretin yanık yüzlü çoçuğunu
Sen ey sabrın ve üzüncün dervişi
başını zamanın göğsüne koy
ve dinle yalnızlığın iç çekişlerini
Yalnızlıklar ki suskun bir akşam üstüdür
usulca örtülecektir gecenin sessiz tülünü
ve düşecektir ince bir rüzgarla
hüznün harmaniyesi
Ey yenilgilerin bezgin kuşu
suskunun sarı sıcağındasın bunca zaman
bataklıklardan sızan sinsi ve pis
bir kokudur içinde tortulaşan kuşku
Ve bulutsu bir ağırlığın yüküdür
gittikçe ağırlaşan
gittikçe yüreğini zonklatan
Sen ki şafağın göğü müsün
imbikle göğsünde göğün sütünü
ve emzir sönmekte olan yıldızları
sonra başını solgun bir demet gibi hasretin kuru dallarına koy
dinle köpüklü kıyıların çağlayanını
imbatın serin elidir yüzünü okşayan
Güneşi kopar dalından ellerine al
ve durmadan canını yakan sözü
bitir şiirin kalbine
akıt artık umudun billur ırmağını
kavruk çölüne yüzümün
ve bir sevda gibi yanaş
hayatın kıyılarına
Yoksa ey kalbim
tel bile olamazsın şiirin sazına

Ahmet Telli
 
Sen dostumdun benim gülünce güneşler açan
Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam
Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar
Meşeler göğermiş diyorsun, varsın göğersin
Anlamını yitiren bir şeyler mi var şimdilerde
Yazdığım şiirlere yabancıyım, sokaklara yabancıyım
Taşı delemiyor bir çığlık ve apansız
Su oluyorum ipince, kendime sızıyorum
Dünya yetmiyor bazan, bırakıp gidebilir miyim?
Kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin, öylesine mahzun!
Efkar da yakışırdı sana, ilk kadeh kekik kokardı
Unutalım mı şimdi kente indiğimiz o ilk günü
Sabahlara kadar okuduğumuz o kitapları
Sabahlara kadar düşüncelerimizde yaşattığımız hayallerimizi
Kar aydınlığında yürüdüğümüz o yolları
Sen dostumdun benim gülünce güneşler açan
Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam
Her akşam mektup yazarım dağlar kadar
Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi, üşüyorsun
Unutma dostumsun sen, neredeysen orda ölmek isterim!

Ahmet TELLİ
 
Hani?
Oysa her şey fani...
Peki neden bu haset bu kin bu savaş?
 
Kötü bir davranış eşittir kötü bir insan demek miydi?
Davranışla kişilik paralel mi yani? Davranış derken kast edilen neydi? Kişilik ne demekti?
Sigara kullanan birine kötü biri diyebilir miyiz? Ya da alkol kullanan biri acımasız biri miydi? Ya da psikopatik davranışlar sergileyen biri, doğasında gerçekten kötü müydü? Her katil bir psikopat mıydı? Uyuşturucu kullanan her kişi bir cani olabilir miydi? Sonuçta bunlarda kötü bir davranış.
Ya da yalan söyleyen biri hepten yalancı biri miydi?
Insanları böylesi genel bir kalıba yerleştirmekte ki acelemiz nedendi? Neden bu kadar aceleciyiz?
Bizim hatalarımız sadece basit yanılgılardan mı ibaretti? Başkaları için bu neden geçerli değildi? Yanılmak, sadece biz iyi insanlar için miydi?
Kötü bir davranış,kötü bir davranışa araç olduysa,bu silsile böyle devam etmek zorunda mıydı? Bu silsilenin nedeni, bizim kötü kişiligimiz mi? Beklentiler,ihtiyaçlar,eksiklikler,nedenler,mecburiyetler,hatalar,boşluklar,kötü yaşantılar,yanlış öğrenmeler kötü dediğimiz davranışların ardına gizlenen gerçekler olabilir miydi?
Mesela dedikodu,davranışları genelleyen ve karşımızdakini hepten kötü ilan eden bir araç mıydı? Neden "sadece biz iyiyiz" dayatmasında bu kadar ısrarcıyız? Oysa beşer şaşar,diyen biz degil miydik? Beşer şaşarsa,şaşan her beşer kötü müydü? Davranışlarını düzelten herkes,artık iyi biri miydi?
 
“yankısıyım ben kendimden kopan bir çığın.”

Louis Aragon
 
Arapça ve Fransızcanın harika uyumu. Ne güzel bir şarkısın sen [emoji173]


 
Birisinin sana başka birisi hakkında söylediği hiçbir şeye aldırma. Herkes ve her şey hakkında kendi adına hüküm ver.

Henry James
 
Şaşırmamayı ama yetinmeyi öğretti yıllar.
Yutkunmayı, hoş görmeyi, boş vermeyi ama beklemeyi…
Ama beklemeyi…

Sabah ezanları rutinliği çağırıyor artık…
Ismarlanmamış yalnızlıklar, şafakla uyanan hüzünler kaldı geriye…
“Keşke” ler “tüh” ler arasında yaşanmamış yaşanmışlıklar…
Unutulmayanlar duvarlara kiracı, anılar odalara…


Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar : Size sesleniyorum…

Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten, ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini ?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını ?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz mail arkadaşlarınıza ?
Sevgiyi tuşlarla mı yaşarsınız ?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir ?

Ya da “Geri dönüşüm kutusunda” saklanabilir mi kaybolan zaman…

Doğayı ekranlarına döşeyenler;
neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını ?
Ya da “ıslak toprak kokusu” var mıdır dosyalarınız arasında ?

Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda ?..

Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?

Hayat ıskalamayı affetmez…
“Keşke”lerle, “tüh”lerle baş başa kalmadan önce…



 
Anladım ki,iki iyi bir iyi yapmıyormuş.
Bazen iki iyi, bir kötü demekmiş.En acısı da, taraflardan hiçbiri suçlanmayı hak etmiyor.Geriye kalan sadece saygı ile kabullenmek.Bazen zor olsa da...
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri