Kaan Turkoglu Kisisel Paylasim Sayfasi

S
  • Kullanıcı stonecypher
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Milyar tane dostun olsa da 'hiç' gibi kalmaktır özlemek..
 
Hazırlık maçında atılmış gol gibiydi sana sarılmak, Kimseye ne faydası, Nede zararı vardı. Anlamsızdı..


Sent from my iPhone using Tapatalk
 
Ben ona biriktirdiğim her şeyi sundum. Zamanı, kitaplardan süzdüklerimi, yazabildiğim ve yazabileceğim her şeyi. O ise günlük hayatın sıradan beklentilerine o kadar alıştırmıştı ki kendini, başka türlü bir sevme şekline ihtimal bile vermiyordu. Olmadı, olamazdı da. Benim yanımda uçmak için can atan bir kedi yavrusu gibi takıldı bir süre, uçabilmek için gereken arzu ve iyi niyete de sahipti aslında. Ama, kanatları yoktu
 
Ve bir bardak demli çayın insanın yüreğini ısıtan şefkatine sığınıp susalım. Masada çay bardakları ve senin ellerin olsun..
 
Kimi sevsem, onun hep uzaktan bir sevdiği vardı, unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi. Kimi derinden sevsem, o da bir başkasını derinden hatırladı...
 
Çok güzelsin ve çok tanıdık yüzün. Daha önce öldürmüş müydün beni?
 
Sen sadece bir masaldan alıntıydın. Bendim seni kahraman yapan.
 
Bir kararı en az 2 arkadaşına onaylatmadan asla uygulamayan varlığa kadın denir
 
Şimdi içime devrilen bir buz kütlesinin bana sunduğu bir soğuklukla yazıyorum bunu. Öncelikle, alayınıza teşekkür ederim...

Yalan söyleme hadi, doğru olan neyse söyle.
Olmuyorsa git de, umut bitsin, unut gitsin, içimde bir şey var o da bitsin.
De bana yalan hariç, düşündüğünü anlat ben duymamazlıktan geleyim...
......
Her bir kelime de annemi öldürüyorum bir hastalık gibi onu öksürterek,
Ve her hece de babamı, sigara dumanı gibi ciğerine dolarak.
Kardeşimi kandırıyorum bak oğlum diyorum,
Öleceksin ve sana bir kutu sakız gibi yapışacağım, korkma..

Sonuna geliyorum fakat kendimi öldüremiyorum bir harf eksiltir gibi...

Siktirin gidin ciddi söylüyorum, ilk kez bu kadar ciddiyim.
İlk kez bu kadar dağıldı beynime uyuşturucu bir madde gibi giren olaylar zinciri. Zincirlenmiş bir hayvan gibiyim, itiraf ediyorum.
Eğitilebilirim.
Bıraksalar gideceğim Allahın önünde diz çöküp,
Ne diyeceğim, ne? Nedir bu? Niye...

Sen kal...

Ellerim üşüyor diyeceğim kaliteli bir yalan gibi üşüyen kemiklerim.
Tırnaklarım çürüyen.
Allah isimleri elimin içinde, nasıl sıkıyorum yumruğumu, nasıl.
Her bir ismin anlamını sırtıma yük gibi bindirip göç eder gibi bedenimden.
Ve ağla açılırsın gibi bir yalanın daha peşine takılıp açılıyorum,
Kolu küf tutmuş bir kapı gibi arka penceresine dünyanın.
Ne mi var, sayalım...

Gözlerimin altında bir ıslaklık, utanıyorum ve kendimi utancımdan öpüyorum. Kuruyana kadar yazıyorum şimdi bunu..

Annesini kaybetmiş bir çocuk var, anneler gününde katile çıkarılmış adı. Ayaklarını mayınların parçaladığı bir adam var,
Anma günlerinde karısının kalbini parçalayan.
Bir çocuk var yetimliği sırtına basılmış bir sigara izi gibi kül yüklü.
Ağzı kapatılmış bir çocuk var arkadaşlarının lösemi diye hitap ettiği,
Ağzını kapatan şeyin bile Allaha isyan ettiği..

Oysa dudaklarını görmeden söyledik,
Ulan! Kim öper dudağından lösemi bir çocuğu...

Ne mi var daha.
Yitirmiş bir kalp var birini.
Biri ölsün diye dua eden bir kadın var, diyalize bağlanırken her gün.

Bu kız verir mi diyor bir adam?
Bu kız verir diyor bir kadın.
**Spam/Adversiting** gibi görülmesinden ziyade,
İnsanlığını ön plana çıkaran bir umut gibi, verir bu kız diyorum,
Ölecek olsa, o yaşasın diye iliğini ve iyiliğini...

Ne kadar oldu dünya kurulalı,
Ve ne kadar oldu bunlar yaşanmaya başlanalı bilmiyoruz ama,
Hala insan olamadık.
Bu yüzden, zincirlenmiş bir hayvan gibiyim, mesela ateş böceği..

Sen kal, yak beni...

Şimdi bütün içimde biriktirdiğim şeyleri yere tükürdüm,
Dizlerinin üzerine düşenin olsun!

İlaç saatini bilmeyen bir hastayım ben,
Yokluğun beni gün be gün yok ediyor ve ben ne zaman geleceğini bilmiyorum...

Unutmak için o kadar yönteme baş vurulurken,
Mutlu bir gün hatırlayabilmek için çıldırabilirim...

Sen kal..

Bir gün diyorum, dil çürür. Ses telleri kopar, ses gider.
Ağız burun dağılır, kelimeler biter, susmak yeter.
Ne mi var daha derken, ne kalır ki başka denir.

Ses gider hepsi gider. Eski bir çığlık hatırlanır, çıldırılır.
Yankı yankılanır çocuk, yankı kalır...

Sen kal, yankılan..

Birine yaklaşılır sonra, sen o değilsin denir yankılanmayan bir sesle, net.
Allah sırtını döner, utanırsın yine.
İsa'nın eline çaktıkları, bir dua olur diline çakılır, kanar kanar amin dersin...
Rengin belli olmayacak kadar silinik kızarır yüzün...
Ve bir kızgınlıkla Allaha şiir yerine açık adresimizi yazarız seninle ey hüzün...

Sonra ne mi var, ne yok ki.
Daha eski, daha çürük hepsinden...

Ben, yaş kuruyana kadar yazarım böyle ama inan.
O kurur, sen gelirsin,
Sana bir şey demeye yüz bulamam...

Sen kal...

Utancımdan öpüyorum..
Ve adım geçtiğinde bir bir kalabalığın içinde, o utancından..
 
Siz onun kokusunu özlüyorsunuz ben onun kokusunu merak ediyorum aramızdaki fark bu..
 
Şimdi; hangi sosyal güvenceye dayanarak aşık oldun ? deseler, ''Bağ kur'' duk biz el ele diyesim var...
 
Sana kavuşmak değil niyetim, merak etme ! Yolda bir dilenci görsem para bile vermiyorum 'Allah sevdiğine kavuştursun' der diye.
 
Çocukken yarın neler oynayabiliriz diye düşünürdük, Şimdiyse yarın hayat bize hangi oyunu oynayacak diye düşünüyoruz.
 
Biten bir aşkın ardından ağlanmaz, Yeniden başlanması için çabalanmaz. Sen benim için öldün, bilirim ki ölüler birdaha canlanma
 
Bugün serbest meslek sahibi kadınlar, dünyanın en iğrenç mesleği unutmaya çalışmak diye bas bas bağırırken, dikkat edin. Evde yalnız başına arabesk dinleyen itler, bugün bir kaç ucuz yosmayı mutlu edebilmek için ve farklı kılmak için kendini birinden, rock'n roll diyor, jazz diyor, marjinal ilan ediyor kendini, toplum içinde o umursamaz ve alaycı tavırlar, kafasının içinde düş dediği şeyin bir kaç fantaziden ibaret olduğunu saklıyor bizden, bir karakteri olsa da benim alfabemde yeri olmadığını bilmiyor hatta, saklanıyorum, anlamıyor kimse zannediyor üstelik. dostluklarınız bir kaç övgüden, bakın insanlar biz böyleyiz gıyabında gözünün içine sokmak değil mi sizin o an bulunduğunuz ortam veya hallerinizi hı? anlıyor musun bebeğim? bir iran filminde kusursuz bir sevişme sahnesi izleyemezsin, çekemezsin, bu böyle bir şey, asarlar iki dakikada, izlettirmezler ama darağacında ibretlik ederler. ve genelde pek eğlenceli değildir orada şarkılar, var mı ya böyle bir şey, mümkün mü? diyebilirsin bu senin demokrasinin, sana bunu deme hakkını verdiği için olabilir. insanlar içlerine sindirebiliyor, etrafında bir kaç aptalı kandırabildiği için mutlular ve bir çok insan bu yüzden belki bu kadar karaktersiz olabiliyor. Şimdi bir ülkenin yarısından bahsediyorum! yani canlar bunların hepsi bahaneydi, asıl mesele siyaset şeriatın kestiği parmak acımayabilir, ama kestiği gırtlak acır...
 
Gereksiz, gerek sizin gibiler, gereği olmayan şeyler hakkında gerici tavırlar sergileyerek, başta aşk olmak üzere, meseleyi en geriye getirmek için gerginlik yaratıyorsunuz, ilkler unutulmaz gibi saçma sapan bir şeyle hem, bu meseleyle uzaktan yakından alakası olmayan, hatta o aptal fikirlerin bir harfine bile ihtiyacı olmayan gerek ben, gerek benim gibiler geriliyoruz, inanın buna gerek yok, gerçekten. giden birini günlerce aylarca beklemek, onu beklemek değil, başka biriyle şimdi aynı şeyleri yeniden başlayacak olmanın getirdiği yorgunluk ve cevapsız bırakmaktır bir soruyu, bir daha inanmak mı? sanmıyorum. ki bir değil birden fazla kadınla sevgili mertebesinde yaşayan gerek ben, gerek benim gibiler daha fazlasıyla bir adı amacı yahut beklentisi olursa geriliriz diyerek, defalarca öpüştük ama, sevgili arkadaş veya hiç tanımadığım biri olduğu için mi, tam tersine olmadığı için mi? bütün sevgililerde yanıldık bir masada şimdi, bir ipin ucunda, bir heyecan ortasında yakılmak istiyoruz diyebilmek, hangi çemberden atlayalım şimdi, feleğin çemberini belimizde çevirdik bitti, bilincim nerededir? kırmızıya karışan alkol hakikat midir, hakikat gerçekten korkunç mudur? in vino veritas, in vino veritas. bir kural var bu böyle. nerede olduğunu bildiğim şeyleri ne kadar çok özlesemde seni görsem, hatta bulsam sana sarılamam, seni öpemem, bu çok özlediğim için annemi mezarından çıkarmak gibi bir şey, ona sarılmak, onu öpmekle birebir, şimdi ona sarılmakla sana sarılmak arasındaki fark ikinizde hiç bir şey hissetmeyeceksiniz, o öldüğü için, sen yaşadığın halde... ve şöyle, ve söyle. senin ellerin hep kanlı, birini öldürdüğünden mi bilmiyorum, kaç kişiyle birlikte oldun ya da kaç kişiyi öldürdün, nereye gömdün, camdan bir kalbi kırıp içinden çıkarken mi kanadı ellerin, bilmiyorum, tartsak gram gelmeyecek bir saç teline sesleniyorum, o ki bazen en ağır yük, en uzun ip, en keskin bıçak, günahların beni ilgilendirmiyor ve ve inan hiç alakam yok bu elimdeki gam tesbihiyle, çekiyorsam dertten, çekiyorsam mecburiyetten, ben cehennemi kaybettim, ben cehennemi kaybettim.. bundan sonrasını düşünerek, yani birinin bana dokunmasını beklemiyordum. ilk başlarda dokundukça canım yanıyordu, bana yokluğunu bir gün göstermeyen uyuşturuculara teşekkür ederim, onlar sayesinde artık hissetmiyorum. aynı şeyleri yeniden yaşamaktan bıkmıştım, aklımın içinde, gözlerimi kapadığımda rüyada, hayalde. envai triplerde, senin gibi, ya da senden farklı. sorular sorular, seninleyken hissettiğim aynı şeyi başkalarında hissetmek mi istiyordum, yoksa artık farklı bir şey mi hissetmek istiyordum seninle, bilmiyordum. dokunuyorlardı. bir çok insan dokundu senden sonra. ölmüş mü diye kontrol ediyor gibi dokundular ama bana. korkarak. telaşlı. dokunmanın ilerisine kaçıyor öpüşüyordum hatta, çünkü sonra kimseyle beraber olamamak, bir aşka değil bir ayrılığa sadık kalmaktı, aşk olsaydı kalırdım, aşk olsa kalırdın, dokunuyorlardı, öpüyordum, sonraki kadınlar benim için minik bir çocuktan farksızdı, o sevgiyle, öyle şefkatle öptüm onları, başka türlü hiç bir şey hissetmiyordum. yani sevişmeyi meslek edinmiş **Spam/Adversiting** psikolojisi, sensizliğe alışmak, sanırım yokluğun değildi, aklıma kalbime hayatıma girip çıkanların yanında, gel diye bacaklarını ayıranlar gibi, kalbim ortadan ikiye ayrılmış, kıpırtısız yatıyordum belki de, hiç bir şey hissetmiyordum, alışmak böyle mi bir şeydi? ansızın gelirsin derken bir an sızın gitmiyordu, bu muydu, yoksa bu kadar mı? o kadar yalnızdım ki, gürültüden değil, sessizlikten rahatsız ediyordum komşuları. aşkında doğasında vardı elbette ayrılmak. ayrılmıştık. ikimiz. ikiye. senden bir şeyler, benden bir sürü. senden bir parça koptu, benden hepsi. ayrılmış halde bekliyordum belki birini, sende belki, ayrılmış halde bacakların, ama hep ayrı kalacaktın, hep ayrılmış duracak gelenlere, benim kalbim, senin bacakların. derken... yani beklemek birini, sıyırmış gibi aklımı, sıyırmış gibi eteğini. senin yerin hep ayrıydı, Ve hep aynı sonrası şehrin herhangi bir yerinde bir otel odası, olmadı ücra bir köşe, illa ki vardı... bulunacaktı... yatılacaktı..
 
Böyle hiç sevmiyor gibi kaçıyorsun ya benden oysa herkesten kaçıp omzumda dinlendiğin günleri biliyorum.
 
Ve Lütfen, çok değil. Döndüğümde ölmüş ol.. Yaralarım senden önce de vardı.. Sen sadece, dokunmuş ol... Kabuğun altından kan çıkmasını sağlamış ol, yeterli. Ben yanına uzanıp, gazeteyi üzerimize örtmekten mutluluk duyarım.. Duyacağım.
 
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar
sevmekmiş.


Can YÜCEL
 
Onlar bir leşin etrafına toplanan akbabalar gibi yükseklerde olsun. Sen ve ben bir şekerin etrafına toplanan karıncalar gibi ezilenlerden olalım.
 
Geri