Sabah erken saatler. Hava henüz aydınlanmamış. Yerde kar var. Caddede çocuklar okula giderken kartopu savaşına başlamışlar. Tam oyunlarına katılmak isterken "lan şerefsiz!" diye bir ses duydum. Yaşlanmış ama tanıdım, mahalleden çocukluk arkadaşım Serkan bu. Yanında birkaç adam, tekerlekli sandalyede oturmuş bana bakıyor. "Ben Demet'i seviyordum, elimden aldım onu" dedi. Demet kim, kimi kimin elinden aldım hiç hatırlamıyorum. "İntihara kalkıştım ben bu yüzden, sakat kaldım" dedi.
Hızlıca uzaklaştım ordan. "Benim bi suçum yok" diyebildim sadece.
Hemen hastaneye girdim. Premium bir hastaneye iyi paraya transfer olmuşum. Süratle merdivenlerden çıkarken süpervizör kadın takılıyor peşime;
"Hocam programda oldukça aksama var. Randevular kaydırıldı" diyor. "Çağlaaaa! diye bağırıyorum. "Çağla (kişisel asistanımmış) nerde? Ödürecek bu kız beni, hiç haber de vermiyor" diyorum.
O sırada hasta yakını olduğunu tahmin ettiğim bir adam kahve makinası ile mücadele ediyor. "Bozuk bu, ilgilenin canım bunlarla!" diye bağırıyor. Adama cevaben;
"Yaz bana, pişmanlığını da yaz, yaz bana, şikayetini de yaz, yaz banaaa sen aşkım yaz hahhaa" diye Ufuk Yıldırım şarkısı söyleyerek merdivenleri çıkmaya devam ediyorum.