Günlük Hadi bakalim..

  • Kullanıcı W
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Kuzencim bir dilek hakkın olsa neyi dilerdin?
 
  • Üzgün
Tepkiler: W
Gozume carpmadi fakat daha once paylasildi ise affolsjn. :)
Hansi kürsch, bir hafta icerisinde ayni caddede meydana gelen iki araba kazasina tanik olur.
Iki cocugun ölümünü, masalsi bir güzelleme yaparak besteler.
Parca genel hatlariyla Olum Meleginin, ilk olen cocugun canini yanlislikla aldigini
ona özür mahiyetinde bir cennet kurdugunu ve cani sikilmasin diye ikinci cocuktan o cennete katilmasini istedigini isler.



 
Aslinda orjinali boyle;

Oropa ardžo arti varen
Çkim iveri nḉari çkvaşa
Miordini miçǩutu do
Goytiroku ma si çkvaşa
Miordini miçǩutu do
Goytiroku ma si çkvaşa
Miordini miçǩutu do
Didou do na ni na
Huriyadas ḉima ndğasu
Skani mamulyaş maǩipginam
Ǩanǩaleşa gamkomile
Vaşilebu taşi rina
Ǩanǩaleşa gamkomile
Didou do na ni na
Ǩanǩaleşa gamkomile
Didou do na ni na
Na ni na didou
Didou na na didou
Didou na na didou
Didou na ni na
Na ni na didou
Didou na na didou
Didou na na didou
Didou na ni na
Na ni na
Didou do didou do
Didou do na ni na
Didou do didou do
Didou do na ni na
Seri do ndğaşi arti mapu
Skani şaras ginocinepu
Skani dudi midamiğuru
Şǩvaǩ ǩargi moǩileku
Skani dudi midamiğuru
Didou do na ni na
Skani dudi midamiğuru
Didou do na ni na
Ah oropa si ncgiri ndğaşi
Guri muḉo domixaşi
Seri iri şeni serinen do
Ǩuǩumela naǩu ndğaşi
Seri iri şeni serinen do
Ǩuǩumela naǩu ndğaşi
Seri iri şeni serinen do
Didou do na ni na
Na ni na didou
Didou na na didou
Didou na na didou
Didou na ni na
Na ni na didou
Didou na na didou
Didou na na didou
Didou na ni na
Na ni na
Didou do didou do
Didou do na ni na
Na ni na
Didou do didou do
Didou do na ni na
Na ni na
Didou do didou do
Didou do na ni na
Na ni na
Didou do didou do



Tiflis’te yaşayan Nana Belkania, bu şarkıyı 1985 yılında yapmış. Birol Topaloğluna göre Belkania, şarkıyı sevgilisi için bestelemiş. Belkania şarkıyı ilk kez yılbaşı gecesi gerçekleştirilen bir etkinlikte seslendirmiş ve büyük beğeni toplamış. Tiflis’teki Müzik Kurulu, Belkania, konservatuvar mezunu olmadığı için şarkının eser hakkını vermemiş, bu nedenle de şarkı bugüne kadar anonim olarak geçmiş.

Biz ise Kazim Koyuncu ile sevdik.

 
Tam bir karnaval cocuguyum .p karnaval turkuleri beni mutlu ediyor cocukluguma gidiyorum. Bir gun carsida gidiyorum karnaval zamani, bar onunde konser var, tam da bu sarki caliyor. Elimde market posetleri, hayattan bezmisim, bakarak geciyorum. Icinde istanbul gecen bir sarkiya insanlar zipliyor .p ben de basladim eslik etmeye .p hem niye etmeyim ki ?
 
Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın,
Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;
Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın


Aşk ve ayrılık denince akla ilk gelen şairlerdendir Ümit Yaşar Oğuzcan. Melankoli dolu ruhu ve bunları satırlara döktüğü şiirleriyle tanınan Oğuzcan’ın şiirlerinde, aslında yaşadıklarının etkisi çok büyüktür. Çünkü Oğuzcan, 24 kez intihar etmeye teşebbüs edecek kadar karamsar bir ruh haline sahiptir.

Baba Oğuzcan’ın bu hayatı büyük oğlu Vedat Oğuzcan’ı olumsuz yönde etkiler. Babasının hayata bakış açısı, Vedat Oğuzcan’ın da aklında “intihar” fikrini dolaştırır. Babasının başarısız intihar girişimlerinin aksine, Vedat Oğuzcan ilk girişiminde Galata Kulesi’nden atlar ve 17 yaşında hayatını kaybeder.

Hayatını şiirlerine yansıtan yazar da bu acısını yine dizelere dökerek yenmeye çalışır. (Beste: Munir Nurettin SELCUK)

 
Abdülmecid Han, Arif Bey'e Saray'da büyük yakınlık gösterdi. Onu "kurena"lık (mabeynci) rütbesine kadar yükseltti, 4. Mecidî nişanıyla ödüllendirdi. Arif Bey, haremdeki cariyelerin musiki hocalığı görevini de yürütüyordu. Bu dersler sırasında Çeşm-i Dilber adlı bir cariyeye âşık oldu. Padişahın izniyle Çeşm-i Dilber'le evlenerek Saray'dan ayrıldı. İki çocukları oldu. Ama bu evlilik yürümedi. Çeşm-i Dilber, çocuklarını Arif Bey'e bırakarak bir tüccarla evlendi. Arif Bey, "Niçin terk eyleyip gittin a zalim", "Düşer mi şanına ey şeh-i hûban" dizeleriyle başlayan kürdilihicazkâr şarkılarını terkedilmenin acısı üzerine besteledi.







Bir süre sonra, Abdülmecid Han tarafından "serhanende" olarak yeniden Saray'a alındı, gene haremdeki musiki dersleri hocalığıyla görevlendirildi. Besteci bu kez gene bir cariyeye, Zülf-i Nigâr Hanım'a âşık oldu. Bu olay Saray'da duyulur duyulmaz, Abdülmecid Han onları evlendirdi. Zülf-i Nigâr'ın kısa bir süre sonra veremden ölmesi, besteciye yeni bir acı kaynağı oldu. "Olmaz ilaç sine-i sadpareme" ve "Kemer çehre peri rû tende cânımsın-Nigârım dilberim ruh-i revanım" şarkıları bu acının ürünleridir.



 
Seni nasil sevsem acabaa daha baska daha da baskaaa. Su nakarat butun sevgi sozcuklerini bir cumlede toplamis sanki, hic acip dinlemem ama tuhaf bir sekilde biliyorum. Hangi zaman bilincaltima yerlesmis ki ?
Vefat etmis, vasiyet olarak kupeleriyle gomulmek istemis, benim gibi suse duskun olmayan insanin anlayamiyacagi bir sey bu. Bilincaltimiza gelip ufak dokunuslar yaptigin icin teskler Huner hanim...



 



Sarki ask ayriligi sarkisi gibi gorunse de boyle değil, Güney Azerbaycan ile Kuzey Azerbaycan’ın ayrılığıdır efenim, cogu aile birbirine hasret ve buyuk acilar cekmis o donem, siyasi oldugu icin ilk zaman radyolarda yasaklansa da zamanla yasak kalkmis. Cok guzel degil mi ?
 
Nedendir bilmem yeni sarkilar ogrenmek istemiyorum. Mevzu sarkilar olunca sanki eskici gibiyim. Yine dinlemeye doyamadigim bir sarki bu. Hikayesi nedir bilir misiniz ? Durun anlatayim, sarkici Eric Martin bunu unutamadigi eski kiz arkadasina yaziyor.
Bir gun karsilasiyorlar hemen cebinden, sarkiyi yazdigi kagidi cikariyor ve sarkiyi okuyor, ama daha ikinci satirda kiz cok sacma yeaaa deyip kezbanlasiyor .p sirtini donunce Eric sinirlenip kagidi yirtiyor. Bir konser sirasinda sarhosken yine ayni sarkiyi soylemeye basliyor, yanindakilarin o kadar hosuna gidiyor ki sarki tutuyor....

 
"Asperities" isimli album Julia Kent'e ait, kendisi çellist.
Albumdeki elektronik muzik, cello ve kayitli sesler ile Julia hanim teknolojik ses ile organik sesin muthis kombinasyonunu ortaya koymus,
merkezine ise duygularimizi! :)
Sozcuk anlami "sertlik ve kabalik"
asperities'in belirli catismalar sonucu ortaya ciktigi soyleniyor: kisisel, global ve ic catismalar.
Yani albumun temasi evrensel.
Baskinin olusturdugu ve daimi siddet tehditinin urunu, protest bi album.

 
Karsu Hollandali bir Turk ailenin kizi. Kendisi anlatiyor bir roportajinda ninesi geliyor Turkiyeden "yavrum sarkicilik yapma ayip, bize yakismaz" diyor. (Anlatirken biz koyluyuz deyip gulumsuyor tatli tatli Karsu ) nineyi zorla Hollandalilara verdigi bir konsere goturuyor, ninesi basinda yemeni belinde salvari ile kalabaligin icine giriyor. Karsu sarki soylerken gaza gelip zilgit cekiyor .))


 
Ruhu manevi beslemekte lazim, surekli dimtis olmaz.
Ne diyor ?

Yüküm ağır yolum uzun
Meçhullerde kaybolurum...

Beni bırakırsan bana
Tufanlarda boğulurum...

Tut ellerim tut Ya Rab!Döndür yüzümü sana
Tut ellerim tut Ya Rab!Beni bırakma bana . . .

Eyyüb sabrım yok benim
Yusuf değilim kuyuda
Yine de umudum var
Rahim olan adında...

Yürüyemem yorulurum
Ateşlerde kavrulurum
Beni bırakırsan bana
Kül olurum savrulurum...

Tut ellerim tut Ya Rab!Döndür yüzümü sana
Tut ellerim tut Ya Rab!Beni bırakma bana . .


 
The Temptations’ın “I Wish It Rain Rain” in trajik hikayesi söz yazarı Rodger Penzabene ile ilgili. Şarkının kaydından önce, Penzabene, karısını bir başkasıyla yakaladı. Rodger Penzabene eşinin onu aldatmasına o kadar üzüldü ki, duygularını bir şarkıda ortaya çıkardı.

Şarkı 1967’de kaydedildi ve yayınlandı. Ne yazık ki Penzabene şarkısının başarısına tanık olamadı. Penzabene, eşinin onu aldatmasını hazmedemedi ve intihar ederek hayatına son verdi.


 
Sanildigi gibi bir ask sarkisi degil bu. Karakoyde seks iscisi olan bir kadin hamile kaliyor. Bebegini bu zor ve karanlik hayattan uzak tutmak istiyor ve evlatlik veriyor. Bebegine bir mektup yaziyor ve satirlarda gecen; "Karanlık gecelere ortak edemem seni, kıyamam kıyamam sana…


 


Sefarad kültüründe önemli bir yeri olan ninniymiş @W
Bazen açar üstüste defalarca dinler ruhumu ve kafamı uyuturum .
 
Kırmızı gül demet demet,

Sevda değil bir alamet,

Balam nenni, yavrum nenni

Gitti gelmez ol muhannet

Şol revanda balam kaldı,

Yavrum kaldı, balam nenni...

Nenni ya! Nenni ki nenni!. Yavrum nenni! Bir demet kırmızı gülle gelen nenni!. Nasıl oluyor derseniz, türkünün dilini açmak gerek... Varıp sormak gerek türküye : ''Ey türkü nedir bu demet demet kırmızı gül ve de nenni!. Yavrum nenni... Balam, nenni''. Bu demet demet gül hem de kırmızısından, sevgiliye duygu mu taşıyor? Neden kırmızı gül de kır papatyaları değil? Şöyle sarılı beyazlı, düz sarılı, öküz gözü gibi, kırdan toplanmış papatyalar değil de, demet demet kırmızı gül? Onların sevgi dili yok mu?. Onlar duygu simgesi gül kat... Ama bir tek!. Benim tek gülümsün, gönlümdeki yerin kır çiçekleri kadar engin, kır çiçekleri kadar zengin ve doğal, demiş olmazmısın? Ama senden iyisini bilecek değiliz ya!. Kırmızı gülü seçmişsin sen. Hem de demet demet... Ha bir de 'balam' meselesi var! Yavrum diyorsun... 'Nenni' diyorsun 'Gitti gelmez' diyorsun. Yoksa bir ananın balasına, yavrusuna çağrısı mı bu? Şol Revan'da kalan balası üstüne mi söylenmiş?.

REVAN, bugünkü adıyla ERİVAN, yani günümüzde Ermenistan'ın başkenti... Türkümüze konu olan olayın geçtiği zaman ise, büyük olasılıkla 17. yüzyıl sonrası... Neden derseniz, REVAN Osmanlının önemli bir ticaret merkezi o zamanlar. Ama bir ara elden çıkmış, Safeviler işgal etmiş. Yıl 1635. Dördüncü Murat ikiyüzellibin kişilik bir orduyla REVAN seferini düzenlemiş. Sekiz ay, yirmi dokuz günlük kuşatma sonunda, REVAN yeniden Osmanlı topraklarına katılmış. Eskisi gibi kervanlar gider gelir olmuş. Mal götürüp, mal getirmişler... Memet de gidip gelen kervancılardan birisi... Anasının da tek 'balası'... Tek oğlu!. Erzurum yöresinde üç beş dönümlük tarlalarını ekip dikiyorlar... Yetiştirdikleri ürünü de kervana katıp, REVAN'da satıyor Memet... Memet de Memet hani... Karayağız bir delikanlı... Taşı tutsa, suyunu çıkaracak kadar güçlü.

Bir de alışkanlığı var Memet'in. Her akşam tarla dönüşü, bahçelerden derlediği demet demet gülleri getiriyor anasına.. Anayla oğul arasında bir simge gibi kırmızı gül demeti... Sevgi saygı simgesi. Gülleri evinin duvarına asıp kurutuyor ana... Onlara baktıkça oğlunu görür gibi oluyor... Hele Memet kervandaysa. Gözü gönlü kırmızı gülün kurumuş, gazelleşmiş demetinde ananın.

Rüyaları hep Memet üstüne... REVAN yollarını düşlüyor hep. Kimi zaman kara saplanmış görüyor kervanı. Kanter içinde uyanıyor. hayra yormaya çalışıyor. Kimi geceler de toza dumana katılmış kervanın, atının eşeğinin devesinin bir toz bulutu içinde kayboluşunu düşlüyor. Bir hortum, yutuyor kervanı. Koca kervan döne döne göğe çekiliyor. Geride ne bir at, ne de bir deve, ne de insan kalıyor. Memet'i arıyor gözleri. Kara yağız, kaytan bıyık Memet, ellerini uzatıyor anasına. 'Tut ellerimi' diyor. Ama ne gezer. Anasının elleri boşlukta kalıyor. Sözün kısası günü gelip de kervan REVAN'dan dönene kadar bu böyle sürüp gidiyor. Kervanın dönüşünü dört gözle bekliyor. Bazen kışın yola saldığı oğlu yazın dönüyor .Bazen de tersi oluyor .

Kervanın dönüşü, bayram gibi! Kimi kocasını, kimi yavuklusunu karşılıyor. Kimi analar da oğlunu. Sarılıp, ağlayanlar, sevinç gözyaşı dökenler. Yemen seferinden döner gibi. Gerçi savaş dönüşü değil ama; hastalığı sağlığı var... Karı var, ayazı var!. Bir de salgın hastalık söylentisi yayılmış. Veba hastalığı kırıp geçiriyor ortalığı. İlkin bir ateş sarıyor bünyeyi. Kusma, iltihap, baş dönmesi. En sonunda da sayıklama. Artık kurtuluşu yok. Sayıklaya sayıklaya götürüyor insanı. En erken üç gün. En geç yedi gün içinde başlıyor sayıklama... Kurduğu tüm dünya yok oluyor bir anda insanın. Sevgiliye özlem, alınan armağanlar. Söylenecek güzel sözler.

''Sensiz olamam. Sen benim her şeyimsin. Güne seninle başlıyorum. Seninle bitiyor gecem. Zaman yitirmemek gerek demiştin. Oysa günler su gibi geçti. Ne bir ses; ne bir nefes. Düşlerdeki yerin hariç. Oysa seninle her şeye yeniden başlayacaktık. Öyle demiştik. ''Yaşam o kadar kısa ki; hiç zaman yitirmek istemiyorum seninle olmak için''. Bunları sen söylemiştin. Sıcaklığın avuçlarımdaydı. Kuytu bir sokak arası mıydı?. Yoksa aşıklar yoluna girişte miydi? Bir tek gözlerin kalmış belleğimde.

Bir de kuşların bitmeyen şakımaları. Ne de güzel batmıştı güneş. Alaca ışığın, alaca karanlığa dönüştüğü an. Akşam güneşinin, yavaş yavaş yok oluşu muydu güzel olan?. Yoksa alaca ışığın, alaca mutluluğa dönüştüğü an mıydı en güzeli. Bahar mı kokuyordu saçların. Yoksa gerçekten bahar günleri miydi? İşte böyle sevgili.

Ben şimdi senden uzak. Seni sayıklıyorum. Ellerini tutabilsem yeniden. Yüzüme dokunsa saç tellerin. Ama ne gezer!. Kuytulardan kaybolmayı severim demiştin. Aniden yok oluyorsun düşlerimden. Ellerim boşta kalıyor. Hem anamın hıçkırığı niye. Uzattığım ellerimi tutsa ya! Ateşler içindeyim. Bildiğim türküleri mırıldanıyorum; yokluğunuzda. Gurbet elde baş yastığa gelende, Gayet yaman olur işi garibin, Gelen olmaz giden olmaz yanına, Bir çalıdır mezar taşı garibin. Bir çalının dibine gömüyorlar Memet'i. Söylenecek sözleri, sevgiliye, anasına özlemiyle birlikte örtüyorlar üstünü. Kara toprak alıyor bağrına. Gençmiş... Sevenleri varmış... Anası yavuklusu yol gözlüyormuş. Ecel bu! Kimini sele, kimini yele verir. Memet'i de Revan'da vebayla yakalıyor. Sayıklaya sayıklaya gidiyor Memet. Kucak dolusu kırmızı güller elinde kalıyor. Sevgiliye özlemi de dilinde!.

Artık bir çalıdır mezar taşı Memet'in!. Bir tek Memet değil vebaya teslim olan. Kervanın çoğu kırılıyor. Sahipsiz mezar oluyor Revan ' da. Kalanlar perişan. Utangaç. Yaşıyor olmaktan utanıyorlar sanki... Sanki ölenlerin sorumlusu ölmeyenlermiş gibi... Ağır ağır Erzurum'a giriyor kervan. Analar, bacılar, sevgililer, oğullar, eşler... Meraklı gözlerle karşılıyor kervanı. Aradığını bulan sarmaş dolaş. Gözyaşları hıçkırıklara karışıyor. Aradığını bulamayanlar, ilk rastladığına soruyor. ''Oğlum Memet'im nerede. Birlikte çıktınız kervana. Nerede kaldı''. Sen sen ol da gel yanıtla. "İlkin kusma başladı. Sonra da bir ateş. En son sayıklama başladı. Tüm sevdiklerini bir bir sıraladı. Titreye titreye sayıkladı. Yedi gün dayandı Memet. Sonra... Sonra bir çalının dibine gömdük onu''. Gel de söyle bunu. Söyleyebil!. Hem de anasına... O ana deli olup dağlara düşmez mi?. Avuçlarını göğe açıp ol tabipten medet dilemez mi?. Kırmızı gülden merhemlik istemez mi?. Karayağızın güzeli oğlunu, canından parçayı alıp götüren ölüme, ilenmez mi? Ölümün hepsi kötü. Ana, baba, anneanne, dede. Hepsi kötü. Dün var olan... Soluyan, nefes alan; nefes veren. Bir anda yok artık. Yerinde yeller esiyor. Şekli şemali, son sözleri, yavaş yavaş yok oluyor. Belleklerden siliniyor. Yaşlı ölümü neyse ne! ''Öldü de kurtuldu" diyor insan. Ya gencecik ölümler.

Muradı gözünde gidenler. Anadır, alıyor veriyor. veriyor alıyor. Oluru yok. Diline kırmızı gülleri doluyor. Ol tabipten medet diliyor. Olmuyor. Ver elini dağ yolları. Dilinde türküsü. Gönlünde oğlunun hayali. Deli olup dağlara düşüyor. O'nu son görenler elinde bir demet kırmızı gül, dilinde ''Kırmızı gül demet demet. Sevda değil bir alamet Şol Revan'da balam kaldı. Yavrum kaldı''... diye diye haykırdığını söylediler. Kırmızı gül demet demet Sevda değil, bir alamet Balam nenni, yavrum nenni, Gitti gelmez ol muhannet, Şol Revan'da balam kaldı, Yavrum kaldı, Balam nenni, Kırmızı gül her dem olmaz, Yaralara merhem olmaz Balam nenni, Yavrum nenni, Ol tabipten derman gelmez Şol Revan ' da balam kaldı, Yavrum kaldı, Balam nenni. Kırmızı gülün hazanı, Ağaçlar döker gazalı, Karayağızın güzeli Şol Revan ' da balam kaldı, Yavrum kaldı,

Kaynak: Yaşar Özürküt Öyküleriyle Türküler 2 İstanbul, 2001


 
  • Beğen
Tepkiler: W
Muazzzammm bi sey ile geldim!
David Cope isimli bi müzik profesörü(California Uni);
koncerto, ilahi, senfoni ve opera besteleyebilen bi pc programi üretiyor.
Kendi üretimi olan EMI (Experiments in Musical Intelligence - Müzik Zekasi Deneyleri) isimli programini üretmek 7 yilini almis, günde 5000 adet ilahi üretmis.
Bu üretimin ardindan Cope Bey, santa cruz müzik festivalinde insanlara birkac sey dinletiyor ve insanlar cok etkileniyor -lakin kimse Bach'i degil bi yapay zeka eseri dinledigini bilmiyor! :)
EMI programi basari yakalayinca Cope bu kez daha sofistike olan Annie prog. üretiyor. EMI progdan farki, onun gibi taklit kurallariyla ilerlemektense daha dis dünya girdileri ile hareket ediyor,
misal cope bi sonraki bestenin ne olcagını bilmiyor.
Ayrica haiku türünde siirler de yaziyor -siir kitabi cikarildi.
Asagidaki link bi yapay zeka ürünü.
@Outis Pessoa nin da ilgisini ceker :)

 
Muazzzammm bi sey ile geldim!
David Cope isimli bi müzik profesörü(California Uni);
koncerto, ilahi, senfoni ve opera besteleyebilen bi pc programi üretiyor.
Kendi üretimi olan EMI (Experiments in Musical Intelligence - Müzik Zekasi Deneyleri) isimli programini üretmek 7 yilini almis, günde 5000 adet ilahi üretmis.
Bu üretimin ardindan Cope Bey, santa cruz müzik festivalinde insanlara birkac sey dinletiyor ve insanlar cok etkileniyor -lakin kimse Bach'i degil bi yapay zeka eseri dinledigini bilmiyor! :)
EMI programi basari yakalayinca Cope bu kez daha sofistike olan Annie prog. üretiyor. EMI progdan farki, onun gibi taklit kurallariyla ilerlemektense daha dis dünya girdileri ile hareket ediyor,
misal cope bi sonraki bestenin ne olcagını bilmiyor.
Ayrica haiku türünde siirler de yaziyor -siir kitabi cikarildi.
Asagidaki link bi yapay zeka ürünü.
@Outis Pessoa nin da ilgisini ceker :)


Çok ürkütücü bir şey... İyi söz yazabiliyorsan ve belirli müzik türlerini analiz edebilmişsen hemen her gün bir albüm yaparsın.. İyi mi kötü mü karar veremedim.. Şaşkınım
 
  • Beğen
Tepkiler: W
Geri