Sahne 1:
(Özet)
Koltukta uyuyan bir adam, uyandığında karşısında bir adamla karşılaşınca, gayri ihtiyari ve refleks olarak silahıyla onu vurur.
Sahne 2:
(Polis karakolunda sorgu)
Polis: Niye vurdun?
Adam: Refleksti, ani oldu…
P: Şahsen tanıyor muydun?
A: Hayır, hayatımda hiç görmedim.
P: Evinde ne arıyordu?
A: Hiç bilmiyorum. Tanımıyorum da. Gözlerimi açtığımda oradaydı.
P: Korktuğun için mi vurdun? Hayatının tehlikede olduğunu mu düşündün?
A: Hayır, düşünecek vaktim yoktu.
P: Her evine geleni vurur musun?
A: Elbette hayır. İstemeyerek oldu. Ayrıca beni ziyarete gelen kimse yok.
P: Eş, dost, çoluk çocuk?
A: Yalnız yaşıyorum, kimsem yok.
P: Geçimini nasıl sağlıyorsun?
A: Muamelen emekliyim, on yıldır.
P: Daha önce ne iş yapardın?
A: Askerdim, uzman çavuş.
P: Neydin, SAT komandosu mu? (gülümseyerek)
A: Hayır. Nakliyeciydim, şofördüm.
P: Peki, gözünü nasıl kaybettin?
A: Depomuzda bir patlama oldu. Bir şarapnel sağ tarafımın yarısını götürdü; gözümü, kulağımı, beynimin bir kısmını alıp götürdü.
P: Sabotaj mıydı? Ne patladı, kim patlattı?
A: Bilmiyorum.
P: Nasıl yani? Vücudunun yarısı gitmiş, sen hâlâ bilmiyor musun? Seni bu hâle sokanın ne olduğunu öğrenmek istemiyor musun? Buna inanmamızı mı bekliyorsun?
A: Hayatım boyunca bu insan dışında kimseye zarar vermedim. Dört yıl hastanede yattım, iki yılı komadaydı. Aradan on yıl geçti; hâlâ görmekte, okumakta, düşünmekte zorlanıyorum. Giden yerine gelmiyor. Öğrensem ne değişecek? Öğrenmek de istemiyorum. Bu hususta fazla konuşmak istemiyorum.
P: Peki. Vurduğun adam hemen ölmemiş. Bir şeyler söyledi mi sana?
A: Mırıldandı. Anlamaya çalıştım. Sadece iki kelime duydum: “Baba… baba…”
P: Hiç evlenmediğini biliyoruz. Gayriresmî çocuğun oldu mu?
A: Bildiğim kadarıyla yok. Ciddi bir ilişki yaşamadım. Günübirlik kadınlarla beraber olmuşumdur ama kimse bana böyle bir şey söylemedi. Bana böyle bir konu hiç açılmadı.
P: O hâlde sana niye “baba” dedi?
A: Bilemiyorum. Belki yanlış duydum.
P: Yaşın kaç?
A: Altmış beş yaşındayım.
P: Niye böyle tenha, köyden de uzak yaşıyorsun?
A: Sessizliği seviyorum. Maaşım buna yetiyor. İnsanlarla ilişkim de pek iyi sayılmaz. Ayda bir kasabaya maaşımı almaya inerim, erzağımı alır, tekrar evime dönerim. Uzun zamandır böyle.
P: Silahın niye var?
A: Beylik tabancam. Bana ait. Resmî.
P: Seni serbest bırakamayacağımızı biliyorsun, değil mi?
A: Apar topar buraya getirildim. Evim, kapım açık kaldı. Bir kedim, bir köpeğim var. Onlarla kim ilgilenecek?
P: Muhtara söyleriz, o ilgilenir.
A: Vurduğum adam kim?
P: Araştırıyoruz.
A: Bana ne olacak?
P: Nöbetçi mahkemeye çıkacaksın. Orası karar verir.