Gurbetçi denilen insanlara fazla yüklenildiğini düşünüyorum. Bu kitlenin kayda değer kısmı entegrasyonunu tamamlamamış bireylerden oluşuyor. Pozisyonları itibarıyla gittikleri ülkenin alt sınıfına zorunlu bir mensubiyetleri olan bu bireyler, çok uzun bir süre yalnız fizyolojik ihtiyaçlarını gidermek üzerine bir hayat kurguladılar ve büyük bir kısmı bunu kendi nesilleri içinde başaramayıp bir sonraki neslin de benzer sorunlarla yüzleşmesine sebep oldular. Özetle daha fizyolojik ihtiyaçlarını tam manası ile tamamlayamamış insanlardan kendini gerçekleştirme basamağına çıkmalarını beklemek haksızlık olur. Tabii bunlar ilk ve ikinci nesil için geçerli olgular.
Bilhassa ilk nesil gurbetçilerin çok çok büyük kısmı oldukça cahil ve kendini gerçekleştirme meziyetlerinden çok uzak bireylerden oluşuyor. Bugün sağda solda sokak röportajlarında görüğümüz insanların yine büyük bölümünü de bu birinci nesil gurbetçiler oluşturuyor. Bu insanlar, uzun bir müddet hayatta kalma mücadelesi vermelerinden ötürü analitik düşünme meziyetlerini kaybetme noktasına geldiler. Parça-bütün ve sebep-sonuç ilişkisi kuramayan bu insanlar olay ve olgulara Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan bir insan gibi yaklaşamıyorlar. Analitik düşünmeden yoksun oldukları gibi empati yeteneğinden de yoksun birçoğu -bknz kendini gerçekleştirme basamağı-. Hal böyle olunca Türkiye'nin 60'lı yılları ile 2020'li yıllarını kıyaslamakta bir beis görmüyorlar. Bunu yaparken global gelişimi görmezden gelip hemen her gelişmeyi de Akp'ye atfediyorlar ki insanları asıl rahatsız eden nokta burası.
Diğer yandan, işin en acıklı tarafı da bu insanların yalnız kendi ufak komünleri içinde yaşayıp çevrelerindeki dünyaya karşı mesafeli olmaları. Kabuğunu kırıp çeşitli kültürlerle etkileşim halinde olmadıkları için epey uzun bir müddet kendi cehalet dolu komünlerinde birbirlerinin cehaletini körükleyerek yaşamlarını sürdürdüler ta ki torunları artık Avrupa ve dünya ile entegre olana kadar.
Toparlamak gerekirse, gurbetçi denilen insanlar -özellikle ilk ve ikinci nesil için konuşuyorum, bu ailelerin son nesillerinin kendilerini gurbetçi olarak saydığını sanmıyorum.- Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre birinci basamakta takılıp kalmış insanlar. Fizyolojik ihtiyaçlar diğer bütün ihtiyaçların önüne geçince insan olabildiğince dar bir çerçeveden ve en az gereksinimle hayatını sürdürmeye çalışıyor çünkü fizyolojik ihtiyaçları tamamlayamadan diğer ihtiyaçlara yönelmek gereksiz bir kaynak tüketimine giriyor. Bu insanlar fizyolojik ihtiyaçlarını tamamlayamadıkları için saygınlık ve kendini gerçekleştirme gibi hayati ve insani basamaklara ulaşamadılar. Bu basamaklara ulaşamadıkları için de yaşadıkları topluma entegre olamadılar, yabancı kültürlerle iç içe yaşayamadılar. Neredeyse tüm hayatlarını ilkel dürtülerle sürdürdüler,
Tükürürsen para cezası yersin!
Birini dolandırırsan hapis yatarsın!
Devletten vergi kaçırırsan hapis yatarsın!
gibi.
Peki bir bir gurbetçi neden ortalama bir Yozgatlıdan daha fazla nefret objesi oluyor? Sebebi çok basit, kendine hiçbir yatırım yapmamış, hayatın hemen her noktasında alt sınıfa mensup olmuş bir bireyin gelip Türkiye'de ortalama bir Türko'nun göremeyeceği otellerde konaklaması, giyemeyeceği kıyafetleri alması, yiyemeyeceği yiyecekleri yiyebilmesi ve utanmadan sıkılmadan, cinnet geçirme noktasına gelmiş insanların yüzüne "Türkiye cennet", "Her şeyiniz var, siz nankörsünüz" gibi apır sapır laflar etmeleri. Bunun sebebini de yukarıda açıkladım, bu insanlar analitik düşünme meziyetlerinden ve empati becerilerinden mahrum. Söylediklerinin realiteyle uygunluğu hakkında en ufak fikirleri yok. Onlar için tek kriter 60'lar Türkiyesi.
60'larda X yoktu 2021'de hem X var hem Y var hem de Z var
O halde 2021 iyidir 1960'lar.
2021'de Türkiye'yi kim yönetiyor?
Tayyip Erdoğan
O halde Tayyip Erdoğan iyidir diğerleri.
Lise mantık dersinde benzerlerine sayısız defa denk geldik. Ne yazık ki ortalama bir gurbetçi kafası bundan farklı çalışmıyor.