Güçsüz insanların işidir bu. Fakat bu kötü bir şey değil. Güçsüzlük kötü bir şey değil. Bunu görüp o insanlarla bir olmamak kötü.
Geçmişi kurcalıyorum bazen. Baksanıza, her birimizin kaybettiğinin haddi hesabı yapılamıyor. Kısa bir ömrün yarısı kadarında kimleri kimleri kaybetmişiz. En sevdiklerimizin düğünlerini, cenazelerini göremedik. Bazılarını da yaşayan ölü olarak kaybettik. Bazısı hala gözümüze sokmaya çalışıyor yaptıklarını. Görüyorsun, izliyorsun, fakat öldürülmüş bir beden gibi izliyorsun.
İnsan tabiki kendini anlatmayacak da, şimdi bakıyorum mesela... Hayatım boyunca kendim için çalışmadım. Hala da aynı kafa. Kimine göre doğru, kimine göre yanlış. Bunun derdinde olmadım. Ufak hesaplar bize göre değil. Sonsuz kez düşsek yine de kalkmak ve devam etmek zorundayız. İki kere döndüm ölümden. Bu sadece benim bildiğim. Sonra bir de cehennem çukuru. Hatta ondan önce kaybolmuş bir de yedi sene. Sıralamasını bile yapamıyorum.
Üzülüyoruz, yaralanıyoruz, düşüyoruz, ölüyoruz, karanlığın her türlüsünü görüyoruz. Fakat bir gün geliyor, vallahi billahi sokakta gördüğün bir kedinin sana sırnaşması bile bütün dertleri unutturuyor. Çok mu klişe ya da popüler oldu? Vallahi bir yağmur sesi bile gönlünü almaya yetiyor. O da mı sıradan geldi? Tanımadığın insanlara iyilik yap, elli tane psikoloğun veremeyeceği terapiyi alırsın iyilik yaparak. Böyledir hayat, acılar ve tatlılar nöbetleşe gelir. Ham olanı olgunlaştıran da gece ve gündüzün ard arda gelmesidir.
Bize kalan... Biraz bilerek biraz bilmeyerek veya mecburiyetten, elde olmadan üzdüğüm insanlar var. Ölmeden önce hepsinin gönlünü alabilirsem ne mutlu bana.
Umutsuzluk yok, yürümeye devam ediyoruz.