Duygyusal şiirler arşivi

A
  • Kullanıcı aXi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Şiirler
Bir’i Arayış...

Neden kahramanlar çokça sevilir,
Hep başrolde olmak tercih edilir...
Gol atan, başbakan, ipi göğüsleyen,
Omuz üstünde alkışlarla gezdirilir...

Neden her işte üste çıktıkça bir’e gider?
Ağzındaki tek söz yasa, itiraz biter...
Sanki tapar gibi bakar etrafını süsleyen,
Sevincine, yaşamına manalarda katar...

Dağda zirve, okyanusta kumsal,
Nihayetinde biter ararken emsal...
Her kim buradan baksa olur tösleyen
Hangi bir’e gideceğini şaşırır hal...

Rüzgar eser, yağmur yağar, gül açar...
Hangi irade verir tohuma böyle güçler?
Bir ‘e bakar anlamaz nasıl işleyen,
Zirve gezer yere iner manada açlar...

Sormak ister dilsiz cana “Sen kimsin? ”
“Kim verir emri, değişen iklimsin? ”
“Eş bulmak bu kadar zorken kim sizi eşleyen? ”
“Böyle dokunan mükemmel kilimsin? ”

Bir’e sorar masasında oturur kibirle,
Bir şeyler anlatır dipnotlardan ezberle!
İkna etmek şöyle dursun olur fişleyen,
Rızkına tehdit “Arama der...” sinirle!

Düşünen insan anlar ki vardır gerçek “Bir”
Tanımak ister ama gelir karmaşık ve sır...
Üstelik anne, baba bile olur onu haşlayan,
Deli gibi bakarlar, her sözde vardır gırgır...

Herkesin gözü Bir’in tekelindeki yerdir,
Malı, mülkü, ünü emeline seferberdir!
Yarış yaşamın tek gayesidir hevesleyen,
Namussuz bir oyun azgınca ve derbeder...

Her şey fani, ölüm alıyor birden yarını!
Hepsini terk ediyor düşününce karını...
Ne kadar zavallı bu düşleri besleyen,
Çaresiz düşündükçe, gördükçe etrafını...

Bir gün yaşlıca birisi elinde kalınca bir kitap,
Yüzünde derin çizgiler, tebessüm, hoş adap!
Dilinde başka “Bir” başka müzik besteleyen
Merakla soruyor ayıp olsa da böyle hitap!

Yüzünde nur sözünde nar diyor “Selam...”
“Aradığın benim ne sormak istersen tamam”
“Bugün olma merakını, geleceğini erteleyen”
Sorgular çetin cevaplar emin vesselam...

“Bir’lere inanma gerçek Rabb’ini tanı! ”
“Bu dünya zevk eğlence yeri değil hani! ”
Hem çok şaşkın hemde sendeleyen,
Dinledikçe mutlu çocuklar gibi sahi...

“Bir’ler bilir Rabb’ini söylemez kuluna”
“İnecektir sevgi tahtından bu biline”
“Anlatır tarihi kendine göre düzenleyen”
“Kim ister ki ortak, şerbetine balına...”

Kitabı alır eline, söz verir görüşmeye...
Dünden razıdır, böylesi güzel sevişmeye!
Gönlünde hisseder olacaktır özleyen,
Hazırdır amel edip ilmine erişmeye...
 
Biz…

Dünyada fındıkkıran,
Denizde dalgakıran,
Deryasında yakaran…
Üç markalı biz insan!

Dilde muson yağmuru,
Amelde şer hamuru,
Tebliğ eder gâvuru…
Üç markalı biz insan!

Melekten yüce bazı,
Hayvanın olmaz bezi,
Kendini bilir azı…
Üç markalı biz insan!
 
Bizden Biri...

Asırlık çınarın dibinde tespih çeker derviş,
Gecenin karanlığı umurunda olmaz!
Uzamış saçı, sakalı... Sudan başka ne yer içermiş!
Yalnızlık derdi,
Çocuk şefkatinde sevimli...
Göz yaşlarında zikirle dudakları coşarmış!
Soğuk bedenine ilaç,
Sıcak yüreğine taç,
Umursanmaz anlar nefsini bırakırmış aç...
Kuruyan, büzülen tenine yağmur damlası imdat edermiş!

İsyankar geçirdiği yıllar...
Kul hakkını gözetmediği ilişkiler...
İbadetten uzak haramla seviştiği sevgiler...
Her hatırladığında istiğfarla zıplarmış korkudan!

Eşi, çocukları, yakınları ölümle bir, bir terk etmişler
Elinde son içki şişesi, kırılmış o da ezan sesiyle!
O gün son kez demiş “ne yaptım ben? ” pişmanlık diliyle,
Kendini atmış çınarın dibine!

Bütün dostları, doğası, doğallığı
Çimenlerde izi...Son kıldığı namazı!
Solan papatyada, kır çiçeklerinde sohbeti
Düşerken sonbahar yaprakları!
Eğilmiş büklüm, büklüm ederken son duası...
Gözünde gerçek sevgiliye özlem, cennet tütsüsü
Uzanmış sanki, baharda toprakla yeniden doğacak gibi!




101
 
Bizim Sokak...

Sabah birçok kişi işe giderken,
Bir çöpçüde olur iş başında!
El arabasına hızlıca bakarken,
Gözüm ilişir çokça bira kutularına...

Ayrı yere koymuş belli ki hurda diye satacak,
Eline üç beş kuruş harçlık kalacak!
Şaşırdım aslında, bir sokaktan ne var bu kadar içecek?
Atması ayrı bir fitne, ne olmuş ki umutlarına?

Eskiden manav olurdu nostaljik derken,
Birincisinin ardından ikincisi açıldı sokakta birden!
Her gün uğrar oldum akşam gelirken,
Bayağı lükse kaçtım yarımşar birkaç çeşit alırken!
Neyse eve de boş gidilmiyor ki, taşımaya alıştım çanta!

Sokağın önünde büyük süper market,
Köşesinde ayrı bir dilenci arar kısmet...
Acıyorum derken her gün el açmış bekler nimet,
Vermeliymişim gibi acılı bir ses ödetir diyet...
Son günlerde kulaklarım tıkalı, uğramıyorum yanlarına!

Nefeslenir yaşlılar sokak dik yokuş,
Yürüdükçe hızlanır nefes alış-veriş...
İşten gelirken böyle, halk ekmek bayi hala yapar satış,
Evin yanı böğrü meyve sebze, dolar çantalar kapış-kapış!
Kim bilir yakında katılır yenisi, manav kervanına...

Vergi yok soran yok israfa alışmış birde halk!
Şikayette eden yok keyfiyete bak...
Birde sokak düğünleri son günlerde atak,
Davul vurur mızrap vurur tak da tak...
Sokağa şehrin mini gölgesi düşer, uydu anteni damlarına!

 
Boş Dünya...

Her yanımda hasret,
Canım ister sabret,
Sual olur ahret,
Dost bulmak mı, hayal...

Meşakkatim yular,
Çeker zalim kullar,
İbadetim sular...
Nefsi gibi Bilal!

Yeşilim yok oldu,
Toprağım kavruldu,
Mizanım kuruldu,
Yalan dünya, masal!

Yıkılan hep benim,
Kübrada sevenim,
Terk edersin tenim,
Her tattığım yasal...
 
Boşaldı Güğüm…

sevginle yeniden, elinden açıldı kapılar
Güneşin sıcacık bedenimde hızır arzular…
Sabır ayları geçti sıkıntı dolu gözyaşları,
Cennetine aldın ya tükendi boş kaygılar!

Hoş oldum alırken baharından esintiler,
Çiçeklerden de güzel senli kor sergiler…
Yat limanında gölgen vuslat beklentiler,
Deniz dalgalarına karışırım toprağında!

Düş olmaktan çık artık, al koynuna!
Hasret bırakma seherinde kokuna…
Zaman bizimle kalsın doya, doya
Sen ve kabir şahit olsun muştumuza!

Uçuşur kelebekler, arılar, serçeler…
Ağustos böceğinden çılgınca besteler,
Kıvrılır çöl sıcaklığında yılansı izler,
Çatlayan dudaklarıma yetişir pınarın!

Ateş dansın Kızılderili gecesinde tütsün,
Kumsalında izlerim yakamozda gülüşün,
Yunusun yüzüşünde tutarım günlüğün,
Alarga öldü embeller tarih, boşaldı güğüm…
Amazon aştı lavdı taştı şenlendi günüm!
 
Boyacı...

Sırtında hor kamburu,
Ayağında kusuru,
Elinde kundurası,
Bağırıyor boyacı...

Ak bürümüş sakalı,
Kırışmış başta keli,
Çökmüş aczin bedeli,
Bağırıyor boyacı...

Üç beş kuruş elinde,
Türlü alet belinde,
“Boyacı...” der dilinde,
Bağırıyor boyacı...

Güzel çirkin emanet,
Can dilenir selamet,
Çekmek gerekir zahmet!
Bağırıyor boyacı...

Acımak karakterim,
Yardım etmek kriterim,
Neyim varsa veririm,
Bağırıyor boyacı...

“İstemiyorum sadaka,”
“Yapma bana fiyaka,”
“Emeğim yeter rızka,”
Bağırıyor boyacı...

“Rabbim yeter muhtaca,”
“Gerek yok başta taca,”
“Ölür bir gün atmaca! ”
Bağırıyor boyacı...
 
Böyle değil…

Kahpe bu hayat, ben değil
Yeşil hala yeşil
Irmak hala akar
İnsanda bin bir surat her santimi başka il
Harabeye dönmüş yürek misali dil…

Dağlar yanan yeşiline ağlar
Sular masmavi akan suyunu arar
Kızgın kor gibi dökülür her saç tel
Gençliğimin özlemlerini yaşar!

Küfürle yaşamaktansa
Güvesizce paylaşmaktansa
Düşlerime ağlamaktansa
Öldür istersen silahla, böyle değil…
 
Böyle…

Pekmez ile yoğurdu karıştır, karıştır yediğimde!
Soğuğu hissetmez gibi sıcaklık verir bedenimde...

Yürürken Roma kalıntıları içinde süzüldüğünde,
Benzer tebessümün siyah inciye, Ürgüp üzümüne…

Orucun açlığı uzaklığını anlatır acılı döşümde,
Sıcaklığın yakar tıpkı bedenimi aczimle böyle...

Yedikçe içimde-kanımda sıcaklık,
Seyrettikçe resmini gerçeğin sarar anlık,
Bedenimde güç… Artar şahinlik!
Sonra naralarım düşten çıkar yansır sözlerime…
Vuslatını yaşarsam,
Haberini duyarsam,
Girer ruhuma ancak serinlik!
Uzaklığın zor işte böyle…

Ölümü düşünmek lazım hayata küsmeden,
Gelecekte kavuşma umudum tutunur düşümden…
Ağıtlarla dolu çok gecelere yanıp dururken,
Sızıntı kavuşma ışığın gözlerimde süzülürken,
Dayanır ruhum boş tesellilerle böyle…

Özlemine katlanır varlığım böyle bir tek,
Katlanır böyle düşündüğümde yürek,
Aynanın karşısına gelip de süslenerek,
Buluşma provası yaparım gerçek gibi diklenerek!
Teselli bulurum bir süre daha böyle...

Düşkün müyüm sana, evet!
Üzgün müyüm sorsan, evet!
Suskun muyum heyhat!
Şu ekim günleri… Kahrolası var ya,
Birde Tuvale sığmış sen, ben ve sanat…
Zor geçiyor, geliyor böyle…
Sensiz hayat!
 
Bugün...

Dünya nimetleri her yeri kuraklıkla sararken...
Yağmura mecbur bırakırken...
His dünyamızda evrenler yakınken...
Gruplara karışmak,
Meclisleri şenlendirmek,
Hakkı konuşmak sevgiyle gülerek,
Elde bağlama aşık'ın sesinden...

Ne diyeyim ki başka...
Yazsam sayfalarca olurum ukala!
Gözlüksüz bakınca
Her yerde aşk var tefekkür bahçesinde!

Allah dostlarıdır yücelen
Mevlana gibi kimseye küsmeyen
Bütün dinleri birleştiren
Aynı kefen sarılır bedenlere...

Aklar kalır lekesiz
Cennette karışır nimetlere
Her şey ibadet zevkinde
Konuşulur sadece yaşanan sevgi bugün...
 
Büyü...

Ağaçlara çaput bağlamalar,
İplere ilmik üstüne ilmik geçirmeler,
Muskalar,
Okunmuş şekerler,
Türbelerde ölmüşten medet umarlar!

Her namazda “yalnızca sana inanır yalnızca senden medet umarız” derken,
Belki de anlamını bilmeden...
Çocuk olsun,
Evladımız iş bulsun,
Evlensin yuva kursun,
Diyerek nicelerini...
Büyücü sömürgecisinden,
Ölmüşten, insandan, paradan, rüşvetten... Umarız!

Her sokakta cinci, büyücü!
Adeta şeytana, üstelik parada vererek el açar her cahili...
Kitabı okumak yerine buluruz ilim bilmeyeni,
Sömürülür, üzülür... üstelik vesveseyle yaşamak cabası!

Elbet para kazanacağız,
Rızk yatarak gelmez arayacağız...
Eğer evlenmişsek, eşimiz çocuklarımız varsa
Birazda onlara vakit ayıracağız!

İnandığımızı öğreneceğiz
Öğrendikçe paylaşıp dokunacağız
Sadece Allah’a kul olacağız, değil başkasına!

Firavun büyücülerinin yılanlarını,
Unutma İbrahim’in asasının yediğini!
Eğer biz İbrahim’leri yetiştirirsek,
Hangi büyü işgal eder içimizi!
Nil’in suları sarar ecelle, söner şer ateşi!
Allah’ın Rahmeti, nimeti, ihsanı sarar inananı...
 
Cahilden Bey Olur mu?

Öyle bir düzen var ki,
Fakirdir-mağdurdur diye acırken,
Başıma cahil, bey olmaya çalışıyor!
Öyle bir vakar ki,
Her şeye hakkı var anlatırken,
Bey olmaya alışıyor...

Ne ilme nede bilgiye,
Ne yaşa nede başa,
Hürmet yok, kalmadı saygıda,
Anlatır gibi taşa!
Doğru söyleyeni cahilin dili öyle yakar ki...
Karşısına geçip tartışırken,
Geyik muhabbetine, müritleri alkışlıyor...

Maaşından her ay para vereceksin deseler,
Müritlerin ruhu duymaz, onu kesseler...
Okumuş aklı sıra, cahile kıssadan hisseler!
Dokunsan yeter ki bir kere, öyle bakar ki!
Yalancı beylik toz duman atılırken...
Şimdilik ya sabır deyip, dilim zikre yapışıyor!

Siz, siz olun görmeyin böylesi zarar!
Belkide saçınız başınız yarılırken,
Siz gibiler ölür, onlar her yerde yaşıyor!
 
Cenaze…

Tabut içinde yabancı,
Anlar ki dünya yalancı!

Her sırra vakıf diler af,
Her yakarış kıymetsiz laf!

Benlik yangın aczi salgın,
Sesler dinler nefsi gergin!

Cenaze son, kefendir don,
Fani göze bilinmez yön…
 
Cenevre-2

Sandalyenin bir ayağını kırmışlar
Tüm bayrakları yan yana sermişler
Asırlık çamlar yeşili sarmışlar
Durur karşımda birleşmiş milletler…

Dünya toplanmış, her bina cemiyet
Kime yarar var, belki bir eziyet
Dilde barış çok, nerede keyfiyet
Çıkara konu şehrinde illetler…

Yeşil çamursuz göllü şık binalar
Miras değerinde alınan metalar
Elde dolaşır cins köpek mamalar
Modern köleler tutar iş, nöbetler…

Leman gölünde fırlayan fıskiye
Kamera elde ay pozda belli ya…
Temiz havası insana hediye
Ticari hali garbı, denk özetler…

Gare Cornavan Hipermarket Monar
Hotel Lidonun odasına yar
Alış verişten yorulmaz ayaklar
Kimler dinler ki, kandı mı öğüt!
 
Cenevre-Son gece...

Göl kenarında gecenin o vakti ıssız
Tatlı bir soğuk, ürperten dalga hazsız
Esrar içmek yasak ama satıcılar dolu
Polis karanlık bir köşede bekler, saçsız!

Çan sesi ısrarla çalıyor şeytani,
Kızacak oluyorum ” ezan hani? ”
Çana diyorum “ seni bu hale getiren utansın..” teselli yani,
Özlem adımları sürüklüyor sonra amaçsız!

Latin bir kafeye giriyorum
Güğüm büyüklüğünde bira kabı görüyorum
Abaza gençler eş aramada, soruyorum
Genç kızlar, Allah var güzel ama taçsız!

Genç kıza sarhoş Kosava’lı asılınca
Başladı kavga kıyamet yumruk yumruğa
Çabucak uzaklaşıyorum oradan usulca
Yine yürüyorum araçsız!

Sokaklarda saat, bıçak, altın satan dükkanlar
Hepsi gündüz gibi pırıl-pırıl satıcısız duranlar
Ne beğendiysem bir servet gibi bana uyanlar
Gez-gez, bak-bak bitmez sonu uçsuz!

Sonunda bir banka oturdum
Göl ortasında fıskiye gördüm
Dolunayı arkasına ördüm
Göl ve binalara daldım, kıraçsız!

Düşündüm çokça bizim memleket olsaydı
Çan yerine ezan, gecenin bu vakti bile insan olurdu
Devriye gezen polis, iç ürperten ambulans kaplardı yolu
Oturamazdım böyle bankta, işsiz güçsüz...

Cenevre’de son gece
Uyumak istemedin erkenden, nedense
Avrupa’yı dinledim sessizce
Leman gölü ve taş binalar sıralandı, ağaçsız!
 
Cenevre’de Akşam...

Leman gölünden
Geçerken delice
Soğuğu elime
Sıçrar hoş suyundan

Buz gibi titrerim
Dişimi kitlerim
Kaz gibi atlarım
Heves döngüsünden

Ara cadde sıcak
Rüzgâr sanki ırak
Renk cümbüşü çırak
Taklit görgüsünden

Neyse ki kış bitti
Artık her şey tatlı
Mala göz atmalı
Dükkân örgüsünden

Işık yerden parlar
Her dilden gözde far
Türkçesi yok naçar
Yoksun görücüden

Atatürk heykeli
Benzemiş hayali
Bir model besbelli
Hâkim duruşundan

San Piyer Bulvarı
Sütun ve duvarı
Ezansız çan yâri
Bitap duygusundan

Her yerine taşıt
Özel araba kıt
Her ev sanki anıt
Doğa kurgusundan

Soğuk engel değil
Kış etse de sefil
Yüzüm yansa al-al
Kaçtım kuruntudan

Cenevre’de akşam
Sokak boş vesselam
Gölde nem ve ölüm
Şaşmaz uykusundan
 
Cleopatra...

Ey Cleopatra başımı döndürüyorsun,
Ben Yusuf’um rabbimden korkarım!
Nefsim perişan oruçla sönüyorsun,
Aşkını inkâr edemem zor yollarım…

Sezar seni tanıdı Nil kıyılarında,
Yasak aşk meyvesini tattı piramit altında,
Sakın esme ışınlanıp rüzgârınla aşkınla…
Âdem gibi sürgün yaşarım yalnızlık prangalarında!

İhtiras ölür düş ölür ben ölürüm,
Ey şeytan indir perdeni şer döngüm!
Bulandırsan da suyum nerde durur bilir ruhum,
Gerçek aşkımı tanır yine Kâbe’me dönerim!
 
Cüzzamlı Değilim…

Cüzzamdan yansıyan içinde şer’i sarar kabuk
Deniz kenarında yanar ten cehennem kavruk
Yarı açık yarım yaşar yarım söyler abuk sabuk

Yaşamak garanti yaz hayali düşer lüks peşine
Uyku girmez gözlere karanlık yalnızlıklarda!

Cüzzamlı değil böyle düşüncelerim, bulaşıcı
Sizden sevgiden başka bir beklentim yok
Ne bir bedel nede menfaat umar paylaşımı

Taze bahar doğumunda cennet gibi bolluk
Üzüm taneleri pekmez tadında yaşar fikirlerimde!

Rehberim kâinat efendisi
Âdemden beri süren silsilesi
Severim her asırda ehli beyti

Bir ayağım Mekke’de diğeri Medine’de
Formula hızında çölleri aşar iman peykinde!

Cüzzamlı gibi sizin sonunuzu değiştiremem
Bitecek gurbetimde bir gün fani ömür seferim
Kabrimde çürürüm sağımda solumda kefenim

İki melek girer koluma düşer sorgu derdine
Dünya küçücük kalır ay ufalanır güneşten karanlıklarda!
 
Çağın Adamı...

Yalvaran,
Yakaran...
Menfaati uğruna
Bin takla atan!

Çalışmadan,
Keyif alan...
Olmaz umurunda,
Dinmez yalan!

Elinde sigara,
Dilenci kılıkta,
Geçinemez numara...
Gözü koltukta!

Her dönem bulur bakan,
Neler yapmış dilde akan...
Ağlar sanki kundakta,
Kula kul şarlatan!

Yağ çekince sevilir,
Baş eğince övülür...
El üstünde dorukta,
Torpilli CV si duvara çivilidir!

Bin bir surat çağın adamı,
Dünyalık davanın zalimi...
Ortaya çıkar elendikçe elekte,
Şeytana benzer asrın hakimi!
 
Çağrı....

Sizin dininiz size bizimkisi bize,
Her kul mesul kendi yaptığı amelinden!
Ağustos böceğiysen, yazın hep geveze
Fayda yok kışın, karıncaya dilenmekten!

Dünyalık isteyene dünya zengince,
Ahireti isteyene cennet engince,
Hem dünyalık hemde ahiret, nasibince
İki batında zevk var, İslam dileyenden!

Sizi bilmem ömür uçup gidiyor birden,
Ne ölmüyor sahiplensem metadan, yardan...
Sahte sevgiler yerine Hakk’a aşk kardan,
Hazlar yaşarım, her duamda söylenmekten!
 
Geri