Duygyusal şiirler arşivi

A
  • Kullanıcı aXi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Şiirler
Beden/Ruh İlişkisi...

Beden-ruh, kök-gövde ilişkisine benzer
İnsan/doğa gözü daima gövdeyi görür
O, solar güzelleşir/değer yağmur-rüzgar
Kökse toprağın altında yaşamın mayasıdır!

Ruh gibi, temiz fıtratını sergiler sadece
Bağlanır toprağa üstündeki mesaja göre
Günah/sevap-sarsar/yaşatır ters yörüngede
Gövdeye gelen dış tepkiler/içten kavgasıdır!

Gövde sorumluluk nedir bilmez/kökünden
Hoyrat davranır mirasyedi gibi/yürekten
Birden hastalık sarar yaprağında/gülerken
Dökülür, mum gibi erir/kökte ciddi tasadır!

Eğer pişman olmazsa bu acıdan/sonra
Kurumuş bir ağaç olur/şer yangınına
Toprağı yalnız bırakırken/çöl kervanına
Nesli kurur/unutulur, değişmez yasadır!

Kim ruhunu tanıyor ki,
Aynasında, sadece bedenini görüyor/süslüyor
Her an onu şımartıyor/besliyor
Ölene/bedene bağlanmak, varlıkta/yoklukta kapanmaz yaradır!
 
Bekledim...

Karanlığın doğurduğu seher yeline hasret bekledim,
Güneşim dedim, yıllarca seni aradım!
Uykudan uyandığımda varsın yanımda diye seni seyrettim!
Ellerimde güllerin demet demet iş çıkışı sana taşıdım!
Yiğitlik damarımda efe gibiydim,
Sevdalı ve seninleydim.
Umursamadım gözlerimden akan uykuya başım dik bekledim!
Ruhunla her an yürüdüm.

Evreni geçtik bulut başkaydı,
Acı tatlıydı,
Çünkü senin yanındaydım!
Nereye gel desen gelecektim
Her sözüne inandım!

Sen doğmak nedir bilir misin aşkın yürekte…
Senin yüreğinde!
Öyle çiçeklerin arasında kokmayı bilir misin?
Ama senin bedeninde...

Canım ya... Hiç hissetmediğim şeyler ruhuma senden karışan
Gerçek bir aşk benimkisi...
Sadece sana!
Gözlerinden yansıyan ışığına tiryakiyim
Ne olur yüreğinde taşı beni…
Benim ol bir temmuz gecesi odanda!
Issız ve keşfedilmemiş kalbinde
Sonsuza kadar kalabilirim…
Emin ol o kadarda hafifim
Uyanırım aşkın her sabahında kokunla!

Lale bahçesinde öpmek istedim seni,
Annenin çocuğu öptüğü şefkatle buse buse…
Ama korktum bir an ya erirse diye!
Seni yaşatmak amacım daima… Daima huzur vermek!
Öyle bir coşku ve heyecan var ki,
Ne güzel hediye ah bilsen seni düşünmek!

Senin yelin bu esen meltem...
Savurur çöl ateşinde, sıcacık!
Söyle sana doyulur mu?
“Hayır doyulmaz... Doyulamaz! ” diye gaipten bir ses!
Kana kana içsem yine içerim,
Tadına tiryakiyim…
Uyandığın seherine şahidim
Böyle mükemmel başka düş olabilir mi?

Yüreğimde gezen sensin!
Coşkuluyum hala, gecenin son vaktinde
Her an cennetinle baş başa bırakıyor…
Ah bedenine dokunabilsem!
Ah bir merhem kadar yakın olabilsem!
Kokunu içime çeksem...
Acaba çekmeye kıyabilir miyim?
Kahrolurum ya bitirirsem diye belki de…

İstanbul kadar uzakta olsan bile,
Derin bir ohla çekiyorum seni içime!
Kollarım açık,
Yüreğim delice…
Asrın mecnunuyum
Ama senin!
Gözlerini gördüm ya…
Ruhunu tanıdım ya…
Merak etme ben seni çoktan tanıdım!
Senden seni, daha çok tanıdım!
Gözlerinden dudaklarına inen yolculuk o kadar samimi
Coşkusu dilimde, aynı sevdayı söylüyor…

Birisini tanımak dediğin nedir ki?
Hem...
Kim kimi tanımaya çalışıyor ki!
Cinsellikle noktalanan beraberlikler…
Ölmüyor mu hemen, ardından nefret okuyorlar!
Yüreğim bunu aşmış!
Ruhunu seviyor “seni seviyorum” derken!
Senin ölmeyen yerini,
Gerçek olan seni…

Parmakların değerken dudaklarına,
Bir buse kondurmak isterdim belki.
Otuz bir senelik bekleyiştir adı
Seni çok beklemişim, prensesimi!
Sen benim özlemimsin,
Kaç yıldır beklediğim özlemsin...

Sen benim olacaksın değil mi?
Hazırsın değil mi ruhunda benim olmaya...
Gerçekten olmaya!
Can atan, çıldıran ruhum
Bedenine karışmak istiyor…
Her yaşanan saniyesinin etkisi
Hiroşima’ya atılan atom bombası gibi yakıcı…
Etkisi yıllarca geçmeyecek kadar kalıcı!
İzlerini bedenim daima taşıyacak, canısı.

Hep benimle kalacaksın değil mi?
Yüreğinden gelerek gerçekten seveceksin değil mi?
Ben ölene kadar, hatta öldükten sonrada doldur mahşerimi...
Dileğim dualarımda, Mevla’dan daima seni isteyeceğim,
Cennette hurimi…

Eğer benden bir gün bıkarsan bil ki ben ölmüşüm!
Dünya dar gelir bana gülüm...
Kaçıncı boyutta bile olsam özlemin öldürür…
İnan öldürür!

Ne olur söz ver!
“Seni seviyorum…” demek için!
Yüreğin bu içtenliğime ses versin...
Sinyal versin,
Düşünmesin, sadece sevsin…

Söz mü?

Eğer bir gün sevdamız tene düşerse,
Görüşebilirsek gerçek anlamda,
İzlerin asla silinmez...
Süslenir yaşamımda,
Resimlenir beyaz duvağında!

İzler…
Ruhtan bedene yansıyan ağır geliş…
Sabırla yoğrulacak alaca karanlıkta,
Güneşine erişmek için
Aşkımızın aynalarına...

İki saat uykuyla bile olurum dağlar kadar güçlü ve ayakta...
Verdiğin moralin yeter bana.
Varlığın, nerede olursan ol düşer aklıma.
Uykusuz kalabilirim!
Yanında olabilsem yeter ki, uyusan da beklerim
İnan ki Beklerim!
 
Bekletme Ne Olur…

Amsterdam’dan ayrıldı uçağım,
Ankara'ya doğru geliyorum yavaşça!
Öyle yağmur yağıyordu,
Öylesine ıslanıyordum,
Senin dokunuşun sardı, hislerin ruhumda!
Çok uzun zaman oldu görmeyeli seni,
Dilimde özlem şarkıları sevgili,
Daha yaklaştırıyordu her bulut dalgasının yükselişi
Nefes almaya doyamıyordum,
Kokun sarıyordu
Yakıyordu nefesimi...

Sen bilmiyordun gelişimi…
En son yazdığın mektup iki ay öncesinindi!
Hayal denizlerinde geçen,
Balıktan başka şey yenmeyen,
Tuzlu suyla ve güneşle sevişen,
Birde bir kaç martıyla hayallerine dalan…
Her demi sensiz geçen uzun zamanların hasretiydi!

Yaşıyordun sanırım,
Ya da yaşamalıydın...
Belki hissedip hava limanında beklemeliydin!
Evine kadar yürümeye mecalim yoktu,
Çünkü!

Kırgındın,
En son yazdığın mektupta vardı gözyaşların!
O kadar soru vardı ki... Ahların, vahların ve daha neler
Haklıydın!
İki satır yazıp mektup gönderemedim bu yüzden...

Çiçeğim desem,
Sevdiğimi söylesem,
Balıklar bile sevinirdi ama ya sen?
En güzel hediyeleri göndersem,
Göndersem duygularımın dilini, kokumu...
Yazsaydım, çevirdim sana yolumu
İnanır mıydın?
Söyle inanır mıydın?

Bulut dalgaları iniyor çıkıyor...
Anlar düşman, sensiz ömrümü tüketiyor!
Sen hala çok uzaklardasın sevgili
Geliyorum...
Ne olur hava limanında bekle beni,
Bekletme beni ne olur...
 
Ben Değil…

Ahlarımı çiziyorum on sekiz kere
Divanında fakir mecnunum çölünde
Gülücüklerin değer Karun hazinesine
Saran yaşam yaprağın el gibi döşümde
Mevsimler serseri ben değil...

Benim ol bencilliği her yiğitte
Yaşlanan ruh değil gizlenen tende
Çiğdem gibi kara inat seyrimde
Ceylan gibi sekiyorsun yanan ormanımda
Hevesler serseri ben değil...

Duamsın şimdi
Aynalar kırılmış unuturum geçmişi
Nefesin gençlik aşısı belli ki
Kırılası taşkın arzular cebimde
Şekerler serseri ben değil...
 
Ben Toprak Sen Deniz...

Gönlünde kor liman, toprak oldun mu?
Adsız yar sevdasına tutuldun mu?
Çaput bağlamış ağaçta, kız buldun mu?
Toprak yakar, arar su derdi kalleş...

Deniz sudur, masmavi gök ruhumda
Seherde güneş, çölde bulunmaz eş...
Serin dalgaları rahmet her duyumda,
Eğlencesi hoş, fikrimde doğan düş...

Ozan olsaydım her deniz aşkıyla,
Toprak doldursaydı yeşil kaskıyla...
Son bulurdu hasret, yaşardı eş-eş
Cennetin misali hazzın miskinden...

Anadolu bilmez deniz koyunu!
Toprak kuru, yakar susuz odunu...
Gülüşünü bilmez, iz yoktur deş-deş
Nemi sağduyu, çizer sabır yolu!

Ben Anadolu-sen deniz, türkümüz
Âşık toprak bilir, deniz sorgumuz
Özümde sen varsın, yolsam da saç-baş
Görmeden toprağım, sever kurgumuz...

Karacaoğlan tadı nağmesinde,
Pir sultan aptal'ın tezenesinde,
Kara toprağa bahar-denize güneş,
Düşmüş Âşık Veysel'in dizelerine...
 
Bendeki Doğa.

Gökyüzü ağlarken toprak yeşerir,
İnsan ağlarken ruhu tazelenir,
Yağmur, gözyaşlarında güzelleşir
Doğa bana benzer yansır ruhuma.

Bahar gelir süslenir, yaz vedadır…
Yeşil başka güzeldir her mevsimde.
Kışı, kuru bir çöl, korkunç vebadır
Benzer, vuslata hasret yüreğime!

Pınar gibiyimdir ruhum izlenir,
Çınar gibiyimdir yıkamaz yıllar…
Çakır gözlüyümdür semadan yansır,
Tükenmez güneşim yansır toprakta!

Uykusu özgür öyküsü özgürdür,
Ne tarih yazar nede düşkündür,
Onca dostları var bana türküdür,
Sazımın telinde gönül alandır!

Ey Adem’den beri yaşayan insan,
Yok ettin ne çok, katlettin orman,
Mutlu olmayı, ruhunu arayan,
Sen, taş ev içinde yok olup gittin
 
Beni Dost Kabul Edin...

Bu dünyada Müslüman mutlu değildir dostum,
Eğer mutluysa amelini kontrol etmelidir...
Bu dünya Müslüman için bir cehennem, sevdiklerinden ayrı ve hüzün yeridir.
Öbür dünya cennet, sevdikleriyle birlikte ve huzur evidir.
Her an kul, dostuna ulaşacağı ümidiyle hazırlık içindedir.
Aşkının huzuruna nasıl bir hediye sunacağını tasarlayarak anları geçirir.
Ümitlidir...
Kavuşma umudu her yerini alev gibi sarar...

Ölüm bir vuslattır ve sonsuz doğum günü...
Ölüm korku değildir Müslüman için.
Aksine ölüm coşkulu bir bekleyiş ve bir an önce olmasını istediği andır.
Eğer ölüm korku içindeyse yaşamında, amelini hemen gözden geçirmelidir.
Anlık mutluluklar vardır,
Namazında,
Kur'an okuyuşunda...
Dostun, hak için konuşmasın da...
Allah’ın evinde tavafta,
Say’da...
Eğer ibadetten önce geliyorsa meta veya dünyalık işler, amelini yine gözden geçirmelidir...

İçimde hüzün var,
Nefes alamıyorum...
Gerçekten Allah'ın aşkını isteyen var mı?
Arıyorum bulamıyorum,
Bulamayınca dağlanıyorum.
Öylesine mutsuzum ki...
Şu dünya içinde ilahi aşkı istemek o kadar zor demek ki!

Ameliniz artıda kalan kullardan olsun değerli dostlar...
Bu dünyayı sadece Allah’ın bir izi var diye sevin...
Sahiplenmeyin...
Lütfen tefekkür edin...
Mutsuzluğunuza, sahip olduğunuz geçici sıkıntılarınıza üzülmeyin...
Lütfen çokça Allah’ı zikredin ve anın...

Beni lütfen bir dost kabul edin...
Ve hakkınızı helal edin...
 
Benim Gibi..

Aynasınız ruh penceremden,
Işığınız saçılır istikbalime!
Yazdıklarınız heyecanlarınız
Kış uykusunda ruh odama aralanıyor temmuz güneşinde!

Doğuyor seherim yavaş yavaş umudun treninde
Zaman bulamadığınız, okuyamadığınız
Son ruh seferinde!

Ağustos böceği, kurbağalar, sıcaktan bunalmış sinekler
Dost kumsalına dalgalar vuruyor
Boğuyor sıcak ve terler!

Bağlama elimde Karacaoğlan’dan türküler
Anadolu tezenesi Neşet Ertaş gürlüyor
Aşık Veysel Pir Sultan Abdal Aşık Mahsuni’ye yas düşüyor!

Piri Reis haritası gönül boşluğumdan çiziliyor
Mehteran da yalnızlık savaşı, otağında sultan huzursuz
Gece kabusunda tek kişilik opera odamda inliyor!

Çin setti gücünde güven turları
Ergenekondan bölük pörçük yayılıyor
Adı başka dili başka dini başka mini devletler her hücreme yapışıyor!

Adı gerçek olan her anımda ölüm
Sevda filmlerine hayaller umutlar saçıyor unutmakla
Silah kında savaş frekansla yayılıyor susmakla!

Öncüsü
sonuncusu
aldanmakla meşgul benim gibi!
 
Bestekârı Biz Hayat...

Harabeden gökdelene zıplarız dilsel
Alışkanlıklarımızı yaşatırız tensel
Manayı maddeye monte ederiz dinsel
İster yaya git, istersen uzay aracıyla uç...

Eğer yurdunda bolca yağmur yağarsa
Zengin yeşillik, içinde evrenlere sığarsa
Çöl efsane, kaf dağının ardında doğarsa
Nurun güneşi gölgeler, ölür ceza ve suç...

Ey Keramete, büyüye, mucizeye, fala prangalı
Ey işten, savaştan, paylaşmaktan kaçan, ön yargılı
Ey özü kokmuş, sözü bayat, çözüme hazır kargılı
Seninle yaşamak-seni adam etmek, gerçekten güç...

Her mekanda ne çok sen gibiler, yazık!
Kaya gibi kırılmaz inadın, küfrün azık!
Duygusal rolünde var mı atmadığın kazık?
Maalesef sen gibi zalimlerde başımıza taç...

Herkes görevini yapıyor, bestekârı biz hayat!
Herkes kendince haklı başkasına kol kanat...
Herkes iyi-kötü rızkını buluyor adına der sanat,
Her asırda aynı kıraç, değişmez son-araç!
 
Bırak Sigarayı...

Cebinde şişkince izi elinde,
Sararır dişlerin ağlar teninde,
Şımarık bir çocuk gibi nefsinde
Gözler seni görmez sarar dumanı!

Orman yanar gibi sarar yangını,
Kul hakkı cabası, üzer insanı
Leş gibi kokusu, sarar yanını
Karar ver de at, çöpe kalanı!

Ayaklar kesilir, ciğerler kanser...
Ne yediğinde tat var nede kader!
Öncüsü olsan ya, kahraman asker
Tenin nefes alsın çek, geri zamanı!

İzmariti şimdi at yok sonrası,
Paranı biriktir bitsin safrası,
Hoş nefes kapatır taze yaranı,
Sağlığın yerinde kaynar kazanı!
 
Bilerek Yaşamak…

Hayattan beklentilerin neler,
Hangi nehir sana benzer,
Hangi buluta yükseleceksin
Hangi baharda yeşereceksin,
Düşlerin gerçeklere kaymalı...
Diyorsan ömrümden tat almalı!

Bende zoru severim,
Bilmediğim sonunu görmediğim
Her şey kendine çeker
Öğrenme delisiyim...

İnsan yalnız olamıyor
Öğrendiğini öğretmek istiyor
Dengeler içinde yansıyan aynasına
Takılmadan bakabilmek diliyor…

Kendisini anlayan,
Bedeniyle bütünleşen
Ruha yapışmak istiyor...

Otuzlu yaşlarda insanı değiştiremeyiz
Ortak alanların çokluğu önemli
İnsan yaşıyor kendine yabancı,
Israrla tanımıyor kendisini
Nasıl tanıyacak başkasını
Nasıl içtensin diyecek
Cevap bulamıyorum bu sorulara açıkçası!

Eğer birinin yanında mutluysam
Sıkılmıyorsam dupduru akıyorsam
Şu anı coşkuyla yaşayabiliyorsam
Başka bir şeyi düşünmek istemiyorum, yaşıyorum...
Sahiplenmeden,
Ölüm gibi büyük bir gurbet varken!
 
Bilmem…

Hayatta güven aramam,
Ne istersem onu paylaşırım...
Oturmuş bir kişiliğim var,
Olmaz beklentilerim!
Eğer paylaşabiliyorsam devam ederim,
Paylaşamıyorsam da üzülürüm!
Ulaşamadığım nedenler ararım,
Bulamadıkça kahrolurum!
En nihayet öyle ölesiye duygular sarmaz yüreğimde...

İşte nefsimiz, neler istemez ki...
Her şey elin altında olsun ister yine doymaz!
Hep fazlasında olur sevdaları...
Eğer kapılırsak tsunami gibi akıntısına mahvoluruz!
Acı dediğimiz
Ve adı bedel olan depremlerinde yanarız!

Düşünmüyorum hiçbir olay yazarken…
Akan anlık hislerim...
Dolaşıyorum bir bilsen nerelerinde,
Hissettiğin en mahrem yerlerinde!
Yağar çekirge gibi temmuz ateşinde...
Ne olacak benim bu hallerim?

Artık yüzüm bile yok,
Astara saklansam resim isterken!
Perdeler bile karanlığı istemiyor,
Açılmayı durup dururken...
En iyisi seyredeyim bendekileri
Gözlerimi kapatıp öpeyim yeniden, yeniden!
Avuntusu sarhoş etsin tüm benliğimi

Sonrası mı? Bilmem…
 
Bir Babalık Masalı…

Babam müteahhitti,
Kış okur yaz ezberlerdik inşaatı,
Belki herkesten çok çalıştırır...
Ameleden daha amele kararken harcı,
Ustadan daha usta sıvarken duvarı,
Birde gözüne girmek adına var ya annemi üzmemek
Canımı dişime takıp çalışırdım cahilden farklı!

Kış gelir kaçardım adeta bakışlarından,
İkindi geldiysem okuldan yemeğimi yerdim önceden,
Para istesem kaşları çatılır...
İstemezdim çoğu zaman bilmezdim kitap nerede satılır,
Finallerde kalır bütünlemede ödünç kitaplarla çalışır,
Sınıflarımı geçerdim…

Sigara içme derdi,
Kendisi içince dumanı evi sarardı,
Kötü örneksin deyip eleştirdiğimde
Bu ev benim der işaret ederdi evin kapısını…

Başka kadınlar yüreğinde çapkınlık alevi,
Eleştirse döverdi annemi...
Zavallının kaç dişi kırıldı hatırlayamıyorum
Ağlardık haykırarak çaresizliğimizi!

Arabası vardı hacı muratlardan,
Bir gün bile almadım anahtarını korkusundan,
İmrendim sağda solda arkadaşlarıma...
İçimde teselliydi param olursa,
En iyisini alırım diyerek gelecek umudundan!

Okul bitti,
Ne işlerimle ilgilendi nede aşıladı cesareti!
Bir gün evlendim...
Parasızlığa mahkûm etti,
Ödedim tek başına gariban gibi taksitleri!

Ev aldım hayırlı olsuna gelmedi,
Oğlum benden daha zengin oldu deyip haset etti,
Baba dedim yaşlıdır dedim hep elini öptüm
Yaklaştıkça uzaklaştı patladı iletişimin freni!

Artık bende yaşlandım,
Annem vefat etti kansere yakalandı ablam,
Henüz beş yaşında bir oğlum var kimileri dede oldu
Yalnızım Ankara’da... Hala meçhul babam ve istikbalim!
 
Bir İlişki Milattan Önce...

Çağlardan milat öncesi
At bulmak büyük zenginlik
Mağara evlerde yaşarken neme kim aldırır
Kapalı mekân olsunda gelsin serinlik

Gülücüklerle misafir oluyorum
Kapıda afet ve dostane bakışı harika
Sadece gözlerine bakabiliyorum
Kekeme haller ilk ergenlik utancı başımda.

Muhabbet sofrasına buyur ediyor
Kapuska keçi haşlama keklik salata
Ekmek nerede su kocaman tahta bardakta
Marifetli yemeklerine doyum olmuyor.

Eşi savaşta dağ başında yalnız başına
Kaç yıldır haber yok sağlığından
Korunmaya hasret güçlü erkek gerekli yaşamında
Davet ediyor birlikte dostça paylaşmaya

Akrabam yok bende yalnızım aslında
Savaşlar bıktırmış boş dertler geçmiş yıllarda
Dinmiş, kuralmış, toplummuş yok aslında
Martı özgürlüğünde kabul ediyorum!

Asırlar geldi geçti
Hala aynı ruhta yaşamın adresi
Amaçlar değişti
Araçları aynı iki kişilik oyun açılınca tiyatro perdesi.

Bir ilişki milattan önce
Yarı çıplak beden normal görünce
Saklambaç oyunu gibi aşkla döndürmece
O zaman doğaldı şimdi moda tek farkı!
 
Bir Meclis Özlüyorum…

Bizim meclislerde,
Ağlar meleklerde!
Çünkü hayırlı sohbetin ortasında,
Ne ararsan yapılır gıybet namına…

Uçuşur cennet, söz ve vaatler,
Her konuyu bilen yorum ve kanaatler,
Stres atma yeri gibi malum saatler,
Dokunmadık yer kalmaz selam verip gidenin ardında!

Başlangıçta onlarca kişi katılır,
Zamanla üç-beş kişi sayılır,
Kalanlarda dinleyen meleklere sarılır,
Yokmu hala ısrarları mükemmel adına!

Sosyal olmak istiyorum, bulmak dostta!
Davaya sadık, söz vermişken elestte…
Kendi ayıbını öldürüp melekler aşmış,
Başkasının iyi huyuna karışmış,
Ayaklar nurlu yola gitmeye alışmış,
Bir meclis özlüyorum, sadık andına!
 
Bir Nefeslik Ömür...

Gencim deyip suçundan, çekersem ceza
Derdini sanırım sonra yaşanmaz eza!
Ne yediğimin nede içtiğimin olmaz tadı,
Manasız gezerim, dumanlı bir ton kafa!

Tövbeler olsun bin kere desem illallah,
Süt liman olunca denerim yeniden sabah!
Ömür sonsuz değil ki bulayım böyle felah...
İçime tuzlu siner, sanki Karadeniz inadı!

Harmanımda uçuşur, baş ve taneler
Dağlarca yığılır keşkeler, saman haneler
Kararır ten, güneş yanığında bahaneler
Unutturur şıpsevdi aşklar eşi, dostu, avradı!

İş işten geçmiş, bel bükülmüş, nefsim ölmüş!
Ne ayak tutar, ne hareket roket atar, bet benzim solmuş!
İki adım atınca nefes nefese bedenim yorulmuş!
Faydasız ibadetler, canlıdır geçmiş, sunar şah matı...

Koşar yürek inşallah bulur atı
Doludizgin sevdasında muradı
Nur kazanında kaynar sureti
Beşiğinde izi kalır ihlas öğretisi...
 
Bir Nesil Yaratmak: Tanı...

Ana, baba, atanı tanı!
Etme kusur, yapmakta saygı...

Dini öğren, sünneti tanı!
Etme kusur, Kur’ana saygı...

Her işini mükemmel tanı!
Etme kusur, emeğe saygı...

Her öğüde hoşgörü tanı!
Etme kusur, sebebe saygı...

Dostunu bil, düşmanı tanı!
Etme kusur, vatana saygı...

Çık dışarı, insanı tanı!
Etme kusur, yarene saygı...

Ahlaklı ol, şerleri tanı!
Etme kusur, güzele saygı...

Sevgi ölçün, kendini tanı!
Etme kusur, yadına saygı...

Sabırlı ol, bir zaman tanı!
Etme kusur, şahsına saygı...

Dilden değil, yürekten tanı!
Etme kusur, amele saygı...

An bol değil, zamanı tanı!
Etme kusur, bedele saygı...

Sağlık fani, şifayı tanı!
Etme kusur, kadere saygı...

İyi gün kötü günü tanı!
Etme kusur, dostluğa saygı...

Ölümü sev, sonrayı tanı!
Etme kusur, haklara saygı...

Zalim olma, olanı tanı!
Etme kusur, mazluma saygı...

Boş oturma, merakla tanı!
Etme kusur, bahtına saygı...

Kendini aş, yaşamı tanı!
Etme kusur, aklına saygı...

Mutluda ol, ağdı da tanı!
Etme kusur, doğana saygı...

Ne yaparsan, ilk önce tanı!
Etme kusur, sorguna saygı...

Öğren-öğret, dengeyi tanı!
Etme kusur, huzura saygı...

Dolaş yurtlar, sanatı tanı!
Etme kusur, erdeme saygı...

Gençken hac yap, tavafı tanı!
Etme kusur, aşığa saygı...

Elest’i an, Mevla’yı tanı!
Etme kusur andına saygı...
 
Bir Seni Dinliyorum Ruhum....

Bir seni dinliyorum ruhum...
Heveslerin isteklerin dediklerin evvelin ahirin,
Seni dinliyorum, ne gürültülüymüşsün geçici yurdum!
Her andan sesler,
Hepsinden emeller,
İsyankâr felekler,
Haçlı ordusu gibi Kahire’m önünde
Korumaya hazır görünmez melekler...
Şerden pişman biraz sonra yine pişman
Ardı arkası kesilmez huylarım tekrarlanan
Köşeleri dönünce!

Bir seni dinliyorum ruhum...
Ağlarken aş istemen ne harika!
Boyun bükmüş aslan kesilmiş gururum
Ne olur diyen sözün beynimde deha!
Fakirden daha fakir,
Yetimden daha yetim,
Fakihin yüreğinde sabır,
Her anı sanılır elem!
Rolünde mahir seyirciler alkışlar,
Derviş teslimiyeti cezam
Alnım secdeye gömülünce!

Bir seni dinliyorum ruhum...
Aynalara bakınca beğenmez oldun bedenim,
Yaşlılık illeti estetik derdinde her doktor seferim,
Kabullenmelisin ilaç içmek artık kaderim!
Asan elinde peygamber yoldaşı,
Sakalın göğsünde aklar torbası,
Belin bükülmüş herkesten medet yoldaşı!
Hayallerin on beşinde koşarken kırlarda,
Gözlerinde ahlar... Gözyaşı moda, podyumda şovu
Çocukların fazlalık gibi görür akşam eve dönünce!

Bir seni dinliyorum ruhum...
Seni hep ihmal ettim biliyorum,
Hep derdim oldu cesedim itiraf ediyorum,
Karanlık geceler boğdun sıkıntı dedim seziyorum!
Süslendim hep ecele,
Giyinmek için kefene,
Taşınmak için toprağa elden ele,
Senin gıdan gerçek aşkı ihmal ettim secdelerde inliyorum!
Faydası yok dönmenin Münker Nekir’i görünce...
 
Bir Tanem...

Aşkın doğası sende saklı bir tanem,
Süt gibi, su gibi, yağmur damlası gibi...
Kar içinden özgürce fırlayan çiğdemim
Ruhumda sevgin mayası hep kalıcı!

Neler öldü... Ne depremler korkuttu,
soğan ekmek bulduk yedik şükürle!
Sahiplenmedik düne sonlar ürküttü,
Beraber ağladık beraber güldük...

Hatalar yaptım, inceliğini düşünmedim
Ne kendimi nede seni güldüremedim,
Her an en güzelini istedim, yaşatamadım
Ne söylersen söyle, haklısın bir tanem....

Savaşta, afette, fırtınada çok şeyler yıkılır!
Kimse istemez kötüyü, keşkeler dillenir!
Neler feda etmezdi bilselerdi... Sonra kıymeti bilinir,
Seni kırdım, üzdüm... Affet beni bir tanem!

Yüreğin ferah, gözlerin aşk ışığımla dolsun,
Hayalin cennet, ruhun hamuru benle yoğrulsun,
İş, güç, çocuğumuz tek yorgunluğumuz olsun
Kem gözlere inat mutlu olalım bir tanem!
 
Bir Yaşam Modeli...

Bir çoban ve koyunları,
Otlak ve kır kanunları...
Alan razı-veren razı
Kaval eyler oyunları!

Ot bol olsun, yesin yatsın...
Doğru-yanlış fikri batsın!
Sese kul, dolaşır yazı
Çoban ve köpek lüks katsın!

Kurtta iştah köpek siper,
Düşünmez, gerisi kader!
Arasa da başka hazzı,
Bu yeter aramaz lider!

Otun bedeli ne acı,
Aynı tat yaşatır sancı!
Düşünse de bazı-bazı,
Eyler, alışkanlık tacı!

Azcık ota satar ruhu,
Tembel olmak sarar huyu,
Köpek kükrer-çoban kadı!
Mecbur olur, kalır uslu...
 
Geri