Günlük Dönüp Dolaşıp Aynı Yere Gelmiyor Muyuz?

🕒 Konu sahibi 2 saat önce aktifti
"Engelleyici bir durum karşısında yaşanan kızgınlığı kimi insan o anda, kimi o durum sona erdikten sonra fark edebilir; kiminde ise bu duygu öylesi bastırılır ki, yaşam boyu kişinin bilincine ulaşmayabilir. Kızgınlık yaşadığımız kişi, yitirmekten korktuğumuz ya da bizi sevmesini istediğimiz biriyse bu duygunun bastırılma olasılığı daha fazladır."

İnsan Olmak - Engin Geçtan
 
"Mutsuzluk, yaşama katılacak yürekliliği gösterecek yerde, insanın kendi içinde ürettiği ve gerçek dünyayla ilgisi olmayan duygularla yoğrularak kendini yaşamaktan kaçınma sonucu yaşanan bir olgudur. Mutsuz insan, kederine karamsarlık, sevincine kaygı katar gerçeğini doyasıya yaşayamaz. Çünkü kendine karşıdır."

Engin Geçtan
 
"Bir bilgenin dilinden dökülse hayatına mal olabilecek bir söz, bir soytarının ağzından çıktığında şaşırtıcı şekilde keyifle karşılanabilir. Çünkü gerçekler, rahatsız etmeyen bir üslupla dile getirtilirse, zevk bile verebilir. Fakat böyle bir yeteneği tanrılar yalnızca delilere vermiştir."

Deliliğe Övgü - Erasmus
 
"Tanrı'nın annesi bakire Meryem'e güpegündüz, hiç ihtiyaç yokken kandil yakan insanların çokluğunu düşünün bir. Sonra da ne kadar az insanın, Meryem'in yaşam boyu sürdürdüğü iffeti, tevazuu ve ilahi aşkı model aldığına bir bakın. "

Deliliğe Övgü - Erasmus
 
dilemekle
beklemekle
az bir ömürden çok bir ömüre geçiş yapmayı hesap ederken
baktık ki olmuyor
bakamıyoruz..
kirpiklerimiz
ağlamak için birbirine çarparken
cümlelerimizin
bakıyoruz ki devamı yok
ağzımızda anlamsız bir zevk suyu
çünkü konuşamıyoruz..
bir bahçenin ortasında
tüm insanlık gibi atları seviyoruz
ama çok seviyoruz
mesela diyorum ben bir at olsam
çok güzel olurdum
işte düşün o derece seviyorum..
baktık ki nimet abla önünde
talihini bekleyen anlamsız
ve bir o kadar saçma güneşsizleriz..
o zaman diyorum
neden varmazsızlığımızla
varlığımızın esaretinin peşinde
koşan insanların
varamamalarını izliyoruz
dönüp dolaşıp aynı yerlerde
ama farklı zamanlarda değilmiyiz biz..
 
"En gülünç olanı da bunlar, sanki göz ardı edilmesi son derece günah olan matematiksel hesaplarla yaşıyormuş gibi, her şeyi bir kurala bağlarlar. Ayakkabı bağcıklarına atacakları düğümü, elbiselerinin renk ve varyasyonlarını, bele bağlanacak kuşaklardaki malzeme ile ilmek sayısını, kukuletaların şekil ve hacimlerini, parmak cinsinden saç kesme uzunluğunu, gün içinde uyku için ayrılan saati hep hesaplarlar. Böylesine çok çeşitli insanlara ve mizaçlara böyle bir eşitlik uygulamak, herkesin anlayabileceği gibi, eşitsizlikle sonuçlanacaktır. Öyle de olsa, bu saçmalıklar, sadece kendilerini diğer insanlardan üstün hissettirmez, aynı zamanda birbirilerine de tepeden baktırırlar."

Erasmus - Deliliğe Övgü
 
"Hükümranlık sahibi olmanın, insanların omuzlarına bindirdiği yükün boyutlarını ciddiyetle düşünen biri, taht cinayetleri ve dalavereler pahasına, gücü elde etmeye bu kadar heveslenmez. Bir kez devlet yönetimine soyunmuşsa bir insan, kendi kişisel meselelerini bir kenara bırakıp, kendisini halka adaması ve sadece halkının refahını düşünmesi gerekir. Kendi koyduğu ve yayınladığı yasalardan en başta kendisi, kıl kadar sapmamalı ve gerek yöneticilerinin ve gerekse memurlarının bu yasalara aynı derecede bağlı olacağını kişisel olarak teminat altına almalıdır. Bütün gözler onun üzerinde olacağından, ya kusursuz kişiliğiyle yol gösteren bir yıldız olacak ve insanlığı en büyük kurtuluşa götürecek ya da her göründüğünde bir felaketin geleceğini haber veren uğursuz bir kuyruklu yıldız olacaktır."

Erasmus - Deliliğe Övgü
 
"Kişiliğin bireyleşebilmesi için, insanın kendisine ilişkin gerçekleri olabildiğince bilinçlendirebilmesi gerekir. Ne var ki, birçok insan kendini tanımak için çaba göstermeksizin yaşamına anlam katabilmeyi umar ve beklediklerini bulabilmek için bir mucizenin gerçekleşmesini bekler. Oysa insan, gerçeklerini tanıyabildiği oranda kendisiyle uzlaşır ve çevresine karşı da daha hoşgörülü olur. Bunu başaramayan biri ise hoşlanmadığı ve kabul etmediği bilinçdışı benliğini diğer insanlara yansıtır, onları eleştirir ve kınar. Bunu yaparken, aslında, tanımadığı gerçek benliğini seyretmekte olduğunun farkında değildir."

İnsan Olmak - Engin Geçtan
 
"İnsanlar vardır, duvardaki tablo biraz çarpık dursa düzeltmeden edemez, otomobillerin plaka numaralarını izler ya da aynı anda birden fazla mektubu postaya verirse mektupları yanlış zarflara koyduğu kuşkusuna kapılırlar. Baskıcı ve cezalandırıcı bir ortamda yetişmiş olan böylesi kişiler gerçek benliklerine o denli yabancılaşmışlardır ki, derinlerde saklı olan kızgınlıklarını ancak bu yoldan denetim altında tutabilirler.

Çarpık duran tablo o insanın gerçek benliğini ve bu benliğin suçluluk duygusu uyandıran eğilimlerini yansıtır. Tabloyu düzeltmek ise, vicdanına, toplum normlarına ve vaktiyle ana-babası tarafından zihnine işlenmiş olan değer-yargılarına boyun eğmeyi simgeler. Çarpık duran tablo dışarıya fışkırmak isteyen gerçek benliğini kışkırtıcı bir uyaran olduğundan, kişi farkına vardığı çarpıklığı düzeltmeden rahat edemez. Böylesi durumlarda, kişiliğin kuralcı ve yargılayıcı bir bölümü, içinden geldiğince davranmak isteyen diğer bölümünü sürekli tehdit altında tutar."

İnsan Olmak - Engin Geçtan
 
"Yalanın sözle söyleneni ahlaki bir edepsizlik sayılırken kaleme alınanını hüner saymak, kitap şeklinde parayla satmak, medeniyetin ilerleyişinin edebiyatçılara bağışladığı garip bir ayrıcalıktır."

Mürebbiye - Hüseyin Rahmi Gürpınar
 
Toy diye yeren de var seni, sürtük diye de;
Gençsin, uçarısın da güzelsin diyen de var;
Kusura da tapılır sende, güzelliğe de:
Gül yüzün göründü mü hiçe iner kusurlar.
Nasıl ki tahta çıkmış ecenin parmağında
Herkesi hayran eder en değersiz mücevher,
Ne aksaklıklar varsa senin öz varlığında
Hepsi dosdoğru olur, gerçek yerine geçer.
Hain kurt kaç kuzuyu gafil avlayıp yutar
Kurnazlık edip koyun postuna bürününce!
Kaç hayranın kanıp da senin yolunu tutar
Görkemin var gücüyle onlara görününce!

Sakın buna kalkışına; öyle ki sana sevgim,
Benim olduğun için iyiliğin de benim.

William Shakespeare - Sone 96
 
Odanın şeklini 10 kere değiştirdim yine memnun değilim. Olabilecek tüm versiyonları denedim, ölçtüm biçtim, hayvan gibi ağır şeyleri kaldırdım, çektim... Olmuyor. Mutfağa falan mı geçsem???
 
Soneler bitecek galiba. İnanılır gibi değil. Bu motivasyonla tüm yarım bıraktığım kitaplarımı okuyabilirim.

Pessoaaaa, ismini yazdıkça geriliyorum. Az daha tozlanadur rafta. Hazır değilim senin kahrını çekmeye...

Edit: Senfoni demişim Soneler'e.. Nasıl bir bağlantı kurduysam artık..
 
Westworld de bitti. Doctor Who'ya başlıyorum. True Detective'i de tvden izlemeye devam. (Mozart'lı filmi de bir ara bitiririm).

Bu da böyle bir düzen..!
 
Son düzenleme:
Başlamıştım tavsiye üzerine bitirip bitirmediğimi bile hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey sayfalarca dertler derya, huzursuzluklarca huzursuzluk .p
Başladığım dönemde depresyondaydım, sonra bıraktım. Bazen o ruh hallerindeyken bu tip kitaplar iyi gelebiliyor ama onun tarzı daha da dibe çekiyor (gibi).

Şu an o psikolojiyi hiç kaldıramam.: )))
 
Geri