Günlük Dönüp Dolaşıp Aynı Yere Gelmiyor Muyuz?

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Dursun şimdilik:

"MuHaMmeD'nin M(mim)'sinden hiçbir şey çıkmadı ve hiç kimse girmedi onun H(ha)'sına; H(ha)'sı, ikinci M(mim)'nin aynısı; D(dal)'si, ilk M(mim)'si gibidir. D(dal)'si onun zaman içindeki sonsuzluğudur; M(mim)'si, saygınlığıdır; H(ha)'si onun Tanrılık durumudur, ikinci M(mim)'si gibi."

(En-el Hak / Hallacı Mansur)
 
Sen benim musikîmsin, o güzelim ellerin
Kutlu tahta tuşlarda nağmeler yaratınca
Ve coşup durmasıyla ahenk dolu tellerin
Can kulağıma o hoş ezgiler can katınca,
Çevik sıçrayışlarla yumuşacık avcunu
Öpüp duran o tuşlar beni kıskandırıyor,
Zavallı dudaklarım hasat sanıyor bunu,
Tahtadaki cürete bakıp duruyor mosmor.
Ne eşsiz zevk: danseden tuşlar gibi olmayı
Özlemek, parmakların dolaşırken kayarak
O tuşların üstünde coşmak, cansız tahtayı
Yaşayan dudaklardan daha çok kutsayarak.

Arsız tuşlar sevinsin: uzat parmaklarını
Ve öpeyim diye ver bana dudaklarını.

Shakespeare - Soneler 128
 
"Hallac’la yedi yıl arkadaşlık ettim. Onda gördüğüm tek şey, tuz ve sirkeden başka hiç bir yiyecek tatmamasıydı. Üzerinde tek parça bir cübbeden başka hiç bir şey yoktu. Başında ise sadece bir takke vardı. Geceleri hiç uyumazdı. Ancak gündüzleyin çok az bir vakitte uyurdu. Ramazanın ilk günü niyet eder, bayram günü iftar ederdi. Her gece kıldığı iki rekat namazda Kur'an'ın tamamını okurdu. Ve hergün 200 rekat namaz kılardı. Bayram günü siyah giyinirdi. Hallaç der ki: Bu siyah elbise, davranışı kendisine yansıyan kimsenin bir alametidir."

(En-el Hak / Hallacı Mansur)

Beyaz giyseymişsin ya mübarek insan!
 
"Bu, o zamanlar normaldi" diyip, o zamanın sapkınlıklarına empati kurdurmaya çalışarak, olanları şimdinin normali haline getirmeye çalışmak hiç samimi gelmiyor.

Çok mu art niyetliyim bilmiyorum. Belki bilinçli belki bilinçsiz yapılıyor ama hoşuma gitmeyen şeyler var.
 
1709145834793.png

Yalnız Sıkıcı İnsanlar Kahvaltıda Parıldar - Oscar Wilde
 
Tanrının zamanlamasıyla aktif bağlantı...

(Döncem sana)
 
"Hallac’la yedi yıl arkadaşlık ettim. Onda gördüğüm tek şey, tuz ve sirkeden başka hiç bir yiyecek tatmamasıydı. Üzerinde tek parça bir cübbeden başka hiç bir şey yoktu. Başında ise sadece bir takke vardı. Geceleri hiç uyumazdı. Ancak gündüzleyin çok az bir vakitte uyurdu. Ramazanın ilk günü niyet eder, bayram günü iftar ederdi. Her gece kıldığı iki rekat namazda Kur'an'ın tamamını okurdu. Ve hergün 200 rekat namaz kılardı. Bayram günü siyah giyinirdi. Hallaç der ki: Bu siyah elbise, davranışı kendisine yansıyan kimsenin bir alametidir."

(En-el Hak / Hallacı Mansur)

Beyaz giyseymişsin ya mübarek insan!

Hallac-ı Mansur hakkın da forumda bir arama yaptım ve sizin bu mesajınıza denk geldim.Dün Aziz Yıldırım münazara anında Ali Koç'a "Sen hiç Hallaç-ı Mansur okudun mu?okumanı tavsiye ediyorum" dedi.O an bu önemsiz bir tavsiye gibi görünsede,Aziz Yıldırım gibi yaşı kemale gelmiş ve maddi kaygılar gütmeyen bir kişinin,kendi yaşadığı dönemde kafir ilan edilerek asılmış bir adamın,hayatının okunmasını tavsiye etmesi manidar.

Hallaç'ın hayatına değinmeye gerek yok.Zira nakkaş yerine nakşa bakmamız gerekiyor.Yani kişiden çok sentezlediği fikir ve idam edilmek pahasına savunduğu ilkeleri ön plana çıkıyor Hallaç'ın tarihçeyi hayatında.Hallaç her ne kadar günümüzde tarikat manasında kullanılıyor olsada,o dönem fenni/felsefi/Kozmoloji bilimleri kapsayan Tasavvuf ekolünü benimsemiş bir sufidir.Ene'l Hakk-Ben Allah'ım- haşa sözlerin izahatı olan tecelliyat-yansıma- görüşü Hallac'ı ipe götürmüştür.Hallac'a göre yeryüzünde zihayat-hayat sahibi- her varlık Yaratıcıya ayinedarlık etmektedir.Bir ayna hükmünde varlıktan benliği çıkardığınız da,kalan sadece Yaratıcı olacağından ziruh-ruh sahibi- ve zişuur-akıl sahibi- varlık samimi bir arından sonra,hakikat mertebesin de zaman ve mekandan münezzeh olan Allah'ın zatını kendinde görebilirdi.

Söylemleri ve tespitleri zamanın çok ötesinde olduğundan Hallac'ı dönemin otoritesi fil dişi kulelere çekip,gelenekçiliği referans alarak kafirlik yaftası ile idam etmiştir.Kendisinden bir kaç asır sonra gelen,ve benzer bir görüş olan "la mevcuda illa hu" yani Yaratıcıdan gayri bir şey yoktur,evren de seyralan her madde O'nun yansımasıdır diyen İbn-i Arabi'de idam edilmekten kaçamamıştır.
 
Buraya da gelelim;



Meded ya sahib-el imdat!
İsmi sübhan virdin mi var?
Bahçelerde yurdun mu var?
Bencileyin derdin mi var?
Garip garip ötme bülbül.

Bilirim âşıksın güle
Gülün hâlinden kim bile.
Bahçedeki gonca güle
Dolaşıp söz atma bülbül.

Bilirim âşıksın verde,
Cünûnun var gâyet serde.
Şu sînemde olan derde
Bir de sen dert katma bülbül.

Pervâz vurup uçar mısın,
Deniz deryâ geçer misin?
Bencileyin nâçâr mısın?
Sen de hâlin söyle bülbül.

A bülbülüm uslu musun,
Kafeslerde besli misin?
Bencileyin yaslı mısın?
Garip garip ötme bülbül.

Yunus vücûdun pâk derken,
Cihanda mislin yok derken,
Seher vakti "hakk hakk" derken
Bizi de unutma bülbül.
 
"Suçlulukla başa çıkmanın en iyi -belki de tek- yolu, telafidir. insan ancak bugününü ve dolayısıyla geleceğini değiştirerek geçmişini telafi edebilir."

Irvin D. Yalom
 
"... Breuer yaşlanma, sevdiklerini kaybetme ve dostlarından uzun yaşamanın asıl acı yanının sizi inceleyen gözlerin bulunmaması olduğuna inanırdı; hiç kimsenin dikkat etmediği bir yaşamdan duyulan dehşet..."

Nietzsche Ağladığında - Irvin D. Yalom
 
"...Ölümün sizi tehdit etmesi gibi bir durum büyük bir lütuf: Hiç durmaksızın yazdım durdum, çünkü yazmam gerekenleri bitiremeden öleceğimi sanıyordum. Felaketle sonlandığında o eser daha büyük olmaz mı? Ölümün ağzımdaki tadı bana hem bir yön çizdi hem de cesaret verdi. En önemlisi bana kendim olma cesaretini verdi..."

Nietzsche Ağladığında - Irvin D. Yalom
 
"Mektubun kopyasını çıkaracak enerjim kalmadı, okuduktan sonra lütfen geri gönder."

Hahahahah bayılıyorum bu adama!
 
"... 'Âşık', 'seven” kişi değildir; aslında o, sevdiği kişinin mutlak sahibi olmayı amaçlar. Bütün isteği, tüm dünyayı o değerli malından soyutlamaktır. Altınları başında nöbet tutan ejderha kadar alçak ruhludur. Dünyayı falan sevmez, tersine tüm diğer canlılara karşı bir umursamazlık içindedir..."

Nietzsche Ağladığında - Irvin D. Yalom
 
Geri