Günlük Dönüp Dolaşıp Aynı Yere Gelmiyor Muyuz?

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Bir Murakami'dir gidiyor. Dünden beri üçüncü karşılaşmam kendisi ile. İlle de okutacak. Bekle sayın Haruki, elimde başka kitaplar var. Sağda solda karşıma çıkmaya devam edersen, ön sıralara alabilirim seni, biraz daha çabalaman gerek.

Bakalım Gülenay Börekçi ne yazmış senin için;

"Bir fil esrarengiz bir şekilde kaybolur. Evine döndüğünde seni dev bir kurbağanın beklediğini görürsün. Kedin sırra kadem basar. Gökyüzünde aynı anda iki ay yükselir. Karın ansızın ortadan yok olur. Tuhaf bir adam sana bir koyuna rastlayıp rastlamadığını sorar ya da bir kadın hayatının 10 dakikasını talep eder. Çevrene bir göz gezdir.

Aşağıdakileri oku. Bir veya birkaçı durup durup senin başına geliyorsa, Japon yazar Haruki Murakami’nin bir romanının ya da hikayesinin kahramanı olabilirsin. Yandın. Başını ellerinin arasına alıp kara kara düşünmeye başlayabilirsin. Ne yaşarsan yaşa, hayatının kadınını bulsan bile, sonunda mutsuz olacaksın. Çünkü Murakami evreninde hep bir şey eksik kalır, katarsis diye bir şey de yoktur.

Ama unutma: Ne yaşadıysan, her şeyi bilmek istiyorum. Çok güzel anlatıyorsun."
 
Murakami'den devam edelim:

"Kahveni sert ve sütsüz içiyorsun.

Eski caz plaklarına derin ve dayanılmaz bir tutkun var.

Yabancılarla duygusuz seks sana kolay geliyor. Böyle bir deneyimi bir arkadaşına anlatmaya kalkışsaydın, mümkün olan en soyut dili kullanırdın. Ama tabii bunu yapman gereksiz, çünkü hiç arkadaşın yok.

1960’lara ve hayatın koyu kahve, eski caz plakları, duygusuz öğleden sonra sevişmeleri tarzında basit zevklerine düşkünsün. Gerçi eğer sahiden 1960’larda yaşasaydın, hiç bir şey değişmezdi, sen gene yapayalnız biri olurdun.

Durmadan şunu düşünüyorsun: Her şey eskisi gibi devam etse hayat şahane olabilirdi. Günlerini hep nasıl daha sahici bir hayat yaşayabileceğini düşünerek geçiriyorsun. Bahtsızsın; çevrendeki herkes kaba, hödük ve ilgilenmeye değmez kimseler.

Senin tam zıttın olduğu söylenebilecek bir arkadaşın var. Sen ne kadar sessiz ve düşünceliysen, arkadaşın o kadar kaba ve densiz. Ama şüphesiz iyi arkadaşsınız, kendinizi durmadan ve acımasızca birbirinizle karşılaştırıyor olsanız bile.

İçinde bulunduğun mekanları kusursuz bir şekilde tarif edebilme yeteneğine sahipsin. Her ayrıntıyı uzun uzun anlatıyorsun, başkalarına pek ehemmiyetsiz görünebilecek olan şeyler bile senin için boşlukları doldurmanın bir yolu. Seni bir odayı tarif ederken dinlemek, o odadaki en küçük nesneyi, mesela duvarlardaki boyanın pürüzsüz dokusunu bile kusursuz bir netlikle görebilmek demek. Ama duyguları tarif etmek konusunda epeyce yetersizsin.
Bir kadına yapabileceğin en büyük kompliman onunla yatmamak.

Alnının yazısı olan bir insan var. Onunla ilişkin sadece aşk değil, varoluşunuzun tamamına ilişkin bir şey. Evren aslında sen o kişiyle karşılaş diye yaratıldı. (Ama bu maddeyi okurken dikkatli ol: belki de bir Banana Yoshimoto öyküsünün içine girmişsindir.)

Evini terk edip bir şeyin peşine düşmek zorunda kalmışsın, ama aradığın şeyin ne olduğunu sen de bilmiyorsun. Beş yıldızlı otellere, küçük kasabalara, pejmürde motel odalarına, dağ başlarındaki psikiyatri kliniklerine, bir Yunan adasına gidiyorsun. Ve bir şey olsun diye bekliyorsun. Çok uzun sürüyor. Ama olmasını beklediğin şeyin çoktan gerçekleştiğini görmek için sonunda mutlaka evine dönmen gerekiyor. Bu seni şaşırtıyor, gene de her şey bittiğinde hâlâ “eksik” hissediyorsun. Ne yaparsan yap, bu his geçmiyor, bu evrende katarsis diye bir şey yok.

Not: The Toast’da bu testin yalnızca erkekler için olduğu söyleniyor. Eh, çünkü eğer bir Murakami romanının içindeki kadınsan, zaten çoktan yok olmuşsun demektir."
 
[YOUTUBE]hLhN__oEHaw[/YOUTUBE]
 
Kocasından geçmişini saklayan kadının, kocasından duyduğu "bana bilmem kadarını anlattın" lafı üstüne aklımdan geçen şey:

Saklayacak şeyin varsa saklananları merak etmezsin.
 
Tekdüzelik sıkmıyor mu kimilerini merak ediyorum. Oturtulmuş düzenin güveni arada macera kırıntılarını hiç mi akla getirmiyor? Yoksa bastırıyor mu tüm canlılığı, diplere, karanlık, tozlu köşelere mi atıyor? Yıllarca verilen emekler, hayal gücünü zihinlere hapsetmek için miydi? Sapasağlam kökler mi inşa ediyoruz bilmeden? Kökleri toprağa sabitleyebiliriz. Ne depremler, ne seller, ne de yangınlar.. Hiçbiri o köklere zarar veremiyor olabilir. Ama kökten ibaret değiliz ki! Yapraklarımız var, narin, hayat dolu yapraklarımız.. O meyvelere hayat veren bir de dallarımız var. Vakti geldiğinde düşmek tabiatında var yaprakların. Gitmeye hazırlandıklarında kim tutabilir onları. Yeterince olgunlaştıklarında rüzgar onların aklını çelmez mi? Kararını vermiş, bavulunu toplamış olanı durdurmaya çalışmak anlamsız elbette.​

Alıntı değil.:p
 


Orphan Black dizisinin 3. sezon 1. bölümde çalan bir şarkı. Kanadalı şarkıcı Grimes‘in söylediği Go’nun yapımcısı Blood Diamond ve Grimes.



[YOUTUBE]vIi57zhDl78[/YOUTUBE]
 
Toz alırken biblonun kafasını kopardım galiba. Annem beni öldürecek, yiyecek, bitirecek. Nefret ediyorum şu gereksiz kalabalıktan.
 
Çözmezsen vaktinde, işte böyle yıllar sonra beynini kurcalar aynı şeyler. Not aldığım kağıtlar en son dökülüyordu, gel de toparla onları şimdi.
 
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...

(N.F.K - Kaldırımlar'dan)
 
Bekleyenin beklediği bir de beklenen vardı di mi? Bir N.F.K daha gelsin o vakit.:)

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme, artık neye yarar?

(Beklenen şiiri)
 
Başkasını aşağılarken sen yükselmiyorsun. Hayat bir tahterevalli değil. Sevginle yükselir karşındaki, baskınla değil, öfkenle değil. Sen rahat bıraktığında kendini, yönün bellidir.

Gülümse.:)
 
"Galeride bekledim. Sami gelmedi. İsveçlileri tek başına mı yoldu, nedir? Neyse, söz verenin söz verdiği yere, söz verdiği saatte gelmemesine iyice şerbetliyim de, kılım kıpırdamadı. Önceleri, bu İstanbul’a ayak uydurmağa çalıştığım ilk zamanlarda yani, nasıl üzülürdüm! Şimdi, söz veren söz verdiği şeyi yaparsa üzülüyorum. Bir borçluluk duygusuna kapılıyorum. Şu yeryüzünde sözünün eri insanlar da varmış, diye şaşkınlığa uğruyor, bu dünyayı yeniden bir gözden geçirmeli mi acaba, gibilerden kuşkulara kapılıyorum. Kapılıyordum daha doğrusu. Aysel’i şeltokslamak özlemim de bunun bir uzantısı ya zaten."

A. Ağaoğlu - Bir Düğün Gecesi
 
"Bir ağlasam hüngür hüngür... Yok, ağlamasam... Yok, ağlamasam... Çok da ağlamak geliyor içimden. Ne yapsam peki? Kime gitsem? Gidecek kimse yok. Herkes görev başında baksana. Herkes işi gücü bırakmış, başkalarına neyi nasıl yapacağını öğretme peşinde... "
 
SERENAD

Yeşil pencerenden bir gül at bana,
Işıklarla dolsun kalbimin içi.
Geldim işte mevsim gibi kapına
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.


Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak
Ben aşkımla bahar getirdim sana;
Tozlu yollarından geçtiğim uzak
İklimden şarkılar getirdim sana.

Şeffaf damlalarla titreyen, ağır
Koncanın altında bükülmüş her sak.
Seninçin dallardan süzülen ıtır,
Seninçin karanfil, yasemin zambak...

Bir kuş sesi gelir dudaklarından;
Gözlerin, gönlümde açan nergisler.
Düşen öpüşlerdir dudaklarından
Mor akasyalarda ürperen seher.

Pencerenden bir gül attığın zaman
Işıkla dolacak kalbimin içi.
Geçiyorum mevsim gibi kapından
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.


Ahmet Muhip Dranas
 
Çöp ev gibi olmuş zihnim, ayıklamak için çok fazla enerji istiyor. Ne bulmuşsam atmışım içine, her şey bulamaç olmuş. Birbirine girmiş, yapışmış, kokmuş. İğrenerek yaklaşıyorum kiminin yanına, içinde hala bir şeyler bulabilirim umudu ile. Eldiven yok, koruyucu maske yok, tertemiz parmaklarımla aşındırıyorum çıkmazlarımı. Elbet temiz hava girecek içine, her yerimi dolaşıp nefes aldıracak bana.

Umutluyum.:)
 
Şu anahtar kelime olayını hala anlamadım. Yine hangi düşüncelerle gözümün önündekini görmüyorum acaba?
 
İnsanlar yazmak yerine videoya çeker olmuş fikirlerini. Kitap yorumunu videodan izlemek de çok abes geldi. Çağın dışında mı kaldım ne? Kolaycılık değil mi bu şimdi? Ben içeriği merak ediyorum, kaşı gözü değil. Bir ses etkilemeyecek beni, cümleler etkileyecek.

Uyum sağlayamadım buna.
 
Geri