Rorschach
Altın Üye
Adamlar papağan'a "Mustafa Kemal'in Askerleriyiz"'i öğretmiş :asd:
[YOUTUBE]_PESAXfcjR8[/YOUTUBE]
[YOUTUBE]_PESAXfcjR8[/YOUTUBE]
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
İzlanda'nın Bir Zamanlar Türk Öldürmeyi Suç Saymadığı Olayın Perde Arkası: Korsan Murat Reis
1627 yılında İzlanda halkı, aslen Hollandalı olan kötü niyetli bir korsanın sahile yaptığı çıkarma ile çok ciddi acılar yaşamış. Cariye ve köle olarak satmak için kaçırılarak teknelere doldurulan masum insanlara Murat Reis'in başka ne acılar yaşattığına bakalım.
![]()
izlanda ve irlanda kıyılarına baskınlar yapıp yüzlerce esir almış barbar bir korsandır. asıl adı jan janzsoon olan haarlem'li bir hollandalıdır. akdeniz'de korsanlık ederken osmanlı tebaı olan cezayir korsanları tarafından esir alınıp cezayir'e götürülmüş, burada müslüman olup murat ismini almıştır. kendi isteğiyle mi, zorla mı olduğu tartışmalıdır ama her ne ise müslüman olup osmanlı vatandaşlığına geçince cezayir'de tezgah açıp eylemlerine buradan devam etmiştir. saz arkadaşlarından biri, yine kendi gibi müslüman olmuş bir hollandalı olan süleyman reis'tir.
murat reis ya da gerçek adıyla jan janzsoon, akdeniz'de dolanmaktan sıkılıp gözünü kuzeye dikmiş ve bir danimarkalı esirle faroe adaları yakınında ele geçirdiği bir balıkçı teknesinin kaptanının 'yardımıyla' izlanda'ya gidip baskın yapmıştır. izlandalılar bunu 'türk baskınları' olarak bilir. baskını planlayan ele başı hollandalı, fikrin sahibi hollandalı, ama gemi osmanlı bandıralı olduğundan bu barbarlık türklerin üzerine kalmış ve izlandalıların yüzlerce yıldır türklerden nefret etmesine vesile olmuştur. hiçbirinin murat reis'in aslen hollandalı olduğundan bile haberi yoktur, ya neyse.
![]()
murat reis ve şürekası birçoğu kadın ve çocuk olan esirleri gemiye doldurup zincirlemiş, kadınları osmanlılara, cezayirlilere ve bilumum zengin araplara cariye (seks kölesi) olarak satmışlar, erkekleri kürek mahkumu ve amele yapmışlar. bu esirlerden çok azı, savaşlar yüzünden neredeyse iflas eden danimarka kralı'nın yıllar sonra anca fidye parasını denkleştirebilmesiyle ülkelerine geri dönmüş. bazı sözlükçülerin iddia ettiği gibi çoğunluğu değil, ufak bir azınlığı. bunlardan en çok bilineni gudrídur símonardóttir isimli bir hatundur. izlandalılar ve danimarkalılar ona geri döndüğünde tyrk-gudda ismini takmışlar.
kendisi bir balıkçının karısıymış ve bir de çocuğu varmış, kadıncağızı ailesinden ayırıp esir etmiş, cezayir'de pis kokuşmuş arabın tekine seks kölesi olarak satmışlar. kadıncağız ancak 10 yıl sonra danimarka kralı fidyeyi zar zor denkleştirince memleketine geri dönebilmiş. işte vay aslanlar kaplanlar hatunları almışlar hede hödö diye geyiğini yaptığınız olay bu. ailesinden, kocasından, çocuklarından ayrılıp pis, kokuşmuş, barbar heriflerin altına seks kölesi olarak atılan, yıllarca haremlerde hapis olarak çile dolduran kadınlar, ufak bir balıkçı kasabasında sessiz sakin bir hayat sürerken denizden peyda olan yabancılar tarafından zincirlere vurulup ölene kadar gemilerin dibinde kürek çekmeye zorlanan, karısını, çocuğunu bir daha göremeyen erkekler.
gudda'nın temcit pilavı gibi tiyatro oyunu, belgesel, vs yapılan hikayesi 2001 yılında izlanda'da kim bilir kaçıncı kez kitap olarak çıkmış ve aylarca best seller listelerinde kalmış (bu izlandalılar niye bilmem kaç yüzyıl önceki olayı unutmuyor da bize hala gıcık kapıyor diye merak edenler not alsın).
![]()
murat reis'in baskınları izlanda ile bitmiyor, bir de türkiye'de fazla bilinmeyen baltimore baskını vardır.
burada da murat reis, namı diğer janszoon, irlandalı bir balıkçıyı esir alıp ondan rotayı öğreniyor ve irlanda'nın baltimore kıyılarından 108 kişiyi esir alıyor. bunlardan da sadece 2 tanesi memleketine geri dönebilmiş.
o yol gösteren balıkçıyı da ingilizler bu hıyanetinden dolayı idam etmişler sonradan.
bizim(!) murat reis ve korsanları iyi para edecek sarışın, kızıl saçlı güzel kadınları ve ağır iş yapacak güçlü kuvvetli erkekleri alıp gemiye dolduruyor, aynen izlandalılara yaptıkları gibi bunları da araplara seks kölesi ve amele olarak satıyorlar. bir ara kitapçıda gezinirken sack of baltimore konulu (ismi bu olabilir, aklımda değil şimdi) yeni çıkmış bir kitaba rastladımdı, epey bir kısmını okudum, bu kitapta ailesinden, vatanından koparılan, sevdiklerini bir daha göremeyecek olan zavallı bedbaht esirlerin çektiği onlarca cefa, bazılarının hatıra defterlerinden alıntılarla anlatılıyordu.
zavallı kadınlar zorla müslüman yapılmış, ülkesindeki eşini, sevdiğini unutmak istemeyenler öldüresiye dövülüp falakaya yatırılmış, sindirene kadar tecavüz mü ararsınız işkence mi, ne bok ararsanız var. şanslı bir azınlık (böyle şansı da yani) sayılı zenginlerin haremlerine düştükleri için şükretmiş, bunlar da elmaslar, yakutlar, ipek kaftanlar içinde ancak kafes arkasında hapis gibi yaşamışlar.
erkeklerin birçoğunun durumu vahim, onlar da her tür eziyet altında yaşlanıp elden ayaktan düşene kadar ağır işlere koşulmuş, bir kısmı yıllarca korsan gemilerinde zincirlere vurulup kürek çekmeye zorlanmış. kitapta anlatılanları insan olanın insanlığından utanmadan okuması mümkün değil -ki ben hepsini okuyamadım, midem kaldırmadı .
bu barbarlığı yapanlar türk bile olmadığı halde osmanlı vatandaşı oldukları, osmanlı bandırasıyla hareket ettikleri için yedikleri bok türklerin üzerine kaldı, türklerin en medenisi en aşmışı bile hala barbar türk yaftasını yiyor, adamlar izlanda'ya gidenlere vize vermemek için işi her türlü yokuşa sürüyorlar. allah'ın hollandalıları yüzünden türklerin imajı yüzlerce yıldır çamura batmış, düzelten de yok. kaç kişiyle konuştumsa (izlandalı ve türk) murat reis ve mürettebatının türk olmadığını bilmiyordu.
ekşisözlük
6 Çocuğuna Zehir İçirdikten Sonra Eşiyle Birlikte İntihar Eden İnanılmaz Kadın: Magda Goebbels
![]()
hitler'den 1 gün sonra ve aynı führerbunker'de evvela 6 kızını, sonra kendisini öldüren kişi.
bu kadın başlı başına incelenmesi gereken birisi. ömrünün yarısına kadar sahipsiz kalmış, öfkeyle yoğrulmuş, sonra bir ideolojide kendini bulmuş, öfkesini hırsa ve saplantıya çevirmiş, liderle kendini özdeşleştirip tüm hayatını buna göre şekillendirmiş, bunda en iyi olmaya çalışmış, nihayetinde de lideri için herşeyini yok edebilmiş birisi.
çocuklarının hepsinin baş harfleri "h", böylece "h"itler'in ismiyle özdeşleştirmiş. yine 6 çocuğu olması da tesadüf değil, bunun sebebi de "h-i- t- l- e- r".
![]()
sadece bunlar değil, okuduklarıma göre saç kesiminden kıyafet tercihine, yediği yemeklerden dinlediği müziklere kadar herşeyini hitler'e göre düzenlemiş. bildiğimiz "sünnet" mevhumu var kadında. yani hitler işin bokunu çıkartmayıp, "yaşam alanı" (bkz: lebensraum) nı sağladıktan sonra silahlı mücadeleye son verseydi ve hayatta kalsaydı, hitleri basbayağı peygamber ilan edeceklerden birisi bu kadındı. öylesi bir tapınma..
bu kadını ve psikolojisini doluya koysam almıyor, boşa koysam dolmuyor. 6 tane evladını tek tek uyutmuş ve elleriyle öldürmüş. bunda asil bir taraf yok. korkuyla yaptığını da zannetmiyorum. hala gösteriş gibi geliyor bana..
ama dönem almanyasını ve psikolojisini anlayabilmek adına bu kadın nirengi noktalarından birisidir. hitler bile kendine, bu kadın kadar inanmamış.
kendisi aslında bir yahudi ailesinin yanında büyümüştür. siyonizm'in önde gelen isimlerinden ve israilin kurulmasında önemli bir rol oynayan chaim arlosoroff'un ailesinin yanında uzun süre kalmış hatta chaim'in kendisiyle duygusal bir bağ bile kurmuştur. lakin, faşizm'in ayak seslerinin duyulduğu ilk yıllarda iktidara geçen nazi partisinin önemli ismi joseph goebbels ile evlenince geçmiş hayatını saklı tutmak zorunda kalmıştır. nazi partisinin, ileride saf alman ırkının prototipi olarak göstereceği goebbels ailesinin bu tip bir skandalla karşı karşıya kalması, hem müttefik güçler için büyük bir silah olacak, hem de nazi partisini ve faşizm yanlılarını içinden çıkılması zor bir duruma sürükleyecektir.
savaşın habercisi ırkçı hareketlerin artmasıyla geçmişini saklayamayacağına inanan magda goebbels, durumu adolf hitler'e bizzat kendisi bildirir. normal şartlar altına öldürülmesi veya yok edilmesi gereken magda, hitlerin keskin ve kanlı bıçağından hiç bir şey olmamış gibi azad edilmiştir. (ki tarihçiler bu kararını hitler'in magda'ya olan aşırı hayranlığı ile bağdaştırırlar) nazi partisi bu konudaki kararını chaim'in ve ailesinin yok edilmesi doğrultusunda verir ancak arlosoroff'lar çoktan almanyayı terk etmiştir...
takip eden yıllarda tesadüfün garip bir cilvesidir ki, ileride israil toprakları olacak filistinde bulunan chaim arlosoroff 1933 yılında garip bir suikaste kurban gitmiştir. faşizmin ve arı ırk safsatalarının alman halkına aşılanmaya başladığı yıllarda kimliği belirlenemeyen bir kişi, tel aviv plajında chaim arlosoroff'un yanına yaklaşır ve silahıyla kafasına bir el ateş eder. suikastçı kalabalıktan yararlanıp bölgeden uzaklaşır ve kendisi hakkında en ufak bir ipucuna bile rastlanamaz.
pek tabi ki bunu magda'nın geçmişini şu yüzüne çıkartmak istemeyen nazi partisi ve adolf hitler'in yaptırdığı söylenebilir ama nürnberg mahkemeleri'nde dahi dava konusu olan bu suikastle ilgili hiç bir kanıta ulaşılamaz.
sonuçlar çok açık bir şekilde magda goebbels ve nazi partisini gösterse bile kimse bu suikast ile ilgili ceza almamıştır.
“eşimi de seviyorum, ama önderimize olan sevgim çok daha güçlü; onun için hayatımı dahi feda edebilirim. ancak, önderimizin almanya'ya olan aşkından dolayı bir kadını sevemeyeceğini anladığımda, sırf ona daha yakın olabilmek için joseph ile evlendim”
diyerek bunun üstüne 6 çocuk doğurmuş, nazi döneminde “üstünanne” olarak propaganda vitrininde yer almış, savaşın sonunda sovyet askerleri berlin'deki önder sığınağına iyice yaklaştıklarında, nasyonal sosyalist ideolojinin olmadığı bir dünyada çocuklarının yaşamasına gerek olmadığı gerekçesiyle, çocuklarına tek tek zehirli kapsüller yutturup öldürdükten sonra eşiyle birlikte intihar etmiştir.
faşizm manyaklığının en mide bulandırıcı örneklerinden biridir.
Taksim'in Girişine Paspas Atıp Gelenden Geçenden Para Alan Efsane Dolandırıcı: Sülün Osman
İstanbul hatta ülke tarihinin en yaratıcı dolandırıcılarından biriyle tanışmaya hazır mısınız?
1923-1984 yılları arasında yaşamış olan sülün osman'ın gerçek adı osman ziya sülün.
kendisi dolandırıcılar kralı diye biliniyor. yaptığı işlerle(!) dolandırıcı lafını tam manasıyla hak edenlerden biri.
![]()
sülün osman'ın ilk kurbanı 1948 yılında fatih'te yeni tuttuğu evin sahibi ancak bu olayın nasıl olduğuna dair pek bir detay yok. o'nu asıl özel kılan şey ise bu başlangıçtan sonra yaptıkları...
sülün osman'ın nam salmasını sağlayan olaylar 1950 ve 1960'lı yıllarda yaşanıyor. galata kulesi'ni, eminönü meydanındaki saati, şehir hatları vapurlarını ve boğaziçi köprüsü gibi kamu mallarını vatandaşlara satan ya da kiralayan sülün osman, bu sayede tanınan biri haline geliyor.
dolandırıcılar üstadının taksim'in girişine paspas koyup gelenden geçenden para almışlığı bile var.
anlatılanlara göre sülün osman, bu işin inceliklerini kumkapılı bir rum'dan öğrenmiş. sonrasında ise işe kendi yorumunu da katarak inanılmaz boyutlara ulaşmış.
1962'de hapishanede "alınteriyle yaşamak" adlı bir konferans bile vermiş sülün osman.
[IMG]https://seyler.ekstat.com/max/800/8/8kXzqiOPqR1WDNzc-636413425754852580.jpg[/IMG]
şöyle efsane bir alıntı ile noktalayalım:
"benim dolandırdığım insanlar dolandırıcıydı aslında. yani bana yaklaşma sebepleri beni dolandırmaktı. on tane bilezikle geliyorum adamın önüne akşam vakti. kuyumcunun kapısındayız. ve dükkân kapalı. karımın hastalığını anlatıyorum, acilen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum falan. hakiki olsalar bileziklerin fiyatı bin lira. diyorum ki 300 liraya ihtiyacım var. paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım ameliyat masasında kalmasın...
adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri bin liraya bozdurabileceğini ve birkaç saat içinde havadan 700 lira kazanacağını düşünüyor. o arada benim ayakçım da ortaya çıkıyor ve o almak istiyor bilezikleri. telaşlanıyor adam kazanç imkânı kaybolacak diye. 300 lirayı verip alıyor bilezikleri, be de kayboluyorum ortalıktan. adam ertesi sabah kuyumcuya gidip de bileziklerin sahte olduğunu öğrenince, dolandırıldım, diye karakola gidiyor. ben aranıyorum. demiyorlar ki ona, be adam 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklında ne vardı, diye. gayet açık ki, beni dolandırmayı planlamıştı. ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım."
Çok yoruldum çok sıkıldım :lls:
Bir TL atınca çalışan masaj koltuğuna otur 3 TL at kendine gelirsin
Olsa 5 atarım:p
Gaz Lambasının İsiyle Karartılmış Kağıda İşlenerek Kaydedilen, Zaman Yolculuğu Tadındaki İlk Ses Kaydı
Edouard-Leon Scott de Martinville’in fotonograf adını verdiği icadıyla ilk ses kaydedilmiş. Gaz lambasının isinden yola çıkarak kaydettiği ses dalgalarını yıllar sonra sese dönüştürmüşler. Yıllar öncesine gidiyoruz.
ilk ses kaydı aslında thomas edison'un fonografı icadından 17 yıl önce yapılmış. edouard-leon scott de martinville tarafından 9 nisan 1860'da yapılan bu kayıtta fransız bir halk şarkısı icra edilmiş.
![]()
scott de martinville ses dalgalarını bir gaz lambasının isiyle karartılmış kağıda işleyerek sesleri kaydetmeyi başarmış.
![]()
Önceleri dinlenemeyen kaydın sadece ses dalgaları kaydedilebilmiş.
[YOUTUBE]q7Gi6j4w3DY[/YOUTUBE]
Büyük İskender'i Tarih Kitaplarının Dışında Anlatan Bir Biyografi
MÖ 356 - MÖ 323 yılları arasında yaşayan Makedonya Kralı ve kimilerince tarihin gördüğü en büyük imparator olan İskender'in hayat hikayesini Sözlük yazarı "diesel1907" anlatıyor.
büyük iskender, sonunda zalimliğinin ve egosunun kurbanı olan eski bir diktatör. askeri olarak her ne kadar başarılı olsa ve adı bugün askeri akademilerde kıvançla anılsa da yaptığı katliamlar ve attığı tripler de askeri başarıları gibi tarihte önemli yer tutar.
büyük iskender'in babası philip bir gün asya'ya sefere çıkmak için o zamanlara göre devasa bir ordu kurar ve hazırlıklara başlar
sefer öncesinde büyük bir festival veren philip bu festival sırasında arkadan bıçaklanır ve hayatını kaybeder. tarihçiler philip'in ölümünde kimin sorumlu olduğunu bilmese de bu işten en karlı çıkacak olan kişi büyük iskender olacaktı. babası büyük iskender'i asya'daki sefere götürmeyip yunanistan'da bırakma kararı almıştı ama kendisi ısrarla sefere katılıp adını duyurmak istiyordu. şimdi babasının ölümünden sonra ordunun başına geçip asya seferini bizzat yönetecekti.
büyük iskender üstelik savaş boyunca her türlü hareketini not alıp kitap haline getirsin diye bir de özel bir tarihçi tutmuştu. bu tarihçinin ismi kallisthenes ve kendisinin tek görevi büyük iskender'in ne kadar büyük bir kahraman, ne kadar cesur bir asker olduğunu anlatan hikayeler yazmaktı. yani daha savaşlar başlamadan tarihi yazacak olan taraf belliydi.
büyük iskender tam asya seferine çıkacakken yunanistan'da büyük çaplı bir isyan çıktı ve kendisinin ilk görevi bu isyanı bastırmaktı
büyük iskender henüz 20 yaşındayken tahta çıkmıştı ve isyanı bastırırken biraz da heyecanına yenik düşerek gereğinden fazla kan döktü ama sonunda isyan bastırılmıştı. bu arada büyük iskender'in tahtına göz diktiğinden şüphelendiği bazı akrabaları vardı ve tahtını sağlama almak için bunları da infaz ettirdi.
isyan bastırıldıktan sonra artık asya'ya doğru ilerlenecekti. trakya'da tek tük direnişle karşılaşan ve pek zorlanmayan ve ege denizi boyunca ilerleyen büyük iskender'in ordusu çanakkale boğazını geçtikten sonra buradaki yerleşim birimlerini neredeyse hiç direniş görmeden ele geçirdi.
çanakkale boğazını geçen büyük iskender'in ordusu 48 bin piyade, 6 bin süvari ve 120 parça gemiden oluşuyordu ve o dönemlerin en büyük ordularından biriydi. büyük iskender asya kıtasının kendisine tanrı'nın hediyesi olduğuna inanıyordu ve o günlerde bilinen kıtanın tamamını (hindistan'a kadar olan bölümünü) ele geçirmeye yemin etmişti.
büyük iskender'in ordusuyla o dönemin en güçlü ordularından biri olan pers ordusu ilk kez granicus savaşı'nda karşı karşıya geldi
bugünkü çanakkale'deki biga çayı yakınlarında gerçekleşen savaşta büyük iskender'in karşısında 25 bin kişilik bir ordu vardı. büyük iskender çayın her iki tarafında ustaca manevralarla pers ordusuna ağır kayıplar verdirirken kendi ordusunu da çok kayıp vermekten kurtarıyordu. savaş sona erdiğinde pers ordusunun 10 komutanından 7 tanesi can verdi ve pers ordusu geride 4 bine yakın ölü ve 2 bine yakın esir bırakırken makedon ordusunun 400 civarı zayiatı vardı. bu savaştan sonra persler anadolu'nun içlerine doğru geri çekildiler ve makedonya ordusu yol boyunca pers ordusunu takip etti. böylece makedonya ordusu toprağına toprak katarken pers ordusu giderek toprak kaybediyordu.
pers-makedon savaşlarının başında büyük iskender oldukça coşkuluydu. savaşta iki taraftan da ölen askerlere saygı gösteriyordu ve iki taraftan ölenlerin akrabalarını ömür boyu vergiden muaf tutma sözü veriyordu. bu da askerlerin daha bir cesaretli savaşmasına neden oluyordu. ayrıca düşman askerlerinin akrabalarının isyan etme ihtimali de düşürülüyordu. bir süre sonra pers ordusunu takip etmekten bıkan büyük iskender ordusunu önce batıya sonra güneye yöneltti. ege denizi kıyılarında ilerleyen büyük iskender bugünkü izmir ve muğla'nın önemli bir kısmını aldıktan sonra halikarnas'a yöneldi. buradaki amaç persler için önemli bir liman kendi olan halikarnas'ı persler'den alıp persler'in elini zayıflatmaktı.
kuşatma sırasında çıkan çatışmaların tamamına yakınını makedon ordusu kazanmıştı
şehri kaybedeceğini anlayan pers komutanlar şehri ateşe vermeye karar verdi. rüzgarlı bir gecede ateşe verilen şehrin büyük bir kısmı yanmıştı ve büyük iskender şehri ele geçirdiğinde eline yıkıntı bir şehirin küllerinden başka bir şey geçmemişti. halikarnas'ı kısa süre içinde yeniden inşa eden ve buradan kendisine donanma kuran büyük iskender'in bir sonraki hedefi miletus kasabasıydı ve burası yeni kurulan donanmanın yardımıyla kısa sürede ele geçirildi.
bundan sonra ege denizini kıyıdan takip eden büyük iskender antalya'ya kadar ulaştı. büyük iskender sürekli deniz kenarından ilerliyordu (çanakkale'den antalya'ya kadar) ve buradaki amaç tabi ki deniz manzarası görüp rusya'dan gelen turist kızları götürmek değildi. amaç liman kentlerini birer birer ele geçirip pers donanmasının elini kolunu bağlamaktı. zaten antalya'daki son pers limanı ele geçirildikten sonra kuzeye dönen makedon askerleri ankara yakınlarına geldi ve burada pers ordusuyla yeniden karşılaştı. daha sonra yeniden güneye doğru inen makedon askerleri bugünkü iskenderun civarında (ki adam şehre ismini vermiş; iskender = iskenderun) yeniden pers ordusuyla karşı karşıya geldi. bu kez pers lider darius önceki savaşlardan dersini almıştı ve çeşitli kaynaklarda 50 bin ile 100 bin kişi arasında bir ordu toplamıştı (hadi 75 bin diyelim, kimsenin gönlü kırılmasın). tabi büyük iskender'in yazdırdığı tarihi notlarda düşman askerlerinin sayısı 200-300 bin olarak geçiyor ama bugün hemen hemen tüm tarihçiler bunun abartma olduğunu düşünüyor.
büyük iskender'in cephedeki ordusu 41 bin kişiden oluşuyordu
büyük iskender'in en büyük yeteneklerinden biri cephedeyken ortama şöyle bir bakıp düşmanın dizilişini, boşluğu, savaş alanını biraz inceledikten sonra kısa süre içinde duruma uygun bir taktik bulması ve bunu kısa sürede askerlerine bildirmesiydi. türlü manevralarla düşmanı alteden büyük iskender'in ordusu özellikle sağ kanattan saldırıp düşmanın sol kanadına büyük zayiatlar verdiriyordu. pers ordusunun sol kanadı dağılma noktasına gelince buradan sızan makedon ordusunun sağ kanat askerleri pers ordusunun arkasından dolaşıp persleri iki taraftan kuşatma altına aldı. artık pers ordusu moral olarak çökmüştü ve darius cepheden kaçmaya başlamıştı. komutanlarının kaçtığını gören pers askerleri de cephede uzun süre durmadılar. savaş bittiğinde persler geride 20 binden fazla ölü, bir o kadar yaralı ve binlerce esir bıraktılar.
büyük iskender savaşta bir ara darius ile yüz yüze geldiyse de onu elinden kaçırdı. savaştan sonra darius'un karılarını ele geçiren büyük iskender büyük bir zafere imza atmıştı. bu perslerin ordunun başında imparator varken kaybettiği ilk savaştı ve bu savaştan sonra pers devleti parçalanmaya başlayacaktı.
büyük iskender'in ordusu büyük bir zafer kazanmıştı ve akdeniz kıyılarından ilerleyerek güneye inecekti. bugünkü suriye kıyılarını neredeyse hiç direnişle karşılaşmadan ele geçiren iskender bugünkü lübnan kıyılarına geldiğinde tire'de hiç beklemediği bir direnişle karşılaştı... m.ö. 327 tire kuşatması.
büyük iskender tire'yi aldıktan sonra gazze'de de direnişle karşılaştı ve burada büyük çaplı bir katliam yaptı
tabi gazze'de katliam yapılınca dönemin bülent arınç'i gözyaşlarına hakim olamadı. gazze kuşatması beklenenden yorucu geçmişti ve bu kuşatmada büyük iskender omzundan yaralanmıştı. tarihçiler gazze'de yapılan katliamda bunun pay oynadığından bahsediyorlar. tire'den sonra gazze'de yapılan katliam büyük iskender'in yavaş yavaş düşmanına saygı duyan bir askerden katliamcı bir askere dönüşmesinin sonucuydu. büyük iskender artık hiçbir yerde direniş görmek istemiyordu ve asya kıtasını tanrı'nın kendisine olan hediyesi olarak görüyordu. bu uğurda ne gerekiyorsa yapılacaktı.
gazze'den sonra mısır'a ulaşan büyük iskender burada kendisinin bile beklemediği bir lütuf gördü. yıllardır pers işgali altında inim inim inleyen mısırlılar zaten yıllardır bir kurtarıcı bekliyordu. büyük iskender'i görünce onu musa ile karşılaştıran mısırlılar kendisine önce peygamber gözüyle baktı, sonra işi biraz da abartıp kendisinin tanrı olduğunu söylemeye başladı. mısır'ın ileri gelen alimleri büyük iskender'i yeni firavun ilan etti ve şehrin anahtarını verdiler. zaten bir süredir egosu şişmekte olan büyük iskender bunu görünce inceden inceye "harbi lan, ben neden tanrı olmayayım ki" diye düşünmeye başladı. mısır'ın en büyük şehrine "iskenderiyye" ismi verilecekti ve büyük iskender iyice havalara girecekti.
büyük iskender'in bir sonraki adımı ordusunu alıp ammon'daki oracle'a gidip gerçekten tanrı olup olmadığını sormaktı
bunun için mısır'daki büyükçe bir çöl geçilecekti ve askerlerin bazıları bundan rahatsızlık duysa da ses etmediler. 100-150 km'lik yolu yürüyerek geçen büyük iskender ve askerleri sonunda oracle'la vardılar ve büyük iskender tanrı olduğuna iyiden iyiye ikna olmaya başladı. o dönemde mısırlılar'ın tanrısı amon, yunanlar'ın tanrısı zeus idi. büyük iskender de "amon ile zeus'un oğlu" olarak anılmaya başlandı. kendisine tanrılık isnat etmesi bir süre sonra askerlerini sinir edecekti ama yine de askerleri pek ses etmiyordu.
bugünkü ırak'ta (kerbela yakınlarında) bir kez daha pers ordusu ve darius ile karşı karşıya gelen büyük iskender persleri yine yenmeyi başardı. darius savaştan yine sağ olarak çıktı ve yeniden asker toplayıp iskender'in karşısına çıkmak için hazırlıklara başladı. artık yenilen pehlivan güreşe doymuyordu. persli askerler darius'a olan saygılarını tamamen kaybetmişlerdi ve birçoğu "yiter be yiter, otur oturduğun yerde hayvan herif" diyerek kendisine karşı itaatsızlık yaptılar. tarihçilerin anlattığına göre bir süre sonra sabırsızlanan ve kendisini tahttan indirmek isteyen pers askerleri darius'a suikast düzenleyip öldürecekti ve büyük iskender persler üzerinde tam hakimiyetini sağlayacaktı.
bundan sonra iran'ı baştan başa geçen ve zafer üstüne zafer kazanan büyük iskender'in egosu gittikçe büyüyor, neredeyse rte seviyesine yaklaşıyordu. bir fetih'ten sonra askerlerini bir meydana toplayıp "biiiz fetih yapmayı iyi biliriz, darius'tan savaş tekniklerini öğrenecek değiliz. darius kendisine çok güveniyorsa parti kurar, karşımıza sandıkta çıkar, halk kimin ne olduğuna karar verir" şeklinde konuşma yaptığı rivayet edilse de bu rivayetler pek güçlü değil. askerlerini orta asya'nın dağlarına doğru süren büyük iskender onlara semerkand'a kadar gitme emri verdi. askerlerin çok zorlandığı, bir kısmının da hayatını kaybettiği bu yolculuk sonrasında askerler arasında büyük iskender'e olan kızgınlık artıyordu. insanlar "yeter ulan, gözün doysun, dünyayı fethettin hala bizi uçsuz bucaksız diyarlara salıyorsun" şeklinde düşünüyordu ama bunu söylemeye kimsenin götü yemiyordu.
semerkand'a varıldığında büyük çapta bir parti verildi
partide herkes aksırana tıksırana kadar hayvan gibi içmişti ve kuşan kuşanaydı. partinin bir yerinde büyük iskender "işte buraya kadar geldim, asya benden sorulur, ben ki babamdan bile büyüğüm, babamın yapamadığını ben yaptım" diye böbürlenir. o sırada makedon ordusundaki komutan, general ve diplomatların tamamı büyük iskender'in babasının seçip yetiştirdiği kimselerdi ve bunlar philip'e derin sevgi besliyordu. buna dayanamayan danışmanlardan biri ayağa kalktı ve "sen ne yaptıysan baban sayende yaptın" dedi. büyük iskender yerden aldığı mızrağı bu danışmanın kalbine sapladı ve onu öldürdü. artık büyük iskender'in kendi adamlarına bile tahammülü kalmamıştı. zaten askerlerin de ona tahammülü kalmamıştı.
bu arada ta yunanistan'dan yola çıkılmış ve semerkand'a kadar yürüyerek gelinmişti ve hala ilk yola çıkılan ordu mevcuttu. tabi ordu savaşlarda ve yolculuklarda çokça zayiat vermişti ve ordunun yeniden kurulması için perslerden paralı askerler tutulacaktı. o güne kadar pers düşmanlığıyla yetişen ve sürekli perslerle savaşan makedonyalı askerler aralarına pers askerlerin katılmasına hiç de sıcak bakmadılar. her ne kadar büyük iskender'e itiraz etmekten korksalar da askerler arasında sürekli problemler çıkıyordu. büyük iskender mısır'da aldığı "tanrı" unvanından sonra kendisini eleştirilemez olarak görüyordu ve en ufak bir eleştiri idam veya ağır işkencelere sebep olabiliyordu.
makedon ordusu semerkand'dan sonra hindistan'a indi ve burada devasa bir hindistan ordusuna karşı savaştı
hindistanlılar ordularının başına filleri getirmişlerdi ve bu onların en güçlü yanıydı. en başta fillere karşı bir önlem alamayan büyük iskender'in ordusu ağır kayıplar verse de sonradan fillerin gözlerine doğru ok atmayı akıl ettiler ve gözleri kör olan filler geri geri koşarak hindistan ordusunu ezmeye başladı. sonunda büyük iskender kariyerinin en zor savaşını kazanmıştı ve hindistan kralı esir düşmüştü. herkes hindistan kralının büyük işkencelerle öldürüleceğini düşünürken büyük iskender kendisinden hiç beklenmeyen bir harekette bulundu.
kendisini tanrı olarak tanıtan büyük iskender "tanrı isterse öldürür isterse affeder" benzeri bir konuşma yaptı ve hindistanlılar'ın savaşta gösterdiği kahramanlıktan dolayı hindistan ordusunu ve kralını affetti. hatta hindistan'a topraklarını da geri iade etti. bugün hindistan'da büyük iskender'in çok büyük saygı görmesi ve bazen dini figürler arasında sayılmasının sebebi de budur.
daha sonra askerlerinin giderek kendisine gıcık kaptığını gören büyük iskender askerlerini ve komutanlarını bir yerde topladı ve kendisine karşı diz çöküp af dilemelerini istedi. birkaç general buna itiraz edip "sen tanrı değilsin" deyince bunlara ölene kadar işkence yaptırttı. artık askerlerin sabrı taşmıştı. büyük iskender ordusunu doğuya götürmek ve "dünya'nın sonunu" görmek istiyordu çünkü o zamanki inanışa göre hindistan dünyanın sonundaki ülkeydi. askerler "yıllardır yollardayız, canımız çıktı, çok istiyorsan kendin git" dedi ve büyük iskender onları ilerlemeye ikna edemedi.
bundan sonra makedonya'ya dönme kararı verildi
tabi ki büyük iskender ordusunu cezalandırmak istiyordu ve dönüş yolunu en çetin çöllerin olduğu, iran'ın en kurak bölgesinden geçen bir rota üzerinden seçti. böylece askerler açlıkla, susuzlukla ve çöl sıcağıyla cezalandırılacaktı. iran'a geri döndürüldüğünde 100 tane komutanını 100 tane persli kadınla evlenmeyle zorlayan büyük iskender onları cezalandırmayı düşünüyordu. bir süre sonra hastalanıp yatağa düşen büyük iskender vefat etti ve bugün hala kendisinin asıl ölüm sebebi bilinmiyor.
büyük iskender gömülmek için makedonya'ya götürülecekti ama komutanlardan biri baskın yaparak cenaze heyetine saldırdı ve büyük iskender'in naaşını kaçırdı. bu komutanın amacı büyük iskender'in cenazesini mısır'a götürüp orada gömmekti çünkü mısır halkı hala kendisini bir tanrı olarak görüyordu.
söylenene göre kendisi mısır'da bilinmeyen bir yere gömüldü.
bugün halen büyük iskender'in mezarının yeri bilinmemektedir.
Heathrow Airport yayınladığı yeni yıl reklam filmiyle kalpleri bir kez daha kazandı. Geçtiğimiz yıl yayınlanan reklam filminin devamı niteliğindeki bu filmde sevimli ayıcıklarımızın 50 yıllık hayat hikayesine konuk oluyoruz.
Doris ve Edward Bair isimli çiftimizin 1967'deki tanışma anından başlayan reklam filminde zamanda yolculuk yaparken, Doris'in hostes olarak çalışırken Edward ile tanışmasına sonrasında ise her Noel karşılaşmalarını izleyeceğiz.
GEÇEN YILKİ REKLAM
[YOUTUBE]oq1r_M5a6uI[/YOUTUBE]
BU YILKİ REKLAM
[YOUTUBE]Cheo1P22cUU[/YOUTUBE]
[YOUTUBE]-k6ejY0HGfQ[/YOUTUBE]