Börü Tonga'nın Otağı

Konu sahibi son olarak 910 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
35c3dyp.png


ahaha çok iyi ya. Timsah yumurtaları içinde doğan civciv :D
 
Çayınızı Kahvenizi Alın Gelin: Tarihi Değiştiren ve Hitler'in Sonunu Başlatan Stalingrad Savaşı
Stalingrad Savaşı, II. Dünya Savaşı sırasında Almanya ve Sovyetler Birliği'ni karşı karşıya getiren ve Sovyetler'in kazanarak Hitler'in de yenilebileceğini gösterdiği, 17 Temmuz 1942 ile 2 Şubat 1943 tarihleri arasında yaşanmış ve 199 gün sürmüş büyük bir tarihi olay. 20. yüzyılın geri kalanını şekillendirdiği söylenen savaşı inceliyoruz. Nedir Stalingrad Savaşı?

758IXY6kWYMxVI4z-636655404883090751.jpg

Bir Sovyet askeri, 1943 yılında Stalingrad Merkezi plaza üzerinde Kızıl Bayrağı sallarken.


hitler 1942 yılında avrupa'nın büyük bir kısmını ele geçirmişti
doğuda da müttefikleri zor durumda bırakan japonya vardı. artık hitler'i avrupa da doyurmuyordu ve rusya'ya açılmak istiyordu. hitler'in generalleri yazın rusya'ya saldırılması için planlara başlamıştı. operasyona fall blau adı verilecekti. hitler'in hedefi rusya'yı kış mevsimi gelmeden dizleri üzerine getirmekti. rusya'nın büyük bir kısmı kıştan önce alınmalıydı çünkü bölgede kış aylarının ne kadar sert geçtiğini bilmeyen yoktu. hitler'in ilk hedefi voronezh şehriydi. planlara göre burayı ele geçiren almanlar daha sonra stalingrad ve volga'yı ele geçirecekti. eylül ayında kafkas dağları naziler'in kontrolüne geçecekti ve volga'nın etrafına kurulacak kordon ile ruslar'ın bu bölgeden batıya geçmesi engellenecekti.

28 martta almanlar japonlar'a anlaşma önerdiler. buna göre almanya rusya'ya saldırdığında japonya da doğudan saldıracaktı. japonya'nın amacı sovyetler'den toprak almak olmayacaktı. aksine amaç burada mümkün olduğunca sovyet askerini doğuya çekerek naziler'in yükünü hafifletmekti. japonlar ise bu tarihte böyle bir anlaşmayı kabul etmediler ve sessiz kaldılar.

hitler daha sonra karargahını vinnitsa şehrine taşıdı. burada rusya'ya karşı düzenlenecek operasyonu daha iyi yöneteceğine inanıyordu. hitler savaştan galibiyetle ayrılacağından çok emindi. hatta mağlubiyeti bırakın, savaşın 3-4 aydan fazla süreceğine dahi ihtimal vermiyordu. hitler kafkasya ile ilgili planlarını yapmıştı bile. buna göre kafkasya alman devletine katılmayacaktı ama burası doğal kaynaklardan dolayı sömürge ve stratejik bir askeri bölge olarak kullanılacaktı.

YfRDxzg9tNgNFuBY-636655409107043947.jpg

1942 avrupa haritası.

24 haziran'da almanlar rus topraklarından 200 km kadar içeri girmişlerdi
bu sırada da rus askerleri sürekli geri çekilmek zorunda kalmıştı. çatışmalarda ön binlerce rus askeri öldürülmüş ve yüz bine yakını esir düşmüştü. o dönemde stalin iktidarı kaybetme paranoyası yüzünden binlerce rus subayını görevden almıştı ve rus ordusu komuta olarak çok zayıflamıştı. stalin bu yüzden ülkesini ikinci dünya savaşının dışında tutmak istiyordu ama bu mümkün olmamıştı. 29 haziran'da almanlar litvanya ve belarus'u da ele geçirmişti. hitler'in düşünceleri arasında "komünizmle nazizm aynı gezegende bir arada bulunamaz" vardı ve ona göre komünizm'i yok etmek için rusya'ya saldırıp rusya'yı zayıflatmak gerekiyordu.


17 temmuz'da avrupa'da hala canlı kalmayı başarabilen tüm yahudilerin toplanıp öldürülmesi emri çıktı
buna göre yılbaşında avrupa'da hiçbir yahudi kalmaması gerekiyordu. bir çok sağlıklı yahudi alman ordusu tarafından köle ve alman bilimadamları tarafından denek olarak kullanılacaktı ve işleri bitenler infaz edilecekti. ayrıca çatışmalarda yaralanan alman askerlere hastahanelerde yer açmak için durumu ölümcül veya yatalak olan bir çok alman hasta infaz edilecekti. almanlar rusya topraklarında yavaş yavaş ilerlerken önlerine çıkan yahudileri toplayıp öldürmeye devam ediyorlardı. ayrıca almanya'daki toplama kamplarına her gün trenlerle yahudiler taşınıyordu.


20 temmuz'da hitler kartal operasyonunun başladığını duyurdu
buna göre almanya'nın işgal ettiği rus topraklarındaki rus isyancılar temizlenecek ve bölge almanlar'ın tam hakimiyetine girecekti. aynı tarihte naziler'in saldırdığı bir yahudi köyünde, köylüler teslim olmak yerine köylerini ateşe verip direnişe geçince makineli tüfeklerle tarandılar. buradan kaçmayı başaran az sayıda yahudi, ormanlık alana geçerek moshe fish liderliğinde örgütlendiler ve rus direnişçilere katıldılar.


23 temmuz'da rus kasabası rostov ön don naziler tarafından ele geçirildi
hitler savaşı kazanmak için petrolün ve yakıtların ne kadar önemli olduğunu biliyordu. kullanılan ön binlerce tank ve binlerce savaş uçağının yakıta ihtiyacı vardı. bu yüzden hitler'in bir sonraki emri rusya'nın karadeniz kıyıları ile grozny ve bakü şehirlerinin ele geçirilmesiydi çünkü buralarda bolca petrol mevcuttu. bu ruslar'ın elindeki petrolü de azaltacak bir hareketti. naziler'in hedefleri arasındaki şehirlerden biri de stalingrad'di. naziler'in amacı burayı alıp burada ileri karakol kurduktan sonra leningrad'ı ele geçirmekti.

alman generaller hitler'i uyarmaya çalışıyordu çünkü hitler'in planı eğer başarısız olursa alman ordusunun sonu olabilirdi. çok sayıda askeri rus topraklarına yollayıp risk almak eldeki toprakların da kaybına neden olabilirdi. aynı tarihte ruslar stalingrad'a yedek askerlerinden 3 ordu asker yollamaya karar verdi. bu yaklaşık olarak 150-200 bin askere tekabül ediyordu. bundan önce almanlar'la ruslar'ın karşı karşıya geldiği çoğu çatışmada almanlar ezerek kazanmıştı. bu yüzden hitler askerlerine yine çok güveniyordu ve esir alınacak on binlerce rus askerinin nereye götürüleceğini planlamaya başlamıştı bile...

m9YSJHoBUfX4cMDm-636655423227147499.jpg

temmuzda alman kuvvetlerinden bir kare.

25 temmuz'da alman askerleri stalingrad'a 150 km mesafedeydiler
aynı gün ruslar askerlerinin moralini düzeltmek için daha önceden esir alınan birkaç bin nazi askerini leningrad sokaklarında askeri törenle dolaştırdılar. savaştan sonra ruslar şakayla karışık olarak "leningrad'a girebilen tek alman askerler bunlardı" diyeceklerdi.


27 temmuz'da naziler don nehrini geçip bataisk'e vardılar
aynı gün stalin 227 numaralı emrini yayınladı. buna göre askerler bir adım bile geri atmayacaklar, geri çekilen askerler veya orduda panik havası estirenler infaz edilecekti. askerler ne olursa olsun bulundukları alanı koruyacaklardı. stalingrad'dan çekilen veya kaçan ruslar vatan haini ilan edilecek ve idamla cezalandırılacaktı. bu emirden sonra harekete geçen sovyet partizanlar adolf beck adında bir alman memuru öldürdüler. bu memur işgal altındaki toprakların işlenmesi ve bu topraklardan çıkan yiyeceklerin alman ordusuna aktarılmasından sorumlu memurlardan biriydi. bu da ruslar'ın savaşta moral kazanmasına neden olacak bir olaydı.


1 ağustos'ta almanlar kafkasya'ya doğru ilerlemeye başladılar
aynı zamanda kafkasya ile stalingrad'ı birbirine bağlayan tren yolunun bir kısmını da ele geçirdiler. aynı tarihte ingiliz ve amerikanlar da rusya'nın elini hafifletmek için kuzey afrika'daki alman ve italyan askerlerine karşı saldırıya geçme kararı aldılar. amerikalılar'da avrupa'da yeni bir cephe açacak kadar asker yoktu ama naziler'i kandırmak için avrupa'ya saldırılacak ve büyük avrupa şehirleri yeniden ele geçirilecekmiş gibi planlar yapıldı ve bu planlar naziler'e sızdırıldı. bu naziler'de panik ve alarma sebep olacaktı. böylece naziler rusya'ya istediği gibi saldıramayacaktı. o dönemde amerika ile sovyetler'in ortak hedefi naziler'i avrupa'dan atmak olduğu için bu iki ülke müttefik gibi davranıyordu.


3 ağustos'ta almanlar stalingrad'ın güneybatısına gelmişlerdi ama şehre hala 100 km kadar uzaklıktaydılar.


4 ağustos'ta naziler kafkasya'nın bir kısmını ele geçirmişlerdi
bu da ingilizler'i paniğe sevk edecekti. buna göre ingilizler'in pers bölgesinde çıkarları vardı ve naziler buraya kafkasya üzerinden saldırabilirdi. ingilizler kuzey afrika'daki askerlerinin bir kısmını pers topraklarına çekmek zorunda kalabilirdi.

5 ağustos'ta almanlar armavir'e girdiler
buranın alınması kafkasya'nın alınmasından bir önceki hedefti. ingilizler almanların kafkasya üzerindeki niyetinin ciddi olduğunu anlamaya başlamışlardı.

9 ağustos'ta rus topraklarında ilerlemeye devam eden
almanlar, karadeniz'e çok yakın olan maikop adlı şehri de ele geçirdiler
ruslar geri çekilirken bölgedeki petrol kuyularını ateşe vermişti. bu da hitler'in buradaki petrolden bir süre yararlanamayacağı anlamına geliyordu. karadeniz kıyılarındaki petrol kuyuları naziler'in ellerine geçmeden önce birer birer ateşe veriliyordu. naziler ele geçirdikleri bölgelerdeki yahudiler'i tutukluyordu ve yahudiler'den kaçabilenler sovyet direnişçilere katılıyordu. direnişçilerin buluşma yeri genelde ormanlardı.


12 ağustos'ta churchill ile stalin toplantı halindeydi
stalin ingilizler'den avrupa'da yeni bir cephe açıp nazi askerlerinin bir kısmını başka bir bölgeye çekmelerini istiyordu. churchill ise "avrupa'da yeni bir cephe açmak çok riskli olur, hedefimiz kuzey afrika'da bir cephe açmak" deyince stalin yüzünü buruşturdu ve "siz almanlar'dan niye bu kadar korkuyorsunuz anlamıyorum" dedi. o günlerde her ne kadar rusya ile batı avrupa beraber hareket etse de, ikinci dünya savaşı bitince bu iki kutbun karşı karşıya geleceğini herkes iyi biliyordu. bundan sonra alınan bir başka karar da müttefiklerin almanya'yı taş üstünde taş kalmayıncaya kadar bombalamasıydı. almanlar'a anladıkları dilde cevap verilecekti.


13 ağustos'ta almanlar elista şehrini de ele geçirdiler
stalingrad'ın yakınındaki rus şehirleri birer birer düşüyordu ve hitler'e göre sıra çok yakında stalingrad'a gelecekti. hitler bu tarihte ilk kez rusya'ya düzenlenen operasyonun başarısız olabileceği ihtimalini aklına getirmişti. bu da aynı anda iki cephede savaşmak demek olacaktı. bu yüzden hitler'in bir sonraki emri avrupa'nın sahillerine siperler kazılması ve 15 bin alman askerinin sahillere yerleştirilmesiydi. böylece batıdan gelecek olası bir tehlike için önlem alınacaktı.

sZa4Bfv5zJ2t91jF-636655423855794535.jpg

12 ağustos moskova konferansından: churchill ve stalin.


14 ağustos'ta almanlar griffin operasyonuna başladılar
bu operasyonun amacı örsha ve vitebsk bölgelerinde direniş gösteren rus partizanların temizlenmesiydi. aynı gün ingilizler almanlar'ın kullandığı iletişim kodlarının büyük bir kısmını çözmüşlerdi ama almanlar'ın bundan savaşın sonuna kadar haberi olmayacaktı.


15 ağustos'ta almanlar kafkasya'daki ellerini sağlamlaştırdı
aynı zamanda stalingrad'a ilk saldırıyı başlatmaya karar verdiler. aynı gün stalin churchill'den askeri madde yardımı sözü aldı. aynı günlerde kanadalılar ve ingilizler batı avrupa'da naziler'e karşı saldırı düzenlediler ve çatışmalar iki taraf için de kanlı geçti.


19 ağustos'ta elbruz tepesini ele geçirip nazi bayrağı diken almanlar'la grozny arasında 200-250 km mesafe kalmıştı
almanlar kafkasya'nın büyük bir kısmını ele geçirmişlerdi ve stalingrad'ın etrafındaki çember de giderek kalınlaşıyordu. aynı tarihte leningrad yakınlarında ruslar almanlar'a karşı saldırıya geçmiş ve iki taraf da kayıplar vermişti.


22 ağustosta almanlar rus kasaba ve köylerini ele geçirmeye devam ediyordu

bu dönemde bölgedeki çingeneler direnişçilere yardım ve yataklık ediyordu ve direnişçilere yiyecek ve giyecek sağlıyordu. naziler bu tarihte bir askeri emir çıkarttılar. buna göre "eğer çingenelerin bir kısmını öldürürsek geri kalanlar bize karşı intikam için bilenecektir, bu yüzden çingenelerin tamamını öldürmeliyiz ve onlara en ufak bir merhamet göstermememiyiz" emri geçiyordu.


23 ağustos sabahı naziler volga nehrinin batısına gelip beklemeye geçtiler

almanlar stalingrad'ın dış mahallelerine ulaşmıştı. planlara göre gün boyunca uçaklar stalingrad'ı bombalayacaktı ve akşama da askerler şehri ele geçirecekti. ilerleyen saatlerde gökyüzünde nazilere ait 600 savaş uçağı görüldü ve bu uçaklar şehrin sanayii ve askeri bölgelerini bombardımana tuttu. stalingrad rusya ile avrupa arasında bir köprü görevi görüyordu ve stratejik olarak büyük bir öneme sahipti. almanlar gün boyunca şehri yoğun bir şekilde bombaladılar ama kara hücumuna geçmediler.

gqj0lolLallh5k7p-636655425249037682.jpg

ağustos 1942, stalingrad.

31 ağustosta hitler karargahında ilginç bir emir verdi
buna göre stalingrad alındıktan sonra şehirdeki 1 milyon erkeğin tamamı öldürülecek ve şehirdeki tüm kadınlar başka yerlere gönderilecekti. bu şehirde rus rejimine bağlı kimsenin kalması istenmiyordu. hitler şehri aldıktan sonra en ufak bir direniş istemiyordu ve şehri yeniden kaybetmek de istemiyordu. bu şehir onun için çok önemliydi. almanlar'ın kafkasya'daki ilerlemesi yavaşlamıştı ama bu onları pek endişe etmiyordu. almanlar'ın kafkasya'da petrol kuyuları hariç pek gözü yoktu. onların amacı stalingrad'ı almaktı.


2 eylülde stalingrad'daki kara çatışmaları başlamıştı

askerler karşı karşıya gelmişti ve almanlar karşılarında umduklarından daha sert bir direniş bulmuşlardı. almanlar bölgedeki partizanları yok etmek için askerlerini küçük gruplara bölüp çeşitli operasyonlar düzenleyeceklerdi.


3 eylülde almanlar volga nehrinin batı sahilini ele geçirdiler

aynı zamanda stalingrad'a bakan bu bölgede harekat üssü kurdular. aynı tarihte stalin generallerinden zhukov'a ulaşarak "stalingrad'ın kuzeyi ve kuzeybatısına yığabildiğin kadar asker yiğ ve hiç vakit kaybetmeden oradaki naziler'e karşı hücuma geç. senin için vakit kaybetmek su andan itibaren emre itaatsızlık kabul edilecektir. çok hızlı hareket et" mealinde bir telgraf çekti.


4-5-6 eylülde şunlar oldu

4 eylülde naziler'e ait bin tane savaş uçağı stalingrad'ı ağır bir bombardımana tuttu. şehirdeki bir çok bina alevler içinde, birçoğu da yıkılmış haldeydi.

5 eylülde ruslar toparlanarak şehrin dışındaki almanlar'a karşı hücuma geçtiler. birkaç saat süren çatışmalar sonunda almanlar ruslar'ı şehrin içine geri püskürtmeyi başardılar.

6 eylülde şehre rus uçakları tarafından paraşütlerle çok sayıda takviye asker indirildi.

7 eylülde almanlar şehre saldırdılar ama hiçbir ilerleme kaydedemediler
aynı tarihte kafkaslar'da alman askerleri yahudileri bulup öldürme işiyle çok vakit kaybedince bölgedeki alman ilerlemesi yavaşladı. bunun üzerine hitler bölgedeki alman generali wilhem list'i görevden aldı. aynı tarihte amerikan başkanı roosevelt "görünüşe göre milyonlarca alman askeri bu kişi rus topraklarında sert kış koşullarında telef olarak geçirecekler" mealinde bir açıklama yaptı.


8 eylülde ingilizler alman şehri düsseldorf'u yoğun bir şekilde bombaladılar
almanya'nın bombalanması stalin'a churchill tarafından daha önce verilmiş bir sözün tutulmasıyla alakalıydı.


13 eylül günü geldiğinde almanlar şehrin merkezine doğru ilerlemeye başlamıştı
almanlar'ın saldırısının şiddeti gittikçe artıyordu. gece saatlerinde şehrin dışlarındaki minina bölgesi de almanlar'ın hakimiyeti altına girecekti.


14 eylülde şehirde çok şiddetli çatışmalar yaşanıyordu
şehrin belli mahalleleri bir almanlar'ın bir ruslar'ın kontrolüne giriyordu. almanlar hücum edip bir bölgeyi ele geçiriyor, bir saat sonra ruslar karşı saldırıya geçip orayı geri alıyordu. ruslar yaralı ve sivilleri şehirden taşımak için volga nehri üzerinde küçük gemileri kullanıyordu. almanlar ise nehrin kıyılarına kadar gelmiş ve bu gemilere ateş açıyordu. aynı gün içinde iki rus gemisi batırılmıştı ve birinde yüzlerce yaralı asker, diğerinde de şehri terk etmeye çalışan çok sayıda sivil telef olmuştu.



15 eylülde stalingrad'da göğüs göğüse çatışmalar yaşanıyordu
ve her iki taraf da çok sayıda ölü ve yaralıya sahipti. mamayev kurgan mahallesini önce almanlar ele geçirmişti ve daha sonra ruslar ele geçirmişti. daha sonra savunma pozisyonu alan ruslar, almanlar'ın birkaç üst üste saldırısına rağmen mahalleyi savunmayı başarmışlardı.

18 eylülde rus deniz piyadeleri volga nehrinden gemiyle geçip stalingrad'ın kuzeyinde gemiden inip mevzilenmişlerdi
bölgedeki büyükçe bir tahıl ambarının etrafında mevzilenen rus piyadeler savunmaya geçmişti. aynı gün içinde almanlar buraya 10 defa saldırmışlardı ve her seferinde geri püskürtülmüşlerdi. aynı gün hitler'in karargahındaki bir toplantıda alman generallerden biri "rus şehirlerini almak istiyorsak onları önce tamamen yıkmalıyız ki direniş kalmasın" fikrini ortaya atacaktı. bu da direnişin ne kadar şiddetli olduğunu göstermeye yetecektir.


22 eylülde çatışmalar büyüdü
22 eylülde günlerce süren ve her iki taraftan binlerce askerin canına malolan çatışmalar sonunda almanlar stalingrad'ın şehir merkezine ulaşmıştı. burada rus askerlerine seslenen ve uçaklarla broşür atan almanlar, tüm rus askerlerinin teslim olmasını istiyordu. ruslar ise teslim olmayı kabul etmemişti. stalingrad'ın bir çok bölgesi hala ruslar'ın kontrolü altındaydı. hitler bu işe sinirlenip genelkurmay başkanı franz halder'i görevden alacaktı.


23 eylülde ruslar şehrin kuzeybatısındaki kenar mahalleleri geri almak için saldırıya geçti
bu saldırıya katılanlar arasında sibirya'dan gönderilen ve şehre nehir üzerinden feribotla giren 2 bin taze rus askeri de vardı. saatlerce süren çok şiddetli çatışmalar sonunda almanlar bu bölgeden geri çekilmeye zorlandı. almanlar aynı gün karadeniz sahillerindeki rus şehirlerine saldırdılar ama birçok şehirden geri püskürtüldüler.


24-25 eylülde olanlar ise şunlar
24 eylülde nazi üniforması giymiş 600 rus partizan nazilerin mevzilerine sızarak toplarla ve ağır silahlarla ateş açtıktan sonra geri çekildi. olayda almanlar'ın askeri tedarik bölgesi ve deposunda yangın çıktı.

25 eylülde alman tankları şehrin güneybatısındaki sanayii bölgesine girerek bazı fabrikaların alanlarını ele geçirmeye başladı. almanlar vargüçleriyle saldırıyor, ruslar da var güçleriyle direniyordu. şehrin çok kısa süre içinde ele geçirilemeyeceği anlaşılmıştı ve almanlar kişi burada geçirmeyi hiç mi hiç istemiyordu.


27 eylülde şehirdeki komünist partinin ana binasında nazi bayrağı dalgalanıyordu ama binadan geriye pek bir şey kalmamıştı
ruslar için bu bina bir prestij unsuruydu ve binanın geri alınması çok önemliydi. feribotla nehirden çok sayıda asker getirilmiş ve almanlar'ın ağır bombardımanı ve top atışı arasında bu askerler karaya çıkartılıp binanın yeniden alınması için karşı saldırı başlatılmıştı. hitler aynı gün şehrin ele geçirildiğini dünya'ya duyurmak için berlin'e geçmişti ama henüz almanlar şehri ele geçirmekten çok uzaktılar. şehrin birkaç yüz km kuzeyinde saldırı başlatan ruslar da nazilerin ellerindeki köylerden 25 tanesini geri almayı başarmıştı.

3 ekime girildiğinde şehrin bir kısmına almanlar, bir kısmına ruslar hakimdi
almanlar ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, rus direnişçileri şehirden atamıyorlardı. üstelik şehre dışardan takviye asker gelmesini de engellemiyorlardı. ruslar hala volga nehrinde feribot çalıştırıyor ve bu sayede şehre asker taşıyordu. yaralı askerler de şekilde şehirden taşınıyordu. naziler bunun önüne bir türlü geçemiyordu. son 10 günde 160 bin rus askeri volga nehri üzerinden takviye olarak şehre girmeyi başarmıştı.


5 ekimde stalin şehrin tamamının alman işgalinden kurtulunması emrini verdi
ayrıca ingilizler ruslar'a bir çok savaş uçağı bağışlayacaktı çünkü ruslar'ın elinde yeterince savaş uçağı kalmamıştı. amerikanlar da ruslar'a çok sayıda silah ve telsiz satacaktı.


11 ekimde almanlar şehre son bir saldırı yapıp tüm ruslar'ı şehirden atmak için hazırlıklara başladı
hazırlıklar üç gün sürecekti ve saldırı 14 ekimde başlayacaktı. bu sırada rus partizanlar bölgeye kafkasya'dan giden demiryollarını bir çok yerden havaya uçurmuşlardı ve almanlar'ın trenle bölgeye takviye göndermesi imkansızlaşmıştı. almanlar 14 ekim'de saldırıya başladığında saldırıda 300 tank görev alacaktı. bunların görevi şehrin altını üstüne getirip hayatta kalan kaç rus askeri varsa hepsini imha etmekti. şehirde bir çok bina yıkılmış ve harabeler kalmıştı ama buralar bile bombalanacaktı. özellikle şehrin sanayii bölgesine yoğunlaşan alman askerleri fabrikalarda saklanan ve direnen rus askerlerine bomba yağdırıyordu. bu fabrikalardan biri traktör fabrikasıydı. almanlar önce fabrikayı tamamen çember içine aldılar, sonra da saldırıya geçtiler. saldırıdan sonra fabrikanın dış kapılarına ulaşan almanlar yine saldırmaya devam ediyordu. fabrikanın her yeri alevler içindeydi ve çatışmalar hala bitmemişti. ruslar bir türlü pes etmiyordu. hatta bazen ruslar karşı saldırıya geçip almanları dışarı atıyorlar, sonra almanları geri gelip fabrikaya yeniden giriyordu. fabrikanın her katında, her odasında çatışma vardı. yıkılan binaların temellerinde bile çatışmalar sürüyordu. gün boyunca yaralanan 4 bine yakın rus askeri feribotla volga nehrinden taşınacaktı.

rLuPXW3fujj4OWgP-636655426861518160.jpg


15 ekimde almanlar şehri bombalamaya ve saldırmaya devam ediyordu
ama şehirde kalan rus askerlerinin pes etmeye hiç niyeti yoktu. almanlar 15 ekimin sonunda saldırıyı sona erdirip 3 günlüğüne mola vermeye karar vermişti. şehir hala düşmemişti ve alman askerleri yorgun düşmeye başlamıştı.


18 ekimde almanlar şehre yeniden saldırdı
aynı gün şehirde çok şiddetli bir yağmur vardı. bir yandan yağmur, bir yandan mermi ve bombalar şehre yağıyordu. şehirdeki traktör fabrikası daha fazla direnemeyecekti. zaten geriye fabrikadan pek bir şey kalmamıştı. şehrin harabelerinde alman ve rus askerleri göğüs göğüse çarpışıyordu ve yıkılan binaların arasında binlerce ceset vardı. bölgedeki 4 fabrikada almanlar ne kadar uğraştılarsa ruslar'ı atamamışlardı. ayrıca bir çok mahallede rus kontrolü devam ediyordu.

21 ekimde almanlar şehri hala ele geçirememişti ama hitler "ruslar'ın şehirdeki son birkaç gününü yaşadığına" inanıyordu. kimse ruslar'ın daha fazla dayanacağına inanmıyordu.


kasım ayı geldiğinde ruslar şehri hala bırakmamıştı
almanlar şehri hala ele geçirememişti. almanlar ikinci dünya savaşının başından beri ilk kez bu kadar aciz durumdaydılar ve ilk kez insanların kafasında soru işaretleri dolaşmaya başlamıştı. bu belki de almanya'nın savaşı kaybedeceğinin ilk işaretiydi.


8 kasım'da olanlar şuydu
hitler "şehri ele geçirdik, şu anda ufak direniş cepleri var ve onları temizledikten sonra şehir tamamen bizim olacak" açıklamasını yapacaktı ama bu tam olarak gerçekleri yansıtmayacaktı. almanlar ellerindeki zırhlı ve hava araçlarını kuzey afrika'ya kaydırmaya başlamıştı. bu da stalingrad'a olan alman baskısını azaltacaktı.


11 kasımda topçu ve hava bombardımanını arkasına alan alman tankları sanayii bölgesine yine girip 2 fabrikayı daha ele geçirdi
ama şu ana kadarki gelişmeler hala almanlar'ın istediğinden çok uzaktı. aynı gün ruslar'ın pek sevmediği bir olay olmuştu. yaklaşan kış nedeniyle volga nehri donmaya başlamıştı. bu da volga nehrini feribotlar vasıtasıyla asker taşımak için kullanan ruslar'ın pek seveceği bir gelişme değildi. ayrıca yoğun rüzgar nedeniyle gün boyunca rus uçaklarından rus askerlerine paraşütle atılan yiyecek ve cephaneler de alman tarafına düşmüştü. şehrin tam ortasında alman tankları vardı ve şehirdeki rus savunması ikiye bölünmüştü. yine de ruslar pes etmeyecekti.


19 kasımda işler almanlar'ın istediği gibi gitmemeye başlamıştı
şehirdeki rus askerleri ellerinde kalan tüm gücü birleştirip almanlar'a karşı saldırıya geçecekti. bu da köşeye sıkışan bir kedinin son gücüyle saldırması gibi birşeydi. bu saldırı sonunda ruslar ağır kayıplar vererek şehri kaybedebilirlerdi veya almanlar'ı şehirden atabilirlerdi. kelimenin tek anlamıyla rus ruleti oynanıyordu. bir anda 3,500 havan topu ve roketatar almanlar'ın bulunduğu mevziye bomba yağdıracak ve almanlar ne olduğunu anlayamadan ruslar saldırıya geçecekti. ruslar'ın ilk hedefi almanlar'ın yanında getirdiği romanyalı askerlerdi. bu askerlerin arasında macar ve italyanlar da vardı ve bunların pek savaş tecrübesi yoktu. ruslar'ın ilk saldırısında bu askerlerden 65 bini kuşatıldı ve esir alındı. 24 saat içinde 65 bin düşman askerini esir alan ruslar böyle bir şeyi beklemiyordu.


20 kasımda ruslar turan taktiğine benzer bir taktik geliştirmeye karar verdiler
şehrin etrafında kuşatma halinde duran alman askerler çember içine alınacaktı. böylece çember içinde çember olacak, almanlar ironik bir şekilde ele geçirmeye çalıştıkları şehirde çemberin içine düşecekti. almanlar bunu anlamıştı ve alman generallerden von paulüs askerleri şehrin dışına çıkartmaya karar vermişti. olay hitler'in kulağına gittiğince çok kızan hitler, askerlerin şehirde kalıp sonuna kadar savaşması gerektiğini söyleyince almanlar kuşatmayı yarma fikrinden vazgeçtiler.


22 kasımda 250 bin alman askeri ruslar'ın kuşatması içinde kalmıştı
savaşın başında kuşatan almanlar'dı ve şimdi kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşmüşlerdi. general von paulüs yeniden kuşatmayı yarmak için hitler'den izin istedi ama telgrafına cevap alamadı. hitler çoktan berlin'i terk etmişti ve trenle yolculuk etmekteydi.


kasımın geri kalanında olanlar ise şunlardı
24 kasım'da hitler yeniden general von paulüs'a ulaşarak "bu şehri zar zor ele geçirdik, kesinlikle geri çekilmeyeceğiz, sonuna kadar savaşın, kuşatmayı yarmak gibi bir planımız yok" mesajını iletti. artık almanlar'ın bir çaresi kalmamıştı. ruslar'ın kuşatması da gittikçe daralan bir çember şeklindeydi.

28 kasımda ruslar'la almanlar arasındaki şiddetli çatışmalar devam ederken hitler stalingrad'a takviye asker yollayıp kuşatmayı dışardan kırmaya karar verdi. aynı zamanda ruslar da kafkasya'yı geri almak için karşı saldırıya geçmeye başladı.

F1R1IFbRK06aYUEF-636655421754522624.jpg

kasımda stalingrad'dan bir görüntü.

8 aralık'ta almanlar'ın tüm çabaları sonuçsuz kalmıştı
şiddetli çatışmalar devam ediyordu. almanlar hava kuvvetlerini kuzey afrika'ya kaydırdığı ve iki cephede mücadele ettiği için stalingrad'daki askerlerine dışardan pek yardım gönderemiyordu. kafkasya'da da ele geçirilen yerler birer ikişer yeniden kaybediliyordu. alman askerleri rusya'nın sert kısına pek hazırlıklı değillerdi. zaten yazın buraya geldiklerinde kısa kadar burada kalacaklarına ve çatışmaların hala devam ediyor olacağına kimse ihtimal vermiyordu.



17 aralığa gelindiğinde alman askerleri hala çemberin içindeydiler

çemberin içindeki askerleri kurtarmak için bölgeye gelen alman askerleri de sovyet çemberini kıramamışlardı. işin ilginç tarafı bu iki grubun birbiriyle iletişimi de çok azalmıştı ve ruslar bu iki grubu birbirinden uzak tutmak için mücadele ediyordu.

19 aralık'ta çemberin içindeki ve dışındaki alman askerleri bir araya gelebilmek için hücuma geçmeye karar verdiler. iki grup da rus askerlerine karşı saldırıya geçecekti ve çemberin içindeki askerler kurtarılacaktı. bundan sonraki hedef de şehri yeniden ele geçirmekti.


20 aralık'ta almanlar'ın çemberi kırmak için yaptıkları saldırı başarısız olmuştu
artık çember içindeki alman askerlerinden umut kesilmeye başlanmıştı. üstelik bu askerlerin tank ve askeri araçlarında çok fazla mazot da kalmamıştı. bu da onların kuşatmayı yarmasını daha da zorlaştıracaktı.


23 aralık zorluydu
23 aralık'ta rus kuşatmasını yarmak için dışardan gelen alman zırhlıları stalingrad'a 40 km mesafeye kadar yaklaşmıştı ve ruslar'a ateş açmaya başlamıştı. çemberin içindeki almanlar'ın araçlarındaki yakıt ise onları en fazla 25 km taşıyacak kadardı. bu durumda almanlar'ın ellerindeki askeri araçlarla kuşatmayı yarması imkansızdı.


aralığın geri kalanında şunlar gerçekleşti
24 aralık'ta çatışmalar tüm şiddetiyle devam ederken ruslar dışardan gelen zırhlıları şehrin dışında tutmaya ve şehirdeki kuşatmayı sağlam tutmaya özen gösteriyordu.

27 aralık'ta almanlar kafkasya'dan çıkmaya karar verdiler çünkü burada işler hiç iyiye gitmiyordu ve kış da sert yüzünü gösteriyordu.

29 aralık'ta stalingrad'a yakın olan ve almanlar'ın kuşatmayı dışardan yarmak için üs olarak kullandığı şehirlerden kotelnikovo ruslar tarafından ele geçirildi ve almanlar'a büyük bir darbe daha vuruldu.


1943'un yılbaşı almanlar için pek iyi başlamayacaktı
fransa'dan gelip stalingrad'a 40 km kadar yaklaşan almanlar, ruslar tarafından pusuya düşürüldü. ruslar almanlar'ı geri püskürtmekle kalmadılar, çatışmadan sonra onları takip edip kovalamaya başladılar. günün sonunda alman konvoyu şehre 250 km uzaklığa itilmişti. şehrin içindeki kuşatma halindeki almanlar da telef olmaya devam ediyordu.

4 ocak'ta mozdok, 5 ocak'ta nalçık şehirleri ruslar tarafından alman işgalinden kurtarıldı. kafkasya'da almanlar'ın pek bir etkisi kalmamıştı.

iZEhxcVRFPyEetDr-636655422608188750.jpg

sovyet kuvvetleri.

8 ocak isteği
8 ocak'ta stalingrad'daki operasyonları yöneten rus general rokossövsky alman general von paulus'a ulaşarak almanlar'ın teslim olmasını istedi. von paulus teslim olmak istiyordu çünkü şehirde artık savaşı kazanmak imkansızdı ama hitler aynı fikirde değildi. hitler inatla stalingrad'daki askerlerin sonuna kadar savaşmasını istiyordu.


9 ocak operasyonu
9 ocak'ta rus general rokossövsky şehirde çember içinde kalmış tüm alman askerlerinin imha edilmesi için ???????? ?o???o (operation ring) başlatıldı. ruslar şehirdeki savaşı bitirmeyi ne pahasına olursa olsun istiyorlardı ve bunun için binlerce alman askerini imha etmeleri gerekiyorsa bunu yapmaktan çekinmeyeceklerdi. son günlerde yüzlerce alman uçağı düşürülmüştü ve almanlar'ın bölgedeki askerlerine havadan tedarik yollaması imkansıza yakındı. ayrıca cephede 12 bin yaralı alman askeri vardı ve bunların da şehirden çıkartılması mümkün değildi. şu anda şehirde her şey almanlar'ın aleyhine işliyordu.


14 ocak'ta ruslar almanlar'ın stalingrad yakınlarındaki iki havaalanından biri olan pitomnik'e saldırdılar
buradaki havaalanı bir daha kullanılamaz hale getirildi. böylece stalingrad yakınlarında almanlar'a ait sadece bir havaalanı kalmıştı ve almanlar'ın şehirde çember içinde kalan askerlerine havadan yardım atması daha da zor hale getirilmişti.


rSKcgXxIgRUqX4YH-636655428243979140.jpg

pitomnik saldırısı.

24 ocak'ta von paulüs hitler'e ulaşarak teslim olmak için izin istedi
hitler de "şehirdeki direnişimiz son alman askeri ölene kadar devam edecek" cevabı verdi. aynı gün ruslar almanlar'a ait bölgedeki ikinci havaalanını da ele geçirdiler. böylece almanlar'ın bölgede hiçbir havaalanı kalmamıştı ve şehirdeki askerler kendi başlarının çaresine bakmak zorundaydılar. aynı günlerde almanya seferberlik ilan edecekti ve ülkedeki 15 yasından büyük tüm erkekleri askere alacaktı.


27 ocak'ta churchill ve roosevelt savaşı bu yıl sonuna kadar bitirmeye karar vermişlerdi
bunun için de ruslar'a her türlü maddi ve silah yardımı yapılacak ve almanlar'ın rusya'dan tamamen atılıp avrupa'da köşeye sıkışması için hiçbir masraftan kaçınılmayacaktı. ayrıca almanya'nın havadan bombardımanı hızlandırılacaktı.


31 ocak'ta hitler von paulus'u mareşal rütbesine çıkarttı ama aynı gün von paulus ruslar'a teslim olmayı kabul etti
şehirdeki alman askerlerinin büyük çoğunluğu ruslar'a teslim olacaktı. o güne kadar şehirdeki 290 bin kadar alman askerinden 160 bini öldürülmüştü. 34 bin asker de bir şekilde şehirden çıkartılmıştı. geriye kalan 90 bin asker de açlık ve donma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. bunların da bir çoğu esir düşecekti veya ölecekti.


2 şubat'ta almanya'da stalingrad mağlubiyeti için 2 gün yaş ilan edilecekti
savaşı kazanan ruslar'a da madalya verilecek ve zafer birkaç gün boyunca kutlanacaktı. bu sadece bir şehrin naziler'den kurtarılması değil, aynı zamanda naziler'in rusya topraklarındaki ilerleyişinin tamamen durdurulması demekti. sonraki birkaç günde ruslar saldırıya geçerek karadeniz kıyılarındaki alman işgalindeki şehirleri de kurtarmaya başladılar.

10 bin kadar alman askeri sovyetler'e teslim olup işkence altında ölmektense savaşmaya karar vermişti. şehirde gerilla savaşı başlamış ve saldıran taraf ruslar, gerilla savaşı yapan taraf da almanlar'dı. bu 10 bin alman 2 ay daha direnişe devam etmişti. mart ayında 3 bine yakını öldürülen almanlar'dan geriye kalanlar esir alınmıştı ve stalingrad savaşı tamamen bitmişti.


savaşın başındaki istatistikler

almanlar:


290 bin asker

3 bin top

500 tank

600 savaş uçağı (sonradan 1600'e cikartıldı)

ruslar:

190 bin asker

2 bin 200 top

400 tank

300 savaş uçağı


savaşın sonlarına doğru istatistikler

almanlar:


1 milyon asker

10,250 top

675 tank

732 savaş uçağı

ruslar:

1 milyon 100 bin asker

15,500 top

1,500 tank

1,100 savaş uçağı


zayiatlar


almanlar:


750 bin ölü ve yaralı asker

91 bin esir

900 uçak imha

ruslar:

500 bin asker ölü

650 bin asker yaralı

40 bin sivil ölü

4,300 tank imha

2,700 uçak imha



Savaşın Türkiye için önemi ile bitirelim
stalingrad, gerçekten ii. dünya savaşı'nın dönüm noktasıdır. bizim için de o kadar önemlidir ki, eğer stalingrad savaşından almanya galip ayrılsaydı türkiye cumhuriyeti ile alman reich'i arasında bir müttefiklik olması kaçınılmaz olacaktı. hitler`in planladığı da buydu zaten. savaş sonrası alman dışişleri bakanlığından ele geçirilen yazışmalarda görüldüğü üzere her belgede stalingrad sözü geçiyor, türkiye`den gönderilen yazılarda "stalingrad'ı bitirin, sizinleyiz" temalı mesajlar geliyordu (illa okuyacağım derseniz alman dışişleri bakanlığı 1941-1943 türkiye ile gizli yazışmalar kitabını bulun). özellikle 1942 sonrası 1943 başlarında türkiye`ye bu kadar fazla silah yollamasının bir sebebi de budur. stalingrad'ın alınacağına kesin gözüyle bakan hitler artık operation blau'nun bir parçası olan kafkasya harekatında türkiye`nin aktif bir rol oynayacağını düşünüyordu. bu yüzden türkiye`ye yavaş yavaş modern savaş araç gereçleri gönderilmeye başlanmıştı bile.

(bkz: ikinci dunya savasi zamaninda turkiye/#5772245)

bu gönderilen araç gereçler bazılarına (romanya ordusu) öyle bir batmıştır ki, stalingrad`da 6. ordunun kuşatmaya alınmasına sebep olan romen ordusu generalleri (sovyetler stalingrad kuşatmasını zayıf olduklarını bildikleri romen ordularını ezerek gerçekleştirmişlerdir) kendisini bu büyük hezimetten sonra şu şekilde savunmuşutur:

"almanya hali hazırda müttefiği olan bazı ülkelere yardımda bulunacağına müttefik olup olmayacağı henüz belli bile olmayan ülkelere yardım etmeyi daha uygun görmektedir!"

yani kısacası romenler türkiye`ye yapılan yardım o sıralarda bize yapılsaydı sovyetler karşısında savunmamız çökmezdi demek istiyorlar.


türkiye ile ilgili kısma dönecek olursak
almanların stalingrad kuşatması bilindiği gibi başarısız oldu ve de türkiye doğal olarak almanya`ya karşı yeniden tarafsız konuma geçti. yine de türkiye ve almanya müttefikliği 1943 yılında kharkov (bkz: kharkiv/#10182227) ve kursk muharebelerinde de aynı stalingrad`da olduğu gibi gündeme geldi. silah yardımları, toplantılar, türk komutanların doğu cephesine çağrılması, 503. ağır tiger tank tugayının türk subaylara doğu cephesinde gösteriler yapması (bkz: türkenübung), hüseyin erkilet (emekli) ve ali fuad erden gibi komutanların führer ile bizzat toplantı yapmaları... ancak kharkov`da, kursk de hitler in düşündüğü gibi gitmedi ve türkiye'nin artık almanya'nın savaşı kazanacağını düşünenlerin sayısında büyük bir azalma oldu dolayısıyla da almanya ile ilişkiler yeniden tarafsız konuma geçti. artık 1944'ten sonra nasıl bir alman zaferi mümkün değilse türk alman müttefikliği de mümkün değildi.
 
2012'de facebook'ta paylaşmışm;

Esenboğa, 600 yıllık bir hezîmetin adıdır

Timur'un generali Esenboğa'nın, daha doğrusu ‘‘İsen Buga''nın Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentindeki havaalanına kadar uzanmasının kısa öyküsü:

İsen Buga, Asya'daki Türk imparatorluklarından biri olan Çağatay Devleti'nin hükümdarıydı. Hızır Hoca'nın torunu ve Üveys Han'ın oğluydu ve soyu Cengiz Han'a gidiyordu.

Timur'un 1380'lerde kendi imparatorluğunu kurmasından sonra onun hákimiyetini kabul eden sultanlar, hakanlar ve şahlar unvanlarını korudular ama bağımsız birer devlet başkanı olmaktan çıkıp Timur'un generalleri haline geldiler. Doğu Türkleri'nde o devirlerde ‘‘hakan'' veya ‘‘han'' unvanını kullanabilmek için mutlaka Cengiz Han'ın soyundan gelmek şartı vardı. Cengiz aslen Moğoldu, Timur ise Türk'tü, dolayısıyla Cengiz'le arasında hiçbir kan bağı yoktu ve bütün gücü elinde tutmasına rağmen geleneği bozmadı ve ‘‘han'' unvanını almadı. Sadece ‘‘Emir'' unvanını kullanmakla yetindi ve Cengiz Han'ın torunlarından olan Mahmud adındaki Türkleşmiş bir Moğol prensini sembolik olarak devletinin başına geçirdi. Mahmud Han her ne kadar ‘‘Han'' olarak görünüyor ve fermanlara onun adı yazılıyorsa da bu sadece geleneklere uymak için yapılmış göstermelik bir işti, devlet demek Timur'un bizzat kendisi demekti ve Mahmud Han'ın asıl vazifesi Timur'un ordusunda ve onun emrinde bir general olmaktan ibaretti.

MUTLU ÖKÜZÜN FİLLERİ


İşte, İsen Buga da aynı ordunun aynı durumdaki generallerinden biriydi. Cengiz Han'ın soyundan geldiği için ‘‘Han'' unvanını taşıma hakkı vardı ama herşeyiyle Timur'un emrindeydi ve kumandası altındaki birliklerle Timur'la beraber diyar diyar gezip savaşıyordu.

İsen Buga, Timur'la Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezid arasında 1402'de Ankara'da, Çubuk taraflarında çıkan savaşta da bulundu. Bazı harp tarihçilerine göre ön saftaki hücum birliklerinin, başka görüştekilere göre ise Timur'un meşhur fil müfrezelerinin kumandanıydı. Karargáhını bugün kendi adıyla anılan yerde, daha doğrusu adının bozulmuş şekli olan ‘‘Esenboğa'' taraflarında kurdu. Efendisinin 1402 Temmuz'unun son haftasında yapılan savaşın galibi olmasında onun büyük rolü vardı. Timur'un iki oğlunun, Miranşah'la Şahruh'un birliklerinin saldırıları karşısında sıkıntılı anlar geçirmekte olan Osmanlı ordusu İsen Buga'nın fil müfrezelerini ön hatlara sürmesi üzerine tam bir bozguna uğradı. Yıldırım Bayezid, Timur'un káğıt üzerindeki hükümdarı Mahmud Han tarafından esir alındı, neticede herkesin bildiği acı son geldi, Yıldırım birkaç ay sonra canından oldu ve Osmanlı devleti parçalanıp bir ‘‘fetret'' devri yaşadı.
 
Resimden Müziğe Kadar Avrupa'ya Damgasını Vurmuş Türk Modası: Turquerie Akımı
16. yüzyılda başlayan ve Avrupa'da dalga dalga yayılan bu akım asıl zirvesine 18. yüzyılda ulaşmış. Resimden müziğe ve hatta modaya kadar birçok alanda Avrupa'da Osmanlı esintilerinin başrol olduğu bu akım birçok kültüre bir süre yön vermiş.

TLH02pvoeEV5tEMN-636661318862587234.jpg


bu akıma turquerie ya da türköri denmesinin nedeni dönemin süper gücü osmanlı imparatorluğu'nun merkezinin türkiye ya da türkler olmasıdır. bu fenomen avrupa'da oryantalizme olan ilgi ve osmanlı'nın avrupa ile artan ticari ve diplomatik ilişkilerinin gelişmesi sonucu artmıştır, zirvesi ise 18. yüzyıldır.

rönesans ve keşiflerin ardından avrupa burjuvazisi uzaklarda olan, uzaklardan gelen egzotik şeylere inanılmaz ilgi göstermeye başladı. ticaretle uğraşan zengin burjuva kesiminin bireysel zevkleri ve merakı turquerie modasını yaratan en önemli etmen olmuştur. burjuvalar birikimlerini bu modayı oluşturan objelere harcayarak turquerie’nin avrupa’da yayılmasını sağlamışlardır. parlak, canlı, nakışlı, çoğunlukla kadife dokulu, çiçek desenli türk kumaşlar, kaftanlar, sarıklar, örtüler, türk halıları, mobilyaları, lokum, tütün, nargile, çubuk, hamam, havlu/peşkir, kavuk (serpuş), lale ve nar figürü, kahve, kruasan, "sorbet" olarak adlandırdıkları şerbet, sofa ve divan, gümüş kemer, takunya, ankara tiftik keçisinden elde edilen "mohair" (angora) yünü, minyatür portreler, iznik seramikleri, çiniler, osmanlı çadırları, köşk ve şadırvanları, ahşap edirnekâri, türk enteryörleri, oryantal çiçek motifli bursa çatma, ipek kumaşlar ve bunun gibi türk işi objeleri kullanmak statü gösterdiği gibi kişinin açık görüşlü olduğunu ve bir "dünya insanı" olduğunu gösteren ibarelerdi.


avrupa'da turquerie modasının 1669'da kolbaşı müteferrika süleyman ağa'nın sefaret görevi nedeniyle fransa'ya gitmesiyle başladığı düşünülüyor
o yıllarda osmanlı ile fransa arasındaki ilişkiler gergindi, osmanlı fransa'nın ticaret yapmasını engelliyordu bu nedenle fransa kralı 14. louis zor durumdaydı. osmanlılardan fransa'ya bir elçi göndermelerini istedi. osmanlı kabul etti ancak, rütbesi çok düşük birini, kolbaşı müteferrika süleyman ağa'yı gönderdi. oryantalizm merakı olan avrupalılar, süleyman ağa'yı o dönemde hiçbir diplomatın görmediği ilgi ile karşıladı, adına balolar düzenlediler. öbür yandan süleyman ağa ise tüm protokollere aykırı davranıyor, kralla görüşmeden başbakanla görüşmeyi reddediyor, kral 14. louis'nin huzuruna alelade kıyafetlerle çıkıyordu. tabii tüm bunlara rağmen süleyman ağa'ya olan ilgi azalmıyordu. hatta bu olaylara şahit olan moliere, le bourgeois gentilhomme(kibarlık budalası) adlı komedisinin ünlü sahnesinde fransızlar'ın türk elçisine bu derecede rağbet etmeleriyle eğlenmiştir. süleyman ağa'nın versailles sarayında kabulünde, moliere'in bu eseri sergilenmiş, oyunda türk aksesuarları kullanılmış, asrın en büyük batı bestekarı jean-baptiste lully bu oyun için türkler töreni'ni (ceremonie des turcs) bestelemiştir. rivayete göre kral, süleyman ağa'nın rütbesini sonradan öğrenmiş ve gösterilen ilgiden ötürü pişman olmuştur. ancak bilinen gerçek, süleyman ağa'yı ziyarete gelen parislilerin osmanlı kıyafetleriyle ikram edilen kahvelerle tanışmasıdır. süleyman ağa'dan sonra avrupa'da kahve modası başlayacaktır.


avrupa'da turquerie'nin patlaması ise 1717'de istanbul'a büyükelçi olarak atanan john montagu'nun eşi lady mary wortley montagu'nun türk dünyasını, adetlerini, hamamlarını, kadınlarını ve modasını tasvir ettiği mektupları ile olmuştur
(montagu'nun mektupları daha sonra letters from turkey - şark mektupları olarak kitaplaştırılmıştır.) montagu'nun avrupa'ya döndükten sonra bahsettikleri, henüz avrupa'da uygulanmayan çiçek aşısı'nın osmanlı'dan avrupa'ya getirilmesi ile birlikte turquerie avrupa'da zirve yapmıştır denilebilir. artık avrupa'da tam anlamıyla bir türk modası hakimdi. nargileler, kaftanlar, ayrıntılı türk kostümleri, objeleri...

niEP99EYbafSsvAM-636661409817892229.jpg

Geleneksel Osmanlı kıyafetleri içinde Lady Mary Wortley Montagu

türkler'e olan bu ilginin karşılığını en iyi görmüş isimlerden biri ise yirmi sekiz mehmet çelebi'dir. kendisi 1720 yılında paris'e elçi olarak gönderilmiş, orada merak ve hayranlık oluşturmuştu. çelebi'nin paris'e gittiği dönem ramazan ayı içerisindeydi ve parisli kadınların onu, ramazan yemeklerini, teravih namazlarını saatlerce izlemek üzere izin aldıkları bilinir. yirmisekiz mehmet çelebi paris'e turquerie'nin en yoğun yaşandığı dönemde gitmiş olmasına karşın kendisi fransız hayranı olarak ülkesine dönmüştür. fransız sosyal hayatı, gece düzenlenen davetler yatsı ezanından sonra uyuyan osmanlılar için oldukça ilginçtir. yirmi sekiz mehmet çelebi 1721'de yazdığı fransız sefaretnamesi'nde bunların yanı sıra teknolojik gelişmelerden, paris'in şehir planlamasından, sarayların bahçe dizaynından, fransız kadınların toplumdaki konumundan bahsetmiş, osmanlı'da matbaa'nın kurulmasını ve lale devri'nin ivmesini sağlamıştı.


turquerie modası mimari, edebiyat, kıyafet, mobilya, müzik ve resim sanatını da etkiledi

pek çok sanatçının hayal gücünü doğu mistizmi, harem, oryantalizm şekillendirdi. jean-etienne liotard adlı isviçreli bir ressam hayatının uzun bir dönemini izmir ve istanbul'da geçirmiş, türkleri ve türk kıyafetlerini gösteren pek çok resim yapmış, avrupa'da ‘peintre turc’ (türk ressamı) olarak anılmıştır. turquerie modası, avrupa resim sanatını o kadar etkilemiştir ki, dönem portrelerine bakıldığında objelerin, kıyafetlerinin, sahnenin türk esintileri taşıdığı görülür. portrelerde poz, kıyafet, sahne seçimi statünün belirtilmesi açısından önemli olduğu için son moda türk kıyafetleri, divanlar, sarıklar, kahveler, tüller portrelerin çoğunda görülür.

B0abGlejNZvcHv2H-636661345802689910.jpg

dOt01lK8q6Pkexke-636661346899724326.jpg


turquerie, avrupa müziğini de etkilemiştir
ilk zamanlar mitolojik öğeler, hikayeler içeren operalarda, oryantal öğeler, türkler ve turquerie hakim olmaya başlamıştır. 1693'te reinhard keiser fatih sultan mehmet'in istanbul'u fethinden bahsettiği basilius operasını bestelenmiştir. yine fatih sultan mehmet'i anlatan gioachino rossini 1820'de maometto ii'yi bestelemiştir. bunlar dışında yıldırım bayezit ve timurlenk'in ankara savaşı'nı anlatan operalar da bestelenmiştir. bunlara örnek george frideric handel'in tamerlano'su (1724) ve vivaldi'nin bajazet'ıdır(1735). dönem operaları en ayrıntılı harem, cami, kıyafet ve egzotik karakterleri içerir.

[YOUTUBE]WdJlj5Jh8TE[/YOUTUBE]

neredeyse tamamen osmanlı ya da türk dünyasını tasvir eden operalarda önceleri türk müziğinden hiçbir esinti yoktur. çünkü avrupalılar için türk müziği çok ilkeldir. sadece operaların komik sahnelerinde kısa geçişler amacıyla kullanılmıştır. ancak beethoven ve mozart türk müziğinden esintiler uygulamıştır. beethoven turkish march'ı türk stilinde yazmıştır. mozart'ın ise saraydan kız kaçırma'sı topkapı sarayında geçer. türk despotizmini anlatır. operanın müzikleri ise türk ve yeniçeri müziğinden, mehter marşı'ndan esintiler barındırır. türk enstrümanları kullanılmıştır. ayrıca mozart'ın piano sonata no. 11'in kısımlarından biri rondo alla turca'dır. bu da yeniçeri esintileri taşır. bu eserde "turkish stop" kullanmıştır ki, bu, esere abartılı perküsyon etkisi sağlardı. 19. yüzyıla girilirken operalarda turkish stop kullanmak çok moda olmuştu. piyano üreticileri turkish stop ya da "jannisary (yeniçeri) stop" içeren piyanolar yapmıştı.

turquerie ile kısa süreli de olsa avrupa, osmanlı’nın kıyafetleri, mimari eserleri ve bunun gibi şeyleri ile ilgilenmiştir. fakat bu ilgi hiçbir zaman, batının osmanlı’yı etkilediği ölçüde olmamıştır. bir moda olarak yaygınlaşıp yerini kısa sürede diğer arayışlara ve modalara bırakmıştır.
 
Karasakal Lakabıyla Kısa Sürede Büyük İşler Yapan Ünlü Korsan: Edward Teach
1680-1718 yılları arasında yaşayan ve "Blackbeard" (Karasakal) lakabıyla dünyaya nam salan korsan Edward Teach'in hayatının kısa bir özeti.

6u1GN4HBWTUElJbH-636661294375965920.jpg


edward teach, sadece eylül 1717-kasım 1718 arasında (yaklaşık 15 ay) faaliyet göstermiş bir korsan için epeyce ünlüdür.

namı-diyar "karasakal". bu şekilde anılmasının nedeni kolayca anlaşılabileceği üzere uzun, siyah ve gür sakalıdır. maynard tarafından söylendiğine göre sakalını kurdelelerle bağlayıp bir ahtapotun kollarıvari bir görüntü yaratırmış. üzerinde taşıdığı askısında genellikle 5-6 civarı tabanca olduğu da başka bir söylenti.

1701-1714 yılları arasında ispanya veraset savaşında savaşıyor. savaştan sonra ise bir şekilde bahamalar'a new providence'e gidiyor. burada korsan benjamin hornigold ile tanışıyor ve onun mürettebatına katılıyor. korsanlığı oldukça çabuk bir şekilde öğreniyor ve esir alınan bir geminin kaptanlığı hornigold tarafından kendisine veriliyor -ki bu gemi queen anne's revenge'dir-. ardından new providence civarında ünlenmeye başlıyor.

woodes rogers'ın new providence'a gelmesiyle yeni bir üs bulma ihtiyacı ortaya çıkıyor ve kuzey carolina, ocracoke adasına yerleşip bu adanın yakınından geçen gemileri yağmalamaya başlıyor. fakat tabi ki filmlerde ve çizgi filmlerde gördüğümüz gibi her gemiden sandık sandık altın çıkmıyor. karasakal bu yağmalar sonucu ele geçirdiği rom, köle, odun vs gibi sayısız malları yakındaki kasabalarda satıyor. hatta bu amaçla valiye rüşvet vererek hakkında bir af çıkarttırıyor ki yargılanmaktan kurtarabilsin.

neyse, mart ayı civarında ele geçirdiği gemilerle birlikte toplamda 400 mürettebatlık bir donanmanın başındadır. fakat bu süreç boyunca özellikle güney carolina'daki charleston limanının kuşatılması, 8'den fazla geminin yağmalanması ve sürekli şikayetler kraliyet donanmasının dikkatini çekmiş, donanmaya harekete geçilmesi yönünde emir verilmiştir.

bu amaçla, maynard yönetimindeki hms pearl ve hms lyme mürettebatı ocracoke adasının büyük savaş gemilerinin yanaşmasına müsade etmeyecek kadar sığ olması nedeniyle iki küçük şalopa'ya -jane ve ranger- aktarılmış, sayıca az durumda olan karasakal ve mürettebatına -adventure- ani bir baskın düzenlemişlerdir. çıkan çatışmada karasakal adventure'ı, maynard'ın jane'ine aborda etmek gibi bir hata yapmış. bunun sonucunda ise çoğunluğu jane'in güvertesinde saklanmış kraliyet donanması askerleri saklandıkları yerden çıkarak karasakal'ı sayıca az durumda bırakmışlardır. buna rağmen karasakal maynard'ı öldürmek üzereyken maynard'ın mürettebatındaki bir iskoç yardımına koşmuş ve karasakal'ın kellesini uçurmuştur. ardından karasakal'ın kellesi geminin civadrasına asılmıştır.
 
Her Siyasi Tartışmada Duyduğumuz ''Sağ-Sol'' Kavramlarının Ortaya Çıkış Hikayesi!


''Sağcı'' veya ''Solcu'' uzun zamandan beri insanların siyasi görüşlerini sınıflandırmak için kullanılan iki kavram. Yaşamımızın günlük seyrinde birçok sefer duyduğumuz veya okuduğumuz bu sıfatlar, nereden ve nasıl ortaya çıktı, bunu hiç merak ettiniz mi?

Türkiye'de sağ ideoloji dendiğinde akla dinine bağlı, milliyetçi ve muhafazakar insanlar gelmektedir.

s-cf03eab0ea25961a67d6a9ec1aafe949c5dbf8bf.webp

Sağ ve sol kavramları 1960'tan sonra sıklıkla kullanılmaya ve içerisi doldurulmaya başlanmıştır. Nitekim bu tarihten sonra faaliyete geçen Adalet Partisi'nin 1980'e kadar sağın en güçlü temsilcisi olduğunu söylemek mümkün.


Peki CHP nasıl sol ideoloji ile bütünleşti? Aslında parti ilk kurulduğu yıllarda Atatürk yönetimindeyken bu ideolojilerin ön planda olmadığı görülüyor.
s-aec3c107454fb87fdf41b54caaa864c99dbdb4fa.webp

Aslında CHP'nin solcu olarak tanımlanması cumhuriyetçi oluşuyla alakalıdır ve çoğunlukla 1960'lardan sonra yaygınlaşmış ve 1970'lerde zirve dönemine varmıştır. Ne demek istediğimiz yazının sonuna geldiğinizde daha iyi anlaşılacaktır.

Modern tarihin birçok unsurunu Fransız İhtilali'ne bağlayıp işin içinden sıyrılıyoruz gibi görünse de evet gerçekten sağ-sol meselesi de bu ihtilale dayanıyor.
s-ec68961dd20e3a3661127ddcdd1ae60ecff003a7.webp

Fransa'da 1789'da ihtilalden evvel toplanan ve sonrasında da varlığını devam ettiren bir ana meclis vardı. Doğal olarak mecliste farklı kesimlerden ve ideolojilerden üyeler mevcuttu. Cumhuriyetçiler, radikaller, monarşi taraftarları, meşrutiyetçiler, muhafazakarlar, çiftçiler, din adamları, soylular vesaire.

Bu meclis 30 Eylül 1791'de, yeni bir anayasa yaptıktan sonra kendisini Yasama Meclisi (Assamblé Législative) ilan etti ve yönetimi fiilen ele aldı.

s-cbaca0fdc6d2a0a04fbbf65a29212c7af60b03ba.webp

Devrik kral XVI. Louis ve eşi Marie Antoinette henüz gözetim altındaydılar. Mecliste farklı gruplaşmalar oluşmuştu. Jacobin diye anılan grup gerçekten dikkat çekiciydi. Radikal görüşleri vardı ve az sonra yönetimi ele aldıklarında kral ve eşini yargılayıp giyotinle idam edeceklerdir.

İşte meşhur sağ sol kavramı da Fransa'nın bu meclisinde, benzer ideolojiye sahip vekillerin oturma şeklinden ortaya çıktı.

s-61499f92f4d6c24af7bdabc0dd26bf08f4b7c6a6.webp

Şöyle ki meşrutiyetçiler yani kralın yerinde kalmasını fakat bir meclisle yönetimi paylaşmasını savunanlar sağ tarafta oturuyorlardı. Muhafazakarlardı ve radikal değişim taraftarı değillerdi.

Solda ise cumhuriyet taraftarı ihtilalciler vardı. Bunların özelliği, grup olarak ortak bir karar alıp onun etrafında birleşebilme marifetleriydi. Kralın tarihe karışmasını arzuluyorlar ve cumhuriyetin ilanını istiyorlardı.

Fransız Devrimi sırasında bu şekilde sınırları çizilen sağcılık ve solculuk kavramları ilerleyen yıllarda gelişim gösterdiler.

s-3c455a264fb2dd86ccea97f0319490a5ad61ac5a.webp

19. asır boyunca özellikle Avrupa'da bu fikirleri benimseyip geliştiren birçok düşünür, bilim insanı ve siyasetçi ortaya çıktı.

İhtilalin ideolojisinin Türkiye'ye tesiri ise hem geç hem de yavaş bir süreç olarak kendini gösterdi.
s-0a5277d8cc11865af2a4851cb228b7ecc650a913.webp

Ülkelerin birbirine uzaklığı ve dönemin iletişim eksikliği sebebiyle Fransız ve Türk insanı birbiriyle kolaylıkla yakınlık kuramadı. Aynı zamanda Osmanlı'da, Fransa'daki gibi ahali arasında çok büyük ayrımlar görülmüyordu. Toplum içerisinde zenginlik hoş karşılanan ve gıpta edilen bir şey değildi. İnsanlar daha çok paylaşmayı tavsiye ediyor, zengin birisi ancak parasının büyük kısmını fakirlere yardım ve hayır işleri için kullanırsa toplum tarafından takdir ediliyordu.

Türkiye'de 19. asrın sonlarında ilk örnekleri görülmeye başlanan sağ-sol ideoloji ancak
s-ac5c377effc64b58baf77a6d668bac326614cdf8.webp

1945'e kadar tek partinin varlığı ideolojik olarak ayrılıp kutuplaşmayı yavaşlattı. 1950 sonrasında hız kazanan sağ-sol saflaşması 60'lar boyunca büyüme sürecini geçirdi ve 1970-80 arasında doyum noktasına ulaştı. 70'ler boyunca Türkiye, bu iki ideolojinin savaşıyla birçok vatandaşının ölümüne şahit oldu. Aslında ülke için en iyi olacak şey her iki siyasi görüşün de birbirini dinleyerek millet menfaati için ortak çıkarlarda buluşması ve karşılıklı ilişkilerle eksik yönlerini tamamlamasıdır.
 
Giren ya da Girmeyen Her Ülkenin Bir Şekilde Etkilendiği I. Dünya Savaşı Nasıl Başladı?
Dünya tarihinde ilk defa bir çatışmanın "Dünya Savaşı" olarak adlandırılmasına neden olacak kadar devasa ne olmuş olabilir? Nasıl oldu da böylesine büyük bir savaş çıktı? 28 Temmuz 1914–11 Kasım 1918 arası dönem, şüphesiz dünya için epey farklıydı.

1bFFcE1z5ol2lE3B-636662250964868735.jpg


1870'li yıllarda prusya, avusturya ve rusya, "üç imparatorlar ligi" adı altında bir ittifak yapmaya yeltenirler
takiben eden sürede güney almanya vilayetleri ve prusya birleşerek alman imparatorluğu kurulur. alman imparatorluğunun başbakanı otto von bismarck, bu ittifak anlaşmasını diri tutmak istese de başaramaz ve rusya bu ittifaktan ayrılır. rusya'nın bu ittifaktan ayrılmasında kilit rolü oynayan iki sebep, avusturya ile balkanlar konusunda mevcut olan anlaşmazlıkları ve 1877-1878 osmanlı rus savaşında elde edilen başarıya rağmen ayestefanos anlaşması'nın bozularak hükümleri osmanlı imparatorluğu için daha olumlu, rusya için daha olumsuz olan berlin anlaşmasını imzalamaya zorlanmasıdır.

bismarck, rusya'nın iffifaktan ayrılmasından sonra rusya'yı tarafsız tutmak ister. bu nedenle rusya ile bir tarafsızlık anlaşması imzalar. bu anlaşmaya göre her iki devlet, birbirlerinin "etki alanlarına" karışmayacak ve üçüncü bir büyüğe savaş ilan edilmesi durumunda tarafsız kalacaktır. bunun istisnai durumu almanya'nın fransa'ya, rusya'nınsa avusturya'ya savaş ilan etmesi olacaktır. bu tarafsızlık anlaşması, alman imparatorluğu tahtına wilhelm'in çıkması ve bismarck'ın görevden alınmasına kadar devam eder. wilhelm, rus çarı ile olan akrabalığının birbirleri arasında olabilecek bir soruna mahal vermeyeceğini düşünerek avusturya'yı yanında tutmak istediğinden, bu anlaşmanın devamını onaylamaz.

qKx3BouxbjFpza7V-636662252868624214.jpg


üç imparatorlar ligi
rusya, tarafsızlık anlaşmasının bozulması ve almanya'nın avusturya ile olan yakın ilişkilerini gördükten sonra, fransa ile bir müttefiklik anlaşması imzalar. bu dönemde fransa ve almanya birbirlerinin azılı düşmanlarıdır. bunun sebebi de 1870-1871 fransa prusya harbidir. bu savaşta prusya, fransa'yı ciddi bir mağlubiyete uğratmış ve kömürden zengin alsace vadisini ilhak etmiştir. fransa'da bu harbin sonuçları çok ağır olur, aynı zamanda almanlara karşı ciddi bir askeri yapılanmaya gidilmesinde rol oynar. birçoklarımızın 2. dünya savaşından bildiği maginot hattı'nın ilk temelleri bu harp sonrasında atılır, fransızlar almanlarla olan sınırlarında çok sayıda tahkimat inşa etmeye başlar. isimlerini aratarak bulabileceğiniz, 1. dünya harbi esnasında içlerinde oda oda çarpışılan douamount ve vaux gibi kaleler, fransa prusya savaşından 1914 yılına kadar olan sürede yapılmıştır. ayrıca bir not daha koyalım; rövanş kelimesinin atası fransa'da bu mağlubiyet sonrasında ortaya çıkan revanchism akımıdır, almanları kendilerinin uğradığına benzer bir yenilgiye uğratarak intikam alma arzusudur. nitekim bu akım, 2. dünya savaşı'nın meydana gelmesine sebep olacaktır.


gelelim birleşik krallığa
birleşik krallık bu dönemde tam anlamıyla altın çağını yaşamaktadır, "üzerinde güneş batmayan imparatorluk" olarak cihana hükmetmektedir. kendisini avrupa kıtasının diğer devletlerinden izole ederek, yer kürede kendi idaresi altındaki topraklardaki sorunları çözmek, karada ve denizlerdeki mutlak hakimiyetini pekiştirmek için çabalamaktadır. bu durum boer savaşları adı verilen, birleşik krallığın afrika'daki nüfuzunu sağlamlaştırmak için yaptığı savaşlardan sonra değişir. ingilizler, alman imparatorluğun'nun afrika'daki emellerini kendileri için bir tehdit olarak görmeye başlar. bu dönemde ingiltere, hem fransa, hem de almanya ile müttefiklik anlaşmaları imzalamak için zemin aramaktadır. ancak almanya ile afrika konusundaki anlaşmazlıkları, ingilizleri almanlar'la değil fransızlarla müttefik olmaya ikna eder. bu ittifak, belki de 20. yüzyılın gidişatına damga vuracak en önemli müttefiklik anlaşması olur.

biraz da italya krallığına değinelim
italya krallığı da alman imparatorluğu gibi sanayileşmesini ve endüstrüyel gelişimini tamamlar tamamlamaz deniz aşırı ülkelerde sömürgecilik faaliyetlerine başlamak ister. bu konuda en büyük hedefleri de kuzey afrika olur. lakin kuzey afrika konusunda karşılarında büyük bir rakip bulurlar: fransa. özellikle fransa'nın tunus'u kendi sömürgesi olarak ilhak etmesi, italya'yı kızdırır ve italya 1881 yılında almanya ve avusturya-macaristan ile müttefiklik konusunda mutabakata vararak üçlü ittifak anlaşmasını imzalar. ancak bu anlaşma hiçbir zaman sağlam temeller üzerine oturmaz. şayet italya'nın diğer bir azılı düşmanı avusturya-macaristan'dır. bunun en büyük sebebi de dolomit sıradağları'nın güneyinde kalan bölgedir. bu bölge, avusturya-macaristan sınırları içerisinde kalmasına rağmen italyanlar, bölgenin kendilerine ait olduğunu iddia etmekte ve iki ülke arasında yıllardır devam eden bir anlaşmazlığa neden olmaktadır. bu anlaşmazlık, italya'nın savaş başladığında ittifak'ı terk etmesine sebep olacak, itilaf devletlerine katılmasına neden olan antlaşmada kendilerine vaat edilecektir.

bütün bu hadiseler, 1870-1905 yılları arasında meydana gelir ve avrupa'da iki büyük kutup meydana gelir. bir bloğu almanya, avusturya-macaristan ve italya, diğer bloğu ise ingiltere, fransa ve rusya oluşturur

ueIwkxCzNuUFRnsN-636662254309878375.jpg

üçlü ittifak


1905 yılında birinci fas krizi patlak verir
kaiser wilhelm, fas'ı ziyaret eder ve üzerinde ciddi fransız etkisi olan fas'ta bir dizi temasta bulunur. fas sultanı ile yaptığı görüşmelerden sonra fas sultanı, kendisine fransa tarafından yapılması istenen bir dizi reformu reddeder ve almanya ile bir savunma anlaşması imzalar. almanya ve fransa arasında ipler gerilir, lakin kriz 1906 algeciras konferansı ile son bulur. her ne kadar kriz geçici olarak çözümlense de her iki blok arasındaki gerginlik artar, fransa ve ingiltere arasındaki ilişkiler pekişir.


tüm bu olan bitenler devam ederken, ingiltere ve almanya arasındaki ilişkilerin daha da gerilmesine vesile olan bir olaylar silsilesi meydana gelir: denizler hakimiyeti
alman imparatoru wilhelm, ingiltere ile mücadele edebilmenin yolunun kraliyet donanması ile açık denizlerde başa baş çarpışabilecek bir donanma kurmak olduğunu anlar. bu nedenle bir imparatorluk donanması kurar ve başına amiral alfred von tirpitz'i atar. alman sanayisi ve tersaneleri, ingilizler ile savaşabilecek bir donanmanın inşasına başlar. bu inşa, savaş patlak verdiği döneme kadar devam edecektir. ingilizler, bu tehdidi görerek kendi donanmalarında bir modernizasyona gitme kararı alırlar. 1906 yılında ingiliz donanması, hms dreadnought'u denize indirir. kendi sınıfına ismini verecek olan bu gemi, her iki ülkenin de, uçak gemileri sahneye çıkana dek, gelecek 30-40 yılın deniz savaşlarında hüküm sürecek bir dizi yüzen kaleler üretmesine neden olacaktır.

eTQVJKSKoJ3i5tHE-636662254892848801.jpg

hms dreadnought

bu esnada avrupa'da tansiyon giderek artmaya devam etmektedir
1908 yılında avusturya-macaristan imparatorluğu, bosna hersek'i kendi topraklarına kattığını ilan ederek ilhak eder. aslında bosna hersek, 1877-1878 osmanlı rus harbi sonucunda oluşturulmuş bir prensliktir. bu prensliğin idaresi, osmanlı rus harbinin barış anlaşması sonucunda geçici bir süre ile avusturya macaristan imparatorluğu'na bırakılır. aynı anlaşmada bulgaristan da iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde osmanlı imparatorluğu'na tabii bir prenslik olarak ayrılır. yıllar ilerledikçe ve osmanlı imparatorluğu'nun balkanlardaki etkisi giderek azaldıkça dengeler değişir ve 1908 yılında bulgaristan tam bağımsızlık ilan eder. bu fırsattan istifade eden avusturya- macaristan imparatoru franz joseph bosna hersek'in imparatorluk topraklarına dahil edildiğini ilan eder. aslında avusturya-macaristan ve rusya, gizliden gizliye birbirleri ile bosna hersek'in avusturya tarafından ilhakı konusunda pazarlık halindedirler. rusya, buna şart olarak bulgaristan'ın tam bağımsızlığını şart koşmuş, kendilerinin boğazlar konusunda yapacaklarına avusturya-macaristan'ın göz yumması karşılığında, bosna hersek'in ilhakına karşı gelmeyeceğini vaat etmiştir. bu görüşmeler öyle bir noktaya gelir ki rusya, yaptığı bu mütabakatlar konusunda fransa'yı bile bilgilendirir. ancak her şey olup bittiğinde, rusya, anlaşmadan istediği kadar karlı çıkmadığını görür, kendi nüfuz bölgesinde avusturya-macaristan'ın etkisinin attığını görmesiyle beraber bosna hersak'i ilhak etmesine karşı çıkar. ama olan olmuştur, avusturya-macaristan istediğini elde eder ve ipler biraz daha gerilir.

WOmDRZXbkAELRPkw-636662255481600496.jpg

bulgaristan, 22 eylül 1908'de bağımsızlık ilan etti.

devam eden yıllar içerisinde ikinci fas krizi ve trablusgarp savaşı patlak verir
ikinci fas krizi, fas sultanlığı içerisinde sultan karşıtlığı yapan bir grubun sultana karşı isyanı sonrasında meydana gelir. fransa ve ispanya olaya dahil olarak, bölgedeki avrupalı vatandaşları korumak kisvesi altında, etkileri altında tuttukları sultan'ı kurtarmak amacıyla bölgeye asker gönderirler. buna karşın alman imparatorluğu da kendi deniz çıkarlarını korumak adı altında sms panther isimli ganbotu ve sms berlin isimli kruvazörü fas açıklarına gönderir. krizin sonunda fransa, fas'ı protektora (himayesi) olarak ilan eder, fakat daha önemlisi, kriz sonunda tıpkı ilkinde olduğu gibi, fransa ve ingiltere arasındaki dostluk bir nebze daha pekişir. büyük britanya'daki alman korkusu ve çıkarlarını koruma iç güdüsü, almanlara daha sert bir tavır almalarına vesile olur. 1912 yılında italya'nın trablsugarp'ı işgali tüm bütün bu olan bitenler içerisinde en önemsiz olarak göze çarpsa da, avrupa devletlerinin osmanlı imparatorluğu'nun zayıflığını anlamaları ve istanbul'a karşı nötr hale gelmelerine neden olur. osmanlı imparatorluğu, o kadar zayıf ve güçsüz durumdadır ki, her iki ittifak da osmanlı'yı kendi yanında görmek istemez. bu olay, balkan savaşlarının patlak vermesinde kilit rol oynayacaktır.

E9K7DXGhcF1ZuDYB-636662256684416467.jpg

ii. balkan savaşlarından bir harita.

1912 ve 1913 yıllarında iki balkan savaşı patlak verir
ilk savaşta dört balkan devleti (sırbistan, karadağ, bulgaristan ve yunanistan) birleşerek osmanlı imparatorluğu'nun üstüne hücum ederler. sonucu osmanlı imparatorluğu için felaket olur ve osmanlı imparatorluğu avrupa'daki tüm toprak varlıklarını kaybeder. bu noktada sırbistan savaştaki ganimetten en büyük payı elde etmek ister. arnavutluk sahilinde bir liman ve elde ettiği toprakların kendi himayesine girmesi için bir mücadeleye başlar. bu çabası başlangıçta gizli müttefiki rusya'dan destek görmez, fakat sonrasında rusya, sırbistan'ı desteklemeye başlar. bu esnada yapılan londra konferansında arnavutluk'un bağımsız devlet olarak tanınmasına karar verilir. sırbistan ve karadağ bu kararı kabul etmeyerek protesto eder. avusturya-macaristan, buna karşıt olarak adriyatik denizinde bir seri donanma tatbikatı yapar, karadağ'a ise bir ültimatom gönderir. rusya'nın londra konferansı sonrasında desteğini çekmesi ve avusturya-macaristan'nın askeri hareketlerinden çekinen sırbistan ve karadağ, arnavutluk'un bağımsızlığını tanımak zorunda kalır. tüm bunlar, sırbistan'ı durdurmak yerini daha da azdırır ve balkanlardaki ranttan daha fazla nemalanmak için yunanistan'ı yanına alarak bulgaristan'a savaş ilan eder. romanya ve osmanlı imparatorluğu'nun da savaşa girmesi ile bulgaristan kolayca pes eder ve barış yapmak zorunda kalır.


balkan savaşları, almanya ve avusturya-macaristan arasındaki ittifakta esnemelere yol açar
avusturya-macaristan, balkanlarda sırbistan'ın ve onun gizli destekçisi rusyanın panslavizm düşüncesinin gerçekleşmemesi için mücadele ederken, almanya bu konuda avusturya-macaristan'a açıktan destek vermez. bu avusturya-macaristan tarafından ciddi hoşnutsuzlukla karşılanır ve ilişkiler biraz bozulur. lakin her iki balkan savaşı sonuçlandıktan sonra, sırbistan rahat durmaz ve arnavutluk'un toprak bütünlüğüne saygı göstermeyecek hareketler göstermeye başlar. avusturya-macaristan, sırbistan'ın hareketleri ve rusya'nın sırbistan'ı durduracak bir çaba göstermemesi üzerine sırbistan'a bir ültimatom yollayarak arnavutluk bölgesinde işgal ettiği bölgelereden çıkmasını ister. bu sefer almanya ve italya, avusturya-macaristan'a arka çıkar ve sırbistan, arnavutluk'tan çıkmak zorunda kalır. alman imparatoru, avusturya-macaristan'la arayı düzeltmek için viyana'yı ziyarete gider ve bu sembolik zaferi kutlar.

YJchAY0dBuHY2tGK-636662257718481938.jpg

balkan savaşları sırasında osmanlı askerleri

tüm bu olan bitenler, fransa-rusya ittifakının şeklinin değişmesine neden olur
ittifak ilk oluştuğunda; rusya, fransa'nın kuzey afrika'da yapacağı hareketlerle almanları provoke etmemelerini, fransızlarda ruslara balkanlar'da avusturya-macaristan'la ilişkilerin bozulmamasını talep etmişlerdir. şayet bu ittifak daha ziyade defansif ağırlıklı olup, bu tarz provakatif eylemlerde tarafların birbirlerine yardım etmesine hizmet etmemektedir. lakin geçen yıllar içerisinde fransa, balkanların rusların için stratejik önemini anlayarak bu konuda ruslara arka çıkmaya karar vermişlerdir. normalde rakipleriyle olan mücadelelerinde taraf olarak savaşa girmeyecekken her iki devlet, bundan vazgeçerek bu tarz durumlarda beraber savaşa girme kararı almışlardır.


bu esnada her ne kadar fransa ile araları iyi olsa da, birleşik krallık ve rusya arasındaki ilişkiler için aynı şeyleri söylemek pek mümkün değildir
özellikle rusya'nın iran havzası ve hindistan bölgelerinde tehdit unsuru olarak ortaya çıkması, ingilizleri hoşnutsuzluğa sürüklemektedir. öte yandan on yıllardır alman imparatorluğu ile devam eden fırtınalı hava, bir anda yerini ılımlı siyasete bırakır ve ilişkiler normalleşmeye başlar. bunun iki önemli sebebi, almanlar ve ingilizlerin afrika konusunda birbirleri ile anlaşması ve uzun yıllardır devam eden donanma silahlanma yarışının son bulmasıdır. 1914'te savaşın patlak verdiği olaylar silsilesinde görülecektir ki; ingiltere, fransa ve rusya'nın yanında savaşa girmek konusunda son ana kadar bekleyecektir.

bütün bu olaylar olup bittikten sonra yıl 1914'e gelir. her ne kadar devletlerin birbirleri ile savaşması için somut bir sebep ortada yoksa da, balkanlarda yay kopma noktasına kadar gerilmiş, avusturya-macaristan, rusya, sırbistan ve bulgaristan arasında resmen bir köşe kapmaca oynanmaktadır.

Mi11n1pRSlR2JHF8-636662258116764329.jpg


haziran 1914'te avusturya-macaristan veliaht prensi franz ferdinand ve eşi sarajevo gezisinde gavrilo princip tarafından öldürülür
prensin öldürülmesi avustruya-macaristan'da şok etkisi yaratır ve avusturya-macaristan hükumetinin önde gelenleri, sırbistan'a uygulanan sabır politikasının bırakılarak harekete geçilmesine karar verir. avusturya-macaristan, almanya'ya destek için elçilerini yollar ve almanya'nın kendilerini koşulsuz destekleyeceklerinin garantisini aldıktan sonra sırbistan'a bir ültimatom gönderir. bu esnada fransız elçiler'de rusya yolundadır. fransızlar ve ruslar, bölgede oluşabilecek bir durumda avusturya-macaristan'a karşı ortak hareket etmek konusunda anlaşırlar.

olayların kontrolden çıkmaya başladığını gören sırbistan, yıllardır kendisine arka çıkan rusya'ya giderek destek ister. rusya, sırbistan'a ültimatomu kabul etmemesini telkin eder ve sırbistan'a arka çıkacağını söyler. bu esnada rusya'da kısmi seferberlik ilan edilir. yukarda daha önceki entry'lerde belirtildiği üzere, savaşın patlak vermesine sebep olan iki kritik diplomatik karardan birisi rusların aldığı bu seferberlik kararı olur. bloğun öteki tarafındaysa, almanya, avusturya-macaristan'a olan desteğini dünya kamuoyuna deklare eder.

tüm bunlar olurken, birleşik krallık itidal çağrısı yaparak ülkelere krizi masada çözmelerini belirtir. ingilizler, olası bir savaşı önlemek istemektedir, lakin balkanlardaki tansiyon o kadar yüksektir ki, ingilizlerin çabası olayların alevlenmesine engel olamaz.

sanılanın aksine, sırbistan, avusturya-macaristan'ın vermiş olduğu 10 maddelik ültimatomun sadece tek bir maddesini reddeder, geri kalan tamamını kabul ederler ve konunun hague konvansiyon'unda tartışılmasını talep ederler. avusturya-macaristan, bu cevabı ret kabul ederek sırbistan ile tüm diplomatik ilişkilerini dondurur. durumdan korkan sırbistan'da seferberlik ilan edilir. bu olay savaşın başlamasındaki diğer kritik andır, şayet bu noktada avusturya-macaristan halen sırbistan'a karşı istediklerini alabilecek durumdadır. fakat ordu kurmayları, her ne kadar imparatorları bir savaş için almanları beklemek konusunda tutucu olsa da sırbistan'a askeri anlamda bir ders verilmesi konusunda onu doldururlar. bu fikrin en büyük savunucusu da, imparatorluk orduları başkumandanlığı görevini yürütecek olan ve imparatorluk ordularını üst üste felaketlere sürükleyecek olan conrad von hotzendörf olacaktır.

seferberlik kararları havada uçuşurken, birleşik krallık diplomatları, itidal çağrılarına devam eder. krallık, alman imparatorluğu, fransa ve italya diplomatlarının katılacağı bir dörtlü toplantı ile konunun masaya yatırılması istenir. bu talep almanlar tarafından reddedilir. tüm bunlar olurken, birleşik krallığın berlin büyükelçisi edward goschen, ingilizleri daha da tedirgin edecek bazı haberler verir. ona göre almanlar, fransızlara karşı bir savaş hazırlığındadır.


burada biraz konuyu açalım
fransa-prusya savaşından 1914'de kadar olan tüm bu olaylar sonucunda almanlar, kendi egemenlikleri için fransa'nın değil, rusya'nın en büyük engel olduğuna kanaat getirirler. almanlar, techizat, eğitim, disiplin gibi konularda ruslar'dan üstün olsalar da doğal kaynakları ve insan gücü ile boy ölçüşmenin imkanı olmadığının farkındadırlar. ancak almanların ruslara karşı bir başka hayati avantajı daha bulunmaktadır. altyapı. alman demir yolu ağı, zamanının en gelişmiş demir yolu ağlarından biridir. bu dönemde yapılan savaşlarda galibiyet için en önemli iki unsur topçu desteği ve rezerv kuvvetlerin cephede uygun bölgelere hızla kaydırılmasıdır. almanlar bu konuda yeterli büyüklükte bir demir yolu ağına sahipken, ruslar halen canla başla demir yolu inşa etmeye çalışmaktadır. bunun farkında olan almanlar, rusları bu demir yolu ağları tamamlanmadan yenmenin elzem olduğunu, eğer bu gerçekleşmezse ruslar karşısında askeri bir galibiyet elde etmenin mümkün olmadığını bilmektedirler. almanlar bunun için 1800'lü yılların sonunda mareşalleri von schlieffen ve moltke'nin ürettiği bir seri savaş planlarının, fransa ve rusya'yı yenmek için en uygun olduğuna karar verirler. bu planlar, fransa'nın olabildiğince hızlıca saf dışı edilerek batıdaki kuvvetlerin hızla doğuya, rusya'ya kaydırılmasını hedeflemektedir ancak almanlar bu yıldırım harekatını doğrudan fransa sınırından değil, kuzeydeki benelüks ülkelerini kullanarak yapacaktır. bu nedenle, eğer rusya ile savaşılacaksa, fransa ile savaş kaçınılmazdır.

BxlZCBiKHVsTOv4p-636662259475049497.jpg

alman mareşal von schiliffen

28 temmuz 1914 tarihinde avusturya-macaristan imparartorluğu, sırbistan'a savaş ilan ederek fiilen savaşı başlatır
devam edelim; bu hızlı diplomasi trafiği içinde ruslar, almanlara ve avusturya-macaristan'a karşı tam seferberlik ilan eder, fakat bu karar, kaiser wilhelm ve çar ii. nikolai arasındaki telegraflar sonrasında kısmi mobilizasyona çevrilir. bu arada daha önce belirtmiştik, yine hatırlatalım, kaiser wilhelm ve çar ii. nikolai, birbirlerinin kuzenidirler.

bir gün sonra, rus dış işleri bakanı sergey sazanov'un verdiği gaz ile rusya'da bir kez daha genel seferberlik ilan edilir. alman imparatorluğu ruslara bu seferberliklerini durdurmak için çağrıda bulunurlar. ancak ruslar, bunu reddederler ve seferberlik hazırlıklarına devam ederler. buna cevap olarak bir gün sonra avusturya-macaristan genel seferberlik ilan eder, alman imparatorluğunda da savaş öncesi hazırlık durumu ilan edilir. aynı gün alman imparatorluğu, rusya'ya bir ültimatom vererek derhal ilan ettikleri seferberliğin durdurulmasını ister, bu istekleri rusya tarafından reddedilir. aynı anda almanlar, fransızlara'da bir elçi yollar ve rusya'ya savaş ilan edilip edilmemesi durumunda tarafsız kalıp kalmayacakları sorulur. tüm bunlar olurken, birleşik krallık, belçika'nın bağımsızlığını garanti ederek almanya ve fransa'ya buna saygı göstermelerini talep eder. fransa bu talebe olumlu yanıt verirken, almanlar herhangi bir yanıt vermezler.


bir gün sonra, 1 ağustos 1914, alman ve fransızlar genel seferberlik ilan ederler ve alman imparatorluğu, rusya'ya savaş ilan eder
2 ağustos 1914, alman ve osmalı imparatorluğu gizli bir müttefiklik anlaşması imzalarlar.

bir gün sonrasında, fransa, almanya'ın göndermiş olduğu tarafsızlık sorusuna olumsuz yanıt verirler. almanlar schlieffen planını yürürlüğe koyarak, belçika'nın alman ordularının geçişine izin vermemesi durumunda belçika'ya savaş ilan edeceğini beyan eder. belçika, bu cevaba olumsuz yanıt verir. bunun üzerine alman orduları belçika üzerine yürür. bu olayları takiben birleşik krallık alman imparatorluğu'na, 2 gün sonra da avusturya-macaristan imparatorluğu rusya'ya savaş ilan eder.

tüm bu olan bitenler sonunda 4 yıl sürecek olan ve 40 milyon insanın ölümüne, yaralanmasına ve sakat kalmasına sebep olan 1. dünya harbi başlar.
 
I. Dünya Savaşı'ndan Önce Dünya Çapında Tam Dört Savaş Daha Yaşanmış Olması
İsmen "Dünya Savaşı" şeklinde adlandırılmasalar da, tarihte can-mal kaybı ve faaliyet gösterme alanı açısından bildiğimiz iki dünya savaşına benzer başka örnekler de var.

0J055t3GbUFZTBz7-636561064400493114.jpg

Napolyon Savaşları sırasında cereyan eden Austerlitz Muharebesi.


tarihte "dünya savaşı" kalibresinde sayabileceğimiz ilk savaş, büyük ihtimalle 1618-1648 yılları arasında süren ve tarih kitaplarında "30 yıl savaşı" olarak anılan savaştı
bu aslında dini bir savaştı ve coğrafi olarak çok büyük bir alana sıçramadı ama avrupa'daki büyük ülkelerin neredeyse tamamını sömürgeleriyle beraber etkisi altına aldı ve savaş boyunca 8 milyon insan can verdi.

aynı zamanda katolik-protestan savaşı olarak bilinen bu savaşa katılan milletler arasında isveç, danimarka, almanya, ingiltere, fransa, ispanya, macaristan, iskoçya ve hollanda vardı ve savaşta tarafları dışarıdan destekleyen ülkeler arasında osmanlılar, polonya ve rusya vardı. savaşın sonunda avrupa'nın hem dini hem siyasi haritası değişti ve hollanda bağımsızlığını ilan ederken protestanlık katolik ülkeler tarafından sonunda geçerli bir mezhep olarak tanınmaya başlandı. savaş sonrası avrupa'nın kuzeyinden güneyine kadar her yerde yıkım yaşandı.

mgIUVp5YG0MqSJrM-636561048085885225.jpg

Carl Wahlbom'un, Lützen Savaşı (1632) sırasında İsveç Kralı II. Gustavus Adolphus'un ölümünü tasviri.

bundan sonra 1701-1714 yılları arasında yaşanan ve 13 yıl süren "ispanya veraset savaşı" yine dünya savaşı kalibresinde bir savaştı
savaş avrupa, kuzey amerika ve güney amerika'da olmak üzere 3 kıtada gerçekleşti ve bir yanda ingiltere, iskoçya, ispanyolların bir kısmı, hollanda, avusturya, prusya ve portekiz varken diğer tarafta ispanya'nın diğer bir kısmı, fransa, bavaria ve bu ülkelerin kuzey ve güney amerika kıtasındaki sömürgeleri vardı. savaşa iki taraftan da katılan asya ve afrika sömürgeleri de mevcuttu ama bunların savaşa katılımı sınırlı oldu.

savaş aslında çocuğu olmayan 2. charles'in ölümü sonrası "ispanya'da kim başa geçecek?" tartışmasından sonra çıkmıştı ve hızla kıvılcım gibi yayılmıştı. denizde, karada ve bir çok farklı mekanda çarpışmalara sebep olan savaşın sonunda yarım milyon ile 1 milyon arası insanın hayatını kaybettiği kayıtlara geçmiştir.

9WUJVyAPfp72JRxD-636561051513193931.jpg

Vigo Körfezi Muharebesi, İngiliz ve Hollandalılar İspanyol hazine filosunun yaklaşık bir milyon pound değerindeki gümüşlerini korsanlık ganimeti olarak alarak tahrip ettiler. (Resim: The Battle of Vigo Bay, 12 October 1702 / Ludolf Bakhuizen (1630–1708))

dünya savaşı kalibresindeki savaşlara bir başka örnek de aslında dokuz sene süren 7 yıl savaşı (1756-1763)
bu savaşı bu tür diğer savaşlardan ayıran bir özellik var. bu tür diğer savaşlar hep avrupa'da başlayıp diğer kıtalara yayılırken bu savaş avrupa dışında başlayıp sonradan avrupa'ya sıçramış. kuzey amerika'da fransızlar'ın ticaret yapıp desteklediği kızılderililer ile ingilizler'in desteklediği kızılderililer arasında kabile savaşı olarak başlayan bu savaş, daha sonra ingiliz ve fransız kolonilerine sıçramış. bundan sonra atlantik okyanusuna sıçrayıp "deniz savaşları" halini alan bu savaş kısa süre sonra avrupa kıtasına da sıçramış ve ingiltere, fransa, portekiz, ispanya, almanya (kutsal roma imparatorluğu), rusya ve isveç'in de katılımıyla epeyce çorba bir hal almış. toplamda 1 milyondan fazla insanın öldüğü savaştan sonra bugünkü abd ve kanada'nın doğu yarısı ingilizler'e, batı yarısı ispanyollara bırakılmış. ayrıca bu savaştan sonra kızılderililerin sayısı iyice azalmış ve soyları tükenme noktasına gelmiş. savaştan sonra yaşanan bazı gelişmeler de bugünkü abd'nin kurulmasında çok büyük bir rol oynamış (o başka bir entry'nin konusu).


bu savaşın yaşandığı topraklar
ZqGGFrFCqC8elM4L-636561053255366226.jpg


1803-1815 yılında yaşanan napolyon savaşları birçokları tarafından birinci dünya savaşının parolası veya atası olarak görülmektedir

zaten bu savaştan sonra yaşanan gelişmeler 100 yıl boyunca devam etmiş ve birinci dünya savaşının fitilini de ateşlemiştir. normalde dünya savaşlarında etrafa saldırıp kaptırıp giden almanlar'ken bu kez bu rolü fransızlar oynamışlar.

1800'lerin başında napolyon fransa'nın çevresindeki hollanda, isviçre gibi ülkeleri tamamen işgal ederken italya'nın kuzeyini ele geçirip burada kukla bir rejim kuruyor. 1804'te ingiltere'yle rusya ittifak kurup fransa'yı hollanda ve isviçre'den atmak için harekete geçti. bu ittifaka ertesi sene isveç ve avusturya da katıldı. bunun üzerine ispanya fransa'nın yanında savaşa dahil oldu. bundan sonra bugünkü almanya'ya saldıran fransa alman topraklarının büyük bir kısmını kısa sürede ele geçirdi ve onlarca ufak parçaya böldü. 1806'da berlin'i ele geçiren napolyon daha sonra polonya'ya daldı ve rusya kapılarına kadar ilerlemiş oldu.

kıta avrupa'sının büyük kısmını ele geçiren napolyon kıta avrupası boyunca ingiltere'ye ambargo koydu. ingilizler ambargoyu kırabilmek için tarafsız olan danimarka'ya saldırdı ama bu kez danimarka ve norveç fransa'nın yanında savaşa girdi. savaş aynı zamanda denizde donanmalarla ve diğer kıtalarda da sömürgeler kanalıyla devam ediyordu. portekiz avrupa'daki ambargoyu delince portekiz'e saldıran napolyon daha sonra müttefiği ispanya'yı da satışa uğrattı ve işgal etti. bu arada 1810'da avusturya'yı yenip parçalara bölen napolyon avrupa'nın yarısından çoğuyla savaş halindeydi ve bu savaştaki "almanya" rolündeydi.

1812'de atlantikteki amerikan ticaret gemilerine saldıran napolyon, abd'nin fransa'ya savaş ilan etmesini sağladı. aynı zamanda rusya'ya saldıran napolyon orduları rusya'nın epeyce içlerine kadar ilerlese de kış mevsiminin de azizliğine uğrayarak yolda kaldı. bundan 100 yıl sonra aynı kaderi almanya yaşayacaktı. bundan sonra giderek güç kaybeden fransa, avrupa'nın neredeyse tamamı karşısında fazla tutunamadı ve savaşı kaybetti.
 
Çok Konuşulacak Teori: “Harry Potter’ın Gizli Hortkuluğu!”

hagrid-harry-potter.jpg

“Yok artık dediğinizi duyar gibiyiz!” ancak teoriyi ve onu destekleyen fikirleri okumanızı öneririz. Sizce de Harry, Voldemort’a biraz kendi silahından tattırmak istemiş olabilir mi? Gelin, Inverse‘te yayınlanan bu teoriye hep birlikte göz atalım.

Harry Potter, “sağ kalan çocuk” yoksa “sonsuza kadar yaşayacak çocuk” mu demeliydik? Bu yeni teoriye göre, Yasak Orman’daki buluşmadan sonra tekrar hayata dönen ve Lord Voldemort’u mağlup eden Harry sonsuza kadar yaşayabilir! Sonsuz hayat için teşekkür edilmesi gereken şey ise Harry’nin gizli Hortkuluk’u olan Fawkes.

Tumblr kullanıcısı marauders4evr’ın teorisi ise şunları temel alıyor; Harry Potter ve Sırlar Odası kitabı sırasında Basilisk’i öldüren Harry’nin ruhundan bir parça bedeninden ayrıldı ve var oluşuna devam edebilmek için etrafta bir canlı aradı. Harry, Basilisk’in zehri sebebiyle ölümcül derecede yaralanmıştı. Günü kurtaran ise Harry’nin koluna konarak, birkaç damla göz yaşı ile onu kurtaran Fawkes olmuştu. Bu sayede Harry, Voldemort ile başka bir gün daha savaşabilmek için hayatta kalırken, muhtemelen ruhunun bir kısmı da Fawkes’a geçmişti ve Harry’i ölümsüz yapmıştı.


Ama bir dakika, Hortkuluklar insanı ölümsüz yapmaz ki – tam olarak değil. Evet, bir Zümrüdüanka öldüğü zaman küllere dönüşür ve küllerinden tekrar doğar. Yani Zümrüdüanka kuşları gerçekten ölmez. Durum böyleyse, Harry’nin ruhunun bir parçası Zümrüdüanka’nın içindeyse o zaman bu parça asla ölmeyecek demek!

Bu teori, Yasak Orman’da Voldemort ile karşılaşan Harry’nin nasıl geri döndüğünü de açıklıyor olabilir ki Rowling bu konu üzerinde aslında pek açıklama da yapmadı. Eğer Harry’nin ruhu bir yerlerde bozulmamış olarak duruyorsa (mesela Fawkes’ın içinde) ölümden geri dönmek onun için son derece kolay olabilir.

Harry’nin hayata nasıl geri döndüğü ile ilgili bir çok teori de bulunmakta. Örneğin birine göre; Harry aslında ölmemişti çünkü Voldemort’un asıl öldürdüğü Harry’nin içinde bulunan kendi ruhuydu. Diğer bir teori ise; üç Ölüm Yadigarı ile de teması bulunan Harry, Ölümün Efendisi olmuştu. Ya da Kelid Aynası Harry’nin gizli Hortkuluku idi. Anlıyorsunuz. Tüm bu teorilere rağmen, Harry’nin öldüğü ve tekrar hayata döndüğü sahnenin yazımı ile ilgili Rowling’in söylediği ise; bu konunun tamamen yoruma açık olduğu idi.

Harry Potter bir şekilde ölümsüz ise aklına gelen her şeyi başarabilir. Muggle ve Büyücü Toplumunu birleştirebilir. Zamanda geriye gidip çocuklardan birinin ismini değiştirip, aslında hak ettiği gibi Hagrid’de yapabilir ya da biraz güç zehirlenmesi de yaşayabilir. (Harry Potter ve Lanetli Çocuk’ta olduğu gibi )

Bu durumun farkındaysa, biraz zaman geçtikten sonra dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeyi takıntı yapabilir ve hepimizin bildiği gibi ölümsüz olmak çok nadiren iyi bir şeyle sonuçlanıyor. Sizce Harry Potter serisinde hangi kötü karakter dünyayı daha iyi bir yer haline getirmekle kafayı bozmuştu ki?

voldemort-ve-harry-savas.jpg

Sonuç olarak hepimiz Harry’nin mağlup ettiği şeye dönüşmeyeceğini umuyoruz.

Sırlar Odası sırasında yer alan bu sahneye hiç bu gözle bakmış mıydınız? Harry istemeden de olsa bir Hortkuluk yaratmış olabilir mi? Düşüncelerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın!
 
Almanya'da Yahudi Soykırımının Temellerinin Atıldığı Vahşet Gecesi: Kristallnacht
Kristallnacht ya da Kristal Gece; 9 Kasım 1938 gecesinde Nazilerin, Yahudilere ait ev, iş yeri ve sinagoglara yaptığı kanlı saldırıya verilen ad.

0XcaHsi7msr5QLoG-636662962885523511.jpg


1938'e gelindiğinde 1936 olimpiyat oyunları'nın yarattığı barış havası geçmiş, nazi hükümeti siyasi ve askeri açıdan dış tepkilerden çekinmeyecek kadar güçlenmişti. böylece yahudi toplumu üzerindeki baskıların gün geçtikçe artması, 17.000 polonya asıllı yahudinin 1938 ortasında sınır dışı edilmesiyle sonuçlandı. bu olay dış basından tepkilere yol açtı ancak hitler artık bu tür tepkileri umursamıyordu. vagonlara doldurulan bu insanlar polonya sınırına 3 km kala trenlerden indirildiler ve ss muhafızlarının gözetiminde sınıra götürüldüler. ama polonya'nın da onları vatandaş kabul etmemesinden dolayı iki sınır arasında sıkışıp kaldılar. polonyalı yahudi bir mülteci olan herschel grynszpan'ın babası da bu insanlar arasında kalıp hayatını kaybetmişti. grynszpan, intikam olarak 7 kasım 1938'de almanya'nın paris büyükelçiliğini basarak gördüğü ilk subay olan ernst von rath'ı öldürdü. ss ordusu komutanı himmler ve nazi generali heydrich, uzun zamandan beri yahudilere karşı harekete geçmek için fırsat kolluyorlardı. bu olay aradıkları fırsat olacaktı. tezat olarak bu fırsatı yaratan kişi aynı zamanda gestapo tarafından anti nazi eğilimleri yüzünden izlenen ernst von rath'dı.


L21TYD0yNFTGNrfP-636662968411936563.jpg

Herschel Grynszpan

bu olayı fırsat bilen nazi propaganda bakanı joseph goebbels, rath'ın öldürülmesini planlanmış bir yahudi komplosu olarak tanımladı ve alman halkının (ırkının) öcünü kanlı bir şekilde alması gerektiğini konuşmalarında ateşli bir tarzla halka empoze etti. sd'nin önderliğinde sa ve ss organize edildi. amaç halkın ani ve kontrolsüz şekilde harekete geçtiği imajı yaratmaktı. oysaki olanlar o kadar organizeydi ki bunlara bir hareket planı dahi verilmişti. hatta birtakım kurallar belirlenmişti: sadece yahudi mal varlıklarına zarar verilecek, bu yapılar herhangi bir alman mal varlığına komşu değilse yakılabilecekti. ancak komşu olduğu durumlarda mal varlıklarının yakılmasına müsade edilmemişti. ayrıca hiçbir surette yağmacılığa izin verilmiyordu. yağmanın cezalandırılacağı söylenmiştir.

ptmxq1GNRafAuCXD-636662968692585373.jpg


9 kasım 1938 gecesi sa ve ss, gestapo denetiminde 24 saat sürecek dükkanların, evlerin ve özellikle sinagogların tahrip edilmesi işine giriştiler. bu sürede 7500 yahudi işyeri yok edildi ve 250 kadar sinagog ateşe verildi. çıkan çatışmalarda 91 yahudi hayatını kaybetti. yaklaşık 30.000 yahudi toplama kamplarına gönderildi, çoğu 3 ay sonra bırakılmasına rağmen 1000 kadarı kötü koşullar yüzünden öldü. yahudi mahallelerinin sokakları cam kırıklarıyla dolmuş ve ay ışığının altında parlıyorlardı. bu yüzden bu geceye "kristallnacht" (kristal gece) adı verilmiştir.

4HASeWgOg142GbXC-636662968765247768.jpg


bir şey vardı ki naziler orayı hesaplarında atlamışlardı: bu yahudi mal varlıkları alman şirketleri tarafından sigortalanmıştı. bu yıkım yüzünden doğan zararı bu şirketler ödemek durumunda kalacaklardı ve bu şirketlerin büyük bir çoğunluğunun iflasın eşiğine gelmesi kaçınılmazdı. bunu gören nazi yönetimi hemen bir yasa hazırladı. 12 kasım'da yürürlüğe giren bu yasaya göre o gece olan olaylardan yahudiler sorumluydu, toplumu onlar provoke etmişlerdi. zararın faturasını onlar ödemeliydiler. 1 milyar reich mark'lık cezaya çarptırıldılar. bu yüzden birçok yahudi elindeki işyerini ve evini hükümete devretmek zorunda kaldı.

fzbzOHmUBgAPos4M-636662968855724193.jpg


kristal gece, nazilerin yahudi politikalarında bir dönüm noktası oldu. 12 kasım kanundan sonra yahudileri alman toplumundan soyutlayan yasalar kısa bir sürede yürürlüğe girdiler. bunlardan biri de yahudi çocuklarının alman okullarında okumasını yasaklayan yasadır. yahudilerin artık varlıklarını sürdürebilmek için tek yolları almanya'dan göç etmekti, almanlar artık onları ülkelerinde istemiyorlardı. gestapo ve ss iç güvenlik kolu (heydrich'in yönetimindeki sd - sicherheitdienst) yahudilerin almanya için bir daha tehlike oluşturmamalarını sağlayacaktı.

SBbx7szICoC1lOe0-636662968945263039.jpg


kristal gece boyunca silahlı ss'in rolü çok az olmuştur. sd, olayın organizasyonunda yer almış ve sokak çatışmalarında sadece ss-totenkopfverbände askerleri yer almıştır, diğer silahlı ss alayları hiçbir şekilde bu geceye katılmamışlardır.
 
2006yv5.jpg


Başlat - Ready Player One​


Film sitesinde ilk denk geldiğimde öveni de vardı övmeyeni de. Hatta Steven Spielberg'in görsel efekler olarak önceki filmlerinden daha az iyi yaptığını yazanlar olmuştu ama tamamen bunlar palavra. Efsane bir film olmuş. Tabii ki siz oyun dünyasını ve sanal gerçekliğin filmlere yansımasını sevmiyorsanız doğal olarak filmi sevmezsiniz. Daha çok gerçek dünyada değilde sanal dünyada geçiyor ama bunların hepsi birbiriyle entegre. Gamer filmini izlemek gibi ama bu sefer gerçek insanları değil sanal karakterleri kontrol ediyorsunuz. Gerçekten çok iyi bir kadro ve çok iyi bir senaryo ve görsel efektler kullanılmış. Oyunda gibi hissediyorsunuz bir an. Oyun videosu izlemeyi de sevmem. Görevi tamamlamak için tamamen farklı düşünmek gerekiyor ve başrol bunu başarabiliyor. Filmin amacı güzel aslında. Her şeyin oyun vs olmadığını da vurguluyor.
 
drfo1i.jpg


Django Unchained - Zincirsiz​

Uzun soluklu, eski zamanda geçmesi ve tabii ki cezbedici senaryosu izlenmeye değer kılıyor. Daha önce zencilerin kölelik zamanıyla ilgili 12 yıllık esaret filmini izlemiştim. Burada biraz daha güzel izlemişler ama tabii ki tamamen olay oradaki gibi de değil. Samuel L. Jackson ve Leonardo Dicaprio'nun farklı rollerde olması güzeldi. Farklı derken her zamanki rollerinden farklı olması. Başroldeki zenci de gayet iyi oyuncuydu tabii almanı oynayanda. Başları aksiyonluydu sonra duruldu ama sonlarda yine doruğa çıktı. Tamamen doyurucu bir filmdi. Efektler biraz abartılı gibi geliyor yani vurulma sahneleri kanların sıçrayışları daha çok su balonunun patladığını gösteriyor. Sonuçta o kadar sıvı değil insan vücudu. Ama yine iyiydi bizlerdeki gibi veya dandik hollywood filmlerindeki gibi değildi o sahnelerde. Neyse özet şu ki izlenmeye değerdi, hemde fazlasıyla.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri