Bekleyen her şey soğur.

Konu sahibi son olarak 2211 gün önce görüldü
Bir adam vardı ki; Bana beni sevdiğini söylerken karşısında çok enfes susardım.
''Bir daha söyle'' derdim sonra..
Söyle ki; tümden bu tevazudan kurtulayım.
Bir daha söyle ki; kendimi sahiden seviliyorum sanayım.
Sen bana çok güzel bir dünya idin adam.
Denizleri deniz, yağmurları yağmur, çocukların daima tok olduğu bir diyardın.
Heybemde katık, açık olan tüm kapıların tamamı, sen bana bir pazar sab...ahı güneşin kırılarak düştüğü yol ağzıydın..
Sen bende tamamdın adam.
Beni tamam yapandın.
Çokta güzel olurdum, ağzıma bahar gelirdi 4 mevsim.
Nefestin, niyettin, uğurdun her seferinde binbeşyüz kez kahramandın göğsümde.
Bakma sen bana şimdi, ben kırılmış bir şeyden artakalan'ım.
Bakma sen bana, ben hiroşima oluyorum bazen.
Bakma lütfen, eylül kapımda hüzündür şimdi, rimelleri akmış kadındır istanbul, ammavelakin güçlüdür, istanbul öyledir, ıslanınca şiirdir.
Bakma sen, yazınca azalmıyor hiçbir şey, bölünerek çoğalma etkisi yaratıyor beyinde; Bu şimdi neyin ''acaba''sı ki ? diye diye çoğalıyor düşünce.
Bakma sen..
Bakma işte, çünkü; ben hala yazıyorum buraya.
Çünkü; Azalmıyor zamanla hiçbir şey.
Bakma, çünkü;
Sen de özlediğim bir ''ben'' var.
Bakma çünkü, bak istiyorum.
Bak, çünkü; ben nasılsa ferahlarım, nasıl olsa dünya yaşanmaya münasip bir yer'e dönüşür..

Bir keresinde bana şey demiştin, aslında bir sürü şey söylemiştin, halen düşünüyorum, ara ara ağlayacak gibi oluyorum da hıçkırık yutmak diye bir şey var, ortam müsait değilse dudak kenarlarına ayıp ede ede yutarsın.
Bir keresinde de karanlık bir odada birbirimizi izlemiştik ''ekmek, şarap, sen ve ben'' Mazlum Çimen'in bu dizeleri geliyor aklıma hep, nedendir bilmem.
Şarap yoktu, ekmekte, o dönem somalide kıtlık vardı, dünya sürekli çalkalandığından bu duruma da yalnızca üzüntümüzü belli edecek konuşmalar yapıp kapatmıştık.

Ben sana şey demiştim, aslında bir sürü şey, halen düşünüyorum; Ben bu anı'yı plastik bir kutu içerisinde saklamak istiyorum.
Dememişsem bile, duymuşsundur..
Ve saklıyorum..
Ve yağmur yağıyor, ve ben seni süreklilikle, seviyorum..

Ve böylelikle gecenin hüznünü gırtlağıma tapulaması için fikrim bir Sezen Aksu şarkısı düşürüyor dilime,
O zaman bir tur daha dönüyorum, kendi içime..

Ezel Roz Manaz
 
Yorgunum çok.
Bir taraftan herkese iyi görün telaşı
Şık dur, gülüşünle, kıyafetinle, duruşunla
Eve girdiğinde ışığı yanıyorsa salonun
''Ben geldiiiim'' diye ev ahalisine seslen, şen şakrak ol
Rol kesss.....
Ne varsa yut, ne varsa at içine
Taş gibi otursun içine sesin, hıçkırığın, tepe yap, dağ yap biriktir
Kalsın, bakarsın lazım olur bazı geceler
Şunlar şurada dursun şimdilik
Bazı geceler ben ağlarım bunları
Diğer taraftan yaşam kaygısı
Ve mecburiyetler
Ve diretilenler
Ve yetemeyişim hiç kimseye
Ve yakışamayışım hiçbir yere
''Kıpırda hadi bir şeyler yap''
Hiçbir şey olsam olmaz mı
Şuraya kıvrılıp bir kitap okusam ?
 
Kadın seni seviyorum diyor
Adam duymuyor
Kadın seni seviyorum diyor
Adam dinlemiyor
Kadın seni seviyorum diyor
Adam aldırmıyor
Kadın seni sevmiyorum diyor
Adam duyuyor
Kadın susuyor
Adam neden diyor...
Kadın gidiyor
Adam anlat diyor
Kadın gidiyor
Adam gitme diyor
Kadın gidiyor
Adam seviyorum diyor
Kadın ölüyor.

Alın size masal, ben kahraman değilim.
 
Sürekli seni hayal kırıklığına uğratan birini sevmek kadar kötüsü yoktur. Tanıdık geldi değil mi .

1475788_195466180654193_1420959156_n.jpg
 
Çocukluğum, gençliğim, hayallerim vardı benim..
Uçup giden balonlarım gibi hepsi birer birer yitip gitti..
Balonlarım gökyüzüne,
Ben zamana yenik düştüm..
 
Hani
Olur
Ya
Bana
Gelmeye
Kalkışırsın
Bir
Gün.
Korkma!
Kalkış...
Sonra
Gitme
Kal
Kış
Dışarısı
Üşürsün..

Ezel Roz Manaz
 
Ben seni bu dünyaya rağmen…
Seviyorum sevmesine ama
yalan da söylemek istiyorum
aşkın bu dünyadan olmadığına dair mesela:
“Aşk farklı bir coğrafyadıdr
ve hiçbir haritada yeri yoktur”...
biraz daha abartabilirim hatta:
“ve aşk bize rağmen kurulmuş
iki kişilik bir imparatorluktur
 
Kar kesti yolu
sen yoktun
oturdum karşına dizüstü
seyrettim yüzünü
gözlerim kapalı
...
Gemiler geçmiyor
uçaklar uçmuyor
sen yoktun
karşında duvara dayanmıştım
konuştum, konuştum, konuştum
ağzımı açmadım

Sen yoktun
ellerimle dokundum sana
ellerim yüzümdeydi …

Nazım Hikmet Ran
 
Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların
Dilsiz olduklarını anlıyorum
Kar yağıyor
Ve ben hatırlıyorum

Nâzım Hikmet
 
Bendeki bu grilik karakter halidir, huydur mütemadi, belki kimlik arayışıdır.
Sabahın beşinde kulağıma değip içime yeşil ışıklar tutuyorsa bir şarkı, bir şarkı benim sabahın beşine kadar uyumama müsaade etmiyorsa, gri alışılmışımdır, yaşamımdır benim.
Babasının çok prenses kızları gibi pembeye hiçbir hayranlığım olmadı, duvarlarım dahi gridir benim, duvarlarım benim çok sığdır bazen, başını uzatıp beni görmesine müsaade ettiğim insanlara duvarlarım sığdır benim, duvarları severim.
Ölmeye kalksam dahi çok siyah beyaz.
''Aman canımlar, kimseler incinmesin, kırılmasın, çok ayak ucuna koymayın insanları, insanlara böyle hoyrat davranmasanız biraz..'' hassasiyeti bu kadar güçlü hüküm sürmese bende.
Saate bu kadar sık bakmam, erken uyanırım, geç kalmam, sabahları severim, aptal olurum biraz, beni de biraz böyle sevsinler tavrını takınırım.
Dünya meselelerini önemsemem, kendi pencere önü temizliğimle ilgilenirim.
Ben kırık şeyleri tamir etmekte pek bir başarısızım, kırmakta da pek mütevazi, pek belgin doruk tavrındayım, neden.
Kalemime manzumeden başka türlüsü yakışmıyor, başka türlüsü varamıyorum içimin çiğ kalmış yerlerine, tüm hücrelerime varsın kederim, varsın gri olsun her bir zerrem, beni de böyle mesela, mesele etmeseler ?
Daha dilime değmeden söz, gözümden düşmeden yaş anlasalar, bu kadar anlamasam istihzayı.
İmtiyaz görmek değil asla bu, bu asla gri sevilsin'den başka bir şey değil.
Bundan iyisi can sağlığı, bundan güzeli bir sahil kasabasında çene öpüşlü günaydınlar, bundan daha muazzam'ı yok..
Ben mütemadi yazarken içimde eski bir yarayı kaşıyorum aslen, aslen yaram derindedir, gri bana içimdeki yaradan gayrı bir yakışır.
Ana vatanı içimdedir grinin.
Ben sanki içimde grinin 80 tonunu yaratmaya gelmişim dünyaya, ben sanki dünyaya hiçbir şey için gelmişim, ben dünyaya; bana kalsa sana kadar gelmek istemiştim.
Yolum senmişsin, ama bana kalmamış ki yolumdan ötelere devrilmişim.
Uyumaya çalıştıkça uyuyamadığım bir sabahtan yine kağıda düşüyorum, yine kaleme değiyorum, yine sigaraya gidiyor ağzım.
Ben bu dünyaya grileri sevmeye gelmişim diyorum, kendi kendime.
Sonra gri oluyor gece, şarkı gri oluyor, anılar ekseriyetle gri.
Buraya en çok bir fincan kahve yakışıyor, ben gecenin bu kısmına yakışıyorum en çok.
Güneşi ben gökyüzünde severim, pencereme değmesin isterim, yüzüme değmesin güneş bi tepede dursun, vurmasın isterim.
Bir yazıyı bitirmeden bir diğerini kurgularım kafamda, ''bu rengin, bu sabahın, bu adamın bahsi bir başka yazıya daha yakışacaktır''ı muhakkak geçiririm aklımdan.
Uykuya varınca sakinlerim, uyku ölümün kardeşi derler sakinlerim, endişelerimi şuraya bırakırım, şuralar da uyur belki, öfkeme öfkelenir, ağlarım biraz da.
Biraz öyle uyumaya çalışırım, sızarım bazen, rüya görürüm.
Filler görürüm rüyamda, pandaları öperim, sesimdeki timsah rüyamda kuğu sesine dönüşür, rüyaları severim.
Rüya görmeyince sakinlemem sabaha, sabahları sevmem.
Tüm gün yüzüme 60 defa aynı yetişkin gülüşü düşürmek mecburiyetiyle yaşıyorum.
Bunu sevmiyorum.
Sabahları bana sevdirecek, mutlu günaydınlar ısmarlayacak biri çıkana dek de asla.

Ezel Roz Manaz
 
Ben bugün içimdeki cüceye dur dedim, tamam dedim tamam biraz yavaşla, bu kadarı kafi, dur biraz soluklan dedim.
Beni anlatmayan şarkıyı ben kulağımdan attım bugün, bugün ben dilimde çirkin duran adamın ismini unuttum, ben bugün saçlarımı biraz daha siyaha boyadım, gözlerimin çayını tazeledim biraz, ben bugün içimdeki cüceye biraz dur dedim.
Bir bilet aldım bugün, bu biletin yırtılma ses vuslat türküsü olmayacak bu defa dedim.
Bi şişe de şarap aldım, sen bu geceye yakışırsın dedim, mistiksin bu gece güzelsin, beni de güzel yapacaksın dedim, tütsüler yaktım vanilyalı.
Feridun düzağaç söyledi, eşlik ettim, bütün yüklerimden kurtuldum, yeni yüklemler edindim, her kadın gibi ben, hiç kadın gibi, çok fazla kadın gibi.
Ellerimde bin bir türlü ıstırabın rengi, o köz'ün, o kimsesiz grinin rengiyle ben;
Bir kapıdan geçtim bugün, bin beş yüz diken geçirdim üzerime, her kadın gibi, hiç kadın gibi, çok fazla kadın gibi.
Üzüldükçe gülümsüyorum, kızdıkça susuyorum, uzaklara dalıyorum, hiç gelmeyen o gemiye.
Neyi merak ediyorsam onu itiyorum ötelere, onu geçiştiriyorum, her kadın gibi.
Hiç kadın gibi.
Çok fazla kadın gibi.
Adam gibi durabiliyorum, dişlerimi sıka sıka, tırnaklarımı avuç içlerime geçiriyorum, sesimdeki ejderhayı göstermiyorum evvel zamandır, öfkem dahi nadasta.
Bu şarkılar geceye bu kadar çok yakışmasaydı, ben tüm acziyetimle şu yatağın köşesine yapışıp yazmaya koyulmasaydım, şarabım bitmiş olsaydı, sigaram sönmüş olsaydı, şarkılar ''hadi sen git artık ama'' demiş olsaydı gidecektim.
Bir bilet almıştım çünkü, halen bir şişe şarabım vardı, bir kaç dal sigaram, Deep purple vardı çünkü fonda, yazacaklarım var daha çünkü, bu yüzden gidemedim.
Her duruma keskin duran, keskinliğini kendiyle bileyen kadınlar gibi, bir yara gibiyken bir çiçek gibi vazoya yakışmaya, yaşama yapışmaya çalışan bir çok kadın gibi, tüm çirkinliklere rağmen her şeye katlanan her kadın gibi ben etrafıma duvarlar ördüm bugün, yarama ışık, keskinliğime el sürülmesin diye.
Küsmek affetmekten daha meşakkatsiz çünkü.
Çok daha basit bazı şeyler.
Zor olan başka şey.
Hiç lazım değil şimdi zor'un bahsi.
Beni sevmeyen sevmesin dedim, kimse paşa gönlünü lütfetmesin bana'yı dilime süre süre, kaf dağı zannettiğim bir yeraltı zindanına yerleştim.
İnanmış olmak unutmaktan beter çünkü.
İnandım..
Her kadın gibi
Hiç kadın gibi
Çok fazla kadın gibi..

Ezel Roz Manaz
 
Ertelemekse mevzubahis ben pek maharetliyim, kabul, elime sağlık mı, elime benim kimseler su dökemez mi bilmem ama zaman aşımına uğramış olaylar, durumlar, pişmanlıklar tekrar masaya yatırılacak, mevzu gereğinden fazla uzatılıp münakaşaya dönüşecek, kapılar, telefonlar yüze çarpılacak, kimse birbirini anlamayacak veya yanlış anlayacaksa veyahutta zinhar doğruyu anlayıp hızla kırıp dökmekte beis görmeyecekse, nezaketsizliğinin okşanmasını bekleyecekse birileri;
Sus derim, ben yorgunum, dur derim, belki yarın.

Ben isterdim ki yaralarımı gizlemekte başarılı olayım biraz, sahte gülüş ağzımda sırıtmasın, kanımı sağa sola sıçratmadan, kimsenin kanına bulanmadan bir köşede durayım.
Ben isterim ki silkelendiğinde ağaç; düşmeyen bir yaprak, düştüğünde kırılmayan bir vazo gibi dayanıklı olayım.
Kim demişse ''acı insanı olgunlaştırır'' diye, selam olsun.
Biraz daha olgunlaşırsam çürüyeceğim, ki bu da bilinsin isterim.

İşime gelmemişse, içime düşmüşse bir ah, bir hışımla dile değen öfke beni yaralamışsa, benim aklım kanıyorsa, benim içim dışıma taşıyorsa, ben fevriliğimi dahi ertelerim, safi kendimedir kanımın kırmızısı.
Gururumdur ki öyle kıymetsiz, öyledir ki ayağımın dibinde durur hep, bir tek kelam ile ezer de çiğnerim.
Ki dünya yükü ancak böyle taşınmaya müsaittir bir çift göz uğruna, bir çift söz..
Herkes değil mi ki sevdanın hamalı, bir tek benim mi gönlüme değmiş bu sevdanın yalanı, nedir?
Lakin elbet bekler insan bir erdemli davranış, yüzüne doğru sallayıp durduğu kılıcını çeksin kınına koysun, gırtlağından çeksin bi o eli, bi kalbinin mıncıklaması bırakılsın ister.
'Ben haklıyım, ben en doğruyum' biraz atılsın egodan, biraz silkelenilsin ister.
Ama tecrübeyle sabitledik bir zaman evvel, varmış meğer öfkenin de, bir hiyeraşisi varmış.

Yersiz neşelerimi, mütemadi kaygımı, tüm endişelerimi ve dahildir ki sevgimi daima ve dünden, bugünden, evvelden ne varsa hatıra kalan tamamını yarına sakladım.
Bugün yorgunum çünkü.
Yalın ayak yürümek öğrenilirse, yürürüz.
Sesteki kin yutulursa konuşuruz.
Zihindeki asılsız, çirkin tahayyüller silinirse doğruyu düşünürüz.
Ama bugün yorgunum,
Belki yarın.

Ezel Roz Manaz
 
Özlüyorsun ama söylemiyorsun, ortamı oluşmuyor çünkü, çünkü tek bir anın yok onunla, çünkü tek bir fotoğrafın yok onunla yanyana.
Daha kötüsü onu ilk gördüğünde son görüşün olduğunu biliyordun.
Zamanı durduramadın, ona bir kez olsun sarılamadın.
"merhaba" dedin.
Elini sıktın, gülümsedin.
O kadar.
Biliyorsun..
Yaşam onsuz geçecek, sabah ezanlarını birlikte dinleyemeyeceksin onunla, ona onu sevdiğini söyleyemeyeceksin, aranızda hep evren boşluğu olacak.
O varlığını senin için herhangi biri olan kişiye armağan ederken.
Sen ölmeyi bekleyeceksin.
Sen, o, bu, şu, diğeri, öteki, ben..
Özellikle ben..

Ezel Roz Manaz
 
Biliyorsun işte, geri dönüşü yok bazı şeylerin.
Nasıl olduğunu hiç merak etmedim, içimi kinle doldurup sana kızdım zaman zaman, bazı duraklarda adını unuttum, bazı pişmanlıkları ele almaktan vazgeçtim, kendini sürekli benden yara kabuğu gibi sıyırmanı, gıptayla aramızdaki ipi kesişini seyrettim.
Sana merhem getirmiştim oysa.
Oysa bir mektuba çok yakışacaktın, bekleseydin.
Biliyorsun işte, geri dönüşü yok ürkek dokunuşun, kaçak dövüşmenin, kopan kayışın, kelebeğe dönen tırtılın, geçen zamanın telafisi, yok.
Oysa babalığa sen çok yakışacaktın.
Ama biliyorsun, bertaraf olan umutların telafisi, yara izlerinin imhasının ihtimali yok.
Benim tahribatı'm da hep kendimedir böyle, susarak üstesinden geldiğimi zannettiğim şeylerin aslında hiçte geçmemiş olduğunun idrak ediyorum bazı geceler.
Bazı geceler belki bir şarkıda yeniden karşılaşırız diyorum, belki ben yine leonard cohen dinlerim ve sen bana gülümsersin, sen bana yine gülümsersin, sen bana hep..
Ama işte geri dönüşü yok bazı şeylerin, yeminlerin dahi vardır icabında geri dönüşü lakin sindirebiliyorsa başka biri ne ala.
Üzerini örtüp devam edemem ben geçmişin, geçmeyişin.
''Ben bu şarkının sözlerini biliyorum'' demiştim sevdiğim birine.
Her şarkının revaçta olduğu bir dönem vardır çünkü, her şarkı bir gün eskir, her şarkının sözleri unutulur, her şarkı bir gün hüzünle, arka fonda anıyla dinlenir.
''Gülümsüyorsun ama neden kederli'' diye sormuştu çokta tanımadığım biri.
Bazı soruların cevapları uzun oluyor, vaktim olmuyor ''hiç'' diyorum, konu kapanıyor, soru asılı kalıyor havada.
İnsan yüzündeki kederi nasıl gizler ki, ben gizleyemem.
Veyahutta sesindeki ilk bahar şenliğini, gözündeki acıyı, sesindeki kırığı, sessizliğindeki yorgunu nasıl gizleyebilir ki.
Ben anlarım, insanın sözündeki giz'i, gözündeki nem'i, ben anlarım.
İnsan en çok birbirine aynadır çünkü, böylece kırmak daha mümkün ve kolaydır, ki; GERİ DÖNÜŞÜ YOK KIRMANIN.
Bazı başka şeylerin.
Senin misal,
Seni ömür boyu uman benim misal.

Bak ben bunu yazdım buraya.
Vardım, geldim.
Okudun sen de, son satıra geldin.
Bu da senin tekrar bana vardığının teyidi olsun, varsın.

Ezel Roz Manaz
 
Ertelemekse mevzubahis ben pek maharetliyim, kabul, elime sağlık mı, elime benim kimseler su dökemez mi bilmem ama zaman aşımına uğramış olaylar, durumlar, pişmanlıklar tekrar masaya yatırılacak, mevzu gereğinden fazla uzatılıp münakaşaya dönüşecek, kapılar, telefonlar yüze çarpılacak, kimse birbirini anlamayacak veya yanlış anlayacaksa veyahutta zinhar doğruyu anlayıp hızla kırıp dökmekte beis görmeyecekse, nezaketsizliğinin okşanmasını bekleyecekse birileri;
Sus derim, ben yorgunum, dur derim, belki yarın.

Ben isterdim ki yaralarımı gizlemekte başarılı olayım biraz, sahte gülüş ağzımda sırıtmasın, kanımı sağa sola sıçratmadan, kimsenin kanına bulanmadan bir köşede durayım.
Ben isterim ki silkelendiğinde ağaç; düşmeyen bir yaprak, düştüğünde kırılmayan bir vazo gibi dayanıklı olayım.
Kim demişse ''acı insanı olgunlaştırır'' diye, selam olsun.
Biraz daha olgunlaşırsam çürüyeceğim, ki bu da bilinsin isterim.

İşime gelmemişse, içime düşmüşse bir ah, bir hışımla dile değen öfke beni yaralamışsa, benim aklım kanıyorsa, benim içim dışıma taşıyorsa, ben fevriliğimi dahi ertelerim, safi kendimedir kanımın kırmızısı.
Gururumdur ki öyle kıymetsiz, öyledir ki ayağımın dibinde durur hep, bir tek kelam ile ezer de çiğnerim.
Ki dünya yükü ancak böyle taşınmaya müsaittir bir çift göz uğruna, bir çift söz..
Herkes değil mi ki sevdanın hamalı, bir tek benim mi gönlüme değmiş bu sevdanın yalanı, nedir?
Lakin elbet bekler insan bir erdemli davranış, yüzüne doğru sallayıp durduğu kılıcını çeksin kınına koysun, gırtlağından çeksin bi o eli, bi kalbinin mıncıklaması bırakılsın ister.
'Ben haklıyım, ben en doğruyum' biraz atılsın egodan, biraz silkelenilsin ister.
Ama tecrübeyle sabitledik bir zaman evvel, varmış meğer öfkenin de, bir hiyeraşisi varmış.

Yersiz neşelerimi, mütemadi kaygımı, tüm endişelerimi ve dahildir ki sevgimi daima ve dünden, bugünden, evvelden ne varsa hatıra kalan tamamını yarına sakladım.
Bugün yorgunum çünkü.
Yalın ayak yürümek öğrenilirse, yürürüz.
Sesteki kin yutulursa konuşuruz.
Zihindeki asılsız, çirkin tahayyüller silinirse doğruyu düşünürüz.
Ama bugün yorgunum,
Belki yarın.

Ezel Roz Manaz
 
"Ne kadar değişirsen değiş,
İlk nerede mutlu olduysan hep oraya çevirirsin kafanı.."


...
 
”Hiç değişmemişsin…” cümlesini yıllar sonra, hafif bir gülümsemeyle beraber duyunca, insanın ”emin misin?” diye sorup kalbini gösteresi geliyor.
 
Sonra biri çıkar ve seni mutlak bir isabetle anlayabileceğini, anlatabileceğini düşündürür. Ama olmaz hiç.. Hayat denen şeyin her yeni insanla yeniden sıfırdan başlaması ne büyük bir saçmalık aslında..
 
Geri