Sokrates savunmasında bu konuya değinmişti '' dünyada bir kimse var mıdır ki Melatos, insanlara özgü işler olduğuna inansında, insanların varlığına inanmasın? bir adam bulabilir misiniz ki, at yoktur ama atın kullanıldığı işler vardır? bir kimse var mıdır ki, tanrılara özgü işlere inansında tanrılara inanmasın?''
bir şeyi yok saymak o şeyin var oluşu ile değil midir?
yansımasını dahi algılayabiliyorsak varlığından da bahsedebiliriz elbette. yok saymak, yok kabul etmek, varlığını kabul etmemek, varlığını reddetmek, var saymamak... her ifade, var olduğunu kanıtlıyor aslında o "şey"in. bir şeyin var olduğunu algılarsınız, algılayamazsanız, bilemezseniz, bir şekilde size ulaşmazsa ondan bir şeyler; o şey sizin için yoktur. neyse, çok daha derinleşir bu konu. kesiyorum şimdilik.
yani; bizler hayatın tadına varmamamızın sebebi geçmişte olan veya olmasını istediğimiz ama olamayanın avuntuları ile gelecek zamanın korkuları ve hayalleri ile anın tadına varamıyoruz. akıl bunun hesabını bize ahirette soracak diyede korkuyorum açıkçası. düşünsene aklın sana ''bana neden bu kadar yük bindiriyorsun sana yetişemiyorum, bak ne güzel hava ne güzel insan git onla uğraş'' dediğini. onun dili belkide bir sonraki hayatımızda açılacaktır! ha ne dersin?
bu ise sanırım dolu dolu yaşamakla alakalı idi )
ya ben senin heybenin geniş olduğunu bildim ki belkide fazlalıkları yada işe yaramazları atmak en doğrusu olabilir!
zamanın hakkını versek hiç bu şüphelere, (geçmişi hatırlarken, geleceğe dair hesaplar yaparken, hayaller kurarkenki) gidip gelmelerdeki sapmaları da yaşamayacağız belki de.
fazlalıkları atma kısmı çok güzel bir öneri. kullanmadığım çok şey var heybemde. ama heybem ya çok esnektiyse? ya ben doldurdukça genişledi ve ben attıkça daralacaksa? işte tüm mesele bu!
Korku. Buna da bir ara değinelim, nolur, çok istiyorum. adfjajşjajfdj
''hayat nedir?'' sorusunu sormayacağımı mı sanıyorsun?
sen bunun cevabını bulmaya çalışa dur ben kendi sorunları mı sesli düşüneyim şuracıkta (herşey serbest demiştik sanırım)
şimdi sana başka bir soru sormak istiyorum. iyi insanlarla yaşamak güzel fakat kötü insanlarla yaşadığımızı anlamak zaman aldığı için onlarla yaşamakta güzel kötü olduklarını anlayana kadar.
bu süre zarfında işlediğimiz suçlara suç diyebilir miyiz?
aslında suçluluk çok kaypak bir kelimedir. sınırları belirsizdir. bazende vicdanımız ile buna cevap vermek kolay olabilir. fakat akıl vicdandan üstündür. yada bazen.
hayat nedir? kısmını es geçiyorum. bu akşam, üstünkörü bile olsa hakkında bir şeyler yazmak istemiyorum. (heheh zaten yok ki.pppp)
kötünün kötü olduğunu anlayana kadar kötüyü iyi zannediyorduk, o halde kötülüğe karşı tepki verirken aslında iyi bir şey yaptğımızı da zannediyorduk. bu durumda suç diyemeyiz buna gibi geliyor. kötünün kötü olduğunu anladıktan/öğrendikten sonra ise yaptığımız şeyler artık bilinçli davranışlardır ve bunlar kötü olarak tanımlanıyorsa, davranışlarımız suç sayılabilir. (hep bir -e bilir yazalım, -e bilemez olasılığı da yedekte bulunsun.:d)
@
embesil, hadi biraz da siz yorulun.p