Ama çok serbest

Konu sahibi son olarak 233 gün önce görüldü
Bence asıl sorgulanması gerekene doğru getirdin konuyu. Doğruluk! Yada gerçeklik! Acaba tdk kime göre kelimeleri anlamlandırıyor? Neyse bu konumuz dışında. Yada sıvışmış bir köşeye. Şu işler bi bitsin salacağım pirelerimi üzerine.

bu kadar erken cevap verince korktum bitirecek miyiz diye.:d

ben iyice kirleneyim, pireler rahat etsin üzerimde.afdjajaşjşaj
 
döngüsel
Salvador dalinin 'zihin azmi' eserini herkes kendine göre yorumluyor. Bilemiyorum sen Nasıl yorumluyorsun acaba? Bana göre hayatın idamesi için gerekli ihtiyaçları doğru kullanmayı gösteriyor.
Mesela bir şehir kuruyor olsaydık eğer bir takvim belirlememiz gerekecekti. İhtiyaçlarımızın başta gelenini yani beslenmeyi barınmayı ve üremeyi sıraya koymuş olacaktık. Peki doğru olan bunlar mı? Veya bunlarsa sıralaması Nasıl olmalı?
 
döngüsel
Salvador dalinin 'zihin azmi' eserini herkes kendine göre yorumluyor. Bilemiyorum sen Nasıl yorumluyorsun acaba? Bana göre hayatın idamesi için gerekli ihtiyaçları doğru kullanmayı gösteriyor.
Mesela bir şehir kuruyor olsaydık eğer bir takvim belirlememiz gerekecekti. İhtiyaçlarımızın başta gelenini yani beslenmeyi barınmayı ve üremeyi sıraya koymuş olacaktık. Peki doğru olan bunlar mı? Veya bunlarsa sıralaması Nasıl olmalı?

ben boş zamanlara erteledikçe bu konuyu hiçbir zaman "doğru" zaman gelmeyecek gibi görünüyor. kafamdaki doğru zamanı çöpe atıp, aklıma gelen zamanda yazmak üzere konuya giriş yapıyorum. adjaşjdşajfj

Dali'nin bahsettiğiniz eseri, zihnin azmi hakkında birkaç yorumu da okumuş oldum sayenizde, şimdiye dek sadece esere bakmakla yetinmiştim oysa ki. (ayyyy cümlelere bak.p, iki dakka ciddi olmayı beceremiyorum, halbuki ne kadar özenmiştim.:d neyse devam edelim, laf kalabalığından başka bi şey yok şu ana kadar yazdıklarımda.p)

eğilip bükülebilen bir zaman, hızla geçmişe karışan geçmiş, her an geçmiş olmaya aday bir gelecek. hepsi içiçe. (hımm ben bu konuyu inceleyeyeyim bir ara) Evet, dediğiniz gibi, öncelikleri belirleyip ona göre bir düzen kurmaktan bahsedebilir. yoksa ne akreplere yetişilir, ne yelkovanların vereceği şaşılıktan kurtulunabilir.

(diğer paragrafa kafa yoramadım. ilk paragrafa yorup ancak bu kadar çıkarabildim.p)
 
ben boş zamanlara erteledikçe bu konuyu hiçbir zaman "doğru" zaman gelmeyecek gibi görünüyor. kafamdaki doğru zamanı çöpe atıp, aklıma gelen zamanda yazmak üzere konuya giriş yapıyorum. adjaşjdşajfj



Dali'nin bahsettiğiniz eseri, zihnin azmi hakkında birkaç yorumu da okumuş oldum sayenizde, şimdiye dek sadece esere bakmakla yetinmiştim oysa ki. (ayyyy cümlelere bak.p, iki dakka ciddi olmayı beceremiyorum, halbuki ne kadar özenmiştim.:d neyse devam edelim, laf kalabalığından başka bi şey yok şu ana kadar yazdıklarımda.p)



eğilip bükülebilen bir zaman, hızla geçmişe karışan geçmiş, her an geçmiş olmaya aday bir gelecek. hepsi içiçe. (hımm ben bu konuyu inceleyeyeyim bir ara) Evet, dediğiniz gibi, öncelikleri belirleyip ona göre bir düzen kurmaktan bahsedebilir. yoksa ne akreplere yetişilir, ne yelkovanların vereceği şaşılıktan kurtulunabilir.



(diğer paragrafa kafa yoramadım. ilk paragrafa yorup ancak bu kadar çıkarabildim.p)



Söylediklerinde haklıysan, yani boş Zaman geldiğinde yazılması gerekiyorsa buraya, yazmadığın Zaman'lar çok dolu zamanlardır öyle değil mi?
Şu dalinin resmine kattığın anlam ise bence yerinde. Birde bazı resimlerin resmedildiği zamanları hatırlatmasına nazaran, "zihnin azmi" tüm Zaman'lar için aynı düşünceye sahiptir. Şöyle ki; dün zamanın alışı için düşündüklerimiz bugünde aynı yarında aynı olacaktır.

Sence Zaman var mıdır?

Bana göre Zaman dünyanın Güneş'i tavaf etmesinden ibarettir!
 
sitem etmek çok kolayıma geliyor ama hiç rahatlatmıyor. sorgulayınca da bir işe yaradığı yok. daha çok sinir oluyorum. iki uç ta aynı yere çıkıyor. ben boş boş bakmayı tercih ediyorum, vazifelerimi görmezden gelip.p



Dolu dolu bakmayı demedin mi?
 
Bizler hayattan birşey değil bir çok şey isteriz. Hayat bize vermek zorundaymış gibi "hayat bize gülmüyor" deriz.

Biz ne verdikte ne istiyoruz? döngüsel
 
Söylediklerinde haklıysan, yani boş Zaman geldiğinde yazılması gerekiyorsa buraya, yazmadığın Zaman'lar çok dolu zamanlardır öyle değil mi?
Şu dalinin resmine kattığın anlam ise bence yerinde. Birde bazı resimlerin resmedildiği zamanları hatırlatmasına nazaran, "zihnin azmi" tüm Zaman'lar için aynı düşünceye sahiptir. Şöyle ki; dün zamanın alışı için düşündüklerimiz bugünde aynı yarında aynı olacaktır.

Sence Zaman var mıdır?

Bana göre Zaman dünyanın Güneş'i tavaf etmesinden ibarettir!
bir şeyin varlığı onu algılamamızla mı kanıtlanır? Benim onu algılamıyor olmam, fakat bir başkasının onu algılıyor olması onu benim için yok kılarken, diğeri için var kılar. tamam kısa keseceğim, ben pek farkında yaşamıyorum, dolayısıyla zaman denilen şeyin an kısmında çokça bulunamıyorum. zihnimi dolaştırıyorum olmuşla olacak arasında. arada durduramıyorum pek.p
Dolu dolu bakmayı demedin mi?
denedim ama çok zor be ya. bagajım çok küçük, büyüğünü almam gerek. adjfşajdaş
Bizler hayattan birşey değil bir çok şey isteriz. Hayat bize vermek zorundaymış gibi "hayat bize gülmüyor" deriz.

Biz ne verdikte ne istiyoruz? döngüsel
ağlamayan bebeğe meme yok diye daha baştan istemeyi öğretince, hayatımız istemek ve almak üzerine kuruldu bence. vermek kısmını pek düşünmediğimizden, sadece almaya hakkımız olduğunu zannetmeye başladık ve sonra hayat bize hiç gülmedi.
 
bir şeyin varlığı onu algılamamızla mı kanıtlanır? Benim onu algılamıyor olmam, fakat bir başkasının onu algılıyor olması onu benim için yok kılarken, diğeri için var kılar. tamam kısa keseceğim, ben pek farkında yaşamıyorum, dolayısıyla zaman denilen şeyin an kısmında çokça bulunamıyorum. zihnimi dolaştırıyorum olmuşla olacak arasında. arada durduramıyorum pek.p



denedim ama çok zor be ya. bagajım çok küçük, büyüğünü almam gerek. adjfşajdaş



ağlamayan bebeğe meme yok diye daha baştan istemeyi öğretince, hayatımız istemek ve almak üzerine kuruldu bence. vermek kısmını pek düşünmediğimizden, sadece almaya hakkımız olduğunu zannetmeye başladık ve sonra hayat bize hiç gülmedi.



Zihnim boşaldı galiba. Ama ayrı ayrı cevaplanacaktır inşallah !!
 
bir şeyin varlığı onu algılamamızla mı kanıtlanır? Benim onu algılamıyor olmam, fakat bir başkasının onu algılıyor olması onu benim için yok kılarken, diğeri için var kılar. tamam kısa keseceğim, ben pek farkında yaşamıyorum, dolayısıyla zaman denilen şeyin an kısmında çokça bulunamıyorum. zihnimi dolaştırıyorum olmuşla olacak arasında. arada durduramıyorum pek.p

Sokrates savunmasında bu konuya değinmişti '' dünyada bir kimse var mıdır ki Melatos, insanlara özgü işler olduğuna inansında, insanların varlığına inanmasın? bir adam bulabilir misiniz ki, at yoktur ama atın kullanıldığı işler vardır? bir kimse var mıdır ki, tanrılara özgü işlere inansında tanrılara inanmasın?''
bir şeyi yok saymak o şeyin var oluşu ile değil midir?

denedim ama çok zor be ya. bagajım çok küçük, büyüğünü almam gerek. adjfşajdaş

bu bana saidin tevsrini hatırlattı; ''insanı hayvana nispet etsek, görüyoruz ki insan, cihazatve alat itibariyle çok zengindir, yüz derece hayvandan daha ziyadedir. geçmiş zamanın elemleri ve gelecek zamanın korkuları ve herbir lezzetin dahi elem-i zevali onun zevklerini bozuyor.''

yani; bizler hayatın tadına varmamamızın sebebi geçmişte olan veya olmasını istediğimiz ama olamayanın avuntuları ile gelecek zamanın korkuları ve hayalleri ile anın tadına varamıyoruz. akıl bunun hesabını bize ahirette soracak diyede korkuyorum açıkçası. düşünsene aklın sana ''bana neden bu kadar yük bindiriyorsun sana yetişemiyorum, bak ne güzel hava ne güzel insan git onla uğraş'' dediğini. onun dili belkide bir sonraki hayatımızda açılacaktır! ha ne dersin?

bu ise sanırım dolu dolu yaşamakla alakalı idi :))
ya ben senin heybenin geniş olduğunu bildim ki :) belkide fazlalıkları yada işe yaramazları atmak en doğrusu olabilir!
ağlamayan bebeğe meme yok diye daha baştan istemeyi öğretince, hayatımız istemek ve almak üzerine kuruldu bence. vermek kısmını pek düşünmediğimizden, sadece almaya hakkımız olduğunu zannetmeye başladık ve sonra hayat bize hiç gülmedi.

''hayat nedir?'' sorusunu sormayacağımı mı sanıyorsun?
sen bunun cevabını bulmaya çalışa dur ben kendi sorunları mı sesli düşüneyim şuracıkta (herşey serbest demiştik sanırım)
şimdi sana başka bir soru sormak istiyorum. iyi insanlarla yaşamak güzel fakat kötü insanlarla yaşadığımızı anlamak zaman aldığı için onlarla yaşamakta güzel kötü olduklarını anlayana kadar.
bu süre zarfında işlediğimiz suçlara suç diyebilir miyiz?
aslında suçluluk çok kaypak bir kelimedir. sınırları belirsizdir. bazende vicdanımız ile buna cevap vermek kolay olabilir. fakat akıl vicdandan üstündür. yada bazen.

şimdi gitmem gerekiyor. tel bozuk düzelene kadar yazamayabilirim!
 
Sokrates savunmasında bu konuya değinmişti '' dünyada bir kimse var mıdır ki Melatos, insanlara özgü işler olduğuna inansında, insanların varlığına inanmasın? bir adam bulabilir misiniz ki, at yoktur ama atın kullanıldığı işler vardır? bir kimse var mıdır ki, tanrılara özgü işlere inansında tanrılara inanmasın?''
bir şeyi yok saymak o şeyin var oluşu ile değil midir?


yansımasını dahi algılayabiliyorsak varlığından da bahsedebiliriz elbette. yok saymak, yok kabul etmek, varlığını kabul etmemek, varlığını reddetmek, var saymamak... her ifade, var olduğunu kanıtlıyor aslında o "şey"in. bir şeyin var olduğunu algılarsınız, algılayamazsanız, bilemezseniz, bir şekilde size ulaşmazsa ondan bir şeyler; o şey sizin için yoktur. neyse, çok daha derinleşir bu konu. kesiyorum şimdilik.

yani; bizler hayatın tadına varmamamızın sebebi geçmişte olan veya olmasını istediğimiz ama olamayanın avuntuları ile gelecek zamanın korkuları ve hayalleri ile anın tadına varamıyoruz. akıl bunun hesabını bize ahirette soracak diyede korkuyorum açıkçası. düşünsene aklın sana ''bana neden bu kadar yük bindiriyorsun sana yetişemiyorum, bak ne güzel hava ne güzel insan git onla uğraş'' dediğini. onun dili belkide bir sonraki hayatımızda açılacaktır! ha ne dersin?

bu ise sanırım dolu dolu yaşamakla alakalı idi )
ya ben senin heybenin geniş olduğunu bildim ki belkide fazlalıkları yada işe yaramazları atmak en doğrusu olabilir!


zamanın hakkını versek hiç bu şüphelere, (geçmişi hatırlarken, geleceğe dair hesaplar yaparken, hayaller kurarkenki) gidip gelmelerdeki sapmaları da yaşamayacağız belki de.

fazlalıkları atma kısmı çok güzel bir öneri. kullanmadığım çok şey var heybemde. ama heybem ya çok esnektiyse? ya ben doldurdukça genişledi ve ben attıkça daralacaksa? işte tüm mesele bu! Korku. Buna da bir ara değinelim, nolur, çok istiyorum. adfjajşjajfdj

''hayat nedir?'' sorusunu sormayacağımı mı sanıyorsun?
sen bunun cevabını bulmaya çalışa dur ben kendi sorunları mı sesli düşüneyim şuracıkta (herşey serbest demiştik sanırım)
şimdi sana başka bir soru sormak istiyorum. iyi insanlarla yaşamak güzel fakat kötü insanlarla yaşadığımızı anlamak zaman aldığı için onlarla yaşamakta güzel kötü olduklarını anlayana kadar.
bu süre zarfında işlediğimiz suçlara suç diyebilir miyiz?
aslında suçluluk çok kaypak bir kelimedir. sınırları belirsizdir. bazende vicdanımız ile buna cevap vermek kolay olabilir. fakat akıl vicdandan üstündür. yada bazen.


hayat nedir? kısmını es geçiyorum. bu akşam, üstünkörü bile olsa hakkında bir şeyler yazmak istemiyorum. (heheh zaten yok ki.pppp)

kötünün kötü olduğunu anlayana kadar kötüyü iyi zannediyorduk, o halde kötülüğe karşı tepki verirken aslında iyi bir şey yaptğımızı da zannediyorduk. bu durumda suç diyemeyiz buna gibi geliyor. kötünün kötü olduğunu anladıktan/öğrendikten sonra ise yaptığımız şeyler artık bilinçli davranışlardır ve bunlar kötü olarak tanımlanıyorsa, davranışlarımız suç sayılabilir. (hep bir -e bilir yazalım, -e bilemez olasılığı da yedekte bulunsun.:d)

embesil, hadi biraz da siz yorulun.p
 
Sokrates savunmasında bu konuya değinmişti '' dünyada bir kimse var mıdır ki Melatos, insanlara özgü işler olduğuna inansında, insanların varlığına inanmasın? bir adam bulabilir misiniz ki, at yoktur ama atın kullanıldığı işler vardır? bir kimse var mıdır ki, tanrılara özgü işlere inansında tanrılara inanmasın?''
bir şeyi yok saymak o şeyin var oluşu ile değil midir?

yansımasını dahi algılayabiliyorsak varlığından da bahsedebiliriz elbette. yok saymak, yok kabul etmek, varlığını kabul etmemek, varlığını reddetmek, var saymamak... her ifade, var olduğunu kanıtlıyor aslında o "şey"in. bir şeyin var olduğunu algılarsınız, algılayamazsanız, bilemezseniz, bir şekilde size ulaşmazsa ondan bir şeyler; o şey sizin için yoktur. neyse, çok daha derinleşir bu konu. kesiyorum şimdilik.

yani; bizler hayatın tadına varmamamızın sebebi geçmişte olan veya olmasını istediğimiz ama olamayanın avuntuları ile gelecek zamanın korkuları ve hayalleri ile anın tadına varamıyoruz. akıl bunun hesabını bize ahirette soracak diyede korkuyorum açıkçası. düşünsene aklın sana ''bana neden bu kadar yük bindiriyorsun sana yetişemiyorum, bak ne güzel hava ne güzel insan git onla uğraş'' dediğini. onun dili belkide bir sonraki hayatımızda açılacaktır! ha ne dersin?

bu ise sanırım dolu dolu yaşamakla alakalı idi )
ya ben senin heybenin geniş olduğunu bildim ki belkide fazlalıkları yada işe yaramazları atmak en doğrusu olabilir!


zamanın hakkını versek hiç bu şüphelere, (geçmişi hatırlarken, geleceğe dair hesaplar yaparken, hayaller kurarkenki) gidip gelmelerdeki sapmaları da yaşamayacağız belki de.

fazlalıkları atma kısmı çok güzel bir öneri. kullanmadığım çok şey var heybemde. ama heybem ya çok esnektiyse? ya ben doldurdukça genişledi ve ben attıkça daralacaksa? işte tüm mesele bu! Korku. Buna da bir ara değinelim, nolur, çok istiyorum. adfjajşjajfdj

''hayat nedir?'' sorusunu sormayacağımı mı sanıyorsun?
sen bunun cevabını bulmaya çalışa dur ben kendi sorunları mı sesli düşüneyim şuracıkta (herşey serbest demiştik sanırım)
şimdi sana başka bir soru sormak istiyorum. iyi insanlarla yaşamak güzel fakat kötü insanlarla yaşadığımızı anlamak zaman aldığı için onlarla yaşamakta güzel kötü olduklarını anlayana kadar.
bu süre zarfında işlediğimiz suçlara suç diyebilir miyiz?
aslında suçluluk çok kaypak bir kelimedir. sınırları belirsizdir. bazende vicdanımız ile buna cevap vermek kolay olabilir. fakat akıl vicdandan üstündür. yada bazen.

hayat nedir? kısmını es geçiyorum. bu akşam, üstünkörü bile olsa hakkında bir şeyler yazmak istemiyorum. (heheh zaten yok ki.pppp)

kötünün kötü olduğunu anlayana kadar kötüyü iyi zannediyorduk, o halde kötülüğe karşı tepki verirken aslında iyi bir şey yaptğımızı da zannediyorduk. bu durumda suç diyemeyiz buna gibi geliyor. kötünün kötü olduğunu anladıktan/öğrendikten sonra ise yaptığımız şeyler artık bilinçli davranışlardır ve bunlar kötü olarak tanımlanıyorsa, davranışlarımız suç sayılabilir. (hep bir -e bilir yazalım, -e bilemez olasılığı da yedekte bulunsun.:d)

@embesil, hadi biraz da siz yorulun.p

şimdi sen 1 hatadır benim havalı artiz kılıklı bir zavallı olduğumu düşündün değil mi? yazamıyor olmam yazmak istemediğim anlamına gelinmez umarım.

ben özellikle ''hayat'' denen nesnenin sana yüklediği anlamı merak ediyorum. eğer es geçtiysen bu senin hayatı bir müzikte duraksama olarak görmene bağlıyorum. bu kabul işte. nice es'lere inşallah.

şimdi yazdıklarını tekrar okuyorumda düşüncelerine sadece katılabilirim. yukardaki konulara ekleyeceğim yorumlar senin yrumundan daha güzel olamaz. zira farklı bir yorum katmak ahmaklık olur. ama ben biriktirdim birsürü veler vesaireler.

bir bilgiyi ''biliyorum'' demenin yasak olduğunu düşün. fakat ''bildiğime inanıyorum'' demeye bir engel olmadığını farzet. ''bilme'' gibi bir sözcüğü ''inanma'' ya benzer şekilde yorumlamanın amacı ne olabilir? ''biliyorum'' diyenin yanılığı ortaya çıkarsa sözün sahibini utandıracak olması değil midir? hal böyle olunca yanılmak yasaklanmış hale gelir.

bilmeyi tam anlamı ile bilemediğimiz için bilgiler tamamen bir varsayım üzerinedir. peki varsayımlar üzerinden hareket etmemiz bizi ne kadar masum kılar?
 
şimdi sen 1 hatadır benim havalı artiz kılıklı bir zavallı olduğumu düşündün değil mi? yazamıyor olmam yazmak istemediğim anlamına gelinmez umarım.

ben özellikle ''hayat'' denen nesnenin sana yüklediği anlamı merak ediyorum. eğer es geçtiysen bu senin hayatı bir müzikte duraksama olarak görmene bağlıyorum. bu kabul işte. nice es'lere inşallah.

şimdi yazdıklarını tekrar okuyorumda düşüncelerine sadece katılabilirim. yukardaki konulara ekleyeceğim yorumlar senin yrumundan daha güzel olamaz. zira farklı bir yorum katmak ahmaklık olur. ama ben biriktirdim birsürü veler vesaireler.

bir bilgiyi ''biliyorum'' demenin yasak olduğunu düşün. fakat ''bildiğime inanıyorum'' demeye bir engel olmadığını farzet. ''bilme'' gibi bir sözcüğü ''inanma'' ya benzer şekilde yorumlamanın amacı ne olabilir? ''biliyorum'' diyenin yanılığı ortaya çıkarsa sözün sahibini utandıracak olması değil midir? hal böyle olunca yanılmak yasaklanmış hale gelir.

bilmeyi tam anlamı ile bilemediğimiz için bilgiler tamamen bir varsayım üzerinedir. peki varsayımlar üzerinden hareket etmemiz bizi ne kadar masum kılar?

hiç de öyle düşünmedim, tamam mı? .p havalı ve artiz kılıklı olan tarafta ben olmalıyım, bana (da) yakışır oralar. adfjşajaja

(paragraf paragraf alıyorum yine)
hayat denen şeyin bendeki yansıması bolca kabulleniş oldu. her kabullenişe; yani hayat denen o "şey"in bana verdiği, istediğim, reddettiğim, almakta kararsız kaldığım tüm verdiklerine ve yaşattıklarına "tamam, var bildiğin, biz yolumuza bakalım" demeyi öğrendim. o niye, bu niye, nasıl, gibi uzayıp giden soru zincirlerinin tükendiği yerde derin nefes alıp tüm o soruları çöpe atıp, yeni sorularla yeni eğlenceler ürettirdiği için ayrıca teşekkür ettim kendisine. (bu soruna cevap olmadı di mi, olsun ben bunları yazmak istedim, bu akşam bunlar geçti içimden.:ddddd)

sadece katılmak ile tamamen katılmak arasında fark olsa gerek. ayrıca ilerleyen cümlelerinden sadece katılmak tamamen katılmaya dönüşmese de arada çok da uzun bir mesafe olmadığını anlıyorum. (lütfen doğru anlayayım bu kısmı, az şişmek istiyorum.p) bissürü veler ve vesaireleri ayrıca merak ediyorum, lütfen yaz. (sizden sene geçişin hatrına en azından.)

"biliyorum" diyince bir kesinlik ifade ediliyor. ben biiliyorum, siz bilmiyorsunuz. bir ayrım var. "bildiğime inanıyorum" dendiğinde ise daha bir öznel. ben bildiğime inanıyorum, sense benim bildiğime inanmayabilirsin. benim bilmem, senin de bildiğime inanmanı gerektirmez. bir serbestlik söz konusu.

son paragrafına bilmek nedir ki sorusu ile başlayayım. tdk birçok tanım yapmış bilmek ile ilgili. tanımların içinde inanmak da var, varsaymak da. açıkçası burada tıkandım. biraz ışık lazım buralara. yine gelirim ben...
 
hiç de öyle düşünmedim, tamam mı? .p havalı ve artiz kılıklı olan tarafta ben olmalıyım, bana (da) yakışır oralar. adfjşajaja

(paragraf paragraf alıyorum yine)
hayat denen şeyin bendeki yansıması bolca kabulleniş oldu. her kabullenişe; yani hayat denen o "şey"in bana verdiği, istediğim, reddettiğim, almakta kararsız kaldığım tüm verdiklerine ve yaşattıklarına "tamam, var bildiğin, biz yolumuza bakalım" demeyi öğrendim. o niye, bu niye, nasıl, gibi uzayıp giden soru zincirlerinin tükendiği yerde derin nefes alıp tüm o soruları çöpe atıp, yeni sorularla yeni eğlenceler ürettirdiği için ayrıca teşekkür ettim kendisine. (bu soruna cevap olmadı di mi, olsun ben bunları yazmak istedim, bu akşam bunlar geçti içimden.:ddddd)

sadece katılmak ile tamamen katılmak arasında fark olsa gerek. ayrıca ilerleyen cümlelerinden sadece katılmak tamamen katılmaya dönüşmese de arada çok da uzun bir mesafe olmadığını anlıyorum. (lütfen doğru anlayayım bu kısmı, az şişmek istiyorum.p) bissürü veler ve vesaireleri ayrıca merak ediyorum, lütfen yaz. (sizden sene geçişin hatrına en azından.)

"biliyorum" diyince bir kesinlik ifade ediliyor. ben biiliyorum, siz bilmiyorsunuz. bir ayrım var. "bildiğime inanıyorum" dendiğinde ise daha bir öznel. ben bildiğime inanıyorum, sense benim bildiğime inanmayabilirsin. benim bilmem, senin de bildiğime inanmanı gerektirmez. bir serbestlik söz konusu.

son paragrafına bilmek nedir ki sorusu ile başlayayım. tdk birçok tanım yapmış bilmek ile ilgili. tanımların içinde inanmak da var, varsaymak da. açıkçası burada tıkandım. biraz ışık lazım buralara. yine gelirim ben...


bilmek :)
benim orta 1 terk olduğumu bilmiyor oluşuna veriyorum bu sorunu. ama yinede cevaplamak için çaba sarfedeceğim.
bilmek; ''bir insanın güzel kıyafetler giyip aynanın karşısına geçip kendisini beğenmesidir''
bu cevap tatmin etmiyorsa eğer daha normal bir cevap verebilirim. örneğin bir illüzyonist ''ayşenin gözleri fatmanın gözlerinden daha güzel şeyler ifade ediyor'' dediğinde bu illüzyonist ayşeye göre bilendir. Fatma ve fatmanın sevdiklerine göre ise cahildir. galiba tdk bunu atlamıştır.

sence böyle bir iltifat iyi midir kötü müdür? yada iyiyse neden kötüyse neden?
 
yazasım yok bugün.



Belkide okuyasın vardır...

Bazı kelimeler cümlelerin arasına iliştirildinde, cümle her okunduğunda gevrek bir simit tadı verir. Yazdıklarına bakınca öyle görülüyor. Yaz mevsiminib bitişi insanlarda bi burukluğa neden oluyor. Belkide bana öyle geliyor. Kiminin teni bronzlaşmış giriyor sonbahara, kimiside fikirleri bronzlaşıyor. Gogol 'ölü canlarda'
"Amaç, güzel olmaya güzeldirde bu hiçbir sonuç vermez. Bunun nedenide insanın daha baştan tatmin olmayışındadır." Yada buna benzer bir cümle kullanıyor. Tam emin değilim, sanırım yaşlanıyorum. Bu yaşlarda birinin hatırcası zayıflıyorsa bu kişiyi unutkan yapar mı? Bence tembelliktir unutmak. Gogol burada ne saçmalıyor diye düşünürken, ben ne saçma şeyler düşünüyormuşum demeye başladım. Herneyse konu neydi onuda atladım.

Sorum vardı evet; bir kadının güzelliğinden dolayı duyulan saygınlığını, güzelliği çıkarıldığında (yani yaşlandığında) aynı saygınlığı yitirmemesi için kendisine nasıl bir özellik eklenmeli?
 
Sen yazsan ben hep okurum aslında.flajdşafj

Gogol ne demek istemiş peki? Mutlu olmayı bir amacın varlığına bağlayanlara sitem mi etmiş yoksa "güzel" bir amacı olup da çabalayanlara öğüt mü vermek istemiş? Bu şey gibi, yerinden şikayet edip sürekli yer değiştiren, bunu yaptığında mutlu olacağını sanan insanların durumu gibi biraz da.pp Kusur bulmaya, kendini mutsuz etmeye alışmış biri için öncelikle sorulması gereken soru ne istediği olmalıdır. Soruyu defalarca sormalı, gelen cevapları sanki isteği olmuşçasına yaşamalı, tekrar tekrar soru cevap şeklinde devam etmeli ve sonuna kadar dayanmalıdır bu oyuna.

Oooo çok saptım ben.:dddd

Bir şey eklemesine gerek yok. Güzel olduğu için saygı duyulmuş, başka özellikleri olduğu için değil. Ön plana çıkaracağı yetenekleri varsa, geçmişteki ününü kullanıp onları sergileyebilir. Yani birazcık sıra değiştirecek, güzellik yaşlılıkla beraber eğride aşağılara çekilirken mesela tasarım yeteneği vardır, onu üst sıralara koyacak, onun üzerine yoğunlaşacak. Azalan, azalması kaçınılmaz olanı bırakacak, geliştirmeye müsait şeylerin üzerine gidecek.

Ha hiçbir şeyi yoksa da estetik yaptıracak.:dddd

embesil
 
4f0fadb6fc3ebfcfb0b11e44f1c6b812.jpg


İnsan görmek istediğini, herkesin kendi gördüğü biçimde görmesini ister.
Gogol bunları günümüz literatürüne göre düşünmemişse onun eksikliği. 'Ölü canlar' ve 'portre' ikisi birbirinden ayrı olsada benzerlikleri aşikar. Sanırım yorumuna bakılırsa benim tekrar okumam gerekiyor. Kaçırdıklarım var. Aslında ben daha çok anlık düşünmüştüm. Güçlü, zengin, güzel, zeki kendisinde olan özelliklerinde istiyorsa bu onun geleceği için mi yoksa kendisinde bu özelliklerin varlığından mı bihaber? Yada bir nihayetin varlığından habersiz.

O değilde bu aralar Ellerim diken diken oluyor bazen, bazende ayaklarım. En çokta ayaklarım. Maziye bakınca abuk subuk bir sürü argümanlar.
 
-e bilir ekinden ben de bi gıdım alayım.p

Okul çağındaki bir çocuk için doğru olan hem okulda olması (ya da "doğru" eğitim göreceği bir yerde bulunması), hem de parkta olması. İkisi de doğrudur çocuk için. Günün farklı zamanlarında her ikisini de (her iki doğruyu da) gerçekleştirebilir.

Benim dediğim doğru olan güzel olmayabilirden ziyade doğru olan göreceli olabilir idi. Zamanla değişebilir, kişilerce farklı algılanabilir idi.

Di.

Kişisel sayfan elastiki bir organizmaya dönüşmesin diyeyim ve çekeyim kulağımı.
Ve bir tezim var; İYİ OLAN GÜZEL OLMAYA BİLİR! Senin tezin ise doğru olan güzel olmayabilir.
Okul çağına gelmiş bir çocuk düşün. Doğru olan onun okulda olması değil mi? Veya iyi olan onun çocuk parkında olması değil mi?

Siz ikiniz çok biliyosunuz :bekle

Size doğruyu göstereyim mi?
Şu an tek doğrum,
photo-100.jpg


Gerisi fasa fiso
 
Geri