Millet birbirine saydırıyor da saydırıyor. Allah, din, kitap... Derken peşi sıra bir dünya insanın ve insanlığın ne olduğuna dair tanımlar. Bilumum kamyon arkası yazılar... Gelirler, giderler... Kin, intikam, gözyaşı, vefa, emek, saygı, hırs, hırsızlık, aldatılmışlık, en dibi dibine kadar haysiyet, insaniyet, süistimal-i iyi niyet...
Of be! Nası bir moda giriyorlarsa ellerine o esnada "ben salağın önde gideniyim" yazan kâğıdı ver, arada onu da okurlar.
Neyse. Tabii ki bir iki hafta içinde bakıyorsun hiçbir şey olmamış gibi yine yan yanalar bunlar. Gönül bağı, dostluk, nasıl aile olunur, biz birbirimizin önünden arkasından sağından solundan üstünden altından çaprazından doğusundan batısından kuzeyinden güneyinden her bir yanından bilmem ne bilmem necilik...
Sanki beyin, minimal düzeyde hayatta kalmayı sağlayacak bir noktaya ulaştıktan sonra artık gelişimini bırakmış. Meydan da bütünüyle duygulara kalmış.
Biz ölmüşüz be! Şu duyguları bu kadar doruklarda yaşayamıyoruz ya. Bu da rasyonel isyanın öz eleştirisi olsun, ne yapalım...