1 PiSi & Bla Bla

🕒 Konu sahibi 3 saat önce aktifti
Şarkı söylerken kedim ayaklanıp hemen yanıma geliyor. Sürtünüyor, yalıyor, bana eşlik ediyor...

Hele ki Öykü Gürman'dan Ne Olur Bir Sabah parçası; Sevmelere doyamaz kıymetlimiz.
 
Millet birbirine saydırıyor da saydırıyor. Allah, din, kitap... Derken peşi sıra bir dünya insanın ve insanlığın ne olduğuna dair tanımlar. Bilumum kamyon arkası yazılar... Gelirler, giderler... Kin, intikam, gözyaşı, vefa, emek, saygı, hırs, hırsızlık, aldatılmışlık, en dibi dibine kadar haysiyet, insaniyet, süistimal-i iyi niyet...
Of be! Nası bir moda giriyorlarsa ellerine o esnada "ben salağın önde gideniyim" yazan kâğıdı ver, arada onu da okurlar.

Neyse. Tabii ki bir iki hafta içinde bakıyorsun hiçbir şey olmamış gibi yine yan yanalar bunlar. Gönül bağı, dostluk, nasıl aile olunur, biz birbirimizin önünden arkasından sağından solundan üstünden altından çaprazından doğusundan batısından kuzeyinden güneyinden her bir yanından bilmem ne bilmem necilik...

Sanki beyin, minimal düzeyde hayatta kalmayı sağlayacak bir noktaya ulaştıktan sonra artık gelişimini bırakmış. Meydan da bütünüyle duygulara kalmış.

Biz ölmüşüz be! Şu duyguları bu kadar doruklarda yaşayamıyoruz ya. Bu da rasyonel isyanın öz eleştirisi olsun, ne yapalım...
 
Birinin doğum gününü kutlayınca, buna neden eşi/sevgilisi ya da bu mertebenin adayı/aday adayı her kimse o cevap veriyor anlamıyorum.

Hayır, kafa karıştırıyor. Kimin doğum günüydü, kim kimdi? Niye yani, niye? Yeni yeni âdetler...
 
Hoş geldin…
Sen yokken kimse gsm no’mu istemedi. Bir boşluğa düştüm…
 
Hoş geldin…
Sen yokken kimse gsm no’mu istemedi. Bir boşluğa düştüm…

Pff. Hoş mu geldim...

Yokluğumda sohbet sunucusuna çevirmişsiniz canım günlüğümü. Hoş geldin beş gittin falan. Ohoo...

Neyse, standardlarımı tekrar belirteyim:

Doktorası olmayan,
Saygın akademik otoritelerce eleştiriye değer görülmüş en az üç adet makalesi bulunmayan,
Biri ingilizce olmak üzere en az üç yabancı dili bulunmayan yazmasın lütfen.
 
Mahallenin sokak kedileri tarafından aylardır kandırıldığımı fark ettim dün. Şöyle ki, içlerinden biri kapıya dayanıyor ve uzun müddet ısrarla miyavlıyor. Ben de kaba mama koyup önüne koyuyorum tabii, karnını doyursun diye.

Derken iki üç tane daha peydah oluyor. Bu sefer uzunlamasına bir karton serip onun üzerine bırakıyorum bir miktar mama daha. Yalnız, ben mama getirmek için her içeri girip çıktığımda birer ikişer kediler gelmeye devam ediyor. Meğersem ben içeri girdiğimde bazıları tekrar çitin, duvarın, ya da her nereden geliyorsa oraya saklanıp sanki ilk kez geliyormuşçasına üşüşüyormuş istasyon mahaline.

Dolayısıyla böyle olunca ben de sekiz kedi varsa on kedilik mama bırakmış oluyorum veya on kedi varsa on üç kedilik mama bırakmış oluyorum.
Aralarından uyanık olanlar bunu hesap edip böyle bir strateji geliştirmişler.
 
Kedi, ayıklanmış pirinç tepsisine işemiş. Pirinci kedi kumu sanmış ve doldurmuş.
 
Her yeni Pokemon neslinin lansesi yapıldığında, bak bu nesil de bir halta benzemiyor yorumu yapılmak zorunda mıdır? İnatla ve ısrarla.

1997 - 2023 seneleri arası toplam dokuz pokemon jenerasyonu kitleye sunuldu. Vatandaş bu dokuz jenerasyonun beşini net beğenmediğini söylüyor, ikisi içinse eh işte idare eder diyor. Buradan hareketle genel itibarıyla bu pokemon denen şeyi beğenmediği ayan beyan ortada denebilir. O hâlde daha ne halt yemeğe kendini zorluyorsun. Beğenmemişsin işte, git başka bir şeye kendini ver. Sanki mutsuz bir evlilik yapmışsın da, ebeveynlik hassasiyetin ve sorumlulukların uyarınca o evliliği sürdürmek durumunda kalıyormuşçasına yana yakıla ortada dolanmanın âlemi nedir?

Bu pokemon dediğimiz, böyle pençeli, bıçak dişli, dikenli ve zırhlı, keskin boynuzlu, ya da ne bileyim belinde tabancası, elinde ekmek bıçağı, sırtında kılıcı olan, yanına yaklaşmayalım bu bizi harcar dedirtecek bir şey olmak durumunda değil. Yok fincandan pokemon mu olur, anahtarlıktan pokemon icat edecek kadar düştünüz mü, bunlar olaya gereksiz kafa yormaktan. Yapmışlar zaten, gayet de olmuş. Pokemon Company bilmem kaç nesil geri gidip de senin bak buradan sonrakiler hiç pokemon gibi olmamış dediğin yerden tekrar pokemon oluşturmaya başlayacak değil. Sal gitsin.

Ha desen ki oyunlar genel olarak çok basit oluyor, bu oyunları yapanlar kolayı seçiyorlar ve pek kasmıyorlar, bunu anlarım. Oyunların bir sürü vasatlığı dururken bunun pokemonuna ve konseptine neden bu kadar düz mantık takılıyorsun!
 
Gideyim de Southpark dizisini öveyim.

Çizgi dizi ya da anime kültürüm yoktur. Bir tek Peanuts - Charlie Brown & Snoopy olarak bilinir - severim, o da karikatür serisi olarak da hoşuma gittiğinden. Pokemon nesillerini mitoloji üzerine yeni yazımları olduğundan seviyorum, anime olarak benim için hiçbir anlamı ve önemi yoktur.
 
Pokemon Go sekizinci nesle jamiryu deyip direkt dokuzuncu nesle geçince biz de merhaba dedik.
Ve işte sürpriz lansesiyle birlikte pokegirl'lere reaksiyon yayınında t-shirt çıkarttıran, hatta birkaç ay sonra gelen evrimleriyle birlikte üzerindeki bütün her şeyi çıkarttıran starter kedicik.
 

Ekli dosyalar

  • PoGo 25 Eylül.png
    PoGo 25 Eylül.png
    196.7 KB · Görüntüleme: 3
Koleksiyonunu merak ettiğim yine yazıverdi GSM numarasını...
 

Ekli dosyalar

  • PoGo 26 Eylül.png
    PoGo 26 Eylül.png
    175.3 KB · Görüntüleme: 3
Aah ah! Memleket var, sokaklarında zincirsiz ve kilitsiz kitap dolapları dolu. Bizde böyle bir şeyi takdiri ve böyle bir şeye imrenmeyi geçtim, okuyanı yererler.
 
Bugün yine tersledim bir öğretmen adayı arkadaşı. Diyor ki alan atamamız yok, lütfen destek verin. "Haklısın!" dedim. Çocuklara en az iki yabancı dil öğretelim. Eski yazıyı da öğretelim, eski ölmüşlerinin mektuplarını, mezar taşlarını okuyabilsinler. Göktürkçeyi de öğretelim, kökenlerinin dikili taşlarını falan da okuyabilsinler. Arkeoloji memleketindeyiz, antik yunancayı, hatta sümer lisanını da öğretelim. Mısır hiyerogliflerini de okuyabilsinler, onu da öğretelim. Mantıklı geliyor mu, kafan alıyor mu bu kadarını diye sordum.

Bu kadar absürt yazınca kızdı tabi, tepki gösterdi. İyi de dedim, bir yerde iş oraya gidiyor.
 
IRC tayfasının forum rutini:

Forumcu günaydın der, mutlu hafta sonları diler ya da selâmlar, herkes ne yapıyor falan diye yazar...

Sunucu kafası öyle değil. Sabaha forumda iddialı bir şey yazarak başlar:
"İbnesiniz hepiniz. Adamlık kim, siz kim?"
Adamlıktan kasıtları, hani eğlence mekânlarına yazıyorlar ya "damsız girilmez" diye. Onun yazılma sebebi olan varoluş türü...

Öğlene doğru ya da öğle sonrası olağan bir forumcu kahve rutinini yazar, işi ya da gün içindeki aktivitesi ile ilgili bir şeye değinir.

O zaman aralığı içinde, sunucu kafası ise tanrılık düzeyine ulaşıp ulaşamama noktasında kendilerini mahrum bırakanlara yönelik yakarışlarını ilân eder:
"O arkandayız diyenler aslında hep bizi göte getirenler. Ama onlar bilmezler ki götümüzün kılı bile değiller."
Abartarak yazdığımı düşünüyorsanız, keşke öyle olsa. Hemen hemen ifade şekilleri bu.

Akşam ve sonrası ise genelde internetten kamyon arkası sözler bakıp oradan bir şeyler yazmayı tercih ederler.
"Rüzgâr ne kadar sert eserse essin, kayadan alıp götürebileceği ancak tozdur."
"Görünce gözlerinin yaşını, mendile harcadım maaşımı."
"Sevmelerin dibiyim, gönül saksına dikiyim."
blah blah blah
 
İsrail, Filistin konusuyla ilgili olarak en son mutabakat masasına oturduğunda Hamas'ı özellikle o masada istedi. Daha doğrusu, İsrail'i o masaya ayıla bayıla oturmaya ikna eden şey Hamas'ın da o masada olmasıydı. Çünkü Netenyahu zihniyeti zannediyordu ki Filistin'i Batı Şeria ve Hamas hakimiyetindeki Doğu Filistin Gazze Yönetimi olarak ikiye ayırdığında, bunlar Filistin Davasının önderliğini üstlenmek için birbirlerine düşecekler...

Netenyahu beceriksiz bir devlet başkanı mı, kesinlikle evet. Kendi halkını düşünmeyen başka halka mı merhamet gösterecek? Şaşarım. Ama diğer taraftan beceriksizliğine ve sürekli eleştiriliyor olmasına rağmen arkasındaki politik destek de herkesin malumu. Hata yapmaktan muzdarip, güzel uşaklık yapıyor çünkü. RTE'yi tahtında tutan da bir yerde aynı sebep. RTE, becerikli bir devlet başkanı mı? Beceriksizin önde gideni maalesef. Ama işte hata yaptıkça uşaklık yapma potansiyelini artırıyor. Eksik olmasın, uşaklığı da çok güzel yaptırıyor bize. Mülteciler var onları alıversen diyorlar, ne demek efendim hemen yaparız diyor. Savaştaki Ukrayna'dan bize buğday gelecek, onu hâllediversen deniyor, hâllediveriyor. Suriye'de savaş çıktı, bir iki grubu da sen silâhlandırıver diyorlar, hemen hâlledelim diyor. Bunların hepsi dünya lideri. Ama bu dünyanın değil, öbür dünyanın...
 
Son bir aydır bir müzik parçası bile açıp dinleyebilmişliğim yok. Sürekli kafamın içinde sesler var ve hiç susmuyorlar. Artık anladım ki, zeki olmanın ve erdemli kalma çabasının lanetiyle yaşıyorum.
 
Geri