Yas ve Melankoli

  • Kullanıcı Lefty
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Derin Tartışmalar
🕒 Konu sahibi 5 saat önce aktifti
Freud’a göre bellek yas karşısında direnir, çünkü yitirilen sadece bir kişi/nesne değil, insanın o kişi/nesneyle kurduğu ilişkidir aynı zamanda. Bu nedenle bir “yas çalışması”na ihtiyaç vardır: yani “öleni öldürme süreci”ne. Freud, “Yas ve Melankoli” başlıklı yazısında “sağlıklı/başarılı yas” ve “patolojik/başarısız yas” ayrımı yapar. Başarılı yas kaybedilen nesnenin/kişinin yerine başka bir nesneyi/kişiyi koymakla ilgilidir; başarısız yas ise engellenmiş yastır, patolojik bir durumdur ve melankoliye yol açar. Bu patolojik durumda, ego kaybedilen nesne tarafından ele geçirilir, kaybedilen nesneye kendini adar. İlk yazılarında melankolinin sağlıksız bir takıntı hali olduğunu vurgulayan Freud sonraki yazılarında melankoliyle birleştirdiği tutuma ayrıcalık tanımıştır; yas için temelde önemli olan şey yitirileni bünyeye katmak, kayıp nedeniyle sonsuza kadar değişmeye rıza göstermektir.

Burada söz konusu olan, kayba bağlılığın nihai koparılışı değil, bağlılığın özdeşleşme olarak bedene alınışı ve bu yolla kaybın bedende ikâmet etmeye başlayışıdır: Tam olarak terk edilmeyen kayıp dışarıdan içeriye aktarılmakta ve egonun bir parçası olarak korunmaktadır. Freud’un Ben ve İd’deki çözümlemelerinin temel vurgusu, kaybın dönüştürücü etkisidir. Butler bu vurguyu çok önemser: Gerçek yas kişinin kayıp tarafından ele geçirilmeye razı olmasıyla tutulabilir; bu, aynı zamanda ötekine/belirsiz olana/temsil edilemeyene teslim olmaktır. Geçmişin hayaletleri ve ağırlığıyla hantallaşmış olan günümüzde politik özne olmanın koşulu da bu melankoli ya da yitenleri şimdide tutmaya adanmış uzlaşımsız yastır.

Uzlaşımsız yas, Walter Benjamin’in “Tarih Kavramı Üzerine” başlıklı yazısında Paul Klee’nin “Angelus Novus” adlı tablosunu betimleyişini akla getirir: Bu tabloda Klee,

“…bakışlarını ayıramadığı bir şeyden sanki uzaklaşıp gitmek üzere olan bir meleği tasvir eder: Gözleri faltaşı gibi, ağzı açık, kanatları gerilmiş. Tarih meleğinin görünüşü de ancak böyle olabilir, yüzü geçmişe çevrilmiş. Bize bir olaylar zinciri olarak görünenleri, o tek bir felaket olarak görür, yıkıntıları durmadan üst üste yığıp ayaklarının önüne fırlatan bir felaket. Biraz daha kalmak isterdi melek, ölüleri hayata döndürmek, kırık parçaları yeniden birleştirmek… Ama Cennet’ten kopup gelen bir fırtına kanatlarını öyle bir şiddetle yakalamıştır ki, bir daha kapayamaz onları. Yıkıntılar gözlerinin önünde göğe doğru yükselirken, fırtınayla birlikte çaresiz, sırtını döndüğü geleceğe sürüklenir…”

Bu alıntı tarihin enkazını seyredenin müphem varoluşunu da mükemmelen ifade eder. Geçmişi, geleceği, elbette şimdisi de kendisine ait olmayan seyirci, muhtemelen, gördüğü felaketten bir anlığına uzaklaştığında fırtınaya kapılacak, sırtını döndüğü geleceğe sürüklenecektir; bu, tarih karşısında edilgin konumlanıştır. Tarihin enkazıyla kurulacak faal ilişki ise geçiş/akış değil de “kopuş” olan “şimdi”nin zamanında, “olay”a sadakatle mümkündür. Kurma-yıkma diyalektiğini askıya alan mesiyanik an, geçmişi kurtarmak ve geçmişi geleceğe yöneltmek için tarihte ilerleme denilen şeyi askıya almalıdır.


Uzm. Dr. Gülşah Meral Özgür
Psikiyatrist / Psikoterapist
 
Helva kavurun. Dağıtın.
 
İnsanın sevdiği birini kaybetmesi o kadar da kolay kabullenilecek bir durum değil ancak ölen kişiyi sürekli düşünmek ya da onun eşyalarını muhafaza edip anısını yaşatmaya çalışmak da kişinin yas tutma sürecini maalesef olumsuz yönde etkiliyor ve yasın sonunu getirmiyor.

Ölen kişinin ardından yeni bir yaşama tutunma çabası, kişilerde çoğu zaman suçluluk duygusuna sebep oluyor çünkü ölenin yokluğunda mutlu olmayı o kişiye haksızlıkmış gibi algılıyorlar oysaki ölüme ne anlam yüklersek yükleyelim, gerçekliğini kabullenmekten başka seçeneğimiz bulunmuyor.

Kaybettiğimiz insanı sürekli düşünmek, beyindeki o kişi ile ilgili nöron bağlarını güçlendiriyor ve bir süre sonra onun yokluğunu kabullenemez hale geliyoruz ki bu da ne yazık ki intihara kadar uzanabiliyor. Yapılması gereken ise yas süresini çok uzatmadan, kaybettiğimiz kişi ile vedalaşmaktır ancak bu asla o kişiyi tamamen unuttuğumuz anlamına gelmez. Bu sebeple suçluluk duymaya da gerek yoktur.
 
Benim düşüncem her duyguyu sonuna kadar yaşamalı ve benimsemeli.
Bir acıya direnip erteleyip/ötelediğinde bu ilerki zamanda farklı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca duyguları yaşamadan esgeçmez insani yanımızı da köreltir. Nitekim şuan o evrelerdeyiz bir yerde bir ölüm oldugunda o ölüm herkesi etkiler ve insanlar günlerce kendine gelemezdi.
Şimdi ne mi oluyor ? Mezardan sonra düğüne cafelere vs vs.

Ölenle ölünmez ama bunun başımıza geleceğini düşünerek o nüansı sonuna kadar yaşayıp içselleştirmeliyiz bence.

Yas tutulmalı ama kararında.

Melakoli ye gelecek olursak bazı insanların ruhları direkt melankoli ile yogurulmuştur. Hatta yakışır ve üzerine oturur.
Her duygunun oldugu gibi melankolinin de kararı makbuldür. Derine inmek içine kapanma durumunu oluşturabilir.

Denge önemli.
 
Benim düşüncem her duyguyu sonuna kadar yaşamalı ve benimsemeli.
Bir acıya direnip erteleyip/ötelediğinde bu ilerki zamanda farklı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca duyguları yaşamadan esgeçmez insani yanımızı da köreltir. Nitekim şuan o evrelerdeyiz bir yerde bir ölüm oldugunda o ölüm herkesi etkiler ve insanlar günlerce kendine gelemezdi.
Şimdi ne mi oluyor ? Mezardan sonra düğüne cafelere vs vs.

Ölenle ölünmez ama bunun başımıza geleceğini düşünerek o nüansı sonuna kadar yaşayıp içselleştirmeliyiz bence.

Yas tutulmalı ama kararında.

Melakoli ye gelecek olursak bazı insanların ruhları direkt melankoli ile yogurulmuştur. Hatta yakışır ve üzerine oturur.
Her duygunun oldugu gibi melankolinin de kararı makbuldür. Derine inmek içine kapanma durumunu oluşturabilir.

Denge önemli.
Ölen kişinin odasını bile muhafaza eden insanlar var yıllarca ve ona ait her eşyayı tutmaya çalışıyorlar ancak bu durum sadece acı verici süreci uzatmaktan başka işe yaramıyor.
 
Ölen kişinin odasını bile muhafaza eden insanlar var yıllarca ve ona ait her eşyayı tutmaya çalışıyorlar ancak bu durum sadece acı verici süreci uzatmaktan başka işe yaramıyor.
Bir ailenin erkek çocuğu ölüyor ve mezarlık hemen evlerinin karşısında adam hergün gidiyor ve oğlunun mezarına kapanıp ağlıyor derken orda kalp krizi geçiriyor ölüyor. Evet aşırılık iyi bişey değil. İzleri kalır ama akışa kapılmak lazım haklısın.
 
Bir ailenin erkek çocuğu ölüyor ve mezarlık hemen evlerinin karşısında adam hergün gidiyor ve oğlunun mezarına kapanıp ağlıyor derken orda kalp krizi geçiriyor ölüyor. Evet aşırılık iyi bişey değil. İzleri kalır ama akışa kapılmak lazım haklısın.
Yasın hiç sonlanmadığı durumlar da var ancak bunlar genelde kayıp vakaları ve kaybolan kişinin başına ne geldiğini bilememek, yakınlarının tüm yaşamını felç ediyor. Ölüm durumumda ise hiç değilse o kişinin hayatta olmadığından emin olabiliyorsun.

Senin verdiğin bu örnek de çok acı ve işte ölen kişiyi sürekli zihinde tutmak, belli bir süre sonra insanı hasta ediyor.
 
Hayat çok kısa
Harcanma boşa
Değer mi dünya
Bir damla yaşa
Hayat kısa ancak bazı durumlarda ağlamak faydalıdır yoksa içine atmak insanı daha çok yoruyor. Acıyı baskılamak, hiç ummadığın anda seni zora sokabilir.
 
  • Beğen
Tepkiler: ne
Ebru Şallı için çocuğunun ölümü sonrası tatile gitti diye çok acımasız eleştiriler gelmişti fakat kimsenin böyle bir eleştiri yapmaya hakkı yoktu çünkü ortada bir yanlış da yoktu ve acısını atlatmak için bir yol arıyordu ayrıca geride onu bekleyen bir çocuğu daha var.
 
Hayat kısa ancak bazı durumlarda ağlamak faydalıdır yoksa içine atmak insanı daha çok yoruyor. Acıyı baskılamak, hiç ummadığın anda seni zora sokabilir.
Sonu hep hiçliğe varıyor.nice gözyaşları ve acıları toprak yuttu..acı hissettiğin şeylerden ibaret değil,görmezlikten geldiğimiz nice dramalar var.
 
Sonu hep hiçliğe varıyor.nice gözyaşları ve acıları toprak yuttu..acı hissettiğin şeylerden ibaret değil,görmezlikten geldiğimiz nice dramalar var.
Ateş düştüğü yeri yakıyor ve insanların başka acılara empati duyması o kadar da kolay değil maalesef.
"Hiçlik midir yoksa sonsuzluk mu?" konusunda hiçbirimiz net konuşmayız ancak hayatta olduğumuz sürece de yaşama bir şekilde tutunmak zorundayız.
 
Ateş düştüğü yeri yakıyor ve insanların başka acılara empati duyması o kadar da kolay değil maalesef.
"Hiçlik midir yoksa sonsuzluk mu?" konusunda hiçbirimiz net konuşmayız ancak hayatta olduğumuz sürece de yaşama bir şekilde tutunmak zorundayız.
Orası öyle kendi sonunu değiştirmeyeceğine göre kendini aldatıp yalandanda olsa mutlu olmaya bak..irademizin dışında var olup yada dünyaya gelmişiz.bize ne cennetten cehennemden..soran oldu mu dünyaya gelmek istermisin diye.kim cehennemi hakkediyor ben mi yoksa beni yaratan mı?
 
Ben hep yastayım ama kimse bilmiyor.
 
Orası öyle kendi sonunu değiştirmeyeceğine göre kendini aldatıp yalandanda olsa mutlu olmaya bak..irademizin dışında var olup yada dünyaya gelmişiz.bize ne cennetten cehennemden..soran oldu mu dünyaya gelmek istermisin diye.kim cehennemi hakkediyor ben mi yoksa beni yaratan mı?
Yazdıkların aslında bambaşka bir konu ancak asıl önemli olanın, insanlığa faydalı olmak ve vicdani bir yaşam sürmek olduğunu düşünüyorum.
 
Yazdıkların aslında bambaşka bir konu ancak asıl önemli olanın, insanlığa faydalı olmak ve vicdani bir yaşam sürmek olduğunu düşünüyorum.
Evet kendi dünyamızda insan diye bir realite var.lakin iyiliğe değer mi o tartışılır..etobur olan bütün canlılar acının kaynağı ve kuşaktan kuşağa taşıyıcılarıdır.dünyadaki iyilik safsatası kötülüğün yanında kum tanesi gibi durur..
 
Evet kendi dünyamızda insan diye bir realite var.lakin iyiliğe değer mi o tartışılır..etobur olan bütün canlılar acının kaynağı ve kuşaktan kuşağa taşıyıcılarıdır.dünyadaki iyilik safsatası kötülüğün yanında kum tanesi gibi durur..
İyi olmayı ya da iyiliği başkaları için değil, kendin için yapıyorsun ve görünüşe çok aldanmamak lazım. İyi olduğu sanılan çoğu insanın arka planda bir ton kötülüğü çıkabiliyor. Kimseyi görünenle yargılamamaya çalışıyorum çünkü oldukça yanıltıcı olabiliyor.

İlk yorumunda yazdığın gibi hayat oldukça kısa ve her anı doğru kullanmak gerekiyor. Vicdanına sığıyorsa iyidir zaten yoksa şüphe varsa kötü olma ihtimali var.
 
İyi olmayı ya da iyiliği başkaları için değil, kendin için yapıyorsun ve görünüşe çok aldanmamak lazım. İyi olduğu sanılan çoğu insanın arka planda bir ton kötülüğü çıkabiliyor. Kimseyi görünenle yargılamamaya çalışıyorum çünkü oldukça yanıltıcı olabiliyor.

İlk yorumunda yazdığın gibi hayat oldukça kısa ve her anı doğru kullanmak gerekiyor. Vicdanına sığıyorsa iyidir zaten yoksa şüphe varsa kötü olma ihtimali var.
Benim düşüncem şöyle lefty hanım.göçmen kuşu diyar diyar gezer nice şeyler görür,şahit olur.kafeste bir ömür duran kuştan farkı yoktur.tek gerçek her ikisininde ölme gerçeğidir.hayatta iken bile yaşadıklarımızın tamamını unutuyoruz.dünyayı gezip,görsende bir bahçende oyalasanda bir.her iki durumda hiç yaşanmamış,yaşamamış gibi olacaksın..
 
Geri