".......seneler öncesinde bir tesadüf sonucunda karşılaştığım, tanıştığım, mevcudiyetine ihtimal bile vermeye cesaret edemediğim bir imkan sonucu, boş ve manasız akıp giden ömrümün yanına kadar sokulmuş ve sonrasında geldiği kadar ani, geldiği gibi sebepsiz çekip gitmiş bir arkadaşımın dediği gibi, sevgili maria; 'hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır.’ biraz daha açarsak; bazen bize en yakın olduğunu düşündüğümüz insanların aslında bize neden yabancı ve uzak kaldıklarını ve bizim hakkımızda her şeyi bildiklerini zannederlerken bazı gerçeklerden hiç haberdar olmadıklarını anlarız. küçümseyip hor gördüğümüz, basit bulduğumuz, sıradan gözüken herhangi bir insanın da ne kadar zengin bir iç dünyası olabileceğini kavramamız bize şaşırtıcı gelebilir. işte bu sebeple maria, hayat dediğimiz bu ‘yaşamak canavarı’nda, yanlış kişiler üzerine oynadığımız bu tek seferlik kumarı, her defasında kaybetmemiz kadar acı veren başka bir şey yoktur. dolayısıyla, o kısacık cümlede bahsi geçen ‘‘hayat’’, tren penceresinden dışarı baktığı sırada gözüne kaçan kömür parçasını ovuştururken bilmeden gözlerinden birini kör eden kadının durumundaki küçük teferruattan ibarettir. göz mü mühim, kömür parçası mı; daha doğrusu büyük bir hakikat için küçük hakikatleri feda etmek, daha insanca ve insaflı olmaz mı?......"