"varmak için heplere önce hiçi göze almalısın"

M
  • Kullanıcı Maria puder
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
insan sevmezse eve gelir. gider aktarlara bakar. yarasına biraz uzaklık basar. küçük dükkânlarda uzun konuşur. bin çeşit önlem geliştirir. gökyüzü çoktan inmiştir yere. zamansızdır. seslerden üşür. insan sevmezse mezarını küçük düşürür.
 
".......seneler öncesinde bir tesadüf sonucunda karşılaştığım, tanıştığım, mevcudiyetine ihtimal bile vermeye cesaret edemediğim bir imkan sonucu, boş ve manasız akıp giden ömrümün yanına kadar sokulmuş ve sonrasında geldiği kadar ani, geldiği gibi sebepsiz çekip gitmiş bir arkadaşımın dediği gibi, sevgili maria; 'hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır.’ biraz daha açarsak; bazen bize en yakın olduğunu düşündüğümüz insanların aslında bize neden yabancı ve uzak kaldıklarını ve bizim hakkımızda her şeyi bildiklerini zannederlerken bazı gerçeklerden hiç haberdar olmadıklarını anlarız. küçümseyip hor gördüğümüz, basit bulduğumuz, sıradan gözüken herhangi bir insanın da ne kadar zengin bir iç dünyası olabileceğini kavramamız bize şaşırtıcı gelebilir. işte bu sebeple maria, hayat dediğimiz bu ‘yaşamak canavarı’nda, yanlış kişiler üzerine oynadığımız bu tek seferlik kumarı, her defasında kaybetmemiz kadar acı veren başka bir şey yoktur. dolayısıyla, o kısacık cümlede bahsi geçen ‘‘hayat’’, tren penceresinden dışarı baktığı sırada gözüne kaçan kömür parçasını ovuştururken bilmeden gözlerinden birini kör eden kadının durumundaki küçük teferruattan ibarettir. göz mü mühim, kömür parçası mı; daha doğrusu büyük bir hakikat için küçük hakikatleri feda etmek, daha insanca ve insaflı olmaz mı?......"
 
"kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum."
 
güven içinde olduğumu bilmem hiç
sevildiğimi, önem verildiğimi
benim başkalarını aradığım gibi
arandığımı bilmem…

dünyanın bütün suçlarını işlemiş
bütün yanlışlarını ben yapmışım gibi
yaptığım her işten tedirgin oluyorum.
içimde sürekli bir horlanma korkusu
bir kekeme tutukluğu ürkek dilimde
en iyi bildiğim konuda bile
çekine çekine konuşuyorum.

çekilip sonra kabuğuma küskünlüğün
kendime düşlerden sığınaklar kuruyorum
kırık dökük izleriyle hayatın.
usul sesli içe değen incecik
bir şarkı büyütüyorum, ömrüme benzeyen…
sabah kadar uçuk, akşam kadar acı
rengi dört mevsimin uyumsuz karışımı
acemi bir şarkı…

umuda ve gerçeğe böyle katlanıyorum.
 
[YOUTUBE]fEQhZsF3HbY[/YOUTUBE]

"Geçmişte kaldı mutlu günler.
Deli Gönlüm sana hala vurgundur"
 
sadece cocukken uyaniksindir bunu bil..
her seyin farkindasindir.. her sese donup bakarsin..
buyumek uyumak ve unutmak gibidir..
ve buyuklerin de dediği gibi uyuman gerekir buyumen icin..
sagir ediyorsa sessizlik ve kor ediyorsa aydinlik..
sadece sana gorunen ve kimseyi inandiramadigin bir hayalet gibi yanibasinda oturuyorsa yalnizlik bu gece..
hep aynı saatte kapini calan bir dusman gibi bekliyorsa seni..
ve canina kastedecek bir kilic gibi sallaniyorsa tepende..
unutabilmek icin hepsini..
biraz uyu..
 
"Ben aşkı yalnız olmayı bilmeyen iki kişi için bir tür kaçış yolu olarak görüyorum."
 
Ben kimse kırılmasın diye kendimi kırdım, paramparça ettim.
 
"İnsan hep ister filmdekiler gibi birinin kendini sevmesini ama onlar hep filmlerde olur."
 
-İnsanlar hakkında ne de kolay hüküm veriyoruz ;
-Peygamber Efendimizin “Açıp da kalbine mi baktın ? ” uyarısına aldırmaksızın....

10306724_319905044834448_6170265683712018562_n.jpg
 
insanlar aslinda mutluluga dayanamiyorlar. mutlu olmak istiyorlar tabii, ama bunu elde eder etmez, birtakim yersiz duslerle kendilerini yiyip bitiriyorlar... insanlar mutluluga mi dayanamiyorlar, yoksa onu yanlis mi taniyorlar, ya da kendileri icin neyin gerekli oldugunun mu farkinda degiller, mutlulugu kullanmayi mi beceremiyorlar, yoksa oteye beriye cekistirmekten yorgun mu dusuyorlar, bilmiyorum; bildigim bir sey varsa, habire ondan soz ediyorlar, boyle bir sozcuk ortada ve herhalde bosuna icat edilmedi
 
ne kimse beni teselli etmeli, ne de ben kimseyi... riyakârlık tesellide son haddini bulur. bu anda çehrelerin aldığı yalancı teessür ifadesi, o biraz yukarı kalkıp birbirine yaklaşan kaşlar, o hafif hafif ve anlayışlı bir tavırla sallanan baş ve o derinden çıkarılmağa çalışılan matemli ses insanı deli eder
 
Ne güzel diyor Sabahattin Ali içimizde ki şeytan romanın da ;


isteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi sözve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum:

buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış biir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum.

halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? bu bizim gururumuzun salaklığımızın uydurması…

içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… içimizde şeytan yok… içimizde aciz var… tembellik var… iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey hakikatleri görmekten kaçmak ihitiyadı var…
 
"Ben 4 kişiyim: 1 ben, 2 içimdeki, 3 aynadaki, 4 kalbimdeki... Ben'i geç, içimdeki zaten deli, kır aynadakini. Ya kalbimdeki?"
 
şimdi kendime herkesten evvel ben inanmıyorum. tamamıyla değişeceğim... muhakkak... fakat ne zaman? senelerce süren bir mücadeleden sonra mı? yoksa hiç muvaffak olamayarak bu manasız varlığı taşımakta devam mı edeceğim?... bu son günlerde kendimi hesaba çektiğim zaman namuslu bir insanın yüzüne bakamayacak kadar günahlarla yüklü olduğumu da gördüm…
 
Geri